Hele de bu coğrafyada doğup büyümüşseniz... Çoğunda hüzün vardır o senaryoların... Beklentilerle buluşamamanın hayal kırıklıkları ya da umuda yelken açmışken, umutsuzluk girdabına kapılıp boğulmanın acıklı öyküleri.
Çoğu dramatiktir. Yitip giden güdük yaşamların, benzer özetidir.
Arada bir, duygu seline kapılacağınız başarı öykülerinin de yansımalarıyla karşılaşırsınız. Kâh boğazınızda bir düğümlenmeyi hissedersiniz... Kâh gözlerinizde bir nemlenmeyi. Bunlar, aslında duygunun bakışlarınıza canlılık katan bir keyifle birleşmesidir. Zirveye tırmanışın yol hikâyesidir. Ve umudun yeşermesidir. "Vay be" dedirtir size... "Helâl olsun" dedirtir.
Kimse anasının karnından yıldız doğmaz. Lâkin yıldızlığa uzanan o meşakkatli süreçte, "Kim bilir kimin başından neler geçmiştir" merakının yanıtlarından birini de o hikâyelerde bulursunuz.
Ve çoğu kere, ibret alınması gereken bir yaşam dersini okursunuz.
Gecikmeli olarak, ben o öykülerden birine bu hafta başı Akşam'da rastladım. Çok etkilendim. Sizlerle de paylaşmayı istedim...
Genç adam, bir gün eşiyle birlikte Eminönü'nde dolaşmaya çıkıyor. Kapalıçarşı, Nuruosmaniye, Sultanahmet derken, Yeni Cami'nin önüne dek geliniyor. Orada simit satan bir çocuk var. Genç adam yaklaşıyor:
Simidin kaça koç?
200 bin abi... Çıtır çıtır hem de.
Tezgâhta kaç simit var?
70-80 tane var herhalde.
Hepsini alsam ne tutar?
80 desen, 24 milyon.
Genç adam, eşinin şaşkın bakışları arasında 3 tane 10'luk çıkarıyor.
Al sana 30 milyon, farz et ki hepsini aldım.
Simitçi, "Sağ ol abi" diyor, mutluluk içerisinde, "Sağ ol..."
Birkaç adım atıyorlar... Eşi soruyor:
Sen deli misin?
"Yoo" diyor genç adam.
Peki, almadığın simitlerin parasını niye verdin?
"Boş ver, sorma" diyerek konuyu kapatmak istiyor.
Eşi ısrar ediyor, bu kez dayanamıyor, anlatıyor:
Tablanın kenarına dikkat ettin mi?
Hayır, etmedim.
Etsen, görecektin. Tahtaya kazılı bir isim vardı.
Ne ismi?
Hidayet!
"Yoksa" diyor eşi...
"Evet" diye devam ediyor sonra genç adam, "O tabla, eskiden benim simit sattığım tablaydı."
Başarı öyküleri, hayatın gerçekleriyle verilen mücadeledeki kazanımlarınızla yazılıyor.
Kimilerinin geriye dönüp de anmak istemediği, kimilerinin ise gururla söz ettiği o öyküler, sizin bilginiz, beceriniz, aklınız, inancınız, hırsınız, inadınız, ısrarınız, yüreğiniz, emeğiniz, alın terinizle şekillenip, o zirve yolculuğuna eşlik ediyor.
Hidayet Türkoğlu, bugün zirvedekilerden biri.
Bir NBA yıldızı... Bir basketbol fenomeni... Türk spor tarihinin en yüksek kontrata imza atan ismi, yani bir dolar milyoneri.
Yokluktan varlığa, sıradanlıktan dünya çapındaki tanınırlığa geçişteki o çileli, ama onurlu yolculuğun örnek alınması gereken bireyi.
Toronto ile yaptığı anlaşmada 53 milyon dolara imza atmış. Allah daha çok versin, ancak beni o tarafı inanın hiç ilgilendirmiyor.
Ama simit tezgâhından NBA starlığına uzanan kariyerindeki o saygı duyulası mücadele... Filmlere senaryo olacak o muhteşem çıkış... İnanın çok etkiliyor ve çok daha fazla ilgimi çekiyor. Aslında bireysel olarak değil... Bu toplumun içinde, umudu kovalayan Hidayetlerin yol haritası, yaşam pusulası olması gerektiğini düşündüğüm için ilgimi çekiyor.
Zeki Çol / Zaman
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..