Bu tecellilere mazhar olanlar iki kısma ayrılırlar: Birinciler peygamberlerdir. Onlara gelen varidatın Allah tan olduğunda şüphe yoktur.
Şeytan karışamaz. Bu nedenle bağlayıcıdır. İkinciler nebilerin dışındaki tüm insanlardır. Peygamberler gibi bir teminata sahip olmadıklarından, onlara gelen mevhibe ve varidat bağlayıcı değildir. İtibar edilmesi için Kuran ve sünnete uygun olması gerekir. Bundan dolayı ilhamlarından bahseden ve Allah ın kendisine lütfettiği şeyleri söyleyerek insanları kendisine çağıran kişilere dikkat etmek gerekir...
Bunların yaşantıları sünnete uygun mudur? İnsanları çağırdıkları şey Hz. Peygamber in sünneti ve o sünnete uygun şeyler midir? Eğer Kuran ve sünnete uygun yaşıyor ve insanlara da Kur’an ve sünnete uymayı tavsiye ediyorlarsa problem yoktur. Aksi takdirde uyanık olmak gerekir.
Zira insanlar Kuran ve sünnete ters şeyleri saygı duyduğu kişiler söylediği için yapmakla mesuliyetten kurutulamazlar. Akıl ve iradeleri ile yürüyecekleri yolu doğru seçmek durumundadırlar. Çevresindeki insanları Kuran ve sünnete ulaştıran rehberlerin sözünü dinlemek, onların tecrübelerinden yararlanmak akıllıca bir iştir. Ancak yol bilen rehberlere teslimiyet akıllı ve şuurlu olursa güzeldir. Akıllı ve şuurlu teslimiyet rehber ya da mürşidin yolu bildiğinden ve yanıltacak bir kişi olmadığından emin oluncaya kadar araştırmak ve sonra tabi olmakla mümkündür.
Nasıl ki, görsün diye insana iki adet göz verilmiştir. Aynen onun gibi Kuran ve sünnet de doğruyu eğriden, tam olanı noksandan ayırmak için iki göz gibidir. Dünyadayken bu iki gözü hakkınca kullanmayanlar ahirette kör olarak diriltilirler..