You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

ANLAYANA İSMET ÖZEL :)

ANLAYANA İSMET ÖZEL :)

((Meksikalı))
ANLAYANA İSMET ÖZEL :)
[Resim: rop.jpg]


Vakurum, asla kibirli değilim!



Ahmet Tulgar’ın söyleşi diye sunduğu şey, düz bir metindi. Orada bir çarpıtma var mıydı?

Orada birçok çarpıtma var. Mesela, benim sosyalistlerle İslamcılar arasında bir kıyaslama yapıp, sosyalistleri daha samimi adlandırmam konusundaki çarpıtma. Ben şöyle dedim: Herkes Türkiye’de siyaseti, Türkiye’nin alacağı siyasi resim doğrultusunda yapıyor. Sosyalistler, ‘Bir gün Türkiye sosyalist olacak, ben de burada bir yer kapayım’ diye, Müslümanlar da ‘Bir gün Türkiye İslami bir yer olacak, ben de burada bir yer kapayım!’ diye siyaset yaptı. Herkes aslında dünyalığa talipti. Ben bunu söyleyince Ahmet Tulgar araya girip, ‘Ama.’ dedi, ‘Sosyalistler daha samimi değiller miydi İslamcılara göre?’ Ben bunun üzerine dedim ki, oradaki fark, sosyalizmin Türkiye’de Batılılaşmanın vicdan azabı olması yüzündendir. Orada yazıldığı gibi Batı’nın vicdan azabı demedim. Sosyalistler, bir bina kurmak üzere, kendi yaptıklarının isabetli olduğunu kanıtlamak için buraya harç taşımak zorundaydı. İslamcıların böyle bir şeye ihtiyacı yoktu. Çünkü, hazır bir İslami kültür var. Türk toplumunun başka bir kültürü yok. İslamcıların bunu istismar etmeleri daha kolay. Sosyalistler ise sosyalizmin haklılığını, Türkiye için yararlı olduğunu göstermek için birçok malzeme taşımak zorundalar buraya. Bir İslamcının, İslamiyet’in Türkiye’nin lehine olduğunu göstermek için birtakım malzemeler taşımasına ihtiyaç yok. Böyle bir fark var arada dedim. Ama bu böyle yansımadı.

Neden tekzip yoluna gitmediniz?

Dedim ya, goldü bu zaten. Milliyet gibi bir gazetede böyle birinci sayfada, Pazar eki bile olsa benim böyle beyanlarımın olması benim için yeterliydi.

Neden Milliyet’i bu kadar önemsediniz?

Milliyeti mi önemsedim? Yok canım, Ahmet Tulgar benimle ilgili bir mülakatı yapmaya razı olacağını bildiğim için ve o da Milliyet’te çalıştığı için. Yani Hürriyet’te olması biraz rahatsız ederdi beni.

Patronları aynı, ne fark eder ki?

Ne bileyim, yani hava meselesi biraz.

Dergah’ta yayınlanan Of Not Being a Jew adlı şiirinizde Müslümanlar arasında kendinizi diasporada bir Yahudi gibi hissettiğinizi öğrenmiştik: “Yükün ağır / He is so heavy / Just because his your brother / Kardeşlerin pogrom sana / Dostlarının eşiğine varınca başlıyor senin diasporan.” Bu kadar trajikti yani sizin durumunuz?

Evet ama, bu sadece Müslümanları kapsayan bir şey değil, Türkiye’de yaşayan hatta Türkiye’de yaşamayan Türkiye kökenli insanları bile kapsıyor.

Bu şiir 93’te yayınlandı. On yıl daha beklediniz, köprüleri atmak için.

Köprüleri atmak yanlış. Bir köprü kurmuş değiliz.

Ama kurmuş gibi davrandınız.

Türkiye’de İslamiyet’in posası çıkmak üzere kullanıldığı bir dönem var. Ve ben bu dönemde ‘Bu, posası çıkarılacak bir şey değildir’in mücadelesini tek başıma veriyorum. ‘Müslüman’ım’ diye ortaya çıkan insanları işe yaramaz hale getirmek üzere bir siyasi program uygulandı. Ben bu programın başarısızlığa uğraması için çaba sarf ettim. Benim son yazdıklarıma, ‘Vay canına herif neler söylüyor!’ diyenler, merak edip, önce yazdıklarıma baktı ve ‘Aaaa adam zaten bunu söylüyormuş.’ dedi. Bu mücadelemin farkına varmayan insanlarla köprü mü kurmuş oldum ben şimdi? ‘Hey ahmaklar’ dedim ben onlara. İşin rengi, sizin bildiğiniz gibi değildir. Bunu dilimde tüy bitene kadar söyledim. Dilimde tüy bittikten sonra da artık yeter dedim.

Ama ‘tenezzülen yazıyor olmak’, o tevazudan yoksun oluş, yazılarınıza siniyordu demek ki.

Ben tevazuyu elden bırakmadım. Tevazu, insanın kendi yerini bilmesi demek.

Lizy Behmeoras’a dediniz ki, ‘Müslümanlıkla ilgili aşkın gerçekleri bir Müslüman’la konuşamıyorum.’ İyi ama abi, ‘En hakiki Müslüman’ sen misin?

Ben ‘Türkiye’de Müslüman var mı?’ sorusuna hep şöyle cevap verdim: Aynaya baktığım zaman bazen görüyorum.

Kendiniz bile her zaman Müslüman değilsiniz yani.

Ben kimseyi tekfir etmiyorum, bu dince haramdır. Pekala bütün Müslümanlar yanlış bir rüzgara kapılmış olabilir, ki bu kanaatteyim. Ben hayatının orta yaşlarında İslamiyet’i seçmiş bir insan olarak çok daha bilinçliyim birçok insandan. Yıllar önce, İzmir İlahiyat Fakültesi’nde konuşuyorlar. ‘Niye İsmet Özel, İslamiyet’e bu kadar kıskançlık gösteriyor?’ diyor biri. Öteki şöyle diyor: ‘Herkesin gözü görüyor. Ama gözü sonradan açılmış olan adam mı gözüne ihtimam gösterir, yoksa doğuştan beri zaten görmekte olan adam mı?’

Sık sık Hz. Ömer’i örnek göstermekten hoşlandınız.

Çünkü Hz. Ömer, İslam’a büyük bir düşmanlık gören bir yerden, İslam aleyhindeki her şeye büyük bir rahatsızlık duyan bir noktaya geldi. Dolayısıyla hiç umrumda değil. İnsanlar, ‘Sosyalistti, İslamcı oldu, şimdi de Türkçülük tellerini çalıyor’ diyorlar. Hepsi salakça şeyler. Komünist olmam, bugünkü durumumla tıpa tıp yerine oturan bir şey. Ben pozitivist kültür içinde yetişmiş bir insan olarak, o gün komünist olmadığım takdirde, bir gün Müslüman olamayacaktım. Ben de onlara söylüyorum: ‘Behey salaklar, ben komünistken siz niye değildiniz? Ben sosyalist değilim demedim hiçbir zaman. Sosyalist olmayı geride bıraktım dedim. O zaman, ‘Hah İsmet Özel bak, sen bu kadar zaman vakit kaybettin. Biz bu sırada buradan buraya gelmiştik, gel bunu sana gösterelim’ diyemediler. Tam tersine, ben ihtida ettikten sonra, onlara ‘Bakın kardeşim, oradan buraya gelmek lazım’ diye yol gösterdim.

‘Niye o zaman onlar komünist olmadı?’ sözünü açmak lazım. Yani dinlerini mi bıraksalardı?

Dinlerini bırakmaları gerekmiyormuş demek ki. O sırada Türkiye için sosyalizm, bugün Irak’taki işgale ‘hayır’ demek gibi bir şeydi.

Bunun için sosyalist etiketine gerek var mıydı?

Eee... Yok işte, görüyorsunuz. O gün Müslüman kimliğinde olmak, kirli ilişkiler içinde olmaktan ayrılamıyordu. Benim verdiğim karar, bunun üzerine zaten. Şimdi de ayrılamıyor. Ben niye, bu kadar ter dökeyim, gırtlağımı yırtayım yani?

O şiirin sonunda ‘Eve dön, şarkıya dön, kalbine dön’ diyorsunuz. Ev neresi, nereye dönüyorsunuz şimdi?

Oradaki sıralama içinde eve ve şarkıya dönmenin, kalbine dönmedikçe, bir üretken alan türetemediği tezi işleniyor. Eve dönmek, ülkesinin asli kültürüne dönmektir. Şarkıya dönmek, insanlık için söylenebilecek en güzel şeyi terennüm etmektir. Bütün bunlar kalbe dönmenin aşamalarıdır.

Kalp dediğiniz vahiy mi?

Hayır, Kâbe. Vahiyle, Resullullah’a inen vahyi kastediyoruz. Ama Kâbe’yi Hz. İbrahim yaptı. Ve Kâbe kalp şeklindedir.

Kare şeklindedir.

Benim Muhammed Hamidullah’tan öğrendiğim şekliyle o kalptir. Köşelerden birisi bükümlüdür, ilk yapıldığında mı artık, bakmak lazım metne.

Hep anlaşılamamaktan yakınıyorsunuz ya, şöyle düşündüm. Foucault, Joyce, Baudrilliard, Lacan da çok zor okunan, çok ağır metinler yazan insanlar. Ama hiçbiri sizin gibi anlaşılamamaktan yakınmadı. O kadar öfke dolu olmadılar insanlara karşı. Siz niye böylesiniz?

(Gülerek). Bu entelektüel sahtekârlıkla alakalı bir şey. Bu adamların hepsi şarlatan.

Hadi ya!

Çetin metin yazıyor olmaları, lafı eveleyip gevelemelerinden dolayı. Yoksa sarahaten bazı şeyleri söyleyebilirler, cesaret edemiyorlar. Politik yerlerini tespit ettiğiniz zaman, bunların şarlatanlığını fark edebiliyoruz. Habermas, NATO kuvvetleri tarafından Belgrad’ın bombalanmasının yerinde olduğunu, çünkü Belgrad’ın vahşet odağı olduğunu söylüyor. Daha geçenlerde yine Habermas bir metin yazdı. Bunu da Derida imzaladı. O zaten şarlatanların başı. Bu imzaladıkları şey de, Irak’taki işgali haklı görmek. Baudrilliard dediğiniz adam, Fransız devletine Birinci Körfez Savaşı sırasında danışmanlık yapan adam. Faucoult, Halkın Mücahitleri’yle iş tuttu İran Devrimi’nden önce. Erken öldü. Yaşasaydı ne herzeler yerdi bilmiyoruz. Lacan’ın numarası çok daha derinlerde. Onu söylemeyeceğim. Söylersem işin büyüsü bozulur. Merak etsin millet.

James Joyce’a nasıl şarlatan dersiniz?

James Joyce bugünleri göremeden öldü yazık. James Joyce şarlatan değil. Tam tersine şarlatanlık postmodernlere mahsus.

Siz sanki hayal kırıklığına uğramaktan gizli bir mutluluk duyuyorsunuz. Çünkü herkes sizi anlarsa elinizde onları eleştirme gücü kalmayacak.

Bu kesinlikle doğru. (Gülmeler)

O zaman niye ‘anlaşılamıyorum’ diye afra tafra yapıyorsunuz?

Ben yanlış anlaşılmayı bile nimet kabul ediyorum. Rahatsız olduğum şey, beni yanlış bile anlamıyorlar, hiç anlamıyorlar şeklinde. Yoksa beni gerçekten anlayacak olsalar, hiç konuşmam. (Gülüyor)

Siz anlaşılmak istediğinizden emin misiniz?

İnsan anlaşılmak ister mi? İnsan ancak sevgilisi tarafından anlaşılmak ister ve bu da mistik bir şeydir. İnsan, ‘Rabbim Allah’ dediği andan itibaren, yaratıcısı ile kendisi arasında bir sır doğar. Bu sır mutlaka saklanmalıdır. Ve bu anlaşıldığı zaman insan kalitesizleşir. O yüzden beni hiç anlamıyorlar. ‘Beni bari yanlış anlayın’ diyorum.

Ama canım söz oyunu var burada.

Tabii. Söz oyunu nasıl olmasın? Oyunsuz nasıl yaşanır? Ayet–i Kerîme demiyor mu ki, ‘Dünya bir oyundan, oyalanmadan ibarettir’ diye. Wittgenstein ne demiş, ‘Language games’, yani dil oyunları.

Bu kadar dil oyunu yaparsanız, samimiyetiniz sorgulanır hale gelir.

Samimiyetimi sıkıysa sorgulasınlar. Ben gençlik yıllarımdan beri edindiğim tecrübe sonucunda, işkence altında söyleyecek sözümün olmaması dikkatini gösterdim.

Başkalarına durmadan çuvaldız batırıp bir iğneyi bile kendinize çok görmekte hastalıklı bir taraf yok mu yani?

Ben buluğa erdiğim zamandan itibaren yaşamanın dayatmalara boyun eğmekle değil, seçenekler arasında yaptığım tercihle yürütülmesi gerektiğine inanarak yaşadım. O bakımdan birçok yanlış yaptıysam eğer, bu yanlışların hepsini bile isteyerek yaptım. Yani ayağım kaymadı, bir kaza olmadı. Neden acaba ben her zaman haklıyım?

Çünkü çok kibirlisiniz.

Ben vakur bir insanım, kibirli değilim. Benim vakarımdan başka tutunacağım bir dünyevi güç yok. Babam zengin değil. Param, ilmî kariyerim yok. Onun için benim bir vakarım var, onu da elden çıkarmak istemem.


Türkiyelilik, Türk olunmayınca gülünç kalıyor

İslamcılardan sıtkınız sıyrılmasaydı, Türklüğünüze müşteri arar hale gelir miydiniz?

Benim İslamcılığımla, Türkçülüğüm arasında hiçbir mesafe yok. İnsanlar anlamak istemiyor. Başlangıçta Türklükten söz etmek, İslam’dan uzaklaşmak içindir. Batılılaşma serüveni içinde Türklüğünü öne sürenler, İslamcılığı yok saymayı mümkün kılar ümidiyle buna yamanmışlardır. Bize Yahudilerin öğrettiği Türklükten bahsetmiyorum ben. Yaptığım Türklük tarifi şu: Kâfirle çatışmayı göze alan Müslüman’a Türk denir. Bu adam Malezya’da da olsa budur, Filistin’de de olsa budur, İzlanda’da da olsa budur. Belçika’da bir Türk köyü var. Modern çağın başlarında, kâfir devlet, bir vergi koymuş. Bu köy demiş ki ‘Vermiyoruz bu vergiyi.’ Devlet bunlara, ‘Nasıl olur da vermezsiniz, Türk müsünüz siz?’ demiş. ‘Evet’ demişler, bu fırsatı yakalayıp, ‘Evet Türk’üz vermiyoruz.’ Türk köyü olarak kalmışlar, bu vergiyi de vermemişler. Bu köy, Türk köyü adıyla hâlâ Belçika’da var. Demek ki kâfirle çatışmayı göze alan herkes Türk’tür.

Özetle Türklük vurgusuyla şu anda Müslümanların emperyalizmle işbirliği halinde olduğuna mı işaret etmek istiyorsunuz?

Emperyalizm ile işbirliği halinde olan Müslümanlar vardır. Olmayanlar da Türk’tür.

Tayyip Erdoğan’ın başlattığı ‘Türkiyelilik’ tartışmasına ne diyorsunuz?

Türkiyelilik, Türk olunmadığı takdirde gülünç bir şey. Mesela Bulgaristan’daki Türk diyor ki, ben Bulgar değilim, ama ben Bulgaristanlıyım. Bunun manası ne olabilir? ‘Ben Türk’üm’ dediği anda, Türk olmanın yükümlülükleri var. ‘Ben Türk’üm, ama Müslüman değilim’ diyen insanlar, bir şeye ihanet ediyorlar. Neye ihanet ettiklerini kendileri keşfetsinler!

İnsanlarla ilişkilerinizde biraz paranoyak mısınız siz?

Biraz değil, çok! Lizy Behmeroas, bana Yahudiler hakkında paranoyam olup olmadığını sordu. Dedim ki, ‘Hayır, Yahudiler hakkında paranoyam yok, ben zaten paranoyakım.’

‘Delidir, ne yapsa yeridir’ sözünden yararlanmak için mi bu yolu seçtiniz?

Bakınız, paranoyak, komplocu, bunlar birtakım namussuzlukları saklama için birilerinin başkalarını suçladıkları şeyler. Bırak o paranoyak! Neden? Çünkü o diyor ki, filanca işi yapanlar, filanca adamlardır. O ilişkiyi keşfetmiş. Adamın yalan söylediğini kanıtlayamıyorsunuz, ne yapacaksınız? Paranoyak diyeceksiniz ona. Ben bu manada bayıla bayıla paranoyakım.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.