You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Aşk ve Aşık'ın Halleri

Aşk ve Aşık'ın Halleri

Ah Teslimiyet..!
Aşk ve Aşık'ın Halleri
Aşk, bütün varlıklar arasında insanoğluna ait bir iç kimliktir. O, bu kimlikle, çokluk içinde çokluğa takılmadan, güvenle hep öz kaynağına ve merciine yürür.. her zaman gönlünde par par yanan aşkın ziyası sayesinde gözleri kaymadan, bakışları bulanmadan, sürekli hedefini gözetler-durur. Hatta o, her zaman ona kilitlenmiş gibidir; ne ma'naların aşılmazlığı, ne de mesafelerin amansızlığı, onda kat'iyyen bir duraklama ve inhiraf meydana getiremez. Gerçi aşk yolu oldukça çileli ve ızdıraplıdır ama, insan bir kere de o yola girdi mi, artık elemler birer birer lezzetlere dönüşür.. rahmet, zahmetin önüne geçer; zehir de şeker şerbete inkılap eder.. hele bir de, gönül gözleri tam açılıp da, bakıp gördüğü, temaşa edip gönlüne sindirdiği her nesnede O'na ait izler, işaretler, mesajlar, değişik tecelli dalga boyunda nurlar görmeye başlayınca, artık onun nazarında izafi bütün ışıklar söner-gider; güneşler görünmez olur.. aylar husufa uğrar.. yıldızlar, bağı kopmuş tesbih taneleri gibi saçılıp, karanlıklara gömülür.. "Arzın üstündeki her şey fena bulur gider; ancak azamet ve kerem sahibi Rabbinin Zatı baki kalır." (Rahman, 26-27) fehvasınca, gönül ufkunu sadece ve sadece kemiyetler ve keyfiyetler üstü O kaplar; O kaplar da, bu seviyeye ulaşmış bir gönül, bedenin küçük bir mazrufu iken genişler ve bir baştan bir başa bütün zarfını kuşatır; hatta, istidadı ölçüsünde, topyekün kainatları içine alabilecek bir istiaba ulaşır; ulaşır ve her şeyde O'nu duyar, O'nu hisseder.. beden ve cismaniyetinin yer yer araya girmesiyle maruz kaldığı ay tutulması türünden husufları bir ölüm ürperticiliğiyle karşılar ve müşahedesini devam ettirmek için, hep yeni bir lütuf rampasına koşar.

Aşık, bazen his dünyasında aşk ve vuslatın birleşik noktasını öyle derinden duyar ki, fiziki aleme ait her şey gözünden silinir gider ve bir uçtan bir uca bütün varlığı O'na uzanan yollarda par par yanan ve ufuk ötesine işaret edip göz kırpan çerağlar gibi duyar. Bazen de, iştiyakının vuslat ümidine aşkınlığı karşısında, içine kor düşmüşçesine ocaklar gibi yanar, yanar ama, " 'Yansam da ocaklar gibi, gam eylemem izhar'; (M. Lütfi) elverir ki, düşmesin sineme nar-ı ağyar" diyerek, ümit ve şevk karışımı bir ruh haletiyle, hep iz sürmeye devam eder.

Aslında aşk, ne ise odur; o, ne tam bir nar, ne de nurdur. Nar da, nur da, onun mızrabının dokunduğu tellerden yükselen birer nağme, birer çığlık, birer sevinç veren birer hafakandır. Aşk, öyle paha biçilmez bir incidir ki, onun gerçek değerini bilenler de, ancak yine onun pazarında elli defa cevahir peylemiş sarraflar olabilir; "Cevahir kadrini cevher füruşan olmayan bilmez." (M. Lütfi) Evet, aşkı, tatmayan bilemez.. bilenlerin çoğu da söylemez veya söyleyemez.. söyleseler de, aşık olmayanlar anlayamaz...

Kaderin aşığa belirlediği çerçevede, sadece sevgiliye duyulan aşk u iştiyakın çizgileri vardır. O atlasta her renk sevgiliden bir tenezzül işareti, her hat, her nokta bir sonsuzluk remzi, her motif de bir vuslat çağrısıdır. Aşık, kaderinin çehresine her temaşa edişinde: "Allahım, gönlümü yarattığın ve aşkı var ettiğin için Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Yıllar ve yıllar boyu Mecnun gibi hep iz sürsem ve tecelli pususuna yatsam-uzaklığım, konumum itibarıyla bana ait bir nakise - işte böyle bir uzaklığı derinden hissedip, hep vuslat diyerek vadi vadi dolaşsam.. varlığın çehresine saçtığın güzelliklerle yer yer tanışsam; canlı veya cansız her nesnede, "bu da, O'nun ışığının gölgesi" deyip, her şeyi tutiya gibi koklayarak yüzüme-gözüme sürsem" der; her his ve her duygusuyla, ayrı ayrı fakat tek ufuklu olarak O'nu benliğinin her parçasında duymak için çırpınır durur. Zaten böyle davranmayınca da, o ak sevdanın hakkı verilemez.

Cemalini nice yüzde görem diyen diller,
Şikeste aynalar gibi pare pare gerek! (Meçhul


Dilerim derdim affıma vesile olur..





Yürüyorsam düşe kalka, bil ki ısrarımdan..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Ah Teslimiyet..!
RE: Aşk ve Aşık'ın Halleri
Bu öldüren sevdanın hakkını verebilmek için âşık, sürekli gönül yamaçlarında O'nu izler; O'na ait saydığı her ses, her renk, her görüntü arkasından koşar durur.. kâh sekerek, kâh emekleyerek, kâh uçarak; ama her menzilde gönül kulaklarıyla O'ndan bir "hoşâmedî" alarak, mecnunların iz sürdüğü gibi, gözlerini gönlünün emrine verir. Ve mesafelerin amansızlığına rağmen, en aşkın düşüncelerle ve bütün iç ve dış duygularını yolda bulunma hislerine bağlayarak, ruh atlasındaki vuslata koşar. O, bir ölçüde aşk u vuslatı beraber yaşadığından, her menzili ayrı bir vuslat koyu gibi tasavvur eder ve bir gün bu kutlu yolculuğun biteceğinden korkarak tir tir titrer. "Ne aşk bitsin ne ümit, ne de vuslat arzusu, eğer bir gün mukadder olan vuslat bütün bunları alıp götürecekse, o da olmasın." der.

Aşığa göre hoş olan, âşık olmak, aşk yolunda bulunmak, vuslat emare ve işaretleriyle yaşamak ve bu duygu tufanını sonsuza kadar sürdürmektir. Evet, cayır cayır aşkla yanmak, her vuslat avansıyla tutuşup alevlenmek; alevlenirken de, "mükâfatı aşkın kendisi" deyip, sadece onunla yetinmek; işte gerçek aşk!

"Bak şu gedânın hâline
Bende olmuş zülfün teline
Parmağım aşkın balına
Bandıkça bandım, bir su ver!" (Gedâî)

Aslında, bu çerçevede olmayan aşka da aşk denmez. O, sadece aşkın dedikodusudur. Aşk, aşk sözünün edildiği yerlerde aranmamalı. O, alevin korla yer değiştirip durduğu yerlerde aranmalıdır. Zira aşk, ya içten içe sahibini yakan gizli bir kor veya tahammül-fersa bir hâldir ki, gönüle düşünce, alevi her yanda hissedilir. Bu öyle bir alevdir ki, fitili de, yine onun gizliliğine emanettir. Sır urbalarını atıp âlûfteleşen söze sermaye, felsefeye malzeme olan aşk, aşk değildir; o, aşkın ölgün bir resmidir. Gazellere dökülen, bestelerin emrine giren ve onlara kul-köle olan aşka ait mırıltılar, sadece onun birer aks-i sadâsı ve kitaplarda anlatılanlar da, birer kaba tarifidir. Onu gönül evinde gizli tutmasını bilenler: "Aşığım der isen, belâ-yı aşktan âh eyleme/Âh edip, âhından ağyarı âgâh eyleme!" der; içlerindeki bu fırtınayı kendilerinden bile gizlemeye çalışırlar, evet aşk, insan gönlünde ona ait her şeyi yakıp kavuran "lâ mekânî" öyle bir ateştir ki, ona, bu hâliyle ne semâvî diyebiliriz, ne de arzî. Semâvî olan iştiyak bir Cennet sevdası ise, âşık, ona gönül bağlamayı sevgiliye vefasızlık sayar, zaten, arzî olanla ise onun hiç mi hiç alâkası yoktur. Tahtını cismâniyet üstüne kurmuş, bütün oyunları göze cilve mecazî aşk, liyakat ve talep dengesi açısından aşk mesleğinde hilâbe (alış-verişte aldanma) sayılmıştır.


Dilerim derdim affıma vesile olur..





Yürüyorsam düşe kalka, bil ki ısrarımdan..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Aşk ve Aşık'ın Halleri
Aşkın tarifi mümkün değil. Daha doğrusu, mümkün olan bütün tarifler aşk sayesindedir. Dolayısıyla aşkı tarife sığdırmak mümkün değil. Fakat aşkın ne olmadığın söyleyebiliriz. Karşı cinse duyulan ilgiye aşk diyorsak ya da karşı cinse duyulan ilgiye indirgiyorsak yanlış bir yerdeyiz demektir. Karşı cinse duyulan ilgiye şehvet, cinsellik, tensellik diyoruz. Burada karşı cins deyince, karşıdaki cinsin kişiliğinin önemi değil dişiliğinin ya da erkekliğinin önemi söz konusu oluyor. Yani şehvetten söz ederken herhangi bir kadının ya da erkeğin, herhangi bir erkek ya da kadına duyduğu ilgiden bahsediyoruz. Dolayısıyla burada bir kimliksizlik, spesifik olamama, kişiliğe endekslenmeme sorunu var. Ama ne zamanki bu doğal olan şehveti, karşı cinse duyulan ilgiyi dişilikten yada erkeklikten kişilik düzeyine taşırız; o zaman aşktan söz edilebilir. Çünkü bu defa herhangi erkeğin ya da kadının herhangi bir kadın ya da erkeğe ilgisinden değil, tanımlanmış ve birbirlerini kişilik olarak tanıyan iki insanın ilişkisinden, ilgisinden ilişkisinden söz ederiz. Dolayısıyla aşk şehveti, cinselliği içermekle birlikte ondan daha fazla bir şeydir. Bu zamanın sorunu, herhangi bir kadının ya da erkeğin herhangi bir erkeğe ya da kadına duyduğu ilgiye endekslenmesi ki, şehvetin aşkın yerine konmasıdır. Aşkın şehvet olmadığını söylemekle yetineyim bu soru karşısında..


senai demirci
" Ölümü Özlemeyen Aşkı Anlayamazz"

İçim acıyor herkese ve her şeye.. Faniliğimiz, zayıflığımız, zaaflarımız insan olmanın, insan olamamanın ağırlığı ciğerlerime doluyor, nefes alamıyorum.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.