![[Resim: esh_55559.jpg]](http://www.sapitanlar.com/wp-content/uploads/esh_55559.jpg)
Esirgeyen, bağışlayan, sonsuz lütuf ve kerem sahibi
olan Allah'ın adı ile başlarım.
Kullarına ziyneti mübah kılan, vermiş olduğu sonsuz
nimetlerin eserini onların üzerinde görmeyi seven,
noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'a hamd ü
senâlar olsun!. Ümmetini İslam dışı milletlere
benzemeye, onları taklit etmeyi, gayri müslimler gibi
yaşamayı men eden şanlı Peygamberimiz üzerine
selam ve dualar göndeririz ve onun Ashâbı üzerine de
olsun ki onlar, İslam dışı hal ve davranış içinde
bulunan ehli küfre benzemekten, onları taklitten
dikkatle sakındırdılar.İSKİLİPLİ ATIF EFEN
TAKLİD
Mukallid: Taklid eden demektir.
Taklid: Hüsn'ü zann edip haklı olduğuna inanmak
sebebiyle bir kimseye itikatta, sözde, fiilde, görünüş
ve giyinişte, delilsiz olarak uymak, tabi olmak ve ona
benzemek demektir.
İslâm'da genellikle taklid câiz değildir. Mesela
sadece görerek veya bazı delillerle izah edilebilecek
olan itikâdî usuller ve İslâm esaslarının
uygulanmasında, mucizelerle desteklenmiş olan
Resul-i Ekrem (S.A.V.) efendimizden başka hiç bir
kimseyi taklid caiz değildir. Bu konuda her ferd
icmâlen (kısaca, özlüce) veya tafsilen (etraflıca) delil
ile anlaşılmış olmak lazım ve vaciptir. Bunun
sonucunda delil göstermek kudretinde olmayan kişi
günahkar olur.
Fakat halkın işlerinin aksamaması ve atıl olmaması
için yalnız dinin hüküm ve kaidelerinin cüz'i
olanlarında yani ibadetler ve muamelatta ictihad
derecesine ulaşamayanların, müctehidleri yani
ictihad edenleri taklid etmesi zaruri olarak meşrü
kılınmıştır.Şu kadar ki dini işlerde itimad olunan şer'î naslara
muhalif olan hususlarda (Allah'a (c.c..) isyan edilecek
işte, kula itaat olmaz) hadisince, ne bir müctehidin,
alimin, şeyhin, ne de halifelerin, emirlerin, hükemânın,
filozofların, itikada, ibadet ve muamelâta, ahlak ve
âdâba dair sözlerine, fiillerine tabi olmak, itaat etmek,
taklid ve benzemek katiyyen caiz değildir.
Kısaca çirkin bid'atlarda, yasak ve haramlarda ve
şeriata muhalif olan medeniyetin usül ve
muaşeretlerinde hiç bir kimseyi taklid asla caiz
değildir. Nerede kaldı ki küfür âdetlerinde, gayr-i
müslim milletleri taktid caiz olsun. Bu, katiyyen caiz
olmaz.
Şu halde, bir müslümanın, küfür adet ve âlâmeti sayılan
bir şeyi, bir zaruret olmadan giyinmek ve takınmak
suretiyle müslüman olmayanları taklidi ve kendisini
onlara benzetmesi şer'an yasaktır, nehyedilmiştir. Bu
hususta icma-i ümmet de birleşmiştir. Bunda hiçbir
şüphe yoktur. Zira Resul- i Ekrem (S.A.V.) efendimiz
buyurmuşlardır ki (Bir kavme benzemeye çalışanlar o
kavimdendir..) (İmam-ı Ahmet ve Ebü Dâvut)
Teşebbüh: Başkaların yaptığı bir işi, onlara tabi olarak
yapmak demektir. Şu halde hadis-i şerifin manası; bir
millete benzemeye özenenler, benzemek istedikleri
derecede onlarla ortak değerdedirler. Yani o değer
küfür ise küfürde, isyanise isyanda, iyi hal ise iyi halde, adet ise adette
onlarla birlikte o milletin hükmüne tabi olurlar
demektir.
Bu hadis-i şerif küfür ve fısk ehline benzemeyi
nehyettiği kadar, salaha erenlere benzemeyi de
teşvik etmektedir.
Çünkü hadis-i şerifte "kavm" lafzı nekre kılmmış
(Harf-î tarifsiz söylenmiş) olduğundan hem sâlihlere
hem de başkalarına şâmildir. Peygamberimiz (S.A.V.),
diğer bir hadis-i şerifte buyurmuşlardır ki: (Bizden
başkalarına benzemeye özenenler bizden, bizim
milletimizden değildir.) (El-Cami'üs-Sağîr.)
Bu hadis-i şerifte, söyleniş itibariyle müslümanların
adetlerinde ve yaşayışlarında müslüman olmayan
milletlere benzemekten kaçınmalarının şart olduğu
belirtildiği gibi görünüm ve yaşayış itibariyle
müslümanların en iyilerine benzemeleri de ifade
editmektedir.
Şu halde bu hadis-i şeriflerin manasına göre,
Müslümanlar küfür âdeti ve yolu ve çirkin bid'at
alameti sayılan şeylerde, kâfirlere ve çirkin bid'at
sahiplerine benzemekten men ve nehy olunmuşlardır.
Aslında İslam dininde küfür ve isyan yasak olduğu
gibi, küfür erbabı ve isyankarların adatleri de
yasaktır.Küfür ehlinin ve isyankarların yaşayış ve adetlerinde
onlara benzemek, onlar gibi hareket etmek, ya küfre ya
isyankârlığa, ya da her ikisine birden götürdüğü için
İslâmda yasaklanıp haram kılınmıştır.
Örnek olarak, hicretin ilk zamanlarında Yahudiler, ne
âdette, ne elbiselerinde, giyimlerinde, ne de başka bir özel
durumda müslümanlardan ayrılmazlardı. Resülullah
(S.A.V.) Efendimizin bu hususta susmaları, bu halin
meşruiyetini göstermekteydi. Fakat daha sonra bu hüküm
feshedilmiş, adet ve harekette müslüman olmayanlardan
ayrı olmak meşru kılınmıştır. Bunun sebebine gelince
Hicretin ilk yıllarında müslümanlar zayıf olduklarından
Gayri Müslimlerle muhalefet meşru kılınmamıştı.
Bilahare İslâm dini diğer dinlere galip gelmeye
başlayınca ve müslümanlar kâfirler ile savaşma ve onları
cizye vermeye mecbur etme gücünü kazanınca takip
edilecek hareket ve âdetlerde onlardan ayrılmak meşru
kılınmıştır.
Demek oluyor ki bu asırda, her beldede müslüman
olmayan milletlerin hal ve hareketleri her ne şekilde
olursa olsun müslümanlar zaruret olmaksızın o yol ve
âdette kendilerini onlara benzetmekten ve onların tavır ve
âdetlerine uymaktan men' olunmuşlardır. Nitekim (Her
kim
bizim şu işimizde, yani dinimizde, ondan olmayan bir
şey ihdas ederse o şey merduttur, reddedilmiştir.)
Hadis-i şerifi ile dini usul ve delillere dayanmayan
mücerred bir görüşle dini işlerde fazla veya noksan kılmak suretiyle yeni bir şey ortaya koymaktan men'
edilmiştir.
Yoksa gerek ehl-i sünnet ve dalalet erbabı ve gerekse
kâfirler tarafından ihdas ve icad olunan her bidattan ve
her yeni yapılan şeylerden ve kâfirlere ve dalalet
erbabına mutlaka benzemiş olmaktan men ve nehy
olunmuş değildir.
Zira uyumak, yatmak, oturmak, yemek ve içmek gibi
tabii işlerde benzerlik zaruridir. Bundan başka ziraat
ve sanayi alet ve araçları, harp vasıta-ları, yatak ve
mutfak takımı gibi dinin emirlerinden olmayıp da
kendileri ile yalnız dünyevi gaye için uğraşılan mübah
işleri ihdas etmek meşrudur ve hatta bunların bazıları
emrolunmuştur.
Binaenaleyh âdî bidatlar cinsinden olan bu gibi işlerde
gayri müslim milletleri taklit ve bu hususta onlara
benzerlik yasaklanmış değildir.