Ebu’d Derdâ hazretleri buyurdu ki: “Üç şey ne güzeldir: Fakirlik, hastalık ve ölüm.”
Hâtem-i Esam buyurdu ki: “Allahü teâlâ kıyamet gününde dört kişi ile dört sınıfa karşı delil getirir: Zenginlere karşı Hz. Süleyman’ı, fakirlere karşı Hz. İsa’yı, kölelere karşı Hz. Yusuf’u, hastalara karşı Hz. Eyyûb’u...”
Hâris el-Muhâsibî hazretlerine sabrı suâl ettiler. O da; “Sabır, Allahü teâlâdan gelen her şeyi hoş ve iyi bir şekilde karşılayıp, heyecan ve ümitsizliğe düşmemek, sıkıntılı ve meşakkatli zamanlarda dayanıklı ve tahammüllü olmaktır” şeklinde cevap verdi.
Hayr-ün-Nessâc buyurdular ki: “Belâlara sabır, yiğit kişilerin; Allah’tan gelen her şeye rızâ göstermek ise, evliyânın ahlâkıdır.”
İbn-i Atâ buyurdu ki: “Sabır, musîbetler içindeyken bile edebe riâyet etmektir.”
Rebî bin Haysem, marifetini perçinleştirmek için evinde bir mezar kazmıştı. Boynuna zincir takar o mezara yatar, sonra şu âyeti okurdu: “Nihayet onlardan birine ölüm geldiği vakit ‘Rabbim’ der; ‘beni dünyaya geri çevir ki ben terk ettiğim imanı yerine getirip salih bir amelde bulunayım.” (Mü’minûn/99-100). Sonra kalkar ve şöyle derdi: “Ey Rebî! Sana istediğin verildi. O halde isteyip de geri döndürülmezden önce ibâdette bulun!”
Bu dünyânın esâsı mihnet, sıkıntı üzere kurulmuştur. Sıkıntının ise sabretmekten başka reçetesi, katlanmaktan başka kurtuluş yolu yoktur. Şu üç sabır çok sevgilidir. Bunlar: “Tâatte, Hakka kullukta, günah işlememekte, belâ ve mihnet ânında sabırdır.”

yokSa başka bir kelime mi başkaysa ben bilmiyorum...![[Resim: urjn1.jpg]](http://t1311.hizliresim.com/1h/p/urjn1.jpg)