You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Bidat Nedir? Hayatımızdaki Bidatlar Nelerdir?

Bidat Nedir? Hayatımızdaki Bidatlar Nelerdir?

Profesör
Bidat Nedir? Hayatımızdaki Bidatlar Nelerdir?

Bidat; Hz. Peygamber (sav.) ve ashâb-ı kirâm efendilerimizin zamanında olmayan ve sonradan meydana gelen İslam’a muhalif, inanç, amel, tutum ve davranışlardır.

Istılahta ise bidat; “sünnet” kavramının zıddı olarak kullanılır.[1]

Bidat; İslam’ın tamamlanmış ve kesinleşmiş olan ibadet sistemine yeni bir şey ilave etmek ya da sistemde var olan bir şeyi ondan çıkarmaktır.

Bidat; sahabe ve tabiun döneminde mevcut olamayan ve şer’i bir delilin gerektirmediği her yeni şeydir.[2]

Ahmed bin Hambel şöyle der: “Bidalar, nasların yanlış yorumlanması ve sünnetin terk edilmesi ile ortaya çıkmıştır. Sünnet terk edilerek yerine bir başka âdet koymak ve onun ile amel etmek bidattır.”[3]

Leknevî bidatı şöyle tarif eder: “Hz. Peygamber (sav.) zamanında meydana gelen şeyler, ister kendileri tarafından yapılsın, ister sahabi tarafından işlenip de O’nun tarafından bir müdahale edilmeyip kabul edilsin, kesinlik ve ittifakla bunlar bidat değildir”[4]

Nitekim Resûlüllah (sav.) döneminde münferiden ve sekiz rekât olarak kılınan teravih namazının Ubey b. Ka’b (ra.) tarafından yirmi rekât ve cemaatle kılındığını gören Hz. Ömer (ra.): “Bu ne güzel bidattir”[5] diye buyurmuş ve böylece teravih namazını, kendi halifeliği zamanında ilk defa cemaatle kılmayı başlatmıştır.

Hâlbuki Peygamber Efendimiz (sav.) teravih namazını, birkaç gece kıldıktan sonra terk etmiş, sahabelerine de cemaatle kılmaları hususunda herhangi bir tavsiyede bulunmamıştır. Teravih namazı Hz. Ebu Bekir Efendimiz’in (ra.) halifelik döneminde de cemaatle kılınmamıştır. Elbetteki, Hz. Peygamber (sav.)’in en yakın dava arkadaşlarının ve seçkin halifelerinin İslam’a ve sünnete muhalif bir şey ihdas etmeleri mümkün değildir. Hz. Ömer’in (ra.) böyle bir harekette bulunması; Peygamber Efendimiz (sav.)’in: “Size benim sünnetime ve benden sonra raşit halifelerin sünnetine sarılmanızı tesviye ederim”[6] “Benden sonra gelecek iki kişiye yani Ebu Bekir ve Ömer’e uyunuz.”[7] hadis-i şeriflerine dayanmaktadır. Bugün büyük bir aşk ve şevkle teravih namazını kılan Müslümanlar da Hz. Ömer’in (ra.) bu sünnetine uymaktadırlar.

Dinin ibadet kısmı ile alakalı esaslar Kur’an ve sünnette mevcut olup, bizzat Hz. Peygamber (sav.)’in ifa etmesiyle kesinleşmiştir. Bundan dolayı İslam hukukçuları bidatı; taabbüd (ibadet etmek) kasdıyla dinde ortaya atılan yeni şeylerdir.”[8] diye tarif etmişlerdir.

Evet bir kavramın sadece lügat manasına bakarak, icat edilen her yeni şeyi bidat olarak görmek doğru değildir. Sonradan ortaya çıkan ve bidat diye adlandırılan şeylerin meşru ve makbul; ya da İslam inancına ve ehl-i sünnet itikadına muhalif olup olmadığına bakmak gerekir.

Nitekim Hz. Peygamber (sav.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: “Kim benden sonra terk edilmiş bir sünnetimi ihya ederse, onunla amel eden herkesin ecri kadar o kimseye sevap verilir, hem de onların sevabından hiçbir şey eksiltilmeden. Kimde Allah’ın ve Rasulünün rızasına uygun düşmeyen bir dalalet, bidatı icat ederse, onunla amel eden insanların günahları kadar o kişiye günah yüklenir, hem de onların günahlarından hiçbir şey eksiltilmeden”[9]

Öyle ise, Hz. Peygamber (sav.)’den ve onun ashabından sonra ortaya çıkan her yeni şeyi bidat diye reddetmek veya kullanmamak İslam’ın ulviyeti ile asla bağdaşmaz.

Kur’an ve sünnete muhalif olmayan, İslam dinini tağyir etmeyen ilim ve teknik sahasındaki inkişaflara bid’at-i hasene yani güzel bidat denilir. Hz Peygamber (sav.)’in zamanında olmayan, uçak, elektrik, bilgisayar, telefon, televizyon ve internet gibi medeniyet harikaları bu kısmı girer. Aynı şekilde ezanın daha uzaklara ulaşmasını sağlayan minare ve hoparlör gibi vasıtalar da bidat-ı hasenedir. Herhangi bir sünnetin yapılmasına imkân tanıyan ve kolaylaştıran teknolojik âletler ve zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına göre meydana gelen yenilikler, müesseseler, fennî keşifler ve ilmî buluşlar bidat olmadığı gibi, maddi ve manevi terakkiye vesiledir.

Evet İslam dini, kıyamete kadar gelecek bütün insanların maddi ve manevi ihtiyaçlarını, huzur ve refahını temin, ruhlarını ve akıllarını tatmin eder.

İslam dini her zaman çalışıp terakki etmeyi emreder. Ona hakkıyla intisap eden ve onun ulviyet ve kutsiyetini idrak edenler her türlü terakkinin ve kemalatın zirvesine çıkarlar. “İnsana çalıştığından başkası yoktur.”[10] ayeti ile “Çalışan Allah’ın dostu ve sevgilisidir.” “İki günü eşit olan ziyandadır.” Hadis-i şerifleri, çalışıp terakki etmeyi, milletin terakkisi için ilim ve fen sahasında yeni buluşlar icat etmeyi teşvik etmiştir. Bu bakımdan, Müslümanların büyük bir gayret ve azim bir şevkle ilim, fen ve teknik sahasında terakki etmeleri gerekir.

Bediüzzaman Hazretleri maddi terakkinin ehemmiyetini şöyle nazara verir:

“Bu zamanda i’lâ-yı Kelimetullah, maddeten terakkiye mütevakkıftır ve medeniyet-i hakikiyeye girmekle i’lâ-yı Kelimetullah edilebilir.”[11]

“Neden dünya herkese terakki dünyası olsun da, yalnız bizim için tedenni dünyası olsun!”[12]

Evet millet olarak varlığımızı devam ettirmemiz, maddi ve manevi terakkiye bağlıdır. Bu da ilim, marifet, sanat ve ticarette tekâmülle mümkündür. Hangi millet, sanat, ticaret ve teknoloji ile donanmışsa, terakki etmiş ve ilerlemiştir. Maddi terakki, bir milletin ve devletin asayişindeki istikrarın da en önemli vesilelerinden biridir. Ticaret ve sanat bir milletin kanı ve canı hükmündedir. İktisaden güçlü olmayan devletler siyasi bakımdan da muvaffak olamazlar.

Bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz (sav.) “Hikmet müminin yitiğidir, velev ki, Çin’de de olsa alınız.” buyurmakla maddi terakkinin vesilesi olan fen ilimlerinin de ehemmiyetini ortaya koymuştur. Nitekim bugün akılları hayrette bırakan pek çok medeniyet harikaları, ilim sayesinde dünyanın iftihar tabloları hâline gelmiştir. Asrımızdaki gözleri kamaştıran ve akılları hayrette bırakan ilim, irfan, fen ve teknik sahasındaki terakkiler insanın istidat ve kabiliyetinin birer semeresidir. Daha kısa bir zaman önce binbir meşakket ve zorlukla deve ile seyahat eden insanlar, bugün uçak sayesinde yüzlerce kişiyle birlikte birkaç saat içerisinde en uzak ülkelere gidebilmektedirler. Kim bilir insan, istidat ve kabiliyeti sayesinde bundan sonra daha ne gibi yeni keşifler ve icatlar ortaya koyacak. Çünkü onun istidat ve kabiliyetine bir had ve sınır konulmamıştır. Cenab-ı Hak, bir hayvana hangi istidadı vermiş ise ancak onu yapabilir. Arı ancak bal yapar, tavuk sadece yumurta, koyun ise yün ve süt verir. Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade etmektedir:

“Cenab-ı Hak… insanların kuvalarına ve hissiyatlarına fıtraten bir had bırakmamış; fıtrî bir kayıd koymamış, serbest bırakmış. Sair hayvanatın kuvaları ve hissiyatları mahduddur, fıtrî bir kayıd altındadır. Halbuki insanın her kuvası, hadsiz bir mesafede cevelan eder gibi, gayr-ı mütenahî canibine gider. Çünki insan, Hâlık-ı Kâinat’ın esmasının nihayetsiz tecellilerine bir âyine olduğu için, kuvalarına nihayetsiz bir istidad verilmiş.”[13]

Bütün bu izahlardan da anlaşıldığı gibi, bir şeyin bidat olup olmaması, Cenab-ı Hakk’ın rızasına, Hz. Peygamberin (sav.) sünnetlerine, İslam dininin esaslarına ve ehl-i sünnet itikadına muhalif olup olmamasına bağlıdır.

İmam-ı Rabbanî (ra) Mektubat isimli eserinin 186. Mektubunda bid’ayı “bidat-ı hasene” ve “bidat-ı seyyie” olarak ikiye ayırır ve şöyle der: “Sünneti ortadan kaldıran ve sünnetin yerine geçen âdetlere ‘bidat-ı seyyie’ denir.”

İmam-ı Rabbani, kıyas ve içtihadın bidat olmadığını, bunlar her ne kadar Peygamber Efendimiz (sav.)’in zamanında yoksa da, sonradan dinin uygulanması ve anlaşılması için lazım ve şart olduğunu belirtir ve “Ey akıl sahipleri, iyi anlayın!” âyetinin kıyası ve içtihadı emrettiğini ifade eder.

İmam-ı Gazali Hazretleri de şöyle der: “Yasak olan bidat, sabit bir sünnetin zıddı olan ve illeti devam eden şer’i bir hükmü kaldıran bidattir.”[14]

Nitekim Peygamber Efendimiz (sav.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: “…Sözlerin en güzeli Allah’ın kelamı, yolların en doğrusu Muhammed’ in yoludur. (Dinde) ihdas edilen (sonradan ortaya çıkarılan) şeylerden sakınınız. Muhakkak ki işlerin en fenası sonradan ortaya atılanlardır. Her yeni şey bid’attir, her bid’at dalalettir…”[15]

Bu hadis-i şerifte ifade edilen bidat, İslam dininin kudsiyeti ile bağdaşmayan ve onu tağyir eden tutum, davranış ve fiiller içindir.

Bediüzzaman Hazretleri, hadisinin; “Bu gün dininizi tamamladım ve din olarak İslâm’dan razı oldum”[16] âyetini izah ettiğini ifade eder ve şöyle buyurur: “Kavâid-i Şerîat-ı Garra ve Desâtir-i Sünnet-i Seniyye, tamam ve kemâlini bulduktan sonra, yeni îcadlarla o düstûrları beğenmemek veyahut hâşâ ve kellâ, nâkıs görmek hissini veren bid’aları îcad etmek, dalâlettir, ateştir.”[17]

Demek ki asıl bidat, Cenab- Hakk’ın emirlerini ve Hz. Peygamber (sav.) in sünnetlerini ortadan kaldırarak, onların yerine konulan örf ve âdetlerlerdir.

İbadet ile ilgili olan sünnetin yerine konulan ve sünneti ortadan kaldıran tüm âdetler bidattır.

Asıl bidat, Müslümanların hayat tarzını düzenleyen, dünya ve ahiret saadet ve selametlerini temin eden en son ve en mükemmel din olan İslamiyet’e muhalif fiillerdir. Zira “Allah katında din, şüphesiz, İslam’dır.”[18] Allah’ın beğendiği, ikmal ve tesis ettiği bir din, elbette en mükemmeldir ve bütün insanlığın rehberidir. Onda asla bir noksanlık yoktur olamaz da. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulur: “Bugün sizin için dininizi ikmal ettim, sizin üzerinize olan nimetlerimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâmiyet’ten razı oldum.”[19]

Evet, İslam dini, ilim, hikmet ve adalet üzerine bina edilmiştir. O öyle sarsılmaz bir iptir ki, sadakatle kendisine yapışanı Allah’ın rızasına kavuşturur ve insanın ruhunu sonsuz feyizlere ulaştırır. Bu bakımdan onun şanı pek yüksektir. İnsanlığın huzur ve refahını temin edecek yegâne dindir. Cenab-ı Hak, bu kâinatı mükemmel bir şekilde tanzim ettiği gibi, İslam dinini de en mükemmel bir tarzda tanzim etmiştir.

Evet İslam dininin ulviyetine ve ehl-i sünnet itikadına uymayan örf, âdet ve davranışlar bidat-ı seyyie yani kötü bidat olarak kabul edilmiştir.

Huzeyfe b. el-Yaman’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sav.) şöyle buyururlar: “Allah bidat sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, sarfını (maddi yardımını), şehadetini kabul etmez. O, kılın yağdan çıktığı gibi İslâm’dan çıkar.”[20]

Abdullah b. Abbas (ra.)’tan rivâyet edilen diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyrulur: “Allah, bidat sahibinin amelini, bid’atından vazgeçinceye kadar kabul etmez.”[21]

Elh-i sünnet âlimleri; “Dine zarar verecek bidatlara taraftar olmayı” günah-ı kebair olarak kabul etmişlerdir.

Meselâ; Kurban kesmek vacip bir ibadettir. Hz. Peygamberin (sav.) uygulamaları dışında ifa edilemz. Yani bir kimse “Kurbandan maksat et yemek değil midir? Öyle ise ben kurban kesmek yerine birkaç kilo et alır, fakirlere dağıtırım veya parasını veririm.” diyemez.

Sünnetin içinde “Şeâir-i İslamiye” denilen, iman ve Müslümanlık alâmeti olan çok mühim âdetler vardır ki, bunları değiştirmek bid’attır.

Meselâ; Cenab-ı Hakk’ın azametini ifade eden;

Emr-i Bülentsin ey ezan-ı Muhammedî!
Kâfi değil sadâna cihân-ı Muhammedî!

ulvi hakikatını minarelerden yükselen lahuti bir sada ile mü’minlerin kalplerine sürur ile dolduran ezanı, aslı olan Arapça yerine çeşitli dillere tercüme ederek okumak İslam’ın en büyük şiarını tahriptir, bidattır. Bediüüzaman Hazretleri şöyle buyurur:

“Şeairin taabbüdî kısmı; hikmet ve maslahat onu tağyir edemez, taabbüdîlik ciheti tereccuh ediyor, ona ilişilmez. Yüzbin maslahat gelse onu tağyir edemez. Öyle de: “Şeairin faidesi, yalnız malûm mesalihtir” denilmez ve öyle bilmek hatadır. Belki o maslahatlar ise, çok hikmetlerinden bir faidesi olabilir. Meselâ biri dese: “Ezanın hikmeti, müslümanları namaza çağırmaktır; şu halde bir tüfenk atmak kâfidir.” Halbuki o divane bilmez ki, binler maslahat-ı ezaniye içinde o bir maslahattır. Tüfenk sesi, o maslahatı verse; acaba nev’-i beşer namına yahut o şehir ahalisi namına, hilkat-ı kâinatın netice-i uzması ve nev’-i beşerin netice-i hilkatı olan ilân-ı tevhid ve Rububiyet-i İlâhiyeye karşı izhar-ı ubudiyete vasıta olan ezanın yerini nasıl tutacak?[22]

“Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu davranış, onların düşünemeyen bir toplum olmalarındandır.”[23] ayeti de ezanın ne kadar ehemmiyetli olduğunu ifade etmektedir.

Aynı şekilde; emniyet, huzur, selamet, barış, rahatlık ve kurtuluş gibi manalara gelen “Selamün Aleyküm” kelamınının yerine; “Günaydın”, “Tünaydın”, “Merhaba” gibi tabirler kullanmak bidattır. Dinimizde selamlaşma çok ehemmiyetlidir. Selam vermek, bir kimseye yapılacak en güzel bir duadır. Peygamber Efendimiz (sav.) selamı vermenin ehemmiyetini şöyle ifade eder: “Mümin kardeşine selam vermek, yanına gelince ona yer göstermek ve hoşlandığı isimle hitap etmek, aradaki sevgiyi pekiştirir.”[24]

Şu ayet de selamlaşmanın ehemmiyetini ortaya koymaktadır: “Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selamlayın yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını arayandır.”[25]

Bediüzzaman Hazretleri de ezan, selam ve hutbe gibi şeairlerin ehemmiyetini şöyle ifade eder:

“Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimmi, İslâmiyet alâmetleri olan ve şeâire de taalluk eden Sünnetlerdir. Şeâir, âdeta hukuk-u umumiye nev’inden cemiyete ait bir ubâdiyettir. Birisinin yapmasıyla o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes’ul olur. Bu nevi şeaire riya giremez ve ilân edilir. Nafile nev’inden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir.”[26]

Üstad Hazretleri başka bir eserinde de İslam’ın şeairlerini tağyir etmenin ne derece sakıncalı olduğunu şöyle ifade eder:

“Bu şeairin umuma taalluk cihetiyle umum onda hissedardır. Umumun rızası olmazsa onlara ilişmek, umumun hukukuna tecavüzdür. O şeairin en cüz’îsi en büyük bir mes’ele hükmünde nazar-ı ehemmiyettedir. Doğrudan doğruya umum âlem-i İslâma taalluk ettiği gibi; Asr-ı Saadetten şimdiye kadar bütün eâzım-ı İslâmın bağlandığı o nuranî zincirleri koparmaya, tahrib ve tahrif etmeye çalışanlar ve yardım edenler düşünsünler ki, ne kadar dehşetli bir hataya düşüyorlar. Ve zerre miktar şuurları varsa, titresinler!..”[27]

“Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu, dinî) şeairlerine (işaretlerine, nişanelerine) haram aya, (Allah’a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram’a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin.”[28]

“Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah’ın koyduğu nişanlardandır.”[29]

Bu ayetlerde geçen şeair kelimesi ezan, selam, kurban ve hac gibi İslam dininin alametlerini, işaretlerini ve sembollerini ifade eder.

Aynı şekilde Hz. Peygamber (sav.)’in ebedi âleme teşriflerinden sonra Kur’an-ı Kerim’in mushaf haline getirilmesi, hadislerin derleyip kitap haline getirilmesi, camilerin süslenmesi ve yanlarına minare yapılması gibi faaliyetler bidat-ı hasene dediğimiz güzel ve faydalı şeylerdir, İslam’ın ruhuna ve ehl-i sünnet itikadına aykırı değildir.
Göz sayesinde görüyor olsaydın gece uyurken rüya göremezdin.
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 10-01-2015, Saat:12:31 AM, Düzenleyen: Nazlıcan.
Üye
RE: Bidat Nedir? Hayatımızdaki Bidatlar Nelerdir? Kabir Ziyareti, Mevlit Okutmak Bidat mı
Mesela yapılan amelde sevap beklentisi yoksa bu bidat olur mu ?
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Bidat Nedir? Hayatımızdaki Bidatlar Nelerdir?
Göz sayesinde görüyor olsaydın gece uyurken rüya göremezdin.
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
RE: Bidat Nedir? Hayatımızdaki Bidatlar Nelerdir?
Mesela allah rızası için ben kimseye Günaydın demiyorum selam olsun diye bazen Günaydın dediğim oluyor bidat mı eyer bu bidatsa misvak yerine diş fırçası kullanıyoruz o da bidat olmaz mi
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Bidat Nedir? Hayatımızdaki Bidatlar Nelerdir?
bir müminin bir mümine yapacağı en güzel duadır selamdır.
fırçalama dişi temiz tutar lakin sünnete ittiba eden misvak kullanır.
Göz sayesinde görüyor olsaydın gece uyurken rüya göremezdin.
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
RE: Bidat Nedir? Hayatımızdaki Bidatlar Nelerdir?
Tamam duadir ama sünnet tir sünnet yapıldığında sevap yapilmadiginda karşılığı olmayan bişey değil mi peygamberin yüzlerce sünneti var şimdi kimse hepsini yapmıyor yapmadiklarindan dolayi bidat mı işlemiş oluyor mesela Selamun aleykum demek sünnet adam demiyor bidat mı oluyor
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Bidat Nedir? Hayatımızdaki Bidatlar Nelerdir?
Göz sayesinde görüyor olsaydın gece uyurken rüya göremezdin.
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Bidat Nedir? Hayatımızdaki Bidatlar Nelerdir?
Göz sayesinde görüyor olsaydın gece uyurken rüya göremezdin.
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
RE: Bidat Nedir? Hayatımızdaki Bidatlar Nelerdir?
Bu göreceli bişey sadece selamdan anlaşılmaz herhalde bi arkadaşım vardı 5 dk konuş vaybe müslüman bir yaşantısı olan bi adam dersin ama bide benim şahit olduklarima bak eyvah Eyvah dersin ondan göreceli dedim
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.