You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

~Laedri~
Bir kalp yangını
Benim hiç kalbim olmadı.
Çocuklarım da oldu oysa. Konuşmayı nasıl öğrendiğini az çok bilirim çocukların. Neyi niye söylediğini bilmeden söylerler önce. Kendilerince isimler takarlar sevdiklerine. Araba 'dat dat' olur, uçak 'cuvvvv', arı 'zzzzzz' mesela. Bir gün sen atta'dan gelirsin 'bab-ba' diye koşar kucağına. Dünyalar senin olur.
Kalp çocuk gibidir, neyi öğretirsen onu söyler, demişler. Bütün öğreneceği tek bir kelime: Allah diyecek, bütün mesele bu. Ama öğretemedim. Dilimden anlamıyor diye dilimi damağıma yapıştırdım, söyledim. Yine öğretemedim.
Ben bir kelimeyi öğretemedim ona ama o bütün kelimeleri öğrendi: “Ben, dünya, makam mevki, şan şeref, para pul...”
Çocuklarım kelimeleri öğrenmeden önce her dertlerini bir 'ınga' ile anlattılar. Kalbim bir kelimeyi öğrense bütün dertlerini halledecekti, öğrenemedi. Boş bir beşiği salladım bir ömür. Tespih tespih ninnilerle kendimi avuttum.

Benim hiç kalbim olmadı
Saatim oldu ama. Nereye gitsem ne yapsam o hep işiyle meşgul.
Tik-tak, tik-tak, tik-tak...
Konuşsam, yürüsem, çalışsam, kalksam, uyusam o hep aynı. Bir işi var onun peşinde. Akrep akrep, yelkovan yelkovan ha bire koşuyor.
Tik-tak, tik-tak, tik-tak...
Kalp saat gibi olacak buyurmuşlar. Sen ne yaparsan yap, neyle uğraşırsan uğraş, o hep yaratılış sebebini ifa edecek:
Allah, Allah, Allah...
Daima zikredecek. Bunu başarabildiği gün bir kalp, olmuştur. Olan kulların kalbi belki bunun için saat gibi. Hatta ötesi. Ne pili bitiyor, ne kurmaya hâcet var. Ezelden kurulu olduğu gâye ne ise hep onunla meşgul.
Allah, Allah, Allah...
Ah ki o kalp bir olsa, geri kalan her şey hiç olacak.

Kalbim hiç benim olmadı
Yalan yanlış hayâllerin, yersiz kaygıların, başıboş umutların, beyhude sevdaların oldu kalbim, ama hiç benim olmadı. Kalbimin sahibi ne zaman nazar etse, orada hep kendinden gayrını gördü. Sahibinin olamayan kalp nasıl kulunun olsundu ki? Kalbi kendisinin olamayan nasıl kul olsundu?
Buyurdular ki: “Vücutta bir çiğnem et parçası vardır, o ıslah olursa bütün vücut ıslah olur, eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin o kalptir”
Doktorların muayene ettiği değil, peygamberimin haber verdiği kalp. O bir ıslah olsa bütün azalar ıslah olacak. Ne ayağın yanlışa gitmeye takati kalacak, ne gözün harama bakmaya mecali. Ne dil Hak'tan gayrını konuşacak, ne kulak yasaklanan sözleri işitecek.
Kan pompalayan et parçasına sahip olduğum için yaşamaya devam ettim. Nur oluverse, bütün âzâlarımı yâr edecek nur parçasını bulamadığım için ölmeden ölemedim. Vah ki vah!

Ben hiç kalbim olmadım..
Ağaçları duyamayışım bundandır belki de. Denizleri dinleyemeyişim, yağmurdan anlayamayışım, toprağa sadece basıp geçişim hep bundan. Yerlerde ve göklerde olan her bir şey O'nu tespih etmekte. Kendi lisân-ı hâlleri ile, kendilerine öğretildiği şekilde. Hiç şaşmadan, yorulmadan… Yaratılmış her ne var ise hepsinin dilinde O.
Allah, Allah, Allah...
Her şey benim için yaratıldı oysa. Ben de O'nu zikretmek için yaratıldım. Benim için yaratılan her şey O'nu zikrederken, O'nun için yaratılan ben, her şeye o kadar dalmışım ki O'ndan gâfilim. Var mı bundan büyük ıstırap?
“Dikkat ediniz kalpler ancak Allah'ı anmakla itminana kavuşur”
Ben hiç kalbim olmadım ki; yaratılmış her bir şeyin bir olandan haber veriş ahengine gark olup, sonsuz itminana erebileyim.
...
Benim bir kalbim olsaydı, bilirdim.
Benim kalbim bir olsaydı, yanardım.
Kalbim bir benim olsaydı, bulurdum.
Ben bir kalbim olsaydım, olurdum.
Bilemedim, bulamadım, olamadım, yanarım!
Tefekkür divânı
“Sordum sarı çiçeğe sen beni bilir misin
Çiçek eydür derviş baba sen Yunus değil misin”
Bir şair oturup bu şiiri yazacak olsa, çiçekle hemhâl olur. Düşünür ben çiçeğe böyle bir soru sorsam bana ne cevap verirdi diye. Bulduğu en güzel mânâyı da kelimeye döker.
Yunus böyle mi yazdı?
Sanmam. İnancım o ki, oturdu bir sarı çiçeğin yanı başına ve sordu, cevap verdi çiçek ve duydu.
Çiçek konuşur mu?
Konuşur. Kalbi olanlarla konuşur çiçek. Dağ taş, börtü böcek, yer gök konuşur. Kalpleri yoktur, ama konuşur.
Bir Uhud var, sever mesela. Emaneti yüklenmekten çekinen bütün dağlar adına özür diler gibi sever hem de. Biz bilemesek de sever. Bizim kadar sevilir mi bilmem ama bizden çok sever.
Bir kütük ağlar hasretten mesela. Bir kaç adımlık ayrılığa dayanamaz, bir anlık iftirak bile yakar kütüğü, içini çeke çeke, inleye inleye ağlar. Kütük ağlar mı? Ağlar, odun değilse ağlar!
Bizim duyamıyor oluşumuz lâl etmez sarı çiçekleri. Biz, “Bizim Yunus” olamadığımız için söylenenleri duymayız.

Dem O demdir...
Hatırlayınız, Ebû Cehil bir gün avcuna taş parçaları saklayıp sorar Efendimiz'e (s.a.s): Eğer gerçekten peygambersen avcumdakilerin ne olduğunu söyle? Cevap Allah'ın Rasûlü'nden bir soru ile gelir: Ben mi avcundakilerin ne olduğunu söyleyeyim, onlar mı benim kim olduğumu söylesinler?
Taşlar vecde gelir daveti duyunca. Dem bu demdir. Nurdan bir halka kurulur nâra müstahak elin içinde. Taşların her biri bir kalp olur. Tutuşurlar el ele. Bir işarete bakacak bütün mesele. Dili dönmez demeyin, dile döner taşlar ve haykırırlar aşk ile: “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlullah...”
Cehâletin babasının avcu yangın yeri ama kalbi taş kesilmiş nasipsizin. Avcundaki taşları öfke ile yere çarpar, yine iman etmez.
Arifler derler ki, taşlar o anda zikretmeye başlamadı, onlar daim o zikir ile meşguldüler. Allah o an kulağından perdeyi kaldırdı da Ebû Cehil işitmeye başladı.
Kalbimizden cehâletin perdesini kaldırabilsek işiteceğiz belki de. 'Bizim Yunus' oluş sırrını bir Tapduk eşiğinde bir tâlim etsek, bir kalbimiz olacak bizim de.

Adamın çiçeğe dönüşmesi...

Ağaçların zikrini duysaydı insan, kalbi dayanamaz patlardı, demişti bir gün bir kalp sahibi. Duymak, kalbi olanların işi demek ki... Kulağı olanlar işittim zannediyor sadece.
Bir sarı çiçek bulmalı şimdi. Oturup başına bir türkü söylemeli: “Ben bağrımı toprak sandım taş imiş/ Meğer taşa tohum ekilmez imiş.”
Bir sarı çiçek olmalı şimdi. Başında türkü söyleyen adama dönüp bir şiir okumalı: “Taş taş değildir bağrındır taş senin/ Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin.”
Adam şiir kokmalı o an, çiçek türkü yakmalı. Adamın yüzü sararmalı mahcubiyetten, çiçeğin yüzü ağarmalı aşktan. Çiçek yüzünü adama dönmeli, adamın yüzü çiçeğe dönmeli. Adamla çiçek bir olmalı. Erimeli çiçek adam. Bir kalp kalmalı ondan geriye. Yokladıkça Allah, kokladıkça ah diyen bir kalp…
“Elif lam ra”
İşte bütün hikâye…
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Bir kalp yangını
Son zamanlarda okuduğum en güzel yazıydı...

birçok şey yazmak istiyorum ama kelimeler kilitlendi içerde adeta.
yazan kim ise helal olsun,
yüreğine sağlık...
.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.