Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
Allah neden yarattıklarına kötülük verir?
Allah neden yarattıklarına kötülük verir?
İnsanlara akıl, öğrenme kabiliyeti ve irade vermiştir.
Bu üç mefhumu kullanarak insan iyinin-doğrunun ne olduğunu anlayabilir.
Anladıktan sonra da elbette iyi-doğru olanı tercih edip yapması beklenir.
Eğer insan kötü olanı tercih edip kötülük yaparsa buradaki sorumlu kendisidir. Çünkü kendisine neyin iyi-doğru olduğunu anlayabilecek ve seçebilecek özellikler verildiği halde kötü olanı tercih edip yapıyorsa elbette sorumlu olan kendisidir.
Eğer Allah Teala insana iyi ile kötü arasında tercih yapabilecek irade ve diğer iki mefhumu(akıl ve öğrenme kabiliyeti) vermemiş olsaydı o zaman Allah Teala nın kötülük vermesinden söz edilebilirdi.
Çünkü o zaman aklı ve iradesi olmayan insan, hayvan mertebesinde olacaktı, Allah Tealanın vereceği içgüdü ile hareket edecek verilen iç güdü iyi ise iyi kötü ise kötü olacaktı.
Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
konuyu nereye getirmeye çalıştığınız belli...
öncelikle bir şey sormak istiyorum siz ALLAH ın yaradanın kudretine inanıyormusunuz ALLAH a inanıyormusunuz ?
Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belalara sabretmeyen, benden başka Rab arasın! Yer yüzünde kulum olarak bulunmasın!) [Taberani]
Hem Allah kulları için şer murad etmez.Bunlar kendi ellerimizle kazandıklarımızdandır(nefsindendir).hem her iyilik Allah'tandır;herseye rağmen Allah hak etmediğimiz halde bize ihsan ve ikramda bulunur.örneğin;arkadaşın sana yemek ikram eder ama arkadaşın da o yemeği sana ikram etmezden önce Allah ona sağlık sıhhat vermiştir,para kazanmıştır,yani ona da bu fiili gerçekleştirebilmesi için öncesini yaratan Allah'tır.kısaca bu böyle böyle geriye doğru sararsan en sonunda Allah'a gider ve tüm iylikler ordan başlamıştır.aynı mantık kötülükler ise nefsdendir.nefsin mahiyeti tam olarak nedir bilemeyiz ama Allah bu nefsi içimize koymuş herkes kendi nefsini terbiye etsin.işte kötülüklerin çıkış noktası da nefstir.nefs hep kötülüğü emreder.
7/A'RÂF-189: O odur ki sizi bir tek nefisten yarattı, eşini de ondan yaptı ki gönlü buna ısınsın...
bir bebeğin başına gelen şer de işte nefsdendir.
Bununla birlikte;
Furkan-20: ...Sizin bir kısmınızı diğerbir kısmınıza imtihan (vesilesi) kıldık; (bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir.
Allah öyle ise nefsi niye yarattı?
bir nefs olmadan sen sen olmazsın.iki de;
FECR-27/28: Ey o rabbına muti' olan nefs-i mutmeinne!Sen dön o rabbına hem râdıye olarak hem merdıyye de
İşte "bilesin" diye.bilesin,bilesin ki ey başta Rabbi'ni bilmez nefis.
89/FECR-29/30: Gir kullarım içine.Gir Cennetime.
Allah'ın hikmeti işte.akıl sır ermez.elbette en doğrusunu Allah bilir.
Gene sana gelen bir iyiliğin Allah'tan mı nefsten mi olduğunu anlarsın.arifsen.arkadaşın sana yemek ikram etmesi güzel ama bu nefsinden mi? arkasında bir iş mi var? yoksa;Allah'tan mı? manasın da.işte bizim hayır gibi gördüklerimizde şer,şer gibi gördüklerimizde de hayır olabilir.burada ayrı konu kısaca değineyim dedim.velhasilikelam;
Hak şerleri hayr eyler
Ârif anı seyreyler
Zan etme ki gayreyler
Mevlâ görelim neyler.
Neylerse güzel eyler
Dime şu niçün şöyle
Bak sonuna sabr eyle
Yerincedir ol öyle
Mevlâ görelim neyler.
Neylerse güzel eyler
Allah’ın, kulları hakkında neyin hayır, neyin şer olduğunu bildiği ve kaderin hayrı da şerri de kapsadığı belirtilmiş (Müsned, V, 317; Buhârî, “Tevĥîd”, 10), kıyametin kötü insanların üzerine kopacağı haber verilmiştir (Müsned, I, 394, 435). Yine hadislerde belirtildiğine göre Hz. Peygamber bütün hayırların Allah’a ait olduğunu ve O’nun şer işlemekten münezzeh bulunduğunu bildirmiş (Müslim, “Śalâtü’l-müsâfirîn”, 20), yaratılmışların şerrinden, gökten inen ve oraya yükselen şerlerden, gecenin şerrinden ve yerdeki bütün şerlerden Allah’a sığınmış, bu tür dualar yapmayı ashabına da tavsiye etmiştir (Müsned, II, 132; V, 430; el-Muvatta, “Şe'ar”, 10).
Alimler hayır ve şerrin bir olan Allah’ın irade ve kudretiyle yaratıldığı, acı veren bütün olayların şer tarzında değerlendirilemeyeceği, Allah’ın mutlak adalet sahibi olduğu, dolayısıyla kullarına asla kötülük yapmadığı şeklinde cevaplar vermişlerdir (Kādî Abdülcebbâr, el-Muħtaśar, I, 201-211; Tûsî, s. 84-85, 142-143).
İslâm âlimleri genel olarak şerri iki kısma ayırmıştır: Her zaman, her yerde, her durumda herkese zarar ve elem veren mutlak (hakiki) şer, böyle olmayan mukayyet (izâfî) şer (Râgıb el-İsfahânî, s. 253). Buna göre âlemde mutlak şer bulunmayıp hastalık, fakirlik, doğal âfet ve musibetler gibi izâfî şerler vardır (Şerîf el-Murtazâ, I, 271). Âlimlerin çoğunluğu bu görüştedir. Kâinatta hiçbir şerrin yer almadığını savunan Eş‘ariyye bu görüşünü, “Allah yarattığı her şeyi diler ve O’nun dilediği hiçbir şey kötü olmaz” şeklinde açıklar. Onlara göre âlemde şer diye nitelenen hususlar insanın bunları şer olarak algılayıp nitelemesiyle ilişkilidir, gerçekte ise şer değildir (Âmidî, s. 65). Bu genel tasnifin yanı sıra şer “ademî” ve “vücûdî” diye ikiye ayrılır. Şerrin gerçek varlığından (vücûdî şer) söz edilemez. Kişinin şer dediği ise bir şeyin varlığı, bekası ve kemali için zaruri olan unsurların bulunmayışıdır (ademî şer). Buna göre şer varlıkla değil yoklukla bağlantılıdır. Tabiatta felâket ve musibet türünden bazı şerler varsa da bunların kötülüğü izâfî olup belli amaç ve hikmetlere bağlı olarak mutlak şer tarzında değerlendirilmemiştir. Asıl şer ilâhî emirlere aykırı olan ve günah diye nitelendirilen davranışlardır (İbn Kayyim, s. 181-182; Celyend, s. 161-162, 168).
Allah şerrin çirkin bir fiil olduğunu ve fâilinin kötü nitelikler taşıdığını bilir. Ayrıca kötülük yapmak o fiili gerçekleştirmeye bağlı bir ihtiyaçtan kaynaklanır, Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Kullarına acı çektirmesi sonunda ulaşacakları bir faydadan dolayıdır. Musibet ve felâketler yapılan isyana dünyada verilmiş bir ceza olabilir, kulu imtihan etme amacı taşıyabilir yahut onun âhirette mükâfata ermesini sağlama hedefine yönelik olabilir. Aslında bu tür şerleri Allah’ın yarattığını söylemek mümkünse de neticede fayda sağlayacağından bunları gerçek şer saymamak gerekir. Mu‘tezile ve Şîa âlimleri bu görüştedir (Eş‘arî, I, 245-246; Kādî Abdülcebbâr, el-Muġnî, V, 34; VI/1, s. 177; Şerîf el-Murtazâ, I, 267-271; Süyûrî, s. 28).
Şerrin kaynaklarından birini teşkil etmesi açısından insan ve fiilleri de meselenin önemli unsurlarından biridir. İnsan ruh ve bedenden ibaret bir varlıktır. Maddî unsurlardan yaratılan beden hastalanması veya sakatlanması, acı çekmesi sebebiyle ruh için başlı başına bir şer kaynağı olabilmektedir. İbn Sînâ bu görüştedir (M. Ebû Zeyd, s. 179). İrade sahibi bir varlık olan insanın fiilleri hayır ve şer kısımlarına ayrılır. Kişi isteyerek hayrı veya şerri seçip yapabilir. Doğal âfetler dışında dünyada vuku bulan şerlerin büyük kısmının hür iradesini kullanan insan eliyle gerçekleştiği ve bunların ilâhî emirlere aykırı davranmaktan kaynaklandığı açıktır. İnsana ait fiillerin kazâ ve kader planına dahil olması bakımından konunun ilâhî sıfat ve fiillerle ilgisi bulunmakla birlikte Cebriyye dışında kalan âlimlerin çoğunluğu insanın şerre kaynak teşkil ettiği görüşündedir. Her ne kadar iradesi dışında düzenlenen bir çevrede yaşıyorsa da fiillerini hür iradesiyle meydana getirdiği için kişinin yaptığı bütün kötülükler kendi eseridir ve gerçek anlamda fâil olması sebebiyle onlardan bizzat sorumludur. Çünkü şer fiillerin gerçekleştirilmesi Allah’ın hayra yönelik düzenlediği kazâ ve kadere muhalefetten başka bir şey değildir. Kişinin günah işlemesinin anlamı budur. İbn Sînâ gibi bazı filozofların yanı sıra İslâm âlimlerinin çoğunluğu bu görüştedir (Celyend, s. 168; M. Ebû Zeyd, s. 183-193).
Dünyada baskın olan şer değil hayırdır, var olan şerler ise mutlak değil izâfî ve geçicidir, ayrıca bunlar dünyada veya âhirette hayrın kazanılmasına vesile teşkil eder. Büyük bir hayra ulaşmak için küçük bir şer gerekli ise bu şer olarak değerlendirilmemeli, aksine daha büyük hayra vesile olduğundan sonuçta hayır kabul edilmelidir. Hayra vesile olan şerri terketmek ise bir tür şerdir ve mâkul değildir. Ayrıca bir yönden şer sayılan bir husus birçok yönden hayır olabilir. Meselâ yakıcılığı bakımından ateş bir şer ise de insanın hayatını sürdürmesini sağlaması bakımından büyük bir hayırdır.
Dünyadaki şerlerin bir kısmı Allah’a karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyen insanları denemek, uyarmak ve ibret almalarını sağlamak gibi hikmetlere bağlıdır. Fakirlik, hastalık, doğal âfet ve felâketler bu tür şerler arasında sayılabilir. Yaratıldığı andan günümüze kadar geçen süreçte bunca bilgilendirmelere rağmen insanın Allah’tan gafil olup ona şükretmekten kaçınması onun bazı sıkıntılarla denenip uyarılmaya ihtiyacı bulunduğunu gösterir. Bu uyarılar sayesinde kişi aczini farketme, Allah’a yönelip O’na yakınlaşma ve dua etme imkânı elde edebilir (Râgıb el-İsfahânî, s. 252-255; Gazzâlî, el-Makśadü’l-esnâ, s. 68-69; İbn Rüşd, s. 197; İbn Kayyim, s. 180-190, 269; İbnü’l-Vezîr, s. 210-211).
Şer- Yusuf Şevki Yavuz
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi