Beytü’l-Makdis’i Süleyman aleyhisselâm Allâhü Teâlâ’nın emriyle imar etmiş; o zamandan bu zamana hep hürmet gösterilmiştir. Allâhü Teâlâ Mescid-i Aksâ ve çevresini din ve dünya bereketleriyle bereketlendirmiştir. Çünkü Halîlullâh İbrahim aleyhisselâmdan itibaren Hazret-i İsa’ya kadar vahyin indiği mahal ve peygamberlerin ibâdet yeri olmuştur. Ayrıca nehirler, ağaçlar, çiçek ve meyvelerle donanmış idi.
Hazret-i Ka‘b (r.a.) buyurdu:
“Meleklerin semaya yükseldikleri semâ kapıları Mescid-i Aksâ’nın kapısına tesâdüf etmektedir.”
Ayrıca Beytü’l-Makdis, kıyâmette insanların toplanacağı mahşer mahallidir. Allâhü Teâlâ Resûlullâh Efendimizi oraya götürdü ki mübârek ayakları oraya bassın da onun hürmetine kıyâmet gününde ümmetinin mahşer meydanında beklemeleri kolay olsun.
Mescid-i Aksâ Peygamberlerin ruhlarının toplandığı mahaldir. Resûlullâh Efendimizin (s.a.v.) orayı teşrifi de peygamberlerin onunla müşerref olması içindir.
Allâhü Teâlâ, Resûlullâh Efendimizin (s.a.v.) bulunduğu ve ayak bastığı mekânlara başka yerlerin tercih edilmesine razı değildir. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Beytü’l-Makdis’e gidip ayak basması ve namaz kılması kudsiyyetini tamamlamak içindir.
Sübülü’l-hüdâ ve’r-Reşâd
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.