You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Beslenme Nedir? Tevsiri...

Beslenme Nedir? Tevsiri...

kimya-yı saadet
Beslenme Nedir? Tevsiri...
Surelerin başındaki besmelenin ayet olduğunda ittifak (görüş birliği) vardır. Ancak başında bulunduğu surelerden, bir ayet olup olmadığı hususunda ihtilaf (görüş ayrılığı) vardır, şöyle ki; Hanefîlere göre Besmele müstakil (başlı başına) bir ayet olup surelerin arasını ayırmak için bir kere indirilmiş ve her surenin başında tekrarlanmıştır. O surelerden bir ayet değildir, Şafiîlere göre ise, her surenin başındaki Besmele o surenin ayetidir ve 114 sureyle beraber 114 kere inmiştir. Nitekim Nesefî tefsirinde zikredildiğine göre, Medine, Basra ve Şam, kurrası (Kıraat alimleri) ve fukahası, (fıkıh alimleri) Besmelenin ne Fatihadan, ne de diğer surelerden ayet olmadığına ittifak etmişler (birleşmişler) dir. Neml suresinin otuzuncu ayet-i kerimesindeki Besmele müstesna, zira oradaki besmele o sureden bir ayettir.

Ancak surelerin başlarındaki Besmele-i şerifeler, sureleri birbirinden ayırsın ve kendileriyle başlanarak teberrük edilsin (bereketlenilsin) diye yazılmıştır. İmam-ı Azam efendimiz ve ona uyanların mezhebi budur. (Rahimehumullah) bundan dolayıdır ki, onlara göre namazda. Besmele cehrî (sesle) okunmaz.

Mekke ve Küfe kurrası ise, Besmelenin Fatihadan ve her sureden ayet olduğu görüşü üzeredirler, îmam-ı Şafiî ve ashabı da(Rahimehumullah) bu görüş üzeredirler, bunun içindir ki, onlar namazda Besmeleyi cehrî (sesli) okurlar.

Onlar bu hususta şöyle delil getirmişlerdir. Kuran-ı Azimü'ş-şan'ın kendisinden olmayan şeylerden tecrit edilmesi (soyulması) emir olunduğu halde, Selef-i Salibin (geçmiş büyükler) Mushaf’ta Besmeleyi sabit kıldılar (yazdılar). Böylece Besmelenin Kurandan olduğu anlaşılmıştır.

İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhuman)ın da: "Besmeleyi terk eden Allah-u Teala nın kitabından 114 ayeti terk etmiş olur." buyurduğu rivayet edilmiştir.

Biz Hanefîler içinse, Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) den rivayet edilen şu hadis-i şerif delil olmaktadır.

Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) nin "ben Peygamber (Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve sellem) in şöyle buyurduğunu işittim." dediği rivayet edilmiştir: "Allah-u Teala Hazretleri buyurdu ki, ben namazı (Fatihayı) kendimle, kulum arasında ikiye böldüm,kulum için istediği vardır. Kul: “elhamdülillâhi rabbilâlemîn” dediği zaman, Allah-u Teala, kulum bana hamdetti (beni medhetti) buyurur. Kul: “errahmânirrahîm” dediği zaman, (Allah-u Teala) kulum bana sena etti (beni övdü) buyurur. Kul: “mâlikiyevmiddîn” dediği zaman, (Allah-u Teala) kulum bana tazim etti (beni büyük tuttu) diğer bir kere de: Kulum işini bana havale etti buyurur. Kul: “iyyâke ne’büdü ve iyyâke nesteîn” dediğinde, (Allah-u Teala) bu, benimle kulum arasındadır, kulum için istediği vardır, buyurur. Kul: “ihdines sırâdal müstegîme sırâdallezîne enamte aleyhim ğayril meğdûbi aleyhim veleddâllîn” dediğinde, (Allah-u Teala Hazretleri), bu kulum içindir ve kulum için istediği vardır." buyurur. (müslim, salât:38,40 Ebu Davud, Salat:132, Nesef, iftitah:23. İbn-i Mace. Âdab:52)

Bu hadis-i şerifte, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in Fatiha-i şerife ye “elhamdü” ile başlaması, Besmele'nin Fatiha'dan bir ayet olmadığına delildir. Fatihadan olmayınca icmaen (ulemanın söz birliğiyle) diğer surelerden de olmaz.

Şafiilerin zikrettiği deliller ise, bize zarar vermez zira bize göre Besmele-i şerife, surelerin arasını ayırmak için indirilen müstakil (başlı başına) bir ayettir. Fahru'l-îslam Mebsut'ta böyle zikretmiştir. (Tafsilat için bak. Tefsir-i Nesefi, 1/3, ayrıca Tefsir-i Kurtubî:1192-95)

"Allah" ismi şerifi: Cenab-ı Hakkın Zatını, sıfatlarını, fiillerini cami olan (içine alan, hepsini birden ifade eden) "Lafza-i Celal" dir. Bütün kemal (yüksek) sıfatlar ondadır. Hak ve batıl mabut (tapınılan şey) lere itlak edilen (kullanılan) ve cemilenen “Tanrı" kelimesi "Allah" lafzının yerini tutamaz. Çünkü Allah lafzı cemilenmez (çoğaltılmaz), zira "Allah'a mahsus bir isimdir." (Celle Celâluhu) birdir, tesniyesi, cemisi (hiç bir türlü çoğulu) yoktur.

Burada yeri gelmişken, Besmele-i şerife hakkında geçen bazı hadis-i şerifleri ve büyüklerin sözlerini beyana çalışalım :

İbn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) den rivayet edilmiştir ki, Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cibril-i Emin bana vahiy getirdiği zaman ilk Olarak “Bismillâhirrahmânirrahîm” derdi." (Darekudnî:11305 No:13)

İbn-i Abbas'ın (Radıyallahu Anhuma) şöyle dediği rivayet edilmiştir :

"Müslümanlar (asr-ı saadette bulunan sahabe-i kiram) Besmele inmeden bir surenin bittiğini bilmezlerdi Besmele-i şerife indiği zaman (surelerin arasını ayırdığı için bir surenin bittiğini ve diğer surenin başladığını) anlardılar." (Hakim, el-Mustedrek1/232)

İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhuma) dan rivayet edilmiştir ki, Hazreti Osman (Radıyallahu Anh), Efendimize (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Besmele den sordu. Resûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) de şöyle buyurdular :

"O (Besmele) Allah (-u Teala'n) ın isimlerinden bir isimdir. Onunla Allah'ın en büyük ismi (ism-i A'zam) arasında ancak, gözün siyahı ile beyazı arasındaki kadar yakınlık vardır." Yani o kadar yakındırlar." (Hakim, el-Mustedrek:1/552)

İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhuma)ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah'ın en büyük ismi "ALLAH" ismi şerifidir." (Suyutî, D. Mensur:1/23)

Cabir ibn-i Abdullah'tan (Radıyallahu Anh) rivayet edildi ki:

"Besmele-i şerife inince bulut şarka (doğuya) kaçtı, rüzgar sakin oldu (dindi), deniz dalgalandı, bütün hayvanlar kulak verdiler. Şeytanlara da semadan taşlar yağdı. Ve Allah (-u Teala) Besmele-i Şerife hangi şey üzerine okunursa muhakkak o şeyde bereket yaratacağına dair İzzet ve Celal'ine (ululuğuna ve büyüklüğüne) yemin etti." (Suyutî, DMensur: 1/26)

İbn-i Mesut (Radıyallahu Anh) un şöyle buyurduğu rivayet edildi:

"Her kim, Allah-u Teala'nın on dokuz zebaniden kendisini kurtarmasını istiyorsa. Besmele okusun ki, Allah-u Teala onun için Besmelenin her bir harfinden on dokuz meleğin her birine karşı bir kalkan yapsın." (Suyutî, DMensur: 1/26)

İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhuman) ın merfu'an (Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve sellem e isnat ederek) şöyle dediği rivayet edilmiştir :

"Şüphesiz bir muallim (hoca) bir sabiye (küçük çocuğa): "Besmele oku." dediği zaman, o hocaya da, çocuğa da, onun anne ve babasına da, cehennemden beraat (kurtuluş) yazılır." (Suyutî, DMensur: 1/26)

Hazreti Ali (Radıyallahu Anh) den rivayet edilmiştir ki o, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e isnat ederek) şöyle buyurdu :

"Bir tehlikeye düştüğünde: “Bismillâhirrahmânirrahîm lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” de. Zira bunun sebebiyle Allah (-u Teala), dilediği çeşit-çeşit belaları geri çevirir." (Suyuti, DMensur: 1/26)

Safvan ibn-i Selim'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir :

"Cinler insanların eşya ve elbisesini kullanırlar. Sizden hanginiz bir elbise alır veya koyarsa Besmele çeksin zira Allah'ın ismi mühürdür. " (Suyuti, DMensur: 1/26)

Hazreti Aişe (.Radıyallahu Anha) nin şöyle buyurduğu rivayet edildi :

"Besmele-i şerif e inince dağlar inim-inim inledi. O kadar ki, Mekke ehli dağların uğultusunu duydular ve: "Muhammet (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dağları da büyüledi." dediler. Bundan dolayı Allah (-u Teala) bir duman gönderdi tâ ki, Mekke ehlinin başına çöktü. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Her kim yakînen (şüphesiz) inanarak Besmele-i şerifeyi okursa, dağlar onunla beraber tesbih eder. Ancak dağların bu tesbihi duyulmaz." (Suyutî, DMensur. 1/26)

İbn-i Mesut (Radıyallahu Anh) dan rivayet edildiğine göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim Besmele-i Şerif i okursa, onun için her harfine karşılık dört bin sevap yazılır, dört bin günahı silinir, ve kendisi dört bin derece yükseltilir." (Suyutî, d. Mensur 1/26)

Ömer îbn-i Abdülaziz'den rivayet edildi ki, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yerde duran bir kitaba (kağıda) rastladı, yanındaki delikanlıya "Bu kağıtta ne var ?" diye sordu. O da: “ALLAH ismi var." dedi. Bunun üzerine Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Bunu yapana Allah lanet etsin! Allah'ın ismini ancak (yakışan) yerine koyun." buyurdu. (Ebu Davud)

Hazreti Enes (Radıyallahu Anh) den merfuan, (Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e isnat edilerek) şöyle rivayet edilmiştir : "Her kim, kendisinde besmele bulunan bir kağıdı çiğnenmesin diye, tazimden (hürmetle) yerden kaldırırsa.Allah'ın indinde sıddîkler (en doğru kullar) dan yazılır. Ve anne-babası kafir de olsalar azapları hafifletilir." (Suyuti,D Mensur-1/29)

Ruh'ul Furkan
"Arsadaki odun yığınının gizli bir köşesinde tek bir kıvılcım noktasıyız biz."

elhmdülillah anladin
Bunu ilk beğenen sen ol.
kimya-yı saadet
Cvp: Beslenme Nedir? Tevsiri...
Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla

1- Mushaf-ı şeriflerde iki türlü besmele vardır. Birisi sûre başlarında yazılan ve sûreden bağımsız olan besmele, diğeri Neml Sûresinin (Neml, 27/30) âyetindeki besmeledir. Bu besmelenin, Neml sûresinin bu âyetinin bir parçası olduğu açıkça bilinmektedir. Bundan dolayı besmelenin Kur'ân âyeti olduğunda şüphe yoktur ve bu durum, açık tevatür ile ve âlimlerin ittifakıyla kesin olarak bilinmektedir. Fakat sûre başlarında yazılan ve her sûreyi birbirinden ayıran ve kırâetin başında okunan besmeleye gelince: Bunun o sûrelerden birinden veya her birinden bir âyet veya âyetin bir kısmı veyahut başlıbaşına Kur'ân'dan tam bir parça olup olmadığı, Neml sûresindeki besmele gibi besbelli olmadığından bu besmelenin Kur'ân'dan olup olmadığı hususu, tefsirde ve usul ilminde bilimsel açıdan tartışmalı bir meseleyi meydana getirmiştir ki bilhassa iman, namaz ve kırâet konularıyla ilgilidir.

Said b. Cübeyr Zührî, Atâ ve İbnü Mübarek hazretleri besmelenin başında bulunduğu her sûreden birer âyet olduğunu söylemişlerdir ki, Kur'ân'da yüz onüç âyet eder. İmam Şâfiî hazretleri ve talebeleri bu görüş üzerindedirler. O halde Fâtiha'nın yedi âyetinden birincisi besmeledir. Ve "en'amte aleyhim" bir âyet başı değildir. Bunun için Şâfiîler namazda besmeleyi yüksek sesle okurlar. Çünkü Şâfiîler diyorlar ki; selef (ilk dönem alimleri) bu besmeleleri Mushaflarda yazmışlar, bunun yanında Kur'ân'ın âyet olmayan şeylerden tecrid etmesini tavsiye etmişlerdir. Ve hatta Fâtiha'nın sonunda "âmîn" bile yazmamışlardır. Eğer sûrelerin başındaki besmeleler Kur'ân olmasaydı onları da yazmazlardı. Kısacası Mushaf'ın iki kapağı arasında Kur'ân'dan başka birşey bulunmadığında İslâm alimlerinin ittifakı vardır. Ve bunu destekleyen özel hadisler de rivayet edilmiştir. O hadislerden birisi İbn Abbas (r.a.)'dan: "Besmeleyi terk eden Allah'ın kitabından yüz ondört âyet terketmiş olur." Ebu Hüreyre (r.a.)'den: "Resulullah efendimiz 'Fâtihatü'l-Kitab (Fâtiha sûresi) yedi âyettir, bunların başı

"Bismillahirrahmanirrahim"dir buyurdu. Ümmü Seleme (r.a.)'den: "Resulullah ((S.A.V).) Fâtiha'yı okudu ve "Bismillahirrahmanirrahim elhamdülillahi rabbil âlemîn"i bir âyet saydı. O halde Fâtiha'dan bir âyet değilse, âyetin bir kısmıdır. Bundan dolayı namazda okunması farzdır ve yüksek sesle okunur. İmam Şâfiî gibi Ahmed b. Hanbel hazretlerinden de bu iki hadis arasında tereddütlü iki rivayet vardır.

Diğer taraftan İmam Mâlik hazretleri Kur'ân'ın her yerinde dahi Kur'ân'dan olduğu açıkça ve tevatür yoluyla belli olacağı, halbuki hakkında değişik görüşler bulunan bir sözün Kur'ân'dan olduğuna hükmedilemiyeceğinden dolayı ve Medine halkının geleneğine dayanarak sûre başlarındaki besmelelerin ne Fâtiha ne de diğer sûrelerden, ne de bütün Kur'ân'dan özel bir parça olmadığına ve Neml Sûresi'ndeki âyetten başkasında besmelenin Kur'ân olmayıp sûreleri birbirinden ayırmak ve teberrük (mübarek sayıldığı) için yazıldığı görüşünü ileri sürmüş ve bundan dolayı namazda ne yüksek sesle ne de gizli okunması uygun olmaz demiştir. Bunun için Mâlikîler namazda besmeleyi okumazlar.

Hanefîlere gelince, bu mezhebin en sıhhatli görüşü şudur: Sûrelerin başındaki besmele başlı başına bir âyet olarak Kur'ân'dandır. Ve sûrelerin hiç birinin bir parçası olmayarak sûreleri birbirinden ayırmak ve sûre başında teberrük olunması için inmiştir. Gerçekten yukarıda zikredilen karşıt iki değişik görüş ve delil içinde ortaya çıkan kat'î olarak bilinen nokta budur. Madem ki, yukarıda açıklanan şartlar gereğince mushafın her iki kabı arasında Kur'ân'dan başka birşey yazılmadığına dair ittifak vardır; o halde sûre başlarındaki besmeleler de Kur'ân'dandır. Şâfiî'nin ileri sürdüğü delilin kesin iddiası budur. Madem ki besmelenin, başında bulunduğu sûrelerden bir parça olduğunu bildiren açık mütevatir bir delil de yoktur, o halde hiç birinden bir parça da değildir. İşte Mâlikî delilinin kesin iddiası da budur. Bundan dolayı iki delilin birbirine yakın bu noktalarının birlikte ifade ettiği mânâ da; söylediğimiz gibi besmelenin bütün sûrelerden ayrı başlıbaşına bir âyet olmasıdır ki, bu konuyla ilgili değişik "ahad haber"lerden çıkan ortak hüküm de bu olur. O halde Fâtiha gibi, besmelenin her namazda okunması vacip değildir. Fakat gerek namazda ve gerek namaz dışında her Kur'ân okunuşunun ve her önemli işin başında okunması sünnettir. Bunun için namazın her rekatında, kırâetin başında okuruz, ortasında okumayız. Ancak Fâtiha'nın bir parçası olduğu anlaşılmasın diye kırâeti yüksek sesle okunan namazlarda da onu gizli okuruz ve böyle okunmasında bütün hanefîler görüşbirliği içindedirler. İşte böyle seçkin bir âyettir.

elmalılı m. hamdi yazırın tefsirinden alıntı.


"Arsadaki odun yığınının gizli bir köşesinde tek bir kıvılcım noktasıyız biz."

elhmdülillah anladin
Bunu ilk beğenen sen ol.
kimya-yı saadet
RE: Beslenme Nedir? Tevsiri...
BESMELE

Hanefî mezhebinin son devir âlimlerinin kabul ettiği görüşe göre "besmele" nâzil olan her sûreyi birbirinden ayırmak üzere gelmiştir. Sûreye âit olmayan müstakil bir âyettir. Kur'ân-ı Kerîm'e yazılış gâyesi teberrüktür. Nasıl her hayırlı işe besmele ile başlanırsa, her sûreye onunla başlamak da böyledir. Çünkü besmele Kur'ân'ın anahtarıdır.
Peygamber Efendimiz, "Besmele ile başlamayan her iş güdüktür, neticesizdir." (Feyzu'l-Kadîr, V, 13) buyurmuşlardır.
Tefsirler hayırlı işlere şuurlu ve ihlas içinde besmele ile başlama sâyesinde kulda üç hâlin tecellî edeceğini belirtirler:
1- Besmele insanı kötülüklerden uzak tutacaktır. Zîrâ Allâh'ın adı anılarak kötü bir iş yapılamaz.
2- Meşrû bir işe besmeleyle başlayan kul, Allâh'ı zikrettikçe Allâh'ın rızâsına uygun hareket edecektir.
3- Bu sayede kul, Allâh'ın yardım ve nîmetiyle karşılaşacak ve şeytanın hile ve desîselerinden kurtulacaktır.
İstiâze'nin besmeleden önce olmasının hikmeti, herhangi bir mekânın önce boşaltılıp, kirlerden arındırılması ve ancak bundan sonra süslenip güzelleştirilmesi gibidir. Bu, namazdan evvel tahâret gibidir. Kalb, istiâzeyle mâsivâdan ve bütün mânevî kirlerden temizlenerek, besmeleye ve onunla birlikte gelecek olan hayırlı işlere hazırlanmış olur.
Hangi işe besmele ile başlanırsa, kul, "Allâh'ın adıyla bu işi yapıyorum." demiş olur. Bu yüzden kötülüklere ve haramlara "besmele ile başlamak" yasaklanmıştır. Bazı âlimler bunun insanı "dinden çıkarabileceğini" bile söylemiştir.
Cenâb-ı Hak, Alak Sûresi'nin başında Rasûlü'ne "Rabbinin adıyla okumasını" emretmişti. Bu emre uymak için Allâh Rasûlü, besmele nâzil olmazdan evvel anlaşmalara "Bismikallâhümme: Yâ Allâh, Senin Adınla!.." ile başlardı.
Allâh: Cenâb-ı Hakk'ın zâtına mahsus bir isimdir. Başka hiçbir varlığa ad olmamıştır. Âyet-i kerîme'de: "Sen O'nun bir adaşı olduğunu biliyor musun?" (Meryem, 65) buyrulmuştur. Bundan dolayı "Allâh" isminin lügatte ikili veya çoğul şekilde yoktur. Bu isim, sadece ve sadece Allâh'a mahsustur.
Bütün esmâ-i ilâhiye ile birlikte daha pek çok mânâyı içine aldığı ve özel isim olduğu için, Allâh kelimesi yerine başka bir isim veya kelime ile tercüme yapmak -en azından- eksiktir. Mesela "Lâ ilâhe illallâh" ifadesini "İlâhtan başka bir ilâh yoktur", "Yalnız ilâh ilâhtır" veya "Tanrıdan başka tanrı yoktur" diye çevirmek, insanın kulağını tırmalamakla birlikte anlam kaybına ve mantık bozukluğuna sebep olmaktadır. O hâlde, tercüme "Allâh'tan başka ilâh yoktur" veya "Hiçbir ilâh yoktur, yalnız Allâh vardır" şeklinde yapılmalıdır.
Bu isim, bir kelime veya harften türemiş veya Arapça'ya başka bir dilden geçmiş de değildir. Yapılan araştırma ve çalışmalar çok eski asırlardan beri bu kelimenin " Her şeyi yoktan var eden, kâinatı sevk ve idare eden, yegâne güç ve kuvvet sâhibine mahsus olmak üzere" kullanıldığını göstermektedir. Bazı âlimler bu mübarek lafza-i celâlin "İsm-i A'zam" olduğunu kabul etmişlerdir.
er-Rahmân: Rahmet kökündendir. Lügatte sürekli ve fazlasıyla merhamet, kalb inceliği ve şefkat anlamındadır. Rahmân kelimesi de yalnız "Allâh" için kullanılan bir sıfattır. Aslında sıfat olması itibariyle çok merhamet sahibi, pek merhametli, gayet merhametli, sonsuz merhametli diye tefsir edilebilirse de "özel isim" olduğu için tercüme edilmez. Özel isimlerin tercüme edilmesi, onun değiştirilmesi demektir. Zîrâ dilimizde bu ismin karşılığı yoktur.
Bazıları Rahmân'ı "esirgeyici" olarak tercüme etmektedirler. Halbuki "esirgemek" kelimesinde "kıskanmak" ve "yazık etmek" mânâları da vardır. "Benden onu esirgedin" denilir. Bu yüzden Kur'ân-î ıstılahları bir başka dile çevirirken çok dikkatli olmak gerekmektedir. Ve yine bu sebeple "kelime kelime tercüme" şekli veya "Kur'ân'ı sadece meal okuyarak anlamaya çalışmak" sağlıklı ve doğru bilgiye ulaştırmaz.
Allâh'ın "Rahman" sıfatının mânâsı şöyle îzah edilmiştir:
"Yaratıklarına rızık veren, onlardan belâ ve âfetleri uzaklaştıran, takvası veya günâhı sebebiyle kullarının rızkını artırıp eksiltmeyen, aksine herkese ve her şeye dilediği ölçüde rızık veren..."
er-Rahîm: "Rahîm" kelimesi de "rahmet" kökündendir. Çünkü anne, rahminde taşıdığı yavruya karşı şefkat, merhamet ve muhabbet duyar.
Rahîm; acıyan, merhamet ve şefkat eden, istendiğinde veren, istenmediğinde gazaplanandır. İnsanoğlu kendisinden bir şey istendiğinde öfkelenir. Allâh Teâlâ ise istenmediği zaman gazaplanır.
Besmele'de geçen Rahman, bütün varlıkları kuşatmış, mü'min-kâfır ayırt etmeksizin herkesi ve her şeyi içine almış ilâhî rahmettir. Rahîm ise âhirette, mü'min kullara mahsus rahmet ve ilâhî ikramları içermektedir.
Merhamet ve rahmet, muhtaç ve belâya uğramış birini belâdan kurtarmayı ve onun yerine ona iyilik etmeyi ve nîmet vermeyi hedef edinen bir acıma duygusudur.
Rivâyete göre Allâh Teâlâ'nın üç bin ismi vardır. Bunların hepsinin mânâsı "Allâh, Rahman ve Rahîm" isimlerinde toplanmıştır. Bunları bilen ve söyleyen, Cenâb-ı Hakk'ı bütün esmâsıyla zikretmiş olur. (Rûhu'l-Beyân)
"Arsadaki odun yığınının gizli bir köşesinde tek bir kıvılcım noktasıyız biz."

elhmdülillah anladin
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.