derler ki, uzun ayrılıklarda ölür gidermiş sevdanın sıcaklığı.
madem öyle, neden azalmadı aşkımız, bir nebze bile?
yokluğun durup dinlenmeden sevdamı hatırlatıyor sadece
düşünmüştüm ki, seni görmezsem eğer,
bir anı olursun, canım istedikçe belleğimde canlanan.
o da canım isterse...
ama ne oldu?
anılarıma gömdüm kendimi, teslim aldın benliğimi.
düşünmüştüm ki, oruç tutarım, çok çalışırım,
küçülür gidersin anılarımda.
oruçlar tuttum, gece gündüz çalıştım, durdum.
ne fayda! yalnızca senin gözlerini okuyorum kitaplarımda.
bu saplantı canımı sıkıyor, itiraf ediyorum.
sana rastlamadan önce yaptıklarıma döneyim diyorum.
aristo’yla kavgaya tutuşuyorum.
öğrencilerle noktanın virgülün tartışmasını yapıyorum.
şimdi de oturmuş güya st. paul hakkında yazıyorum.
hepsi beyhude...hiçbir yararı yok!.
ne dualar, ne ağıtlar yardım edebilir, erkeğin kaybettiği erkekliğini geri getirmeye.
ah! ruhumun kırılgan kasesi, zavallı bedenim...
neden ‘ilk günah’ denen o bağnazlıkla sakatlandı gitti?
böylesine sadık olup hüznümü arttırma.
gövden yapamaz belki ama,
bari düşüncelerinde ihanet et bana.
ben artık abelard değilim ki...
sen de heloise olma.
gücendir beni. bırak yabancılaşayım.
tanrım! nasıl da gıpta ediyorum,
sevgisi bizim gibi olmayanların mutluluğuna.
nedir şu tutkulu halim benim?
delikanlı heyecanıyla oturmuş yazıyorum.
insanın insana aşkı doruğuna vardığında,
yanılmıyorum, eminim böyle olduğuna.
kim yaşamışsa bu yoğun çılgınlık dakikalarını,
kim bu hain girdaba girip çıkmışsa,
dönüp durmuşsa kendi etrafında,
kim kimdir, ne nedir, unutuncaya kadar...
o aşağılık duygu kaplamışsa her yanını,
etleri kasılmışsa ölecek gibi,
gözleri yaşarmışsa heyecandan,
bilsin ki, aşkın hazzıyla kıvranmaktadır.
yine de tiksiniyorum bedensel aşktan.
tedavi olmuş değilim henüz.
aklım reddediyor onu,
yüreğimse bağışlıyor.
nasıl da uğraştım kendimce sana kara çalmaya...
aklımdan tüm kusurlarını tekrarladım, durdum.
yalan söylemiştin, hatırladım.
bir keresinde epeyce kabaydı davranışın...
bu da işe yaramadı.
hatalarında da sen vardın.
onları hatırlarken erdemlerin geliyordu aklıma,
güzelliğin canlanıyordu gözlerimde.
daha acısı, boynundaki o minicik beni hatırlıyordum..." Abélard'dan Heloise'e