Büyük veli Seyyid İbrahim Fasih Makşibendi (k.s) bu hususa şöyle dikkat çekmiştir:
'Mürid,mürşidinin kendisine karşı yönelmesine ve iltifat etmesine aldanmamalı,hatta içinden bu özel muamelenin sona ermesini arzulamalıdır. Yani mürid mürşidinden saygı ve hürmet beklememelidir. Çünkü mürşidin müridine karşı saygılı bir tavır takınması aslında helak edici bir durumun habercisidir. Zira mürşidin bir müride böyle avranması aslında onun sadık olmadığını bilmesinden ileri gelir.
Bir mürşid,bazen müride sert davranıyor ve onun nefsini küçültecek davranışlara giriyorsa bu mürid için bir rahmettir. Çünkü mürşid onu gerçekten terbiyesine almıştır ve kendisiyle ilgilenmektedir. Öyleyse mürid bu duruma sabretmelidir. Herkes ayrı bir imtihan içinde olduğunu unutmasın.'
Gavsu'l-Azam Seyyid Abdulhakim el-Hüseyni Hz.leri bir sohbetind şunları anlatmıştır:
' Biz Hazne'de bulunduğumuz sürece Şah-ı Hazne bize hiç iltifat etmezdi. Yanında bir ay kaldığım zaman bile ancak bir kaç kelam ederdi. Ben bu hale çok üzülürdüm. Bir gün yüne bu düşünce ile mahzun bir haldeydim. O sırada Şah-ı Hazne bize şu sohbeti yaptı:
Mürşidin zahirdeki iltifatına gönül bağlayan kimsenin maneviyatta nasibi azdır. Müridin teslimiyeti tam olarak gerçekleşip feyiz ve himmet alabilme kabiliyetine sahip olduğu zaman mürşid, o müride zahiren iltifat etmez.'
Bir gün,mürşidim ve aynı zamanda kayınpederim olan rahmetli Sultan Muhammed Raşid (k.s) Hz.leri zamanında muhterem babam Seyyid Abdulbaki Hz.lerini üzüntülü gördüm. Kendisi o zaman halifeydi. Üzüntüsünün sebebini sordum,şöyle anlattı:
'Keşke Seyda'nın yanında senin oğlun kadar,Seyda'nın küçük torunları kadar olsaydım,onlar kadar kıymetim olsaydı. Ben dikkat ediyorum Seyda sizin çocuklarınız ile ne kadar ilgileniyor,onları seviyor;oysa benim yüzüme dahi bakmıyor!' Ben babamın bu sözüne çok üzüldüm. Belki adapsızlıktı ama kendisine:
' Kurban,vallahi insan birisine kızınca,sevmeyince onun semtine dahi uğramak istemiyor,değil kendisini tavuğunu bile göresi gelmiyor. Vallahi Seyda'nın sana kızması mümkün değildir. Kendin de görüyorsun ki senin çocuklarınla,torunlarınla kendi evlatlarından daha çok ilgileniyor. Eğer seni sevmeseydi mümkün değil böyle yapmazdı' dedim. O zaman muhterem babam şunları söyledi:
' Vallahi gözüm hiçbir şeyi görmüyor;benim imanım Seyda'ya teslimdir. Benim en büyük korkum Seyda'nın benden rahatsız olup incinmesidir. Yoksa ilgi,alaka beklediğimden değil.'
Mürid şunu iyi bilmelidir: Mürşidinin kendisine karşı göstermiş olduğu tavır müride ilaçtır. Mürşid,müridin manevi doktoru olması hasebiyle,onun tedavisini yapacak odur. Onun hangi hastalığına hangi ilacın lazım olduğunu en iyi o bilir ve ona uygun tedavi yapar. Mürid,mürşidi kendisine nasıl davranırsa davransın,nefsi için lazım olanın o olduğunu,hayrının onda bulunduğunu kesin olarak bilmelidir. Mürşid müridin keyfine göre davranırsa,nefsin hastalıkları nasıl tedavi olacaktır. Müridin mürşidinden ilgi,sevgi ve özel iltifat beklemesi bu yolda en büyük adapsızlıktır.
Zahire Değil,Gönle Bakmak
Bazen zayıf bir müridin ayağı ve kalbi kaymasın diye kendisine mürşid tarafından güzel muamele edilir; halbuki diğer müridler ondan daha sevimlidir. Bu,mürşidin şefkatinden ve ince siyasetinden kaynaklanmaktadır.
Ashab-ı Kiram'dan Sad b.Ebi Vakkas (r.a) anlatıyor:
Bir defasında Resulullah (s.a.v) Efendimiz,bazı insanlara mal veriyordu. Ben de yanlarında oturuyordum. Orada bulunan muhacirlerden birisine bir şey vermedi. Bana göre onların içinde en faziletli ve ikrama en layık olanı o idi. Böyle düşünerek,Efendimizin (/s.a.v) yanına yaklaşıp:
' Ey Allah'ın Rasulü! Şu falancıya niçin bir şey vermiyorsunuz? Vallahi ben onu salih bir mümin olarak görüyorum! dedim. Efendimiz (s.a.v):
'Müslüman desen daha iyi olur! buyurdu. Ben biraz sukut ettim. Sonra dayanamadım tekrar söyledim,ama aynı cevabı aldım. Üçüncü de Allah Rasulü (s.a.v) şöyle buyurdu:
' Ben bazı insanlara böyle mal ve hediye veriyorum ki,İslam'dan çıkıp yüz üstü cehennemi boylamasınlar. Aslında kendisine bir şey vermediklerim bana,bunlardan daha sevimlidir.' (Buhari)
Allah Rasulü (s.a.v) bazı insanların imanlarını zayıf buluyordu. Bunun için onlara kalblerini dine ısındıracak ve kendisine bağlayacak davranışlarda bulunuyordu. Kendisine iltifat ve ikram etmediği sahabinin ise imanına güveniyor,onu içten seviyor,fakat kendisine zahiren bir iltifat göstermiyordu. Mürşidler de Hz Peygamber'in (s.a.v) varisi olarak onların usulü üzere müridlerini terbiye ederler. İmam Sühreverdi'nin (k.s) anlattığı şu hadise de bu konuda güzel bir örnektir.
' Şeyh Abdulkadir Geylani'ye (k.s),dervişlerden birisi ziyarete gelince kendisine haber verilirdi. Hazret,halvete girdiği yerden gelir,kapıyı açar,selam verir,müridle bir musafaha eder ve kendisiyle hiç oturmadan halvethanesine geri dönerdi. Henüz mürid olmayan birisi kendisini ziyarete gelince çıkıp kendisini karşılar,onunla oturur sohbet eder,ikramlarda bulunur,kendisiyle bir hayli ilgilenirdi. Bu durum bazı dervişlere ağır geldi. Hazret bunu haber aldı;sebebini şöyle açıkladı:
'Bizim gerçek dervişlerle bağımız ve bağlantımız kalbdendir. Hem derviş bizdendir,bizim ehlimiz arasındadır. Aramızda yadırganacak bir hal yoktur. Bunun için onlara karşı muamelemizde bu şekilde kalblerimizin biriliği ile yetiniyoruz. Yeni gelen birisi ise,zahiri iltifatlara alışmış birisidir. Ona böyle davranmaz isek kalbine soğukluk gelir ve bizden uzaklaşır. Bu sebeple böyle davranıyoruz.'
Seyyid Muhammed Saki EROL (Haşimi)
(ARİFLER YOLUNUN EDEPLERİ)