Bir Sâkidan İçtim Şarap
Bir sâkiden içitim Şarap, Arştan yüca meyhanesi
Ol sâkinin mestleriyiz, canlar anın peymanesi
Bir meclistir meclisimiz, anda ciğer kebap olur
Bir şem'dir bunda yanar, güneş anın pervanesi
Aşk oduna yananların küllî vücudu nur olur
Ol od bu oda benzemez, hiç belirmez zebanesi
Andaki mest olanların, olur Enelhak sözleri
Hallâc-ı Mansur gibidir en kemine divanesi
Ol meclisin bekrîleri, ol şah Ethem gibidir
Yüzbin olur her köşede, Belh şehrinin viranesi
Ey sat hezaran Bayezit, anda mugannîler çalar
Ütrük nefsek teal olur, ol çalgının teranesi
Yunus bu cezbe sözlerin cahillere söylemegiL
Bilmezmisin cahillerin niçe geçer zemanesi
YUNUS EMRE
BELH ŞEHRİ:
Horasan'ın bu ihtiyar şehri binlerce yıllık tarihi içerisinde pekçok siyasî ve sosyal olaylara sahne olmuş, Zerdüşt'ün doğduğu ve Mecûsî'liğin (ateşe tapanların dini) kurulduğu bir şehir olarak tanınmıştır. Yüzyıllar boyunca, çeşitli istilâlar altında ezilen, her gelenin yeni bir kültür, yeni bir din aşıladığı Belh, Emeviler zamanından itibaren İslâm devletlerinin göz diktiği bir belde olur. Putperest, Mecusî, Şaman, Budist, Hristiyan tapınaklarının yerini cami ve mescitler alır. Hatta Belh'e kadar uzanan muharip İslâm sahabelerine izafeten, şehre Kubbe-t-ül İslâm (İslâm Kubbesi) adı verilir. Bazıları da Belh'e, beldelerin anası anlamına gelen (Ümmül-bilâd) derler.
Bilginlerin sultanı Bahaeddin Veled:
Üstün zekâsı ve kaabiliyeti ile genç yaşında müderris olmuş, tasavvuf mesleğinde kademe kademe ilerleyerek merhaleler aşmıştı. Ondan feyz almak için gelenlerin haddi hesabı yoktu. Her taraftan akın eden öğrenciler, müridler, bu genç bilginin medresesini dolduruyordu. Dedeleri din uğruna çalışmış, ahiret saltanatı kurmuşlardı. Şimdi kendi de o yolda yürüyor, insanlara, manevî âlemlerin ihsanını saçıyordu.
İlmine ve kerametine izafeten bir gün Bahaeddin Velede Sultan'ül-Ûlema, yani (Bilginlerin Sultanı) dendiğini de görüyoruz.
Bahaeddin Veled, olgunluk çağlarına girdiği bir sırada, Belh emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatunla evlenmiş, bir yıl sonra da nur topu gibi bir oğlu dünyaya gelmişti. Baha Veled, çocuğun adını Alâeddin Muhammed koydu. Bu oğlundan sonra, ikinci bir çocuğu daha dünyaya geldi. Yüzünde gün ışığı gibi celâl nurları parlayan bu ikinci oğlunu pek sevmişti. Lohusa yatağında, şefkat damarlarından annelik sütünü emziren Mümine Hatunun kucağından alarak:
— Mübarek olsun Muhammed Celâleddin. Bu çocuk hiçbir çocuğa benzemez. O'na iyi bak Mümine demiş ve adını böylece "Muhammed Celâleddin" koymuştu.
Geleceğin büyük Mevlâna'sı, küçük Celâleddin böyle bilgin bir babanın ikinci oğlu olarak, annesinin, yetişkin müridlerin terbiyesi altında büyüyor, O'nun her hareketi dikkatle takip ediliyordu.
BELH ŞEHRİ-MEZARI ŞERİF- ŞAH ETHEM
Mevláná, 1207'nin 30 Eylül'ünde bugün Mezar-ı Şerif'in banliyösü olan ve şehre on dakika mesafede bulunan Belh'de doğdu. Tarihi çok daha önceki asırlara dayanan Belh, eski kaynaklarda ‘‘Máder-i Şehrhá’’ yani ‘‘Şehirlerin Anası’’ diye geçerdi ve o devrin önde gelen ilim merkeziydi.
Mezar-ı Şerif'in adı, bir 'efsane'ye dayanıyor. Hazreti Ali'nin bir Harici tarafından suikastle öldürülmesinden sonra, cenaze, bir devenin sırtına yüklenerek yola çıkarılmış ve Hz. Ali devenin çöktüğü yerde defnedilmiş. Devenin çöktüğü yer bugünkü Kuzey Afganistan şehri Mezar-ı Şerif. Hz.Ali'nin naaşı 'müşerref' olunduğu için, yerin adı Mezar-ı Şerif…
Tabiinin meşhur alimlerinden ve evliyanın büyüklerinden. İsmi, İbrahim bin Edhem bin Mansur olup, künyesi Ebu İshak’tır. Nesebi hazret-i Ömer’e dayanır. BabasıEdhem, Belh şehrinin hükümdarıydı. 714 (H.96)te Belh şehrinde doğup, 779 (H. 162)da Şam’da vefat etti. Burada büyük türbesi, camii ve pekçok vakfı vardır.
Bir kez gönül yıktın ise , Bu kıldığın namaz değil