‘‘Seleften bir zat şöyle der:
"Günahın cezalarından biri de başka bir günah doğurmasıdır. İyi amelin ödüllerinden biri ardından gelen ikinci bir iyi ameldir. Kul iyi bir amel işlese, yanındaki "beni de işle" der. Onu yaptığında üçüncü bir hayırlı amel de aynısını söyler... Böylece kazanç katlanır, sevap çoğalır.
Günahlar da böyledir. Sonunda taatler ve günahlar kişide yerleşik haller, ayrılmaz nitelikler ve sabit melekeler haline dönüşür. Öyle ki iyi bir insan tâat yapmaktan aciz kalsa daralır. Kendini sudan ayrılmış balık gibi hisseder. Bu durumdan ancak ona tekrar döndüğünde kurtulur; rahatlar, huzur bulur, sevinir.
Mücrim de günahı bırakıp tâate yöneldiğinde sıkılır, göğsü daralır, ve günaha tekrar dönene kadar eli kolu bağlı gibi olur. Hatta çoğu fasıklar hiçbir zevk almadıkları ve içlerinde ona karşı dürtü bulunmadığı halde sırf günahtan ayrı kalmanın verdiği elemle günaha dalarlar.
Kul bir süre kendini ibadete zorladıktan sonra ona alışır, sever ve onu başka şeylere tercih eder. Sonunda Allah rahmetiyle ona melekler gönderir. Melekler onu tâate dürtükler, teşvik eder, yattığı ve oturduğu yerden kaldırıp ibadete yöneltirler.
Masiyet ehli kimse de günahlara alışır, kalbi onlara ısınır. Sonunda Allah ona, sürekli günaha dürtükleyici şeytanlar gönderir.
Birinci kulda tâat askerleri Allah'ın verdiği yardımla güçlendiler ve onun en büyük yardımcıları oldular. İkinci kulda da masiyet askerleri verilen desteklerle güçlendiler ve onun yardımcıları oldular.
Masiyetlerin kul için en tehlikeli etkilerinden biri de kalbin hayır yapma iradesini zayıflatıp, günah işleme iradesini güçlendirmesi; tevbe irade ve isteği kalbinden tamamen çıkıncaya kadar tevbe iradesini yavaş yavaş zayıflatmasıdır. O ancak canının yarısı çıkınca tevbe eder. O vakit diliyle yalancıların tevbe ve istiğfarlarını söyler durur. Ama kalbi hâlâ günahlara bağlı onda ısrarlıdır; güç yetirdiğinde hemen yapmaya kararlıdır. Bu, hastalıkların en büyüğü ve uçuruma en yakın olanıdır.’’
İbn Kayyım el Cevziyye- Kalbin İlacı’ndan bir bölüm