You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Atatürk'ün Cennete Gittiğine Dair Çarpıcı Kanıt

Atatürk'ün Cennete Gittiğine Dair Çarpıcı Kanıt

Yeni Üye
Atatürk'ün Cennete Gittiğine Dair Çarpıcı Kanıt
Atatürk hastadır atık kurtuluş ümidi kalmamıştır. Son günlerini yarı baygın bir şekilde geçirmektedir.

Son kez uyandığında tarih 8 kasım 1938dir. Uyanır doktorlara bakar ardından bir süre sonra bilincini yitirmeye başlar. Başını sağ tarafa doğru yatırır ve son kez konuşur : Aleykümesselam !

Sonra gözlerini kapatır ve son komaya girer bundan sonra bir daha gözünü açmaz ve tam 38 saat sonra 10 kasım 1938 tarihinde vefat eder.

Bu konuda din bilginlerinin yorumları şu şekilde


nahl suresi 32. ayette geçen meleklerin selamına karşılık verilmiş bir cevap olma ihtimali vardır.

kurandakidin. net adresinde ilgili ayetin 6 farklı çevirisi şu şekilde belirtilmiştir:

ali bulaç: ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: 'selam size' derler. 'yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin.'

diyanet vakfı: (onlar,) meleklerin, "size selâm olsun. yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir.

edip yüksel: iyi durumdayken melekler canlarını almaya geldiklerinde, "selam size olsun. yaptıklarınızın karşılığı olarak cennete giriniz," derler.

elmalılı hamdi yazır: onlar ki, melekler, onların canlarını hoşça davranarak alırlar. "selam size, girin cennete, çünkü çalışıyordunuz." derler.

süleyman ateş: melekler, iyi insanlar olarak canlarını aldığı kimselere de: "selam size, yaptıklarınıza karşılık cennete girin!" derler.

yaşar nuri öztürk: melekler, canlarını temiz insanlar olarak aldıklarına şöyle derler: "selam size, yapıp ettiklerinize karşılık olarak girin cennete!"


Bu konu fazla bilinmez ama Atatürk kendisini cennete götürecek meleklerle son komasından önce karşılaşmış ve onların selamına karşılık verdikten sonra ruhu bu dünyadan göçmüştür. Bedebi ise 38 saat daha dayanmış ve 10 Kasım da oda bu ülkeden ayrılmıştır. Dünya mülkünü terk etmiştir.

Bize bazı şeyler hem tersinden anlatıldı. Atatürk ün imanı doğru muydu bilinmez ama Atatürk ün bu ülkenin 300 yıllık gerilemesini durduğu açık bir gerçektir.

Mekanı cennet olsun.

Kaynaklar

Can Dündar Sarı Zeybek Atatürk ün son 300 günü belgeseli.
Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü
Atatürk vefat ederken odasında başucunda bulunan yaverlerinden KIlıç Ali.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Atatürk'ün Cennete Gittiğine Dair Çarpıcı Kanıt
Ya ya öyledir.
İçki hastalığı sirozdan gebermiş birini melekler karşılamıştır.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yeni Üye
RE: Atatürk'ün Cennete Gittiğine Dair Çarpıcı Kanıt
Ne demişler Para ile İmanın kimde olduğu asla bilinmezmiş.


İlim adına çıkılan yolculuklar, çekilen zahmetler, ilâhi övgüyle karşılanır. İnsanlardan araştırmaları, incelemeleri, sormaları, düşünmeleri istenir. Ne var ki, ilmin bir noktasında edeble durup, Allah Tealâ'nın lütfunun beklenmesi, hükme teslim olunması gerekir. Çünkü bu noktadan sonrası insan kavrayışının ötesindedir. 'Hızır Kıssası' diye bilinen kıssa, bu konuda açıklayıcı, yol gösterici örneklerden biridir.

Kitap verilen dört büyük peygamberden biri olan Musa a.s. bir gün Allah Tealâ'ya sorar:
- Rabbim, en bilgili kulun kim?
Buyurulur ki:
- Hidayeti gösterir ya da bir felaketten kurtarır diye bir kelimenin bile ardına düşen, bunun için insanların ilmini inceleyip kendi bilgisine katan kişidir.
Hz. Musa a.s. tekrar sorar:
- Kullarından benden daha bilgilisi var mı?
- Var, buyurulur. Musa a.s. o zatla tanışmak, ilminden istifade etmek ister. İki denizin birleştiği, balığı kaybedeceği kayanın orada, o kişiyi bulacağı söylenir. O zat, Hızır a.s. diye bilinen kişidir.
Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz bu kıssayı sahabilere anlatırken, Hızır a.s.'la ilgili şöyle buyurdu:
- O, kuruyup sararmış bir ot destesinin üzerine oturmuştu. Deste derhal yeşerdi.
İşte, dokunduğu yeri bereketlendiren bu zatı bulmak için Musa a.s., yanına yine bir peygamber olan Yuşa a.s.'ı alır. Yuşa a.s.'ın elinde azıklarının bulunduğu bir sepet vardır. İçinde bir balık.
İki ilim ve hikmet sahibi peygamber, daha fazla ilim uğruna yola koyulurlar. Uzunca bir yolculuktan sonra, iki denizin birleştiği yerde, bir kayanın dibinde dinlenmek için yatıp uyurlar. Bir müddet sonra Hz. Yuşa a.s. uyanır, kayaya yaslanıp, oturur. Öylece beklerken, balığın birden canlandığını görür. Balık kendini sepetten dışarı atmış, yerde izler bırakarak ilerlemiş, bir kovuğun içine girmiştir.
Kendilerine bildirilen buluşma yeri burasıdır.
Musa a.s. uyanır. Fakat Yuşa a.s.'a balık hadisesi unutturulmuştur. Tekrar yola koyulurlar. Bütün gün ve gece dahil, yürürler. Sabah olur. Musa a.s.:
- İyice yorulduk, karnımız da acıktı. Çıkar da balığı yiyelim, der.
Yuşa a.s., o anda hadiseyi hatırlar. Balığın canlanıp kaçtığını, ama şeytanın bunu söylemeyi kendisine unutturduğunu, söyler. Musa a.s.:
- O halde aradığımızı bulduk, haydi geri dönelim, der.
Mola verdikleri yere geri dönerler. Kayaya yaklaştıklarında, elbisesine bürünüp uyumakta olan birini farkederler. Yanına yaklaştıklarında adam uyanır. Bu, aradıkları zat, Hızır a.s.'dır. Musa a.s. selam verir.
Hızır a.s. da üzerindeki örtüyü kaldırıp:
- Selam sizin de üzerinize olsun. Bilinmeyen bu yerde, böyle bir selamı kim veriyor, diye sorar. Musa a.s.:
- Ben Musa'yım, der.
- Kimin Musa'sı? İsrailoğulları'nın mı?
- Evet, İsrailoğullarının Musa'sı.
Musa a.s.:
- Ey hikmet sahibi! Rabbim bana, sende bir ilmin bulunduğunu haber verdi. Bu ilimden istifade için sana tabi olabilir miyim, diye sorar. Hızır a.s.:
- Elinde Tevrat'ın olması, devamlı vahiy gelmesi sana yetmiyor mu? Ey Musa! Sende, Allah'ın sana öğrettiği bir ilim var ki, ben onu bilemem. Bende de Allah'ın bana öğrettiği bir ilim var ki, sen de onu bilemezsin. Zaten sen, benim yanımda bulunmaya da sabredemezsin. Yaptığım işlerin sır ve hikmetini anlayamaz, itiraz edersin.
Musa a.s., talebinde ısrar eder:
- Bana ne dersen onu yapacağım. İnşallah sabredip, hiçbir işine karışmayacağım, der. Hızır a.s.:
- Eğer bana tabi olacaksan, bana hiçbir şey sormak yok, ta ki ben sana ondan söz açıncaya kadar, diye şart koşar. Hz. Musa a.s. kabul eder.
Böylece birlikte yola koyulurlar. Bir müddet yürüdükten sonra bir limana gelirler. Limanda bir gemi demirlidir. Kendilerini gemiye almaları için gemicilerle konuşurlar. Gemiciler onlardan şüphelenir, almak istemezler. Fakat reisleri, �bunlar yüzleri temiz adamlar, bırakın binsinler� der. Gemiye binerler.
Bu sırada, bir serçe geminin kenarına konup, bir yudum alıp uçar. Hızır a.s., Musa a.s.'a der ki:
- Seninle benim ilmimiz Rabbim'in ilmine kıyasla, o serçenin aldığı bir yudum su kadar bile değil.
Gemi yol alır. Hızır a.s., gemicilerin ortalıkta görünmediği bir sırada, birkaç tahta sökerek gemiyi deler. Musa a.s.:
- Gemidekileri boğmak mı istiyorsun? Yaptığın şaşılacak bir iş, der. Hızır a.s., şartı hatırlatır
- Benimle arkadaşlık edemez, gördüklerine sabredemezsin dememiş miydim, der. Musa a.s. unuttuğunu, mazur sayılması gerektiğini söyler.
Nihayet bir sahilde gemiden inip, yürüyerek yollarına devam ederler. Karşılarına oyun oynayan çocuklar çıkar. Aralarında Ceysur isimli bir çocuk vardır. Hızır a.s. o çocuğu öldürür. Musa a.s. şaşırır, öfkelenir:
- Kısas hakkın yokken, suçsuz bir kimseyi öldürdün. Doğrusu çok kötü bir şey yaptın, der. Hızır a.s.:
- Bu seferki karşı çıkışın öncekinden daha ağır oldu, diye karşılık verir. Musa a.s.:
- Tamam, bu seferlik affet. Eğer bir daha aynı hatayı işlersem benimle arkadaşlığını kesebilirsin. Seni haksız bulmam, der.
Tekrar yola koyulurlar. Bir beldeye varırlar. Karınları açtır. Ahaliden yiyecek isterler. Fakat kimse onları ağırlamaz. İki garip yolcuya birşey vermeyip aç bırakacak kadar alçalmışlardır. Hz. Musa a.s. üzülmüş, biraz da kızmıştır. Oradan uzaklaşırlarken, kimi taşları düşmüş, yıkılmak üzere olan bir duvar görürler. Hızır a.s., taşları yerine koyar, duvarı düzeltip sağlamlaştırır.
Musa a.s., artık sabredemez. Şart aklındadır, ayrılığa sebep olacağını da bilir. Fakat belde ahalisinin kötülüğüne karşılık Hızır a.s.'ın onlara iyilik yapmasına bir anlam veremez, itiraz eder:
- İsteseydin duvarın tamirine karşılık onlardan bir ücret alırdın, der.
Gerçi bu, öncekiler gibi hiddetle yapılmış bir itiraz değildir ama ayrılığın habercisidir. Hızır a.s.;
- Artık ayrılma vaktimiz geldi, der, fakat gitmeden önce sana, yaptıklarımın sebebini anlatacağım:
O deldiğim gemi yoksul gemicilerindi. Her sağlam gemiye el koyan hükümdarlarının gasbından korumak için gemiyi kusurlu hale getirdim. Hükümdar geminin kusurunu görüp, almadan gitti. Gemiciler de daha sonra gemilerini tamir edip, işlerine koyuldular.
Çocuğa gelince; onun anne babası iman etmiş kimselerdi. Çocuk küfre öyle meyilliydi ki, büyüdüğü zaman küfrünün anne babasının halis imanlarına zarar vermesinden korktuk. Onun çocukken ölmesi herkes için hayırlıydı. Hem Allah onlara daha salih bir evlat verecektir.
Duvara gelince; o duvar iki yetim çocuğa aitti ve altında bir hazine vardı. Babaları da çok iyi bir insandı. Allah, çocuklar ergenlik çağına yetişmeden hazinenin ortaya çıkmasını istemedi ki başkaları sahiplenmesin.
Ayrıca bunları kendiliğimden yapmadım, Rabbim'in emrine uydum.
. . .
Rasulullah s.a.v., bu kıssayı, yukarıda hikâyelendirdiğimize yakın bir şekilde ashabına anlatmış ve sonra şöyle buyurmuştur:
- Allah, bize de, Musa'ya da rahmet etsin! Sabretmesini çok isterdim. Sabretseydi de, görecekleri Allah tarafından bize de haber verilseydi. Eğer acele etmeseydi, daha birçok şaşılacak şey görecekti. (Ahmed b. Hanbel, Müslim)

Bu hikayeyi oku ve kendine gel bence.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Atatürk'ün Cennete Gittiğine Dair Çarpıcı Kanıt
Birde utanmadan vatan haini Can Dundar'ın yazısını atmış buraya.Yazilarini Amerika'ya at Amerika'ya köpek olmuş C.Dündar'ın efendileri okur belki..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yeni Üye
RE: Atatürk'ün Cennete Gittiğine Dair Çarpıcı Kanıt
Can Dündar umrumda değil. Atatürk ün hayatını araştırıyoprdum. Onunda bir belgeseli varmış dün onu izledim. Hatta ilk defa Aleykümesselam dediğini onun belgeselinde duydum.

Daha sonra araştırdım bu mudur son sözü diye. Hacettepe üniversitesi tarih bölümünden bir öğretim üyesinin kitabında da aynı şey yazıyor. Ardından son olarak Atatürk ün yaveri ve vefat ederken başucunda duran Kılıç Ali nin hatıralkarında da aynı şey yazıyor.

Ve biz Atatürk ün bu sözü söylediğini bilmiyoruz.

Dediğim gibi çok ilginç ve değişik bir olay. Allah ın işlerti nasıl çözeceğine bizim akıl erdirmemiz mümkün değil.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Atatürk'ün Cennete Gittiğine Dair Çarpıcı Kanıt
Onu bir gecede 300 alimi birden infaz eden ..istiklal mahkemeleri kurup ölmüş alimi mezardan çıkartıp kefeni ile yeniden asan alim ve pohcacı şalcı bacı affetmez...beni konuşturma daha kimler kimler..bir daha da o zevatla ilgili bişey yazma okumak görmek istemiyoruz..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yeni Üye
RE: Atatürk'ün Cennete Gittiğine Dair Çarpıcı Kanıt
Şimdi neyin ne olduğunu asla bilemezsin. Ben mesela şu konuyu her zaman düşünürüm. Ben hanefi mezhebine bağlı biriyim.

İmam-ı Azam ın hayatını okuduğumda şununla karşılaştım. İmam-ı Azam dürüst bir şekilde yaşayıp haksızlıkları söylediği için çevresi onu çekememiş işlerine çomak sokulan o dönemin halifesi İmam-ı Azam gibi bir adamı halife sıfatının verdiği güçle ortadan kaldırmıştır.

İslam dünyasının Allah ın verdiği gücü bu şekilde kullananların hakim olmasını Allah ister miydi sence ?

Herşey birbirinin içine geçmiş durumda tarihe bakarsanız herşey karışık. Kaç tane Osmanlı halifesi var ki içki içtikleri apaçık terihi belgelerle ortadadır.

Atatürk milli mücadeleyi sürdürürken şeyülislam ve halifenin onayıyla bu harekete karşı fetvalar yabancı uçaklarla anadoluya bırakılmıştır.

Belkide bunu kimse bilemez ama benim tahmini Allah dinindeki yozlaşmaya bu şekilde müdahale etmiştir.


Müslümanların Mekke yi bile gavurlara terkettiği bir felaket döneminden bahsediyoruz !
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Atatürk'ün Cennete Gittiğine Dair Çarpıcı Kanıt
Senin bisey bildigin yok gercek tarihi oku da ihanet çetelerini farket
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yönetici
RE: Atatürk'ün Cennete Gittiğine Dair Çarpıcı Kanıt
Konu çok mizahi olmuş, özellikle de başlığı.
Diğerleri iyi vatandaş, İslam iyi insan yetiştirmeyi amaçlar.


Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.