Çağımızda kendini aydın ve herkesten farklı sanan bazı kişiler, inancın ve ona bağlı kavramların eski çağlara has bir moda olduğunu sanırlar. Hâlbuki bundan beş bin yıl önce yaşayan ve nasipsizlikleri sebebiyle inkâr yoluna sapan birçokları vardır ki, çağımızın dinsiz aydınlarını akılca da mantıkça da beşe katlar. Aslında inançsızlık bir meziyet değil, nasipsizliğin getirdiği bir şaşkınlıktır. Ve tarihin her devrinde de böyle olmuştur. Meşhur bir Latin atasözü “Güneşin altında bir şey yoktur” diyerek, kendini bilgiç sananlara çok güzel cevap vermektedir. Nemrut’tan Firavuna, ondan da Ebu Cehil’e kadar kendini akıllı sayan nice insan, iman Nurunun karşısında telef olup gitmişlerdir. Bugün nursuz suratlarındaki sahte tebessümlerle mumya müzelerinde teşhir edilen birçok meşhur inkâra, ister istemez gittikleri hesap âleminde, hak ettikleri azaba kavuşmuş olmalılar.
Dünya denen imtihan sahnesinde güzel ile çirkinin, hayır ile şerrin mücadelesi sürer gider. Ve bir gün, ilâhî emrin “PAYDOS” emri ile gerçekler yeryüzüne seriliverir. Tarihin en eski devirlerinden beri devam eden bu mücadelede, har an kıyafet değiştiren inkâr fikri, 19. yüzyılın başından bu yana ilim maskesini takmış görünüyor. Ancak yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu maske düşmüş, ilim kendi “hürriyeti” içinde gerçekleri öz kaynaklarından öğrenmeye başlamıştır. Aslında fevkalâde önemli olan bu hâdise çirkin ateisti derinden vurmuş ve onu ne yapacağını şaşırmış hâle getirmiştir. Bu durumda ateistin yaptığı şey, büyük bir yüzsüzlükle ilim maskesini takınmak ve âdi yalanları ortaya atmak olmuştur. Ufolar, galaksilerden mesaj alma gayretleri, evrim illüzyonları ve reankarnasyon masalları; Ateistlerin, başlarına çöken enkazdan kurtulma çabalarıdır. Bu gayretler, daha farklı makyajlarla kendini gösteren ve ateistin son madrabazı elan Deccal’a kadar sürüp gidecek ve onun şahsında âdeta heykelleşecektir Bu yazımda sizlere, ateistin dünden kalanla bugün yaptıklarını ve yarın yapacaklarını ana hedefler açısından tanıtmak istiyorum.
Farkında olsun veya olmasın bugünün Ateisti, ilme sahtekârlıklar sokarak Deccal heykelinin kaidesini oluşturur. Bu oyunu bozmak için önce ateistin temel hedefini tayin etmek gerekir. Bu hedef, kâinattaki ilâhî nizâmı ve Allah inancını yok etmekten çok, bu konularda tereddütler uyandırıp değişik yorumlar yaparak Semavî kitapların varlığını ortadan kaldırmaktır. Mü’ minler çok iyi bilirler ki, Şeytan’ın merakı Allah’ı inkârdan ziyade başta Kuran olmak üzere Semavî kitapların gerçeğine karşı insanlarda tereddüt oluşturmak, inançlarını yıkmak ve değer hükümlerini yok etmektir. Fakat dikkat ederseniz, düne kadar evrim masalı ile uyuttuktan insanları ve kâinattaki kusursuz faaliyete “tesadüf” diyerek şaşırttıkları zihinleri, artık ellerinde tutamaz hale gelmişlerdir.
“İnkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır.” (Bediüzzaman)
Bu insanlar, ilâhî nizâmı görmeye başlamış ve evrim masalının mahiyetini ilmî yönden anlamışlardır. Bunun üzerine ateistler tekrar metod değiştirmiş ve Semavî kitapların değerini hiçe indirmek için “Uzaydan gelen mesajlar” safsatasını yaymaya başlamıştır. Onlara göre böylelikle insanlar, Allah’ın bir lütfü olan Semavî kitapları uzaydaki akıllı insanların gönderdiğini sanacak ve Din kavramı üç manevî değerleri hiçe sayıp, tam Deccal’in istediği bir “ortam” meydana getireceklerdir.
Şimdi Ateizmin bugüne kadar ortaya koyduğu çürük düşüncelerin neler olduğunu görecek ve bu hilelerini birer birer yok edeceğiz.