You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

BAŞÖRTÜSÜ HAKKINDA.....

BAŞÖRTÜSÜ HAKKINDA.....

Forumcu
BAŞÖRTÜSÜ HAKKINDA.....
[/size]

SAYGIDEĞER SİLWERFREE kardeşim, atatürk başlıklı yazıda bana
aşağıdaki soruyu sormuş..
Bu sorunun yeni bir başlık olması gerektiğini düşündüm.
KARDEŞİMİN SORUSU:

“Mümin kadınlara da şöyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zinet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Zinet yerlerini kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz ’a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin” umduğunuza nail olasınız” (en-Nûr, 24/31).

kardeş bu ayet değilmi ??

EVET KARDEŞİM AYET BU....

Ancak Ayette BAŞ kelimesi YOK ,ilave yapılmış..

örtülerini yakalarının üstüne koysunlar. ŞEKLİNDEDİR...

SEVGİLİ KARDEŞİM,
Dinimizdeki ÖRTÜNME ,TESETTÜR VE BAŞÖRTÜSÜ KONUSU TARTIŞMALIDIR. Yani din adamlarımızın bir kısmı BAŞÖRTÜSÜ İÇİN
DİN EMRİDİR, derken, bir başka gurup din adamlarımız, BAŞÖRTÜSÜ
DİNİ EMİR DEĞİLDİR. Bir arap adetidir demektedirler....

Size bu konuda bir yazı sunuyorum. İstediğiniz takdirde bu şekilde
Başörtüsünün bir dini emir olmadığı,dini şart ve gereklilik olmadığı ile ilgili
yüzlerce yazı getirebilirim:

BAŞÖRTÜSÜ İSLAM'IN ŞARTI DEĞİLDİR.

14 Şubat 2008A.A.Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Faaliyetleri Müdürü Ayşe Sucu, Kuran-ı Kerim'de başörtüsü ile ilgili ayette örtünme şekliyle ilgili bir açılım olmadığını söyledi.

Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Faaliyetleri Müdürü Ayşe Sucu, Aksaray İl Müftülüğünce Aksaray Kültürpark'ta düzenlenen “Dindarlık Anlayışımız ve Kadın” konulu konferansta, İslam Dini'nin kadına bakışı ve kadınların toplum içindeki yeri konusunda bilgiler verdi. Sucu, hiç kimsenin bir diğerine “illa şöyle kapanacaksın, böyle giyeceksin” diye dikte etmeye hakkı olmadığını, örtünme ile ilgili Türkiye'de yıllardır yanlış bir algılamanın olduğunu belirtti.

İslam'da örtünme ile ilgili olarak 'şöyle giyeceksiniz' diye kesin bir şekil çizilmediğini anlatan Sucu, “Başörtüsü ve giyim coğrafyayla, iklimle, örfle, adetle ilintili bir konudur. Suudi Arabistan'a gittiğinizde yüzünüzü bile açmaktan imtina ediyorsunuz, çünkü o coğrafyada yüzünüzü bile açsanız kendinizi çıplak hissediyorsunuz. İster istemez orada 'neredeyse peçe şart' diyesim geliyor. O toplum, o coğrafya geleneğini öyle oluşturmuş, ama Pakistan'a bakın, [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]'a, Afrika'ya bakın çok yönlü, farklı bir örtünme tarzı ile karşılaşırsınız” dedi.

Konferansa katılan kadınların, İslam'da örtünme şekliyle ilgili net bir yanıt istemesi üzerine Sucu şöyle konuştu:
“Bir kadın kendisini nasıl dindar hissediyorsa, nasıl rahat hissediyorsa, kendini öyle ifade etmesi gerekiyor. Kuran-ı Kerim'de başörtüsü ile ilgili ayette örtünme şekliyle ilgili bir açılım yok, 'illa şöyle örteceksin, pardösü giyeceksin, şalvar giyeceksin' diye bir ibare var mı, yok. Türkiye'de yıllardır her insanı kendimiz gibi görmek istiyoruz. Asıl olan örtünmek midir, yoksa o örtünün arkasındaki manayı idrak ederek o bilinci oluşturmak mıdır?”

Tesettürün temelindeki esprinin ahlaklı insan olmak olduğunu vurgulayan Sucu, şunları kaydetti:
“Namuslu, iffetine sahip çıkan bir kadın örneğini öne çıkarmalıyız. Giyeceği kıyafet kadının kendisine bırakılmıştır, kendi tercihidir. Kadın olarak bizim dikkat etmemiz gereken husus, iffetli, namuslu kadın olmaktır. Bunu düşünmeliyiz. 'Başını örten namuslu, başını açan namussuz', sakın böyle bir yargıya varmayalım. İnsanın namusu, iffeti, ahlakı, kılık kıyafet üzerine bina edilemez. Diyanet İşleri Başkanımız da bunu açıkladı. Başörtüsü İslam'ın ön şartı değildir. Dileyen kadın dilediği gibi giyinmeli, başörtüsü nedeniyle kadınların eğitim hakkı elinden alınmamalı.”

Konferansa, Aksaray Valisi Sebati Buyuran'ın eşi Hazbiye Buyuran, İl Müftüsü İlhan Aydın, Yardımseverler Derneği Aksaray Şube Başkanı Dilek Terzioğlu ve çoğunluğu Kuran kursu öğrencilerinden oluşan yaklaşık 400 kişi katıldı.
Degerli SEYİTHAN Kullanicisi Jan 2010 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 15-03-2010, Saat:07:42 PM, Düzenleyen: SEYİTHAN.
LoadinG....*
RE: BAŞÖRTÜSÜ HAKKINDA.....
kardeşim kadının saç teli haramdır.

06/07/2012 İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam, sen de anlamazsın. Ben bile anlamıyorum ki başkasına nasıl anlatırım!



Franz Kafka


Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: BAŞÖRTÜSÜ HAKKINDA.....
"başörtüsü nedeniyle kadınların eğitim hakkı elinden alınmamalı.”
dıyanet kırk yılda bırdogru bırsey soyledı
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
((Meksikalı))
RE: BAŞÖRTÜSÜ HAKKINDA.....
KÖLELER BAŞLARINI ÖRTMEZLER ANCAK HÜR VE ŞEREFLİ KADINLAR ÖRTÜNÜRLER AYRICA KADIN ANCAK KENDİNİ ÖRTÜNDÜĞÜ ZAMAN HUZURLU VE RAHAT HİSSEDEBİLİR AMA BU DEMEK DEĞİLDİR Kİ O ZAMAN BIRAKALIM NASIL RAHAT EDİYORSA ÖYLE ÖRTSÜN BUNUN RAHATLIĞI ANCAK GEREĞİ GİBİ ÖRTÜNDÜĞÜNDE OLABİLİR ÇÜNKÜ GERÇEK BİR ÖRTÜ KADINI VAKARLI KILAR SAYGI UYANDIRIR BU GÜNÜMÜZDE DE BÖYLEDİR SADECE ÖRTÜNMEKTE TESETTÜR SAYILMAZ CİDDİYET VE AĞIRBAŞLILIK ! DIŞARIYA ÇIKTIĞINDA EVDEKİ GİBİ DIŞARIDADA SESİNİ ALÇALTMIYOR YA DA KİBARLAŞIYIM DİYE KIRITIYORSA VE BAKIŞLARINA SAHİP ÇIKMIYORSA NE KADAR ÖRTÜNÜRSE ÖRTÜNSÜN BU TİPLER YETERİNCE SAYGI DA GÖRMÜYORLAR AMA TUHAF Kİ BİR ERKEĞİN NASIL OLUYORDA BAŞKA ERKEKLERİN BAKIŞLARININ KIZ KARDEŞİ YA DA EŞİ ÜZERİNE ÇEVRİLMESİNE TAHAMMÜL EDEBİLİYOR İŞTE İŞİN EN KORKUNÇ YANIDA BU BENCE TESETTÜR KONUSUNDAKİ CİDDİYET ABARTMIYORUM ERKEKLERİ DAHA ÇOK İLGİLENDİRİYOR BENCE SİZ GEVŞEKLİK GÖSTERDİĞİNİZ İÇİN KADINLAR GEREĞİ GİBİ ÖRTÜNMÜYORLAR ÇÜNKÜ SOKAKLARDAKİ KADINLAR KİMİNİZİN EŞİ KİMİNİZİN KIZ KARDEŞİ GERÇEK BİR MÜSLÜMAN ERKEK BÖYLE DÜŞÜNEMEZ
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: BAŞÖRTÜSÜ HAKKINDA.....
BAŞÖRTÜSÜ BİR TAVSİYEDİR VAZGEÇİLMEZ BİR DİNİ EMİR DEĞİLDİR

*Başı açık bir bayanım. Namazımı kılıyor elimden geldiğince ibadetlerimi yerine getirmeye çalışıyorum. Başörtüsüyle ilgili Kuran ne diyor?

Kuran'da başörtüsü kelimesi, büyük bölümü kadın-erkek ilişkileriyle ve bu ilişkiler çevresinde gözetilmesi gereken birtakım ahlak kurallarıyla ilgili olan surede geçer: "Kadınlar, kendiliğinden görünen yerleri dışında, cazibe ve güzelliklerini açığa vurmasınlar, bunun için, başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar" denilmiştir. (24 Nur, 31) Bu söyleyiş biçimi, ayetin emir kalıbının dışında, tavsiye kalıbında olduğunu gösterir.
Muhammed Esed, 'başörtülerini (hımar) yakalarının üzerine indirsinler' ifadesini ilk müfessirlere dayanarak şöyle açıklamıştır: "Hımar, hem İslam'dan önce, hem de İslam'dan sonra kadınların kullandıkları geleneksel başörtüsüdür. Klasik müfessirlere göre, bu başörtüsü İslam öncesi dönemde kadınlar tarafından az çok süs giysisi olarak kullanılır, uçları örtünen kadının sırtına serbestçe bırakılırdı. O günün yaygın modasına göre, kadınların giydiği gömleğin ya da bluzun önünde genişçe bir açıklık (ciyb, çoğ. cüyub) bulunur ve böylece göğüsler örtülmezdi. Göğüsteki açıklığın örtülmesinin öğütlenmesi, bu iş için mutlaka başörtüsü kullanılmasının gerektiğini ifade etmez. Fakat sadece, kadınların göğüs kısmının, örfen (yaygın kabul olarak) açık bırakılmasında sakınca olmayan yerlerden olmadığını, dolayısıyla örtülmesi ve gösterilmemesi gerektiğini ifade eder."

CEVABI BEN VEREMEM
İç çamaşırının olmadığı, üst üste giyinmenin gerekmediği bir yaşama biçimi düşünülürse, eğilip doğrulma sırasında bu açıklıktan bütün vücudun görüneceği tahmin edilebilir. Ben bu durumu da önemsiyorum. Kadınların geleneksel olarak başörtüsü kullandığı bir toplumda pratik olarak, bu örtünün öne çekilmesi ile gerçekleşiverecek bir örtünme tavsiye edilmiştir. Başörtüsünün geleneksel olarak başta bulunmadığı yaşama biçimlerinde, örtünmesi gereken yerler, diğer giysilerle örtülebilir. En önemli ayrıntı ise, tefsircilerin hür ve köle kadın kıyafetini ayırmış olmalarıdır. Tefsirciler ve fıkıhçılara göre köle statüsündeki mümin kadınlar için, ne dış giysi ne de başörtüsü söz konusudur. Onların örtünme hükmü erkeklerinki gibi, göbekle diz arasıdır, yani kadınlık organını önden ve arkadan örtecek kadardır. Eğer başörtüsü, Allah'ın çağlar ve toplumlarüstü değişmez emri olsaydı, köle kadınlara niçin uygulanmamıştı? Onlar Müslüman mı değildi, yoksa kadın mı değildi? Hem Müslüman hem kadın olduklarına göre, toplumlar ve çağlarüstü, değişmez dini emir olma iddiası temelinden sarsılmaktadır. Allah bir şeyi öğütlüyorsa bütün kulları için öğütlüyor, emrediyorsa bütün kulları için emrediyor. Allah için kulları arasında fark yoktur: Kadın kadındır, Müslüman Müslüman'dır. Tek fark takvalarındadır, ondan ötesi örftür, adettir.
Son olarak, Din işleri Yüksek Kurulu üyeliğinden emekli Fahri Demir'in görüşlerine yer vereceğim. Fahri Demir, bu alandaki doktora tezinin bulgularına dayanıyor ve "Başörtüsü emrinin vücup (gereklilik) için olduğunda icma (fikir birliği) vardır" görüşüne itiraz ediyor. "Ben şimdiye kadarki araştırmalarımdan şu kanaate varmış bulunuyorum ki, örtünme emri irşadi (uyarıcı) bir emirdir. Başkasını tahrik etmeme, günaha sokmama, fitneye sebep olmama, kendisini ezadan, sarkıntılıktan, fitneden koruma tavsiyesidir."
Alıntılar verdiğim araştırma sonuçları gösteriyor ki, başörtüsü, bir dünya işidir, bir tavsiyedir, vazgeçilemez bir dini emir (farz veya vacip) değildir.

Prof. Dr. BEYZA BİLGİN

Diyanet İşleri Başkanlığı
Din İşleri Yüksek Kurul Üyesi
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: BAŞÖRTÜSÜ HAKKINDA.....
Başörtüsü Dinin Emri Değil mi?

NÛR SURESİ
(102/24. Sure)

Ayet 30-31:

İffet-örtünme ilişkisi ve örtünmenin esası.

Kur'an'ın, iffet ve saygınlığı korumada kadın ve erkeğe esas önerisi ve bu konunun temel ilkesi 30 ve 31. ayetlerde verilmiştir. Bu ilkenin özü şudur: Herkes kendi gözüne, ırzına ve beline sahip olacaktır:

"Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını kontrol altında tutsunlar. Edep yerlerini korusunlar... Mümin kadınlara da söyle: Gözlerine sahip olsunlar, edep yerlerini korusunlar."

Kur'an'da iffeti korumanın ve kadın erkek ilişkilerinin esası budur. Konunun hikmeti ve maksadı bu ilkede saklıdır. Ancak Kur'an bu maksadı göstermekle yetinmemiş, bunun daha rahat bir biçimde elde edilmesi için araç hükümler (vesâil) de getirmiştir. Bu hükümlerden en önemlileri 31. ayette ifadeye konmaktadır. Bunlar başlıklar halinde şöyle verilebilir:

1. İstisna edilenler hariç, süs takılarının (zînetin) gösterilmemesi,

2. Örtülerin göğüs yırtmaçlarının üstüne konması.

Takılarda, makul ölçülerin dışında, gizlilik esas alınmıştır. Çünkü onların reklam edilmesi hem karşı cinsi tahrik edebilir hem de onlara sahip olmayan kadınların kıskançlık ve huzursuzluğunu. Kur'an bu noktada insanı nimetlerden yararlanmada makul olmaya ve diğer insanların duygu, düşünce ve heveslerine olumsuz etki yapmamaya çağırmaktadır.

Ayetteki zînete, kadın vücudunun tümünü veya bir kısmını dahil etmenin Kur'an'da dayanağı yoktur. İstisna edilen zînetin sınırlarını tartışmasız bir biçimde tanıtmak mümkün değildir. Nitekim, bu güne kadar böyle bir tanım verilememiştir. Kur'an birçok konuda yaptığı gibi burada da bir görecelik alanı vücuda getirerek değişik iklim, töre ve şartlara uyabilme kabiliyeti yaratmakta, örfe söz hakkı vermektedir.

Bu ölçüler içinde kadın, zînetini yalnız şu erkeklere gösterebilecektir: Eş, baba, kayınpeder, oğul, üveyoğul, kardeş, kardeş çocuğu, hizmetçiler, ihtiyaç içinde olmayan erkek, kadınların takılarına ilgi duyacak yaşa gelmemiş çocuklar. Açıktır ki, sağlık ve tedavi nedeniyle doktor, hastabakıcı vs. gibi görevli sağlık personeline karşı da herhangi bir yasak söz konusu edilemez. Bu, Kur'an'ın genel ilkelerinin, özellikle zorunluluk (ıztırar) ilkesinin bir gereğidir.

Yaka yırtmaçlarının üzerine vurulması istenen örtü nedir?

Örtüler anlamında, 'humur' sözcüğü kullanılmıştır. Humur kelimesinin tekili olan hımar, esası bakımından herhangi bir örtü demektir. Arap dili lügatlarında, örfen kazandığı anlamla anılır ve başörtüsü olarak geçer. Aynı kökten türeyen ihtimar, başörtüsü kullanmak, başa örtü takmak demektir.

İşin örfî yanı budur. Biz konuyu, Kur'an verileri ve din bilimleri açısından bir değerlendirmesini İslam Nasıl Yozlaştırıldı adlı kitabımızın Kadın maddesinde yaptık.

Örtünme, iffeti korumanın vesâil yani araç hükümleri cümlesindendir. Bu yüzden, örtünmeye ilişkin buyruk, yoruma, tevil ve içtihada açık, esnek ifadelerle verilmiş, zaman ve zemine göre örfün devreye girmesine imkân hazırlamıştır. Araç hükümlerin temel özelliği bu imkânı bünyelerinde taşımalarıdır.

Örtünmeye, temelde iki açıdan bakmak gerekiyor:

1. İnsan hakları açısından: Bu açıdan bakıldığında, sınırsız bir biçimde açılma özgürlüğünün kullanıldığı bir dünyada sınırsız bir biçimde kapanma özgürlüğünün de bulunması gerekmektedir. Bunun aksini düşünmek insan haklarına aykırılıktır.

2. Dinsel yükümlülük açısından: Bu açıdan dinin temel verileri incelendiğinde örtünmenin farz olanının, abdest uzuvları dışındaki vücut bölgelerinin kapatılması olduğu anlaşılmaktadır. Bundan fazlası kişisel tercihtir.

Öncelikle şunu ifade etmeliyiz: Geleneksel fıkhın kabulleri esas alındığında kadının örtünmesini bir 'din emri' olarak görmek mümkün değildir. Bu kabullerden yola çıktığımızda örtünme, sosyal konum belirleyici bir örf olur. Geleneksel anlayış, bu noktada çok ciddi bir çelişki içindedir. Özetleyelim:

Bu anlayış, kadın ve örtünme konusunda iki ayrı icma'dan söz eder:

1. Köle ve câriye kadınların avretlerine (örtünmesi gereken yerlerine) baş ve göğüslerin dahil bulunadığı,

2. Hür kadınların el ve yüz dışındaki tüm vücut bölgelerinin avret olduğu ve sonuç olarak da örtünmesi gerektiği.

Geleneksel fıkha göre, kadınlar hür ve câriye olarak iki kısma ayrılmaktadır. Kur'an'da böyle bir ayrım yoktur. Ayrımı kendisi koyan geleneksel anlayışa göre, câriyelerin örtünmesi tıpkı erkeklerinki gibidir. Yani onlar edep yerlerini örttüklerinde örtünme görevlerini yerine getirmiş olurlar. Dahası da var: Câriyeler, örtünmeme serbestisine sahip olarak kalmazlar, örtünmemeleri şart koşulur. Hatta, namaz kılarken bile, örneğin başlarını örtmelerine izin verilmez. Böyle bir anlayış Kur'an'ın ruhuna aykırı olduğu gibi lafzına da aykırıdır.

Halife Ömer gibi bir sahabînin, başı örtülü olarak namaz kılmakta olan bir câriye kadının başını açtığı ve onu: "Sen hür kadınlara mı özeniyorsun?" diye azarladığı, hatta dövdüğü rivayeti konuyla ilgili kaynaklarda yazılıdır.

Burada iki ihtimal var:

1. Ömer'in bu yaptığı bir bid'at olarak reddedilecektir ki, bizce de doğrusu budur. Çünkü Kur'an, kadınları câriye ve hür diye ikiye ayırmadığı gibi, hiçbir emrini, özellikle ibadetleri hürler ve câriyeler için iki ayrı düzenlemeye tâbi tutmamıştır.

2. Ömer'in davranışı bir bid'at değil, dinin bir uygulamasıdır. O zaman örtünmenin bir din emri olduğunu iddia etmek tutarsızlık olur. Çünkü Allah, kullarından her sosyal sınıf için ayrı bir din göndermemiştir. Örtünme, kadınların bir sınıfı için bir türlü, ötekisi için başka bir türlü oluyorsa bir din emri olmaktan çıkar, sosyolojik bir sınıf göstergesi olur. O zaman da şunu söylemek gerekir: Bugünkü dünyada hür-câriye, hür-köle gibi ayrımlar olmadığına göre örtünme diye bir din emri de olamaz. İsteyen istediği gibi giyinebilir.

Olaya Kur'an açısından bakalım:

Kur'an'da kadının örtünmesiyle ilgili açık emirler vardır. Ancak bu emirler, bugünkü İslam dünyasında, siyasal bir simgeye dönüştürülen ve adına 'tesettür' (kelime anlamı; zorla, baskı ile kapanma ve kapatma) denen uygulamanın iddialarına destek verici nitelikte değildir. Günlük politikalarından uzak bilimsel çalışmalar şu noktaları açıkça ortaya koymaktadır:

Kur'an'ın örtünme emri, abdets organlarını, o arada başı içermemektedir. Başın örtünmesi bir sosyal bir durum göstergesidir, bir din buyruğu değil. Eskiden, toplumun hürler sınıfına mensup olanlar 'serbest' sözcüğüyle tanıtılırdı. Serbest, Farsça'daki ser (baş) kelimesiyle 'best' (bağlanmış) kelimesinin birleşmesidir ki 'başı bağlı' demektir. Başı açık olan köleler, işçiler ve câriyelerdi; başı bağlı olanlar ise hür ve seçkin tabaka idi. Fıkhın, kadınları hürler ve câriyeler diye ikiye ayırmasının dayandığı mantık da budur; Kur'an'ın herhangi bir ayeti değil.

Kur'an'ın örtünme emri tüm kadınlara yönelik bir emirdir. Câriye-hür diye bir ayrım yoktur. Ancak Nûr 31. ayette başın örtülmesini buyruk altına alan bir ifade de yoktur. Nûr 31'deki emir kipi, başa ilişkin bir emir değil, göğse ilişkin bir emirdir. Yani mutlak emir göğsün kapatılmasına yöneliktir, başın örtünmesine değil. Ayetin iniş sebebi ile siyak ve sibaktan (ayetin önünden ve sonrasından) emrin, göğse takılan süs takılarının örtülmesini amaçladığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan, fıkıh usulcüleri dediğimiz metodolojistlerin tümünün ortak kabulü, Kur'an'daki bütün emirlerin vücup (gereklilik, farzıyet) ifade etmediği merkezindedir. Başka bir deyişle, vücup için, emir kipinin kullanılmış olması yetmez, o kipin farzıyet (gereklilik) anlamında bağlayıcılık ifade ettiğinin başka yollarla (karinelerle) gösterilmiş olması gerekir.

Emir kipinin hangi anlamları ifade ettiği uzun uzun anlatılmaktadır. On ila on beş arası anlamdan söz edilmiştir. Fahreddin Râzî (ölm. 606/1209), fıkıh usulüne ilişkin eseri el-Mahsûl'de Kur'an'daki emir kipinin on beş anlam ifade ettiğini, bunlardan sadece birinin vücup olduğunu bildirmektedir. Aynı zamanda bir usulcü olan İmam Gazâlî, metodolojiye ilişkin ünlü eseri el-Müstasfa'nın emir kavramını ele alan bölümünde (bk. 1/737-777; 2/535) Kur'an'daki emir kiplerinin fıkıh açısından durumunu incelemektedir. Bu listede de vücup ifade eden emirler çok azdır. İmam Şâfiî, emrin temelde iki anlam ifade ettiğini söylemiştir: Vücup (gereklilik, farzıyet), nedb (edep ve terbiye tavrı)

Emrin vücup ifade etmesi için gerekli karinelerin başta geleni, emir kipiyle bildirilen hususun aksini yapanların hesap ve ceza ile tehdit edilmesidir. Gazâlî burada, emrin vücup ifade etmesi için, 'emrin yerine getirilmemesinin isyan anlamına geldiğinin bildirilmiş olması' gerektiğini söylüyor. (bk. 1/763) Yani emir kipi kullanılarak bildirilen bir husus, eğer vücup ise (aksini yapmak haram ise) o emri çiğnemenin Allah'a isyan olduğunun ayrıca bildirilmesi gerekir. Gazâlî'ye göre, emrin birkaç kez tekrarı da vücup ifade etmenin kanıtlarından biridir. Eğer bu iki özellik yoksa emrin nedb (mendupluk, edep ve terbiye tavrı) ifade ettiği kabul edilir. Ve Gazâlî ekliyor: Ümmetin nedbe hamlettiği emirler çoğunluktadır. (el-Müstasfa, 1/773) Yani ümmetin genel kabulü emrin nedb ifade ettiği merkezindedir.

Başın örtülmesi konusunda, Gazâlî'nin vücup için gerekliliğinden söz ettiği dayanakların hiçbiri mevcut değildir. Gazâlî'ye göre, emrin vücup veya nedb ifade ettiği hususunda tartışma çıkarsa 'tevakkuf' (hüküm vermekten kaçınıp beklemek) esas alınır.

Gerek Gazalî'nin, gerekse diğer usulcülerin emir kavramı ile ilgili bu anlayış ve kabulleri dikkate alındığında Nûr 31'deki emrin, başı örtmek anlamında vücup ifade ettiğini söylemek mümkün değildir. Bir kere, o ayetteki emir başın örtülmesine ilişkin değil, göğsün örtülmesine ilişkindir. Yani emrin taalluk noktası baş değil göğüstür. Başın örtülmesine hamledilmek istendiğinde 'mânâya delalette kesinlik' yoktur. Çünkü emir, "Başlarını örtsünler" şeklinde değildir. Böyle olunca da vücup doğmaz. Vücubun doğması için iki kesinlik şarttır: 1. Nassın varlığının kesinliği yani sübût, 2. Nassın mânâya delaletinin kesinliği. Nûr 31. ayette bu ikincisi kesin yoktur. Birincinin varlığı da tartışılabilir. Çünkü vücubun konusu sayılan 'baş' veya 'saç' kelimeleri ayette yoktur.

Nûr 31'de, vücup çıkarmak için senet yapılabilecek diğer karineler de yoktur. Çünkü ne o emri terk edene hesap ve ceza tehdidi vardır ne de emrin defalarca tekrarı. O halde, emri, ya fıkıh profesörü Yunus Vehbi Yavuz gibi 'nedb' kabul edeceğiz, yahut Gazâlî'nin koyduğu ölçüyü işleterek tavakkuf edenlere (hüküm vermeyenlere) katılacağız. Bunun ötesine geçilmediği içindir ki, geleneksel kabul, örtünmeyi, köle-hür tüm kadınlar için farz görmemiş, sadece hür kadınları bağlayan bir sosyal konum göstergesi olarak değerlendirmiştir.

Nûr 31. ayette vücup ifade eden bir emir vardır ama bu emir göğsün kapatılmasına yöneliktir. Başın-saçların kapatılmasına ilişkin bir emrin o ayetten çıkarılması zorlama ile bile mümkün olmaz.

Hanefî fıkhının ve fıkhî tefsirin öncülerinden biri sayılan el-Cassas (ölm. 370/980) Ahkâmü'l-Kur'an adlı tefsirinde Nûr 31. ayeti açıklarken oradaki örtüne emrinin 'göğüs ve boyunları örtmeyi' amaçladığını bildirmektedir. Cassas şöyle diyor: "Bu ayetten anlaşılır ki kadının göğsü ve boynu avrettir, yabancı erkeklerin görmesi caiz olmaz." (Cassas; Ahkâmü'l-Kur'an, 3/461) Cassas'ın aynı yerde bildirdiğine göre, tâbiûn devri müfessirlerinin en ünlülerinden biri olan Said b. Cübeyr (ölm.95/713)e göre de saçların açılması haram değil, sadece mekruhtur.

Demek oluyor ki, başın kapatılması yönünde bir icma'ın varlığından söz etmek de tutarlı değildir. Said b. Cübeyr gibi bir zatın onaylamadığı bir görüşe, icma' demek mümkün olamaz. Namazda setr-i avretin sadece sünnet olduğunu söyleyen İmamı Mâlik (ölm. 179/795)i de Said b. Cübeyr'in yanına koymak gerekir. Peki, bu durumda icma' nerededir? Bu görüşlerin gerçekten Said'e ve İmam Mâlik'e ait olup olmadığı tartışılabilir denirse, o zaman şu veya bu konuda icma'ın olup olmadığı da pekâla tartışılabilir demek gerekir. Bu durumda da söz varacağı yere varır: Onun-bunun dediğini, deyip demediğini teftiş yerine Kur'an'a bakıp çözümü orada bulalım!

Böyle bakıldığında söylenekcek şeyin şu olduğu kanısına varıyoruz: Vücubun, başın örtülmesine bağlanması geleneksel kabullere çok uygun bir yorum olduğu için tutulmuş ve kurallaşmıştır. O ayetten açıkça çıkan tek emir, göğüslerin, özellikle göğse takılmış bulunan süs takılarının kapatılmasıdır. Ayette geçen 'zînet:süs' tâbirini kadın vücudu olarak değerlendirmek sadece dayanaksız değil, saçmadır. Örfün din adı altında dayatılmasıdır. Kadın vücudunun 'zînet' olarak düşünülmesine dayanak olacak hiçbir Kur'an ayeti yoktur. Bunlar, egemen anlayışın hesabına uygun geldiği için dinleştirilmiş yorumlardır. İsteyen, din adına bu yorumları elbette ki izler, ama başkalarının bunları din yapmasını isteyemez.

Şunu da unutmamak zorundayız: Abdest, vücudun açık havaya mâruz kalan bölgelerine uygulanır. Bu bölgeler kadın ve erkekte aynıdır ve bunlar, iki cinsin Allah katında eşitliğinin sembolüdür. Eller-kollar, yüz, ayaklar ve baş bu organlardır ve abdest bu organlara uygulanan bir temizlik hareketidir. Asrısaadet'te, abdesti kadın-erkek herkes toplu halde aynı yerde, hatta aynı kaptan alabilmekteydi. Bunun, örtünme emrinden önce olduğu, sonradan kaldırıldığı yolunda en küçük bir beyan yoktur. Bu sünnet olgusu da, Nûr 31'deki emrin nedb ifade ettiği yolunda aşılmaz bir kanıttır.

Kısacası, Kur'an ve sünnetin verileri, abdest uzuvlarının örtünmeye dahil olmadığını göstermektedir. Kaldı ki kolların dirseklere kadarının avret olmadığı, yani örtünmeye dahil bulunmadığı başka fakîhlerce de dile getirilmiştir. Irak fıkıh ekolünün babası sayılan İbrahim en-Nehaî (ölm. 96/714) bunların başında gelir. (bk. Taberî; Tefsir, 18/120) İmam Ebu Yusuf (ölm. 182/798), İmam es-Serahsî (ölm. 483/1090), Abdullah el-Mavsılî (ölm. 684/1285), İbnü Nüceym (ölm. 971/1563) bunlardan bazılarıdır.

Örtünmenin şekline, desenine, rengine, inceliğine, kalınlığına ait beyanların hiçbirinin dinle, Kur'an'la, sünnetle ilgisi yoktur. Bu mealdeki sözlerin tümü sonraki devirlerin ulema fetvalarıdır.

Nûr 31, kapatılacak bölgelerde de 'açık kalabilecek yerler müstesna' kaydıyla değişik zemin, zaman ve şartlara, kısacası örfe bir pay bırakmıştır. Müslüman kadın, yaşadığı yerin örfünü de dikkate alarak elbette ki o paydan da yararlanır.

"İstisna edilen kısımlar hariç" ifadesi Müslüman kadının önünde bir esneklik alanı açarak onun rahatlamasını sağlamaktadır. Bu istisna edilen kısımların nereler olabileceğini gösteren en güzel ifade bizce Kaffâl'in (öl. 365/975) şu sözüdür: "Açılabilecek kısımlar müstesnadır ifadesinin anlamı insanın, yürürlükteki âdetlere göre açabileceği kısımlar demektir." (bk. Râzî; Tefsir, 23/206) Kaffâl (Ebu Bekr Muhammed b. Ali eş-Şâşî. Büyük Kaffâl diye anılır. Müfessir, muhaddis ve fakîhtir), bu ilkesel sözünün ardından kendi yöresinin âdetini ifade eden şu sözü söylüyor: "Bu da kadınlarda ellerle yüzdür." Kaffâl'in bu tespiti, yaşadığı zamanın, esas ilkeden ne anladığını gösterir. Önemli olan, ilkedir. İlke ise 'yürürlükteki adetlerin dikkate alınması'dır. Elbette ki âdetler, nassın sınırlarını aşmaya gerekçe yapılamaz. Örneğin, âdet böyle diye göğsün açılması mubahlaştırılamaz.

Örtünme emrinden ne anlarsanız anlayın, bu nihayet 'vesâil:araç' hükümler cümlesindendir. Düzinelerle 'makaasıd:amaç' hükmün çiğnenişini kılı kıpırdamadan seyredenler, örtünmenin birkaç santimlik eksikliğini İslam'ın biricik Allah-iman meselesi gibi gündem de tutup Müslüman dünyanın yıllarını bu işle harcamışlardır. Bunun hayırlı ve iyi niyetli bir tutum olduğu söylenemez.

Birileri, Müsümanları listenin en sonundaki 'vesile:araç' konularla oyalamakta ve esas amaç meselelerin gündem dışı kalmasını çok kurnaz bir biçimde sağlamaktadır.

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk -
Degerli SEYİTHAN Kullanicisi Jan 2010 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum
Bunu ilk beğenen sen ol.
((Meksikalı))
RE: BAŞÖRTÜSÜ HAKKINDA.....
işimiz var ya ya bunun cevabı o kadar basit ki sadece ne yapman lazım biliyormusun sadece sorduğun sorularda samimi araştırdığın kaynaklardada biraz yönünü değiştirmen gerek şimdi sana bu kopyaladıklarına karşı bende bir şeyler kopyalamak isterim yüzlercede var ama ne istiyorum biliyormusun sen araştır daha sağlam kaynaklar bulup bakış açını biraz daha doğru ve farklı olana çekip ayrı ayrı konularda değilde genel olarak bir islam anlayışı kurmak kafanda bu da ancak gerçek bir islam aliminden alınabilir mesela bu soruna bir de mustafa islamoğlu ndan cevap ara bakalım o ne diyor ama sadece bu konuda değil başka bir çok konudada biraz da ondan araştır benim başörtüsüne imanım tam
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.