Yakın bir geçmişte, ABD başkanı Hüseyin Barack Obama’nın Irak’tan çekilme kararını Cumhuriyetçi parlamenterler II. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşuna zemin hazırlamak olarak değerlendirmiş ve şiddetli tepki göstermişlerdi. Her ne kadar bu konu Amerikan basınında geçiştirilmişse de Batı kültürünün temellerindeki derin izleri açıkça göstermektedir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışından beri, Batı Dünyasının içinde yer alan bazı derin yapılar Müslümanların birliktelik kurmasına her zaman karşı durmuşlardır. Bunun en önemli nedeni ise bağnaz bir yönetimin dünyada etkili olmamasını istemeleridir. Onlara göre kurulacak bir Müslüman birliktelik, tamamen bağnazlığın etkisinde kalacak, dünyaya savaşı, vahşeti, pisliği, kadın düşmanlığını ve barbarlığı getirecektir.
Bu şekilde, Batıda kayda değer bir çoğunluk gerçek Müslümanlık ile bağnazlığı birbirine karıştırarak “İslamofobi” denilen yanlış ve haksız bir inanç içine düştüler.
Batı dünyası içindeki bağnazlar ise bu düşmanlığı daha da körükleyerek kışkırtıcı iddialarla ortaya çıktılar. Sözde Hristiyanlık adına hareket eden bu bağnaz yapı, İslam dinini (haşa) “Deccaliyet” olarak nitelendirmiş Müslüman dünyasının ezilmesinde büyük pay sahibi olmuştur. Diğer taraftan da, Batı merkezli materyalist ve Darwinist felsefeler ile bu batıl inançlarını bilimsel olarak meşrulaştırma çabasına girmişlerdir.
Bu kültürel çabaların sonucunda, Batı dünyasının önemli ve etkin bir kısmı derin bir yanılgı içerisine girmiş ve tehlikeli gördükleri İslam dünyasını kontrol altına almak amacıyla toplum mühendisliğine soyunmuştur.
“Yeşil Kuşak” ve “Ilımlı İslam”
Soğuk savaş döneminde ABD’nin düşünce kuruluşlarında, Müslümanları komünizme karşı bir kalkan gibi kullanmayı hedefleyen “yeşil kuşak” projesi geliştirildi. Bu proje kapsamında bağnazlar, komünizme karşı savaşmak üzere eğitildiler ve silahlandırıldılar. Böylelikle, güç elde eden bu radikal gruplar daha sonra kendi aralarında ve dünyada büyük bir vahşetin uygulayıcısı oldular. Bu sefer aynı düşünce kuruluşları, kendi eliyle meydana getirdikleri vahşeti durdurmak için “ılımlı İslam” diye bir başka proje ortaya attılar. Bu proje ile radikalizme karşı, Hristiyanlıktaki Protestanlık benzeri modernist, kapitalist bir İslam anlayışı getirdiler.
Rand düşünce kuruluşunun danışmanı ve CIA eski yakın ve güney Asya bölgesi efsane istihbarat şefi Graham Fuller, “Siyasi İslam'ın Geleceği” isimli kitabında ılımlı İslam’ın desteklenmesi gerektiğini ve bu amaçla yapılması gereken aktiviteleri detaylı anlatmıştır. Ancak, bu proje de diğerleri gibi bağnazlığın dünyadaki yıkıcı etkisini kaybetmesi konusunda başarısız oldu.
BOP diye bilinen Büyük Ortadoğu Projesi de, Müslüman ülkelere modernliği, demokrasiyi ve serbest pazar ekonomisini getirmek iddiası ile ortaya çıkmıştı. Ancak, sonrasında Müslüman dünyasında art arda çok fazla isyan, darbe, sefalet ve katliam yaşandı.
Batı dünyasının önde gelen ülkeleri bağnazlığa karşı mücadele vermek adına, Mısır’da olduğu gibi Batının temel değerleri arasında sayılan demokrasi ve özgürlüğe karşı tamamen zıt olan askeri darbeleri bile desteklediler.
Ancak, bu gerçek dışı stratejiler Batı dünyasına hiçbir yarar sağlamayıp, çoğu zaman bu girişimler amacının çok ötesine çıkarak dünyadaki bağnazlığın ve şiddetin daha da gelişmesine sebep oldu.
Çözüm Gerçek İslam Ahlakının Yaşanmasıdır
Artık, Batı ve İslam dünyasındaki aklıselim tüm insanların bu çılgınlığa bir an önce son vermeyi istemesinin zamanı gelmiştir. Eski köhne soğuk savaş zamanından kalma stratejiler bir kenara bırakılmalı, barış ve kardeşlik için ortak hareket edilmelidir.
Öncelikle, dünyadaki bilgi kirliliğini gidermek amacıyla İslam dininin ve bağnazlığın birbirinden tamamen ayrılması gerekir. İslam dinin özü Kuran ayetleriyle açıklanmalıdır. Böylelikle, hurafeler çürütülürken bağnazlığın fikri temelleri de tamamen yok edilmiş olacaktır. Unutulmamalıdır ki, bağnazlık şiddetle değil ancak fikirle, ilimle ve kültürle yok edilebilinir.
Bu şekilde, Batı dünyası İslam’ın gerçek yüzünü görüp, Müslümanlarla yaşamanın herhangi bir risk içermediğini, aksine çok güzel bir ortamda son derece güvenli, medeni, modern, neşeli ve barış içerisinde bir hayat olacağını anlayacaktır.
İslam dini bağnazlığın aksine, sevgiyi, barışı, temizliği, kardeşliği, modernliği, sanatı, estetiği ve tüm güzellikleri hedefler. Müslümanların asıl yurdu olan Cennet gibi bir ortamın dünyada da oluşması için çaba harcamak İslam’ın temel hedefleri arasındadır. İslam dini Müslümanlara olduğu kadar, Hristiyanlara ve Musevilere de şefkat gösterir. Hatta, ateistin, putperestin de hakkını hukukunu korur, herkese adaletle davranır.
Bugün dünyada denenmemiş olan, İslam dininin özü olarak bilinen sevgi ve barışın yeryüzüne getirilmesidir. Bunun yolu da, Müslümanların sevgi, kardeşlik ve barış içinde bir araya gelmeleri ve bu değerleri en güzel şekilde yaşatacak bir lider etrafında birleşmeleridir. Ancak, bu şekilde kötülükler engellenir, bağnazlık biter, ittifaklar sağlanır, yeryüzünde derin bir sevgi ve mutluluk ortamı meydana gelir. İnsanlar birbirine sevgiyle, şefkatle yaklaşır ve sanatın, bilimin en üst düzeyde icrası oluşur.
Zulmün durdurulması ve güzelliklerin yaşanması için herkesin bu amaç doğrultusunda gayret etmesi en öncelikli konudur.
