![[Resim: 1_newsdetail.gif]](http://medya.todayszaman.com/yenibahar/2013/12/24/1_newsdetail.gif)
Gerçek hayattan bir örnek kişi:
Berber Yakup Kurtoğlu, saçına ve sakalına düşen beyazları sanki kalbinin temizliğinden alan, içindeki Allah aşkı her bir hareketine yansıyan, nur yüzlü, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ahlâklı bir beyefendi. 64 yaşındaki Yakup amca, 14 yaşında çıraklıkla başladığı mesleğine emekli olsa da veda edemiyor.İlerlemiş yaşına ve dizlerindeki ciddi rahatsızlığa rağmen her gün 3 vesaitle saatlerce yol gelerek ekmek teknesinin başına geçiyor. “Yormuyor mu yollar sizi?” denildiğinde cevap utandırıyor :“Yol benim tekkem, kaç hadis kitabı bitirdim otobüste bilseniz...”
Yakup Bey, 40 yılı aşkın süredir güne teheccüd namazıyla başlıyor, bu özel ibadeti sabah namazı ile birleştiriyor, sabah namazından sonra da uyumak yok Yakup amcanın yaşantısında. Güneşi her gün Kur’an ve hadis okuyarak karşılıyor. Vird edindiği tesbihlerini de yine sabah namazından sonra çekiyor, sonra da yollara düşüyor.
17 yıldır Yakup Bey’in yanında kalfalık yapan Adem Kılıçarslan, askere gideceğinde arkadaşı Mustafa’dan dükkanında kalfalık yapmasını ister. Fakat Mustafa, teklife biraz soğuk bakar. Sebebi, arkadaşı Adem’in çalıştığı yerin berberden ziyade ilim meclisi gibi olmasıdır. Yakup amcanın dükkanın içindeki küçük bir odada mahallenin çocuklarına Kur’an öğrettiğini, Ramazan’da bu odada teravih namazı kılındığını, manevi havası daha girer girmez hissedilen dükkanda yapılan hoş sohbetlerle hidayete erenlerin olduğunu bilen Mustafa, ilk başta burada çalışmaktan çekinir. Yakup Bey’in kendisine namaz kılması ve Kur’an okuması için baskı yapacağını düşünür. Zira o, babası öldükten sonra serbest yaşamaya alışan, bazı kötü alışkanlıkları olan bir gençtir.
Zamanla arkadaşının ısrarlarına dayanamaz ve geçici olarak kalfalığa başlar. Ancak tahmin ettiği gibi bir baskıyla karşılaşmaz. Kader bu ya, hidayet nuru gelir onu kendiliğinden bulur. Çalışırken berberdeki teypte çalan sohbete dikkat kesilir bir gün. İlahiyatçı Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’nun ‘Rüya’ isimli sohbetidir bu. Duyduklarından o kadar etkilenir ki, bu sohbet vesilesiyle önceki hayatına tövbe eder, namaza başlar ve alkolü de bir daha ağzına almaz. Tabii Yakup amca olanları sevinçle izler. Mustafa kalfa henüz Kur’an okumayı bilmese de Kâbe İmamı İbrahim Eş Şureymin’i dinleyerek neredeyse İlahî Beyan’ın üçte birini ezberler. Yakup amca o günleri “Çevire çevire dinlerdi, kaç teyp eskitti hatırlamıyorum.” sözleriyle tebessüm ederek anlatıyor.
Rüyalarında Kur’an okuduğunu gören Mustafa’nın bu düşü gerçekleşir hem de umre tacıyla: Yakup Bey’in bir müşterisi her sene bir kişiyi umreye gönderiyordur. Sıra Yakup amcaya gelmiştir. Fakat o kendisi yerine, Mustafa kalfayı teklif eder. Bu vesileyle kutsal toprakları ziyaret eder Mustafa. Hatta hayranlıkla dinlediği Kâbe imamının elini öpme imkânı bulur.
Hayatının ikinci dönüm noktası ise Mekke’de gerçekleşir. Burada bir grupla karşılaşır. Bir hoca topluluğa sohbet veriyordur. Mustafa da bir köşeye oturarak dinlemek ister sohbeti. Hoca henüz hiç tanışmadığı Mustafa’ya dönerek bir aşir okumasını ister. Kalfa, şaşkınlıkla “Ben Kur’an bilmiyorum.” dese de hoca ısrarla okumasını söyler. Mustafa kalfa ezberlediği Fetih Sûresi’ni okur. Sûreyi sürekli dinleyerek ezberlediği için hatasız okumuştur ve Kâbe imamı ile aynı makamdadır. İşte o hoca Mustafa’ya ilimle meşgul olmasını teklif eder. Kalfa “Ustamdan izin almam lazım.” der ama hocanın cevabı manidardır: “O ustan zaten izin verecektir, merak etme.” Ve Mustafa umreden döndüğünde ustasından izin alıp elini öperek ilim yoluna girer…
A. Köşşekoğlu
ne güzel ya..Ne güzel bir yaşantı..Teşekkürler Zehan