![[Resim: 009.jpg]](http://www.resimx.net/img_th_400/009.jpg)
İR YAPRAK düştü toprağa.
Sonra bir başkası.
Sonra peş peşe döküldü bütün yapraklar.
Ağaçlar soyundukça toprak giyindi: Önce altın sarısına döndü sonra altınlarıyla beraber beyaz kefenine büründü.
***
ÇİÇEKLERDEN eser yok. Kelebekler uçup gitmiş. Güller kurumuş bülbüller susmuş. Sevilenler elveda demeden se venleri terk edip gitmiş. Yemyeşil ormanlar iskeletlerle dol muş. Daha dün cıvıl cıvıl hayat kaynayan bu yerlerde şimdi firak hıçkırıkları bile yankılanmıyor. Çünkü geride ağlayacak kimse de kalmamış.
Hani nerde o güzelim gelincikler?
Nerde elma çiçeklerine doluşan arıcıklar?
Nerde gün âşıkı çiçekler?
Gün nereye koşturuyor sahi?
***
KOŞAN günler kaybolan günler âşıklarını ardından ağla tan günler... Hepsi her gelişinde birşeyleri beraberinde geti rirler ama “Tadına doyan var mı?” demeden getirdiklerini alır götürürler. Günlerden nice ömürler olur; günlerle bera ber nice ömürler ölür.
Gönlümde hüzün var yaklaştı akşam
Ömrümün güneşi zevale döndü.
Akşamları sevmek belki çare olurdu—şafakla beraber o da çekip gitmeseydi!
Ama dünyada beni bırakıp gitmeyecek ne var söyler misi niz dünya âşıkları?
En güzeli bahardı; şimdi kefenine bürünmüş yatıyor.
Niye durmadı buralarda? Durmayacaksa niye geldi? Ar dından ağlatacaksa eğer niye yüzüme gülüp durdu çiçekleriyle? Öyle bir gaddarlık böyle bir güzelliğin arkasında ken dini nasıl sakladı?
Yeşil tomurcuğun içinden fışkıran pembe gül solacağını niye haber vermedi?
Penceremin önünde cıvıl cıvıl öten serçecik öleceğini niye söylemedi?
Yoksa söyledi de ben mi işitmedim?
***
YAPRAKLAR peş peşe döküldü toprağa. Çiçekler birbiri ardınca soldu. Kuşlar ve kelebekler birer birer öldü. Şimdi yalnız iskeletler var dağ eteklerinde. Ve onların ayaklarını örten bembeyaz bir kefen.
Günler beraberinde getirdiklerini alıp götürdüler. Günlerle gidenler ise...
Durun bir dakika!
Onlar aslında hiçbir şey götürmedi götüremedi. Çünkü kendilerine ait hiçbir şeyleri yoktu.
Irmağın üzerinde hızla akıp giden damlacıkların parıltıları kendilerinden olsaydı arkadan gelenler nasıl parlayacaktı? Halbuki o damlacıklar karanlıklardan çıkıp gelmişlerdi.
Gülün fidanında da o pembe tebessüm yoktu. Serçe yu murtasında o sevimlilik yoktu. Gelincik tohumlarında o nazenin güzellik yoktu. Elma çiçeklerinin iskeletinde kuru bir odun yığınından başka hiçbir şey yoktu.
Onlar geldiler ve gittiler. Gitmek istediklerinden gitmedi ler. Gitmek zorundaydılar.
Çünkü onlarda görünen güzellik başka başka aynalar iste di.
Çünkü öyle bir güzellik bir güle bir bülbüle bir bahara razı olmazdı.
Öyleyse sen de bir güle bir bülbüle bir bahara bir dünya ya razı olma. Eskimiş aynalar bırak kırılsın gitsin. Sen yeni aynalarda seyret güzelliği.
Sabret; şu kefenin koynunda uyuyan bahar yeniden gülleriyle yüzüne gülecek. Serçeler yine cıvıldaşacak. Dağ yamaç ları yakında gelinciklerle dolacak iskeletler canlanıp gelinliklerini giyecekler. Gurup secdesine kapanmış yüz binler çeşit güzeller yine dirilip karşında belirecekler. Onlarda cilvele nen Esmâyı bu sefer tazelenmiş ve özlenmiş olarak bulacak sın.
Ve o Esmânın cilvelerinde sevilenlerin sevenleri asla terk etmediği âlemlere bir çağrı okuyacaksın.
İstersen şimdiden zevk edebilirsin o âlemleri. Cismin ye rinde dursa da hayalin ruhun ve kalbin geçmiş ve gelecek bütün baharlarla beraber o âlemlerden de dilediğin kadar çi çek toplar ve koklar.
Bak soldu dediğin güller öldü dediğin bülbüller asıl ve nesilleriyle el ele vermiş tesbihatlarıyla süslenmiş misâl âleminin levhalarında gayb âleminin derinliklerinde âhiret âlemlerinin menzillerinde hâlâ diriler ve diri kalacaklar.
Onun için sen aynayı bırak Esmâyı bul.
Leylâ’yı bırak Mevlâ’yı bul.
Yoksa Leylâ’yı arayan ancak belâyı bulur.
Mevlâ’yı arayan ise bütün fâni sevgililerin arkasından dö külen gözyaşlarını bir anlık sohbetiyle ebedî sürurlara çevi ren bir Habîbu’l-Bekkâîn ile beraber olur.
Gülün açmasında ve solmasında bülbülün ötmesinde ve susmasında baharın doğmasında ve ölmesinde hep Onun se ninle baş başa bir sohbeti var.
Hâlâ cevap vermeyecek misin?
***
YAPRAKLAR birbiri ardınca koştu Onun çağrısına.
“Lebbeyk” dedi ve toprağın koynuna düştü.
Çiçekler kuşlar kelebekler böcekler birer birer Ona dön dü.
Hepsi de tesbihatlarını ve bütün hayatlarının mahsulâtını Ona sunarak resmigeçitteki yerlerinden ayrıldı.
Toprak onları Rabbinin emriyle bağrına bastı yorganını üzerine çekti.
Yeni bir baharda yeni bir şevkle dirilmek için uykuya dal dı.
Dün cemâl tecellileriyle kaynayan bu yerlerde şimdi bir iz zet ve celâl tecellîsi hüküm sürüyor.
İkisi de aynı yerden geliyor.
Öyleyse giden yok ölen yok ayrılan yok kaybolan yok...
Ezelî Esmânın bir Müsemmâsının değişik tecellîleri var sa dece.
Merhaba kış!
Dünyamıza hoş geldin.