Hikmetin kabı, mananın kılıfıdır kelimeler. Mana denizi kabardığında kelime dalgasıyla vurur yürek sahillere. Sahile değişik şekiller verir bazen nazlı, bazen hırçın vuran dalgalar. Engin denizlere yelken açmak da kelime teknelerine binmekle olur. Denizle sahil arasında gelgitleri oynar kelimeler. Kimse kaçamaz kader kelimelerden ve kader olan kelimelerinden. Kem bir kelime kendinin yazdığı yazgıdır ve tekrar sahibine yansır…
Hased hasisliktir, sahibini yakar. Gıybet kendini dişlemektir. Zan zulmü, zamansız yakalar kişiyi. Kelime varsa bir kalem vardır. Bir kelimedir kâinat. Kâinatı “Kün” ile yazan kader kalemi, her bir kalbe de ayrı bir imza atmış, her ömre farklı bir yazgı yazmıştır. Motif motif çizmiştir “an”ları, desen desen yapmıştır yolları. Kün kaleminin ucundaki zerrelerle yazılmıştır kâinat. Galaksilerin kavislerinden, kelebeklerin kanatlarına aynı mühür konmuştur; “Vav”…
Aynı kalem kalbin göz bebeğinden göğün göğsüne bir çizgi çekmiştir; “Elif”. Ve insan her bir şeyde “Hu” yu okusun diye yaratılmıştır. Kâinata ve kalbe yazılanlara iyi okumak güzelliklerle bezenmektir… Kem kelimelerle kirletmez kalbini. Hikmet konuşmak varken gıybet etmez, tefekkür ederken hasislik düşünmez, güzelliklere nazar ederken zanna zamanı kalmaz. Hayatıyla bir “Elif” yazar, “Vav” vuslatıyla yürür, yüreği “Hu” okur..
İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır. İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür. Kulluğun manası vav’dadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir. O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır. Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları. Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır. İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun. Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini. İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında. Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında? Vav’ın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür. Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar. Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur. Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat. Manayı bilmeyenler vav diyemez vay der. Buna anlamca vaveyla denir. Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir. Elif bir ağaç ve insan onun dalıdır. Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri. Her biri Dal olur ve o ağaçtan beslenir. Vav olur o ağacın gölgesine sığınır. Ve Allah insana seslenir, peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana.
"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir."
Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir? İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. Zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı;
"Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve O’na döneceklerini umanlar ve Allah’a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir"
Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur.
İşte o ayet: “Secde et, yaklaş!”
Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu.
Secde et, vav ol, vay dememek için.
Ah Bine-l Aşk kitabından...
