Hazret-i Ömer’in huzurunda bir dâvâ görülürken dâvâcı birini şahit göstermişti. Hazret-i Ömer şahit gösterilen o kimseye dâvâcıyı göstererek;
- Bunu tanıyor musun? diye sordu.
Şâhit;
- Evet ey halîfe! dedi. İyi tanıyorum.
Sordu tekrar:
- Pekâlâ onu nasıl biliyorsun?
- Emin ve âdil biridir efendim.
- Pekii bu adam senin yakın komşun mudur?
- Hayır komşum değil.
- Bununla herhangi bir alış verişte bulundun mu peki?
- Bulunmadım.
- Yolculuk yaptın mı?
- Yapmadım.
Hazret-i Ömer gadaba geldi.
- Öyleyse tanıdığını nasıl iddia ediyorsun be adam?!
Sonra dâvâcıya döndü.
- Bu seni tanımıyor. Git seni tanıyan birini getir bana!
> Kusurumu söyleyin!
Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim kim bende bir ayıp kusur görüyorsa lütfen söylesin diye ricada bulundu.
Hepsi birden;
- Estağfirullah efendim dediler.
O ricasını tekrarladı:
- Söylerseniz sevinirim.
Ordakilerden biri arzetti:
- Hocam ben sizde bir ayıp görüyorum.
Bu defa sevindi.
- Söyle kardeşim nedir o? Söyle ki düzelteyim.
Şöyle arzetti:
- Efendim bizim gibi günahkârları sohbetinize kabul ediyor kıymetli vakitlerinizi bizim gibi liyakatsız kimselere sarfederek ziyan ediyorsunuz.
Bunun üzerine sohbette olanlar ağlamaya başladılar.
Büyük Velî de ağlıyordu.
- Estağfirullah içinizde en günahkâr olan benim. Bu kesindir.
- Olur mu hocam dediler.
- Evet. Çünkü en yaşlınız benim.
Ve ekledi:
- Nefes sayısı çok olanın günahı da çok olur.
alıntı..
![[Resim: urjn1.jpg]](http://t1311.hizliresim.com/1h/p/urjn1.jpg)