Kur’an’da sıklıkla Allah’ın yeryüzünü insanlara tah-sis ettiğinden, insanlar için birçok güzellik yarattı-ğından söz edilir; Allah’ın yaratıp insanoğlu için ha-zırladığı bu güzelliklerin bilinip takdir edilmesi, kul-lanılıp şükredilmesi istenir. Dünya hayatının güzellik-leri, cennet nimetleri olarak da sıklıkla altın ve gü-müşten söz edilir (Âl-i İmrân 3/14; el-Kehf 18/31; ez-Zuhruf 43/71). Hz. Peygamber de daima temiz ve düzenli olmayı, güzel görünmeyi öğütlemiştir. Ancak her devrin yaygın ziynet eşyası olan altın, gümüş ve ipekli elbise giyme ile ilgili bazı sınırlamalar da getirmiştir. Ka-dınların yaratılışı gereği süslenmeye olan ihtiyaç ve eğilimlerinin fazla olması sebebiyle onlara bu konuda daha toleranslı davranılmış, israf ve gösterişe kaçmama-ları, gayri meşrû tarz ve zeminde cinsî tahrik aracı yapmamaları kaydıyla, onların altın ve gümüşü ziynet eşyası olarak kullanabileceği, ipek elbise giyebileceği belirtilmiştir. Bu üç maddenin erkekler tarafından ziy-net amacıyla kullanılması ise kural olarak yasaklanmış-tır.
Altın ve gümüşün ziynet eşyası olarak değil de, göste-riş ve israf ağırlıklı ev ve el eşyası olarak kullanılma-sı ise daha farklı bir durum arzetmekte olup bu konudaki yasak cinsiyet ayırımı gözetmeksizin herkesi kapsar nite-liktedir. Öte yandan altın ve gümüşün zekâta tâbi bir zenginlik olması ve faizli işlemlerle sıkı ilişkisi sebe-biyle fıkhın diğer alanlarını da ilgilendirmektedir. An-cak burada önce altın ve gümüşün ev eşyası olarak kulla-nımı ele alınacak, sonra da altın yüzük kullanımı ve al-tınla yapılan süslemelere temas edilecektir.
a) Altın ve Gümüş Kullanımıyla İlgili Hadisler
Altın ve gümüş kullanımıyla ilgili yaygın olarak bi-linen hadislerden başlıcaları şöyle sıralanabilir:
1. İslâm âlimleri tarafından birçok fıkhî hükme mes-net olarak kullanılan bir hadiste Hz. Peygamber, “Altın ve ipek ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helâldir” buyurmuştur (Ebû Dâvûd, “Hâtem”, 3; Tirmizî, “Libâs”, 1).
2. “Altın ve gümüş kaplardan bir şey içmeyiniz ve bu i-kisinden yapılan tabaklarda bir şey yemeyiniz. Çünkü bu tabaklar (sıhâf) dünyada müşrikler için, âhirette ise sizin içindir.” (Müslim, “Libâs”, 2)
Başka bir hadislerinde ise Hz. Peygamber, “Gümüş kap-tan içen, karnına cehennem ateşini akıtmaktadır” (Müslim, “Libâs”, 1) buyurmuştur.
3. “Hz. Peygamber, altın ve gümüş kaplardan yiyip içmemi-zi, ipek ve dîbâc giymemezi ve ipek üzerine oturmamızı yasak-ladı” (Buhârî, “Libâs”, 27).
“Hz. Peygamber altın yüzük kullanmayı yasakladı” (Buhârî, “Libâs”, 45).
4. Buhârî’nin rivayetine göre, Resûlullah altından bir yüzük takıyordu. İnsanların da altın yüzük edindik-lerini görünce altın yüzüğü atmış ve bunu artık hiç tak-mayacağını söylemişti. İnsanlar da bunun üzerine yüzük-lerini çıkarıp atmışlardır (Buhârî, “Libâs”, 46).
5. Yine Buhârî’de yer alan bir hadise göre, Hz. Peygamber altından bir yüzük edinmiş ve kaşını da avuç içi-ne getirmişti. İnsanların bu şekilde yüzük edindiklerini görünce, bu yüzüğü atmış ve gümüş bir yüzük edinmiştir (Buhârî, “Libâs”, 45).
6. Enes b. Mâlik diyor ki: “Hz. Peygamber bir gün gü-müş bir yüzük takmıştı. İnsanlar da gümüş yüzük yapıp taktılar. Resûlullah yüzüğü çıkarıp atınca insanlar da çıkarıp attılar” (Buhârî, “Libâs”, 47).
b) Altın ve Gümüş Ziynetin Kullanımı
Altın ve gümüşün ziynet eşyası olarak kullanımı yal-nızca kadınlar için câizdir. Yukarıdaki hadislerin açık hükümlerinden birisi bu olduğu gibi, bu husus İslâm â-limleri arasında da tartışmasızdır. Altın ve gümüş ziy-netin kadınlar için câiz görülmesi onların yaratılışla-rına uygunlukla, fıtraten güzelliğe ve süslenmeye düşkün oluşlarıyla açıklanır. Ancak bu konuda onlar da lüks ve israfa kaçmama, bu ziynetleri yabancılara karşı gösteriş ve cinsî cazibe aracı olarak kullanmama gibi bazı kısıt-lamalara tâbidir.
Altın ve gümüş ziynetin erkeklere yasaklanması, hem erkeğin fıtrat ve karakteriyle hem de toplumda sosyal adaletin ve barışın tesisi, âtıl sermayenin ekonomiye kazandırılması gibi birçok önemli amaçla alâkalı bir husustur.
c) Altın ve Gümüş Ev Eşyasının Kullanımı
İslâm bilginleri, altın ve gümüş kaplardan yemek ye-menin ve bir şey içmenin haram olduğunda görüş birliğin-dedir. Sadece Muâviye b. Kurre’nin altın ve gümüş kap-lardan yiyip içmeyi haram saymadığı, yine Zâhirî mezhebinin kurucusu Dâvûd b. Ali’nin, altın ve gümüş kap-lardan bir şey içmenin haramlığı konusunda çoğunluğu teşkil eden bilginlerle aynı görüşte olmakla birlikte, bu kaplardan yemek yemeyi haram saymayarak cumhurdan ayrıldığı bilinmektedir.
Yeme içme dışındaki diğer kullanımlar konusunda ço-ğunluğun görüşü aynıdır. Yani cumhur, altın ve gümüşün (abdest alma gibi) yeme içme dışındaki kullanımlarını da yeme içmeye kıyas ederek bunun da haram olduğunu ileri sürmüşlerdir. Buna göre, altın ve gümüşün kap, yazı ge-reci, ev eşyası vb. şekillerde kullanımı, mezhep imamla-rınca erkek ve kadınlara haram görülmüştür. Ancak, son dönem âlimlerinden Şevkânî yasağın sadece altın ve gümüş kaplardan yeme içmeye ait olduğunu, diğer kullanımların buna kıyas edilemeyeceği görüşündedir.
d) Altın ve Gümüş Eşya Bulundurma
Hadislerde altın ve gümüş kap kacağın kullanımının yasaklanması, dar bir yorumla sadece yeme içme amaçlı kullanımının yasaklandığı, orta bir yorumla ev eşyası olarak kullanımının yasaklandığı şeklinde anlaşılabilir. Bu yasağın geniş bir yorumla, altın ve gümüşün ev eşyası olarak bulundurulmasını da içerdiği ileri sürülebilir mi? İmam Muhammed, üzerinde oturmamak ve uyumamak şar-tıyla süs eşyası olarak evde altın ve gümüşten yapılmış ve üzerine de ipek örtü serilmiş sandalye, koltuk bulun-durulmasında beis görmezken Ebû Hanîfe, üzerine oturul-masında ve yatılmasında da bir sakınca görmez. Hanefî hukukçular bu görüşün delili olarak, bazı sahâbî ve tâ-biîlerin bu yöndeki uygulamaları ile, “De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti haram kılan kimdir...” (el-A‘râf 7/32) âyetini zikretmişlerdir. Bu müsamahalı yak-laşımın sebebi, bu tür işlemlerin dar anlamda “kullanma”dan çok “ziynet” kavramına girdiği yönündeki gö-rüşleridir.
Mâlikîler, Şâfiîler ve Hanbelîler, Hanefîler’den farklı olarak altın ve gümüş kapların ve diğer eşyanın evde bulundurulmasını, sonuçta bunların kullanılmasına yol açacağı düşüncesiyle altın ve gümüş ev eşyasının edinilmesini de (evde bulundurulmasını) haram kabul et-mişlerdir. Hatta Şâfiîler, hadisin zâhirinden hareketle ticaret maksadıyla dahi olsa altın ve gümüş ev eşyasının edinilmesinin haram olduğunu belirtmişlerdir. Çünkü i-pekten farklı olarak, altın ve gümüş kabın kullanımı kadın erkek ayırımı olmaksızın herkes açısından yasak-tır. Ancak altın ve gümüşü kadınların süslenme eşyası (ziynet) olarak kullanmaları helâl görülmüştür.
Gerek zaruret gerekse ihtiyaç gerekçesiyle bazı du-rumlarda altın ve gümüşün kullanılması câiz görülmüştür. Bu hükümler şöylece özetlenebilir: Düşen bir dişin yeri-ne veya herhangi bir suretle dişlerin arasında mevcut olan açıklığı kapamak için altın veya gümüşten diş ya-pılması, yine kesilen burnun yerine altın veya gümüşten burun yapılması, kısaca altın ve gümüşün tedavi amacıyla kullanılması fakihlerin çoğunluğu tarafından câiz görülmüştür. Ebû Hanîfe, gümüş kaplamalı kaptan içmeyi ve abdest almayı, gümüş kaplamalı eyer kullanmayı ve gümüş sırmalı sedire oturmayı câiz görmüştür. Mâlikîler, kılıç ve mushafta altın ve gümüş kullanılmasını câiz görmüş-ler, kılıç ve mushaf dışında ise altın veya gümüşle süs-lenmiş eşyanın kullanılmasını haram saymışlardır. Yine Ebû Hanîfe, maddesinde altın veya gümüş karışımı bulunan kapların kullanımını da câiz görmektedir.
Altın ve gümüşün yaygın kullanım maddeleri haline ge-tirilmesine fakihlerin karşı çıkmalarının temelinde is-raf ve lüks kullanıma engel olma düşüncesinin yattığı bilginlerin çoğunluğunca ifade edilmektedir. Bu gerekçelendirme (ta’lîl) doğru kabul edildiği takdirde, günü-müzde, özellikle gümüşün bu açıdan fazla bir değeri kal-madığı noktasından hareketle, gümüş kapların kullanılma-sının artık câiz olduğu fakat çok daha değerli maddelerden yapılmış kapların kullanılmasının, israf ve lüks gerekçesiyle, doğru olmadığı şeklinde bir sonuca gitmek mümkün olabilir. Ne var ki bu gerekçelendirme üzerinde tam bir fikir birliği sağlanamamıştır. Nitekim Şevkânî, bu gerekçelendirmenin doğru olmadığını, şayet doğru ol-saydı, altın ve gümüşten daha değerli olan şeylerden yapılan kapları kullanmanın da haram olması gerekeceği-ni, halbuki bunu söyleyen hiçbir âlim bulunmadığını ifa-de etmektedir. Şevkânî yasağın illeti olarak “cennet ehline benzeme”yi göstermekte ise de, bu kabul edilemez. Çünkü cennet ehline benzeme durumu, bir işin yasak olma-sı sonucuna götürseydi, müslümanların asırlardır meşrû sayarak yapageldikleri birçok şeyi de terketmeleri gere-kirdi.
Şurası unutulmamalıdır ki İslâm, toplumun her kademe-sindeki fertlerin zenginlik, fakirlik gibi sosyal statü-leri açısından bir tatmin ölçüsü getirmiş, meselâ kazan-ma hususunda çaba göstermesine rağmen fakir durumda o-lanlara, sabrettikleri takdirde mükâfat ve kurtuluşa ereceklerini müjdelemiş, diğer taraftan zengin olup top-lumun gelir seviyesi düşük kesimlerine zekât ve sadaka yoluyla değer aktarımı yapan ve yardım eden kişilere de mükâfat ve kurtuluş vaad etmiştir. Ancak zenginin, zen-ginliğini fakiri rahatsız edecek şekilde ve onu içinde bulunduğu tatmin ortamından uzaklaşmaya sevkedecek dere-cede kullanarak lüks ve israfa dalmasını da hoş görme-miştir. Elbette daha çok kazanan daha iyi şartlarda ya-şayacaktır. Ancak toplum kesimleri arasında hiç değilse ortalama hayat standardı açısından bir denge ve uyum sağlanamamışken, meselâ, bir toplumda çoluk çocuğunun asgari gıda ihtiyacını karşılayacak geliri teminde zor-luk çeken, tahsil yapmak isteyen çocuğuna bu imkânı sağ-layamayan kişiler varken, şatafatlı ve görkemli bir ha-yat sürmenin, İslâm’ın ilke ve öğretileriyle bağdaşmaya-cağı söylenebilir. Hadislerdeki yasaklama ve İslâm âlim-lerinin bu konuda gösterdiği tavır da bu gayeye yönelik bir hassasiyet ve tedbir olarak görülmelidir.
e) Altın Yüzük
Yukarıda anılan ilgili hadislerden hareketle bilgin-lerin çoğunluğu altın yüzük kullanmanın erkeklere haram olduğunu söylemişlerdir. Bununla birlikte sayıları az da olsa, erkeklerin altın yüzük kullanmasının mubah olduğu görüşünde olan âlimler de vardır. Bunlar hadislerde ge-çen yasağı belli illet ve gayeye bağlamakta, ayrıca bazı sahâbîlerin altın yüzük kullandığına ve buna Hz. Peygam-ber’in de izin verdiği görüşünde olduklarına ilişkin rivayetleri de (bk. Nesâî, “Zînet”, 46) kullanmaktadır-lar.
Gerek hadislerde gerekse âlimlerin sözlerinde geçen yüzük (hâtem) kelimesi daha ziyade kaşlı ve biraz da ka-baca olan bir yüzüğü anlatmaktadır. Bu itibarla, günü-müzde nişan yüzüğü olarak adlandırılan halkanın takılmasının hükmünü de ayrıca belirtmek gerekir. Bu hususta merhum Kâmil Miras’ın izahlarını kısaltarak buraya al-makta yarar vardır: “Yüzüğün yapılış ve kullanış tarzın-da örfün büyük etkisi vardır. Eski zamanlarda kullanılan kaba yüzükler gitgide zarifleşmiş ve bugün artık, nişan halkaları istisna edilirse, erkekler yüzük takmayı nere-deyse terketmişler ve hatta yüzük takmak ayıp sayılır olmuştur. Bu itibarla şu sebep ve delillere dayanarak altın nişan halkası kullanmak mubah sayılabilir; a) Bir kere, altın yüzük kullanma çoğunluk tarafından haram görülse bile bunun mubah olduğunu söyleyenler de vardır. b) İmam Muhammed övünme ve böbürlenme kastı olmaksızın altın ve gümüş kapları süs eşyası olarak kullanmanın câiz olduğunu ve bunun nimeti gösterme anlamına gelece-ğini söylemiştir. Nişan yüzüğü de övünmek için değil, teberrüken ve hatıra olarak takıldığına göre aynı şekil-de mubah olması gerekir. c) Âlimler, erkeklerin esas itibarıyla gümüş yüzük kullanmalarının bile, bir zaruret ve bir lüzum üzerine mubah olduğunu, bunun dışında kul-lanılmasının anlamsız olduğunu söylemişlerdir. Nişan yüzüğü kullanımında da örften kaynaklanan bir zaruret bulunduğu açıktır. d) Altının kullanılmasının haramlık sebebi, israf ve övünme vesilesi yapılmasıdır. Halbuki günümüzde bir halkanın ekonomik değeri israf sayılacak bir durumda değildir” (Kâmil Miras, Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, IV, 288-289).
Kâmil Miras’ın hareket noktası ve sonuçlaması yerinde olmakla birlikte bir hususa daha işaret edilebilir. O da, eğer müslümanlar, nişan halkası olarak altını değil de yaygın olarak gümüşü tercih etmeye başlamışlarsa, yani artık bu durum örfleşmişse, bu teâmüle uymak daha doğru kabul edilebilir. Ancak, yine de altın nişan hal-kası takanlar varsa bunlara haram işleyenler ya da bile bile hadise aykırı davrananlar gözüyle bakılmaması her-halde daha doğru olur. Öte yandan altın ve ipeğin âlem (nişan ve rozet) olarak kullanılmasının başta Hanefîler olmak üzere bir kısım fakihlerce câiz görüldüğünü de burada hatırlamak gerekir.
f) Altın Süsleme
Hanefî ekolünde, mescidi süslemek, ona saygı gösterme anlamında değerlendirildiği için, mescidlerin altın su-yu, ahşap vb. şeylerle tezyin edilmesinde bir sakınca görülmemiş; fakat paranın bu tür şeyler için değil, fa-kirler yararına harcanması daha faziletli görülmüştür. Nitekim, Mescid-i Harâm’a nakledilen malları gördüğünde Ömer b. Abdülazîz, “Miskinler ve fakirler direklerden daha muhtaç” diyerek, o malların fakirler için sarfedilmesinin Mescid-i Harâm için sarfedilmesinden daha faziletli olduğuna dikkat çekmiştir. Hanefîler, mescid için yapılacak süslemenin, mescide ait paradan yapılmaması gerektiğine işaret etmişler, hatta mescidin işlerine bakan kişinin (kayyim) mescidin parasından süs-leme için harcaması halinde, bir görüşe göre bu parayı tazmin edeceği ileri sürülmüştür.
İslâm’ın lüks, israf ve gösterişin önlenmesi, toplum-da sosyal adaletin ve barışın kurulması ve harcamalarda bu gayeye öncelik verilmesi yönündeki genel ilkesi, al-tın ve gümüş ev eşyasının kullanımıyla ilgili özel yasa-ğı göz önünde bulundurulursa, özelde altın süslemeler, genelde yüksek maliyetler içeren ihtişamlı ve lüks har-camalar konusunda dinin tavsiyesini, İslâm bilginlerinin tavrını kestirmek zor olmaz. Öte yandan teori böyle olsa bile, İslâm ülkelerinin dünyada toplam ekonomik gelir ve gelişme yönüyle bir hayli gerilerde olduğu, buna karşı-lık servet dağılımı, tüketim ve yaşam standardı yönüyle fertler arasında uçurumların bulunduğu da acı bir ger-çektir. Böyle olunca müslümanların, İslâm’ın altın ve gümüşün kullanımına getirdiği sınırlamalarda simgeleşen tavır ve gayesini iyi anladığı ve bunu hayata geçirdiği söylenemez. Bu konuda fertlerin dindarlığına ve her tür-lü aşırılıktan ve gösterişten uzak kalma kararlılığı göstermesine ihtiyaç bulunduğu gibi toplumsal sağduyunun oluşturulması ve bu yönde yasal düzenlemelere gidilmesi de büyük önem taşımaktadır.