You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ayiplari üzüntüyle örtmek‏

Ayiplari üzüntüyle örtmek‏

Acemi Üye
Ayiplari üzüntüyle örtmek‏
İnsanların çoğu zaman kendince yapabileceği birçok şey varken,

sadece üzüldüğünü söylemesi ve bu üzüntüyle iştigal etmesi samimiyetine halel getirmeye yetecek bir nedendir.

Çoğu kez,çok şey yapabileceğimiz halde,basit üzüntü ifadeleriyle yapabileceklerimizden
kurtulmak için üzüntümüzü kalkan eder öylece bekleriz yerimizde.
Sevgimiz kutsal ve sevilebilecek konumda seviyorsak,yapabileceklerimizi düşünmeden yapmalıyız.

Çoğu zaman sadece üzülmenin bir fayda sağlamadığını insan yakinen görebiliyor,yapabileceklerini yapıyorsa derdinde samimiyeti de kuşanmış demektir.Samimiyeti kuşanmamış hiçbir eylem başarıya ulaşamaz,bu bir gerçektir.
Bu yaptığın bir ayıbı üzüntüyle örtmektir.
Bedelsiz sevgilerin ruha olan yansıması fersiz bir mumun büyük bir odayı aydınlatması gibidir.Kendisine bir faydası olmadığı gibi,ışığın yansıması da fayda sağlamaz.Samimiyet derin duyguların gerçek ispatıdır.
Hakikat nezdinde var olan düşünce,samimiyet sınavı ile ispatlar kendini.

Aksinin bir ayıp olduğu düşünülürse,ayıplarımızı üzüntüyle örtmeyi samimiyetten uzaklık olarak anlayabiliriz.
Hayatımızın her safhasında,
üzüntümüzde ve sevgimizde samimi hisleri kuşanmak,insanlık onuruna yakışan erdemi yakalamaktır.
Kendi düşünce dünyamızda,evreni kuşatabileceksek,yada gayemiz gönüllerimizin bizi yaşanabilir bir anlayışa
iletmesi için ayıplarımızdan arınmış bir hayat seçmeliyiz.
Her tercihin beraberin de getirdiği mecburiyetler olduğunu her akıl kabul etmek durumundadır. Aklın kabul ettiğini amele yansıtmamak,ayıplar içinde bir yaşam tarzını benimsemek demektir.
Kalbi duyguların,yakin bir hisle sevgiye itaati,vuslata olan çabanın derinlemesine tezahürüdür.
İddianın ispat edilebilir tarafı olması için,gelecek çilelere peşinen rıza,
hassas ortamlarda aranacak ilk şarttır.Bağlılık ve inanç, elden gelen olduğu halde,elden geleni yapmadan üzülmekle telafisi olmayan bir kabuldür.Bunun en güzel yaklaşımını ve ifadesini günümüzde çok daha rahat görüyoruz.

Sadece sevdim,inandım ve bağlandım demenin anlamını bu kadar yitirdiği bir zaman dilimi yoktur sanırım tarihin sayfalarında.İnancın iman edene yüklediği yükün zaaf derecesinde samimiyetten uzak
riyakarca yaşandığı bir hayata tarzını daha önce ne zaman gördü acaba insanlar.?Yaşanan zulümlerin ve kıyımın inandım diyenlerin katında samimice karşılanmadığını görebiliyoruz.
Bunu avama mal etmek belki hatadır.Ama avamın başında olanlar,önder olanlar idareci olanlar çok ciddi bir
samimiyet sınavından geçmektedir.

Sözlerinin bedel ödeyecek kadar yürekten olup olmadığını anlamak için hakkani bir ortam oluştu dünya meydanında.Hodri meydan diyor iman düşmanları,görelim sizi diyor.Tv başlarında,gazete köşelerinde,
vakıf derneklerinde,konuşmanın ne kadar kurtarıcı olduğunu büyük günde hep birlikte göreceğiz.
Adalet ve infazın vukuu bulacağı kesin güne doğru ilerlerken,imanlarındaki düşün,gerçek olup olmadığı görülecektir.Şu anda önden gidenlerden bekleneni,önden gidenlerin hiç birisi yapmadı.

Ferdiyetçilikten ziyade,birlik olarak hareket edip ne zalimi kınadılar,nede zulme bayrak açtılar.Her sözün söz sahibine bir yük getirdiğini düşünecek olursak,tefsir dersleri yapanlar,
Siyeri Nebiyi anlatanlar,Mute,Yermük Harbini destansı dille ifade edenler,gereğini ne zaman yapacaklardır?
Yüzlerce cemaatin,milyonlarca müridinin olduğu bir ülkede,
Ümmet adına toplu olarak neden bir açıklama ve kınama gelmiyor?Neden falanca cemaatin şeyhi bir diğeriyle beraber değil,neden ulema kabul edilenler kol kola girip,zulme ve küfre karşı değiller,neden yüzlerce kitabı olanlar,
kitaplarının bir satırını bir cümlesini dahi amel edilecek kadar kayda değer görmüyor.
Anladık ki,sizler enaniyetinizi kibrinizi kırıp ümmette vahdeti sağlayamayacaksınız,lakin zalimlere bayrak açmak genel
kabul gören bir eylemde değimli katınızda?
Sadece üzüntü ve ağlamalarınızın dışında da yapacak bir eyleminiz olmalı kesinlikle?
Sadece maddi yardımın yeterli olmadığını da göremiyormusunuz?İktidar sahipleri ümmete ihanet haline,bütün hepsi,nemrutların vasfını üzerinde taşıyor,ama iman eden toplulukların liderleri neyi bekliyor anlamak çok zor gerçekten.

Şu unutulmamalıdır ki; ayıplarımızı üzüntülerimizle örtemeyiz.
İman edenler muktedir insanlardır,üzülmenin peşinden sırtlarına yüklenen ağır yükten kurtulmalıdırlar.
Bu hareket ve eylem İslam’ın ruhunda vardır.Basit ifadelerin zamanı değildir.

Acı olan şudur ki,avamın gösterdiği tepkiyi,önden gidenler gösteremiyor. Nedeni kendilerinde saklı olan bir düşüncedir bu,
çünkü akleden hiç kimse bunun mantıklı izahını yapamaz.

Konuşanlar arasında samimi olanların yanında itici bir üzüntü ifadesinde bulunanlarda var.Vahşet manzarasına bakıp,
gözyaşı şelalesinde yıkananlar aslında arınmak maksadında değiller.
Arınmak sadece duygusal ifadelerle olmuyor.Arınacaksak ve samimi isek,yeryüzüne
İslam’ın hakim olması bu zulümlerin durması için gereken neyse,bize düşen neyse,yapabilmektir.

Ekonomik şartların çok ağır olduğunun ifadesi,geçim derdi,yoksulluk gibi bahaneler geçerli bir neden değildir.Hiç imkanı olmayanlar kalplerinde ki samimi buğuzlarla duygularını galeyana getirmelidirler.
Unutulmamlıdırki ilk İslam erleri hep yoksullardan kimsesizlerden,müşriklerin tabiriyle ayak takımından oluşmaktaydı.
Kendine bağlı müntesiplerinden yıllarca uzakta bir hayat yaşayan gamsız zümre,kendi yüklerinin yanında,başkalarını da sırtlanmaktadırlar.
Ayıplarımızı üzüntülerimizle örtemeyiz,bunu biliyoruz.
Ne kadar göz yaşı da döksek,yapabileceklerimizin önüne geçemez.Her köşe başında,
“Yapmadıklarınızı neden söylersiniz” ifadesi yüzümüze bir tokat gibi inecektir.Ve öyle bir fitneyle de karşı karşıyayız ki;
içimizde sadece zulmedenlere gelip çatmıyor.

YAKUP DÖĞER
Değerliyaakup, kullanıcısı Jan 2009 tarihinden beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum üyesidir..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Ayiplari üzüntüyle örtmek‏
Başkalarının kusur, eksiklik, utanılacak şey, suç, cürüm, şeref ve haysiyete aykırı davranış, nezaket ve terbiye dışı, fena, kötü, utanç verici şey cinsinden yaptığı işlerin duyulmasını, görülmesini önlemek, yayılmasına mani olmak. Toplumu ve insanları kötülüklerden korumak için işlenen ayıpları örtmek ahlâkî faziletlerin başında gelir. Böylece İslâm'ın övdüğü, müslümanlarda bulunmasını istediği faziletlerden birisi de başkalarının ayıp ve kusurlarını örtmek ve gizlemektir. Buna karşılık; bir müslümanı küçük düşürmek, şahsiyetini lekelemek ve onu rezil etmek için ayıplarını araştırmak ve başkalarına anlatıp açıklamak ise büyük bir ahlâksızlık olup, İslâm tarafından yasaklanmıştır. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

"Müslümanların ayıplarını (ve gizli şeylerini) araştırmayın..." (el-Hucurât, 49/12). Resulullah da bir hadiste: Birbirinizin özel ve mahrem hayatını araştırmayın" (Müslim, Birr ve Sıla, 30) diye buyurmaktadır.

Resulullah (s.a.s.) başka bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:

"Her kim bir müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah'u Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği birşeyini ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir. " (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Tirmizî, Birr ve Sıla, 85)

Müslümanın ayıp araştırması değil, bilâkis gördüğü ayıp ve kusurları örtmesi gerekir. Diğer bir hadis-i şerifte: Kim bir müslümanın ayıbını dilerse Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter. " (Ebû Dâvud, Edeb, 39), Kim bir ayıp görür de örterse sanki kabrine diri gömülmüş bir yavruya can vermiş gibi olur. " (Ebû Dâvud, Edeb, 38) buyurulmuştur.

İnsan başkalarının ayıp ve kusurunu değil, kendi ayıp ve kusurunu görmeye çalışmalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.): Kendi ayıbı, insanların ayıbını görmekten alıkoyan kimseye müjdeler olsun. " (Aclûnî, Keşfu'l-Hafa, II, 46) buyurmuştur.

Ayıpların araştırılıp ortaya dökülmesi; insanları birbirine düşürmekten, aralarında kin ve düşmanlık tohumları ekmekten, fenalıkların yayılmasından başka bir şeye yaramaz. İnsanların gizli kalmış kusurlarını açıklamak, herkese duyurmak onların utanma duygularının yok olmasına, sosyal kontrolün azalmasına ve böylece ahlâksızlığın süratle yayılmasına da sebep olur. Resulullah: Müslümanların ayıplarını, gizli hallerini araştırmağa kalkışırsan, onları ifsad eder (ahlâklarını bozar) veya ifsada yaklaştırmış olursun, " (Riyazü's-Sâlihin, III,154) buyurmuştur.

Peygamberimiz ve ashabı, kimsenin ayıplarını araştırmamış ve araştıranları da şiddetle kınamıştır. Peygamberimiz'in: "Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, o suçu (günahı) kendisi de işlemedikçe ölmez. " (Tirmizî, Kıyâme, 53) uyarısını da hiç bir zaman unutmamak gerekir.

Bir gün Hz. Ömer'in yanına bir adam geldi ve ona şöyle dedi: "Benim bir kızım var, cahiliye devrinde onu diri diri toprağa gömmüş, sonra da ölmeden çıkarmıştık. İslâmiyet geldikten sonra ben de kızım da müslüman olduk. Fakat kızım Allah'ın yasakladığı bir şeyi yaptı ve had vurulması icab etti. Bunun üzerine, bizim bulunmadığımız bir yerde bıçakla kendisini kesmek istemiş. Biz durumu haber alır almaz koştuk, fakat boyun damarlarından birini kesmişti. Hemen tedavî ettik, iyileşti. Yaptığına pişman oldu. Tövbe ederek bir daha böyle bir şey yapmamaya karar verdi. Bir kabileden dünür geldi. Ben de olanları olduğu gibi anlattım." Hz. Ömer, adamın bu sözlerine kızarak:

"-Allah'u Teâlâ'nın gizlediğini açığa mı vuruyorsun? Vallahi eğer kızın başından geçenleri başka birine daha anlatırsan herkesten önce cezanı ben veririm. Git, kızı diğer müslüman, temiz kızlar gibi evlendir dedi." (Y. Kândehlevî, Hadislerle Müslümanlık, III, 1021).

Müslümanların başkalarının günah ve kusurlarını, işledikleri ayıpları örtmeye çalışmaları nasıl önemli bir ahlâkî görevleri ise; aynı şekilde kendi günah ve kusurlarını da ifşâ etmemeleri gerekir. Aşağıdaki hadîs-i şerif bize bu konuda da titiz davranmamız gerektiğini göstermektedir. Resulullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

"Fenalıklarını açığa vuranlardan başka bütün ümmetim, halkın dilinden ve elinden salimdir. "

"Bir adam bir gece fenalığı yapıp da Cenâb-ı Hak onu örtmüş iken:

"Ey filânca ben dün gere Şöyle şöyle yaptım demesi, suçunu ilân ve teşhirdir. Halbuki o, geceyi Allah'ın setrine mazhar olarak geçirmişti. Allah'ın örttüğü bu suçu sabahleyin teşhir etmiş, açıklamış bulunuyor. " (Riyazü's-Salihîn, I, 282).

Rabîatü'l-Adeviyye: "Kul Allah'ın sevgisini tattığı zaman, Allah onu kendi kusurlarına muttali kılar, böylece başkalarının kusurunu görmez olur" der.

Bu ayet-i kerime ve hadis-i şerifler, toplum içinde yardımlaşmak, birlikte iyi geçinmek, yapılan fenalıkları ve ayıpları örterek arkadaşlığı, dostluğu kuvvetlendirmek, dostça yaşamayı isteklendirmek ayıp ve günahları teşhir etmeden önlemek gibi insanî ve İslâmî faziletlerimizi belirtmektedir.

yakup kadeşim paylaşım için tşk Allah razı olsun..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.