Enerji Alanı
Misali bedenlerin varlığına dair keşiflere bilim adamları değişik tarzlarda ulaşmışlar ve farklı adlar vermişlerdir. Bildiğimiz tür enerjiyle uyuşmayan “Enerji alanı” ve “aura” ile ilgili geliştirilen önemli bir kavram ise “biyolojik plazma”dır.
Bu kavramın temelleri 1944 senesinde fizikçi ve mühendis olan V. S. Grischenko tarafından atıldı. Biyolojik plazma bedeni fikrine destek veren bir ilim adamı ise Kazakistan’ın Alma-Ata şehrindeki Kirov Devlet Üniversitesinde biyofizikçi olan Dr. Victor Inyushin’dır. Alakalı bilim adamları kişi bedeninin etrafında olduğu kabul edilen plazmayı maddenin dördüncü hali olarak ele alır.
Günümüzde pek çok bilim adamı sadece fiziksel bedenden ibaret olmadığımızı, mevcut fiziki verilerle uyuşmayan“enerji alanlarının” varlığını kabul eder. Bu enerji alanlarını veya organların elektriksel eylemlerini ölçebilen aletler geliştirmişlerdir.
Bunlardan birisi de Rus asıllı fizik mühendis olan Konstantin Korotkov’dir. Kirlian tekniğinden yola çıkarak GDV cihazını geliştirmiştir. Bu çalışmalarda, fizik beden, astral, mantal ve ruhsal bedenlerin enerjetik durumu hakkında oldukça isabetli sonuçlara ulaşılmaktadır. Organların mevcut sıhhat durumları ile ileriki zamanlarda gösterebileceği sorunlara dair teşhislerde bulunabilmektedir.
Şimdilerde “süper iletken kuantum girişim aygıtı” yardımıyla bedenin çevresindeki elektromanyetik alanlar ölçülüyor. Ölçüm esnasında cihaz bedene bile değmiyor. New York Üniversitesinden Dr. Samuel Williamson’a göre, SQUID yardımıyla beyin fonksiyonları hakkında, EEG’den bile daha iyi bulgular elde edilmektedir.
19. yüzyılın başlarında Reichenbach, Avrupa’daki bilim çevrelerince yakından tanınan isimlerden birisiydi. Meteorlar konusunda tam bir otorite sayılıyordu. Sayısız buluşların kaşifi olan Reichenbach’ın bilimsel kredisi başlangıçta oldukça yüksekti . Ne varki dikkatini “od” diye adlandırdığı şeyin incelenmesine yöneltince her şeyi maddede arayan ve bu sebepten maneviyatta gözleri körleşen bilim çevrelerinin öfkeli saldırılarına maruz kaldı. Çünkü, Reichenbach’ın elde ettiği verilerin çoğunluğu “duyular dışı” algılama yeteneği olan “hassas” kişilere dayanıyordu.
Bilime hakim determinizm ilkeleri tabular halinde çoğu insanların zihninde hakimiyetini hala sürdürüyor. Kuantum, izafiyet, halografi gibi sebep-sonuç ilkelerini yerle bir eden buluşlar bile kalıplaşmış düşünceleri değiştirmeye kafi gelmemektedir. Einstein’in dediği gibi, “sabit fikirleri parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur”.
Ülkemizde bioenerji ve uzaktan algılama ile ilgili birtakım insanlar tanıdım. Bunlardan birisinin bu enerjiyi hem uzaktan da gönderilebilme özelliğine sahip olduğunu; ve aynı zamanda uzaktan algılama hassasiyeti gösterdiğine şahit oldum. Bu algılama ile yera altı su, maden, petrol ve doğal gaz.. gibi hazinelerin varlığını farketmek olanaklı oluyor.
Diğer Örnekler
Hekim ve manyetizör Franz Anton Mesmer bu olaylar ta iki yüz sene evvel ilgilenmişti. Yaşamakta olan her şeyden ışık saçan bir akışkan yayıldığını ileri sürmüştü Mesmer. Reichenbach’ın çalışmaları Mesmer’inki ile uyum sağlamaktadır. Reichenbach, kristallerin “od” yaydığını keşfeder ve buna “kristalod” adını verir. Karartılmış bir odada büyük bir kuartz kristali kullanır. Günümüzde pek çok şifacı hem mekan temizliğinde hem şifa çalışmalarında ametist, kuartz gibi kristalleri kullanmaktadır.
Reichenbach da, Mesmer gibi kendi bedeninin “od” yaydığını keşfeder. Karanlıkta parmak uçlarından 5 – on cm boyunca ışık çıktığını gözler. Canlı bedenleri sis benzeri bir dumanla çevrilidir. Ellerle yapılmakta olan şifa çalışmalarında bu gücün etkili olduğu sonucuna varır. Hassas denekler, kırmızımsı olan genital bölgeden mor olan baş bölgesine doğru yükselen bir renk spektrumu gözler. Bu renk tasnifi, doğu öğretilerinde yer alan enerji girdapları olan şakraların renklerine tekabül etmektedir.
Reichenbach deneyleriyle birçok kişi ilgilenmiştir . Dr. Şefika Karagülle, Reichenbach’ın mıknatıslarla yapmış olduğu bu deneyleri tekrarlayarak aynı sonuçlara ulaşmıştır. Şefika Karagülle’nin bu konularda ileri derecede uzmanlardan birisi olduğu kabul edilir.
Türkiye’de doğmuş bir doktor olan Karagülle, nöropsikiyatri üzerine tecrübe sahibi birisidir ve Beverly Hill’deki “Higher Sense Perception Research Foundation”m başkanlığını yapmıştır. Bu kuruluş, psişik medyum olaylar ve dahilik yeteneği üzerinde çalışan bir vakıftır. Karagülle, “Aura” algılayabilen ve aynı ölçüde enerji bedeni de görebilen hassas yetenekli kişiler ile de çalışmaktadır.
Bu konularda hatta bir ders kitabı da yazan NASA’da çalışmış bir fizikçi Barbara Brennan’dır. Brennan, aynı zamanda bir “duru görü” sahibi medyumdur. Müşahedelerini resmedildiği, ikinci bedene ait çakralar ve alakalı konularda detaylı resimlerin yer almış olduğu kitap konuya meraklılar için iyi bir rehber kitap niteliğindedir [Kitabın Türkçe versiyonunun ismi “Işığın Elleri”]
Barbara Brenann, on 5 yıllık profesyonel meslek hayatı boyunca 5000’den fazla hastanın ve kişinin rahatsızlıklarını görerek teşhis ve tedavi etmiştir.. Kişi Enerji Alanı üstünde şifacılık rehberi niteliğindeki bu ilk çalışmasını mutluluğu, sağlığı ve potansiyellerini gerçekleştirmeyi hedefleyenler için yazdığın söylüyor. Brennan kitabında bilim adamları tarafından daha yeni yeni doğrulanan fakat şifacılar ve mistikler, medyumlar tarafından fazla uzun zamandır bilinen bu enerji bedenimizin, tüm hastalıkların başlangıç noktasını teşkil ettiğine dikkat çekiyor ve dua, ibadet, pozitif düşüncenin şifanın kaynağı olduğunu anlatmak istiyor. Asıl mutluluk ve şifa bedende değil onun arkasında ruh ve misali bedende, iman ve inançta olduğuna dikkat çekiyor.
İnsan anne karnına düştüğü andan ölünceye dek, devamlı bir değişim içerisinde olmakla birlikte, değişmeyen bir insanî mâhiyete sahiptir ve kendi olarak kalır. Bu durum, varlığın; 5 duyuyla idrak edilemeyen, lâboratuvarda incelemeye kolayca alınamayan, değişmeyen bir yanı olduğuna işaret eder. Zîrâ şu durmadan farklılaşan, ama değişmez bir gerçek üstünde değiştiği için kararlı görünen kâinatın arka plânında metafizikî yorumlara açık bir aralık âlem (berzah ve misâl gibi) bulunmaktadır. Fizikî boyut, fizik ötesi boyuta tenteneli bir perde olur. İnsanın zihin ve kalb dünyası, varlıkta iç içe âlemler olduğunu ispatlayan reddedilmez delilini sunar.
Yirminci yüzyılda bilimdeki büyük gelişmelere ve içerisinde bulunduğumuz zaman dilimine bilgi çağı denmesine rağmen insanın mahiyeti büyük etapta bir muamma olmaya devam etmekte asır biyolojik bilimlerde büyük gelişmelere sahne oldu ve biyoteknoloji bugün küresel ekonominin çok önemlidir lokomotiflerinden birisi haline geldi.
Bunun neticesi olarak artık kişi bedenini çok daha iyi tanıyor ve rahatsızlıklarını çok daha iyi teşhis ve tedavi edebiliyoruz. Hatta laboratuvarlarda bireylerin kendi genetik yapılarına uygun doku ve organların imal edilebileceği günleri beklemekteyiz.
Ama kendini davranışlarla gösteren insan ruhu için aynı parlak tabloyu çizmemiz mümkün görülmüyor. İnsanın bedeni veya maddî yapısı ile ilgili bilimler hızlıca gelişip parlak bir gelecek tablosu çizerlerken, insanın ruhu yada manevî yapısı ile ilgili bilimler bu gelişmeleri geriden takip etmektedir.
Bu manzara bile açıkça göstermektedir ki insanın manevî yapısı ile ilgili mevcut bilgiler büyük etapta eksik, yetersiz ve hatta geçersizdir. Yapılması gerekli ilk şey insanın mahiyetini kemikleşmiş önyargılardan ve ezberlerden arındırarak doğru anlamaya çalışmaktır. Bunu da müsbet bilimin kaynağı olan gözlemlere dayanarak yapmalıdır.
Alıntıdır