...Gün henüz başladı lakin sanki bittiğindeki hüzün var derinlerde.
Ağlamak bile gelmiyor içimden gönül havuzum hüzünle dolu olsa da...
Bu fani dünyada yaşamak da ağır gelmeye başladı... Canı tende taşımak da.
Selam verdiklerinizin yüzündeki sahteliği gördükçe kanayan yüreğiniz, her “yüz”le birlikte daha bir acıyor. Art arda kroşe yiyen boksör misali...
Sorguluyorsunuz; nedir arkadaşlık, nedir dostluk, nedir muhabbet, nedir sevgi, nedir aşk...!?
Soruyorsunuz; nedir aradığın, nedir görmek istediğin, nedir özlemini çektiğin, nedir beklediğin...!?
Verilen akıl yetmiyor mu cevapları bulmaya,
ya da bulunan cevaplar mı gitmiyor hoşa?
Ruhum yaralı dolaşıyorum... Şaşkın çoğu zaman...
Bezgin bazen… Bazen de dağılmış!
Bende mi kusur? Gönlümde mi acep?
Bu dünyada ne için yaşar insan?
Amacı nedir bu hayatı sürerken?
Para-pul mu, mal-mülk, şan-şöhret, çoluk-çocuk, makam-mevki mi…? Nedir
İnsan nedir? Arkadaş kimdir? Dost nasıl bir şeydir?
Sevgili kimdir?
Neden sever insan?
Sevgi nasıl bir şeydir?
Gönlüne söz geçiremez mi insan?
Ya da cidden nefsine?
Karmakarışık her şey ruhumda.
Durulması gerekirken çok şey, dünyaya yeni uyanmış olmak da neyin nesidir böyle?
Kalabalıkların arasında yapayalnız kaldığınızı,
binlerce gözün önünde “sirkte” olduğunuzu bilmek,
hedefte olduğunuzu hissetmek,
“önde” bulunduğunuzu ve aslında bu yüzden de yapayalnız kaldığınızı bilmek...
Hasetliğin, çekememezliğin, kıskançlığın, kara bakışların altında kirlenmek,
ama uzaktan da olsa sevenlerin beslediği muhabbet,
ettiği dualarla teselli bulmak...
Ama yalnızlığın kollarında yaşarken uyumak...
Yaşamak ağır gelir bazen can’a...
Sorar içten içe; vuslata ne kadar daha!
..Asım YILDIRIM..
...Öyle garip bir dünya...
...Olmaz dediğin ne varsa olur...
...Düşmem der düşersin...
...Şaşmam der şaşarsın...
...En garibi de budur ya;...
...Öldüm der durur yine de Yaşarsın...
