Forum Gündemi:

Konu Başlığı : Allah'ın İsim ve Sıfatları

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 2 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : karadamlalar
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
General
*
4,320
mesajlar
329
konular
1,797
REP PUANI
Yeni Üye

Jun 2012
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#1
Dikkat  29-07-2012, Saat:05:06 PM
Derleyen; Ebu'l-Fidâ Al Makdisi

BİRİNCİ BÖLÜM
Allah'ın Bazı Sıfatlarını Delilleriyle Yazmadan Önce "İsim we Sıfatlar Tewhidi" Hakkındaki Kaideleri Yazmakta Fayda Vardır. İnsanlardan Ricam Bu Kaideler Işığında Aşağıdaki Yazıyı Okumalarıdır.

Bid'at Ehlinin Yaptığı Gibi Allah'ın İsim we Sıfatlarını Tahrif, Ta'til, Te'vil Etmek Değil, Olduğu we Okunduğu Gibi İman Etmek Ehl-i Sünnet'in Âkidesi we Menhecidir.

Bu Âkide we Menhecin Dışına Çıkanlar, Allah'ın Sapıklıkla İtham Ettiği |Â'raf, 7/180| we Allah'ı Gereği Tanımayıp Takdir Edemeyenlerdir.! |En'am, 6/91; Zümer, 39/67|

Allah'ın İsim we Sıfatları Hakkında Kaideler:

Sufyan es-Sevrî Rahimehullah Şöyle Demiştir;

“Allah’ın Kitabında Kendisini Vasfettiği Her Şeyin -Olduğu Gibi- Okunuşu we Hakkında Sukût Etmek Onun Tefsiridir.!”

|ed-Darekutnî, Kitabu’s-Sıfat, sy: 70|

Sufyan İbn Uyeyne Rahimehullah Şöyle Demiştir;

"Allah Teala'nın Kur'an'da Kendisini Vasfettiği Hususların Tefsiri Okunduğu Gibi Gibidir. Ne Keyfiyet Vardır Ne De Benzerlik.!"

|Lalekai, es-Sûnne, 4/478|

İmam Nuaym İbn Hammad el-Huzai Rahimehullah Şöyle Demiştir;

"Allah'ı Yarattıklarına Benzeten Kimse Kâfir Olur. Allah'ın Kendisini Nitelendirdiği Sıfatları İnkâr Eden Kimse De Kâfir Olur. Ne Allah'ın Kendisini Nitelendirdiği, Ne De Peygamberinin Onu Nitelendirdiği Hiçbir Sıfat Teşbih |Benzetme| Değildir.!"

|Lalekai, es-Sûnne, 4/587|

İmam Ebu Hanife Rahimehullah Şöyle Demiştir;

"Allah'ın Zatı Hakkında Hiç Kimsenin Kendiliğinden Bir Şey Söylememesi Gerekir. Aksine Allah Kendi Zatını Ne İle Nitelendirmiş İse Onu Öyle Nitelendirmek Gerekir. Bu Konuda Hiç Kimsenin Kendi Görüşüne Göre Hiç Bir Şey Söylememesi Gerekir. Âlemlerin Rabbi Olan Allah'ın Şanı Ne Yücedir.!"

|İbn Ebi'l-İzz, Şerhu Akideti't-Tahaviyye, sy: 427|

el-Velid İbn Muslim el-Kureşî Rahimehullah Şöyle Demiştir;

"Ben Evzai'ye, Sufyan İbn Uyeyne'ye we Malik İbn Enes'e Allah'ın Sıfatları we Görülmesi Hakkında Hadisleri Sordum. Hepsi De Şöyle Dediler: "Bunları Olduğu Gibi Alınız. Keyfiyetleri Üzerinde Düşünmeyiniz.!"

|Lalekai, es-Sûnne, 3/572|

Malik İbn Enes Rahimehullah Şöyle Demiştir; “Bid’atlerden çokça sakınınız.” "Ona bid’atçiler kimlerdir?" diye sorulunca, şu cevabı vermiştir: “Bid’at ehli Allah’ın isimleri, sıfatları, kelâmı, ameli ve kudreti hakkında konuşup duran, ashabın ve güzel bir şekilde onlara tabi olanların sustuğu hususlar hakkında susmayan kimselerdir.”

|Beğavi, Şerhu's-Sûnne, 1/217|

İmam eş-Şenkıtî Rahimehullah Şöyle Demiştir;

"İsim we Sıfat Tewhidi Üç Esas Üzerinde Durur. Bunlara Muhalefet Eden Kimse İsim we Sıfatlarda Rabbini Birlemiş Olmaz.

Birincisi; Allah'ı Yarattıklarına Benzetmekten we Herhangi Bir Noksanlıktan Tenzih Etmek,

İkincisi; Kur'an we Sünnet'te Sabit Olan İsim we Sıfatlara, Bunlarda Hiçbir Eksiltme we Artırma Yapmaksızın weya Tahrif we Ta'tile Düşmeksizin İman Etmek,

Üçüncüsü; Bir Sıfatların Keyfiyetini İdrak Edilebileceği Ümidini/İnancını Taşımamak.!"

|Menhecu'd-Dirasat Li Âyati'l-Esma we's-Sıfat, sy: 3-5|

Allah İsim we Sıfatlarından Bazıları;

* İstiva.!

Allah Azze ve Celle Şöyle Buyurmuştur:

"Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra Arş'a istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir." |Araf, 7/54|

"Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra Arş'a istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah'tır. Onun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?" |Yunus, 10/3|

"Allah O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra Arş'a istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız." |Ra‘d, 13/2|

"Rahman Arş'a istiva etmiştir." |Taha, 20/5|

"Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra da Arş'a istiva eden Rahman'dır. Bunu bir bilene sor." |Furkan, 25/59|

"Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva eden Allah'tır. O'ndan başka bir dostunuz ve şefaatçınız yoktur. Düşünmüyor musunuz?" |Secde, 32/4|

"Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva eden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen O'dur. Nerede olursanız olun, O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür." |Hadid, 57/4|

Ebu Bekir el-Hallal, es-Sunne‘de Katade İbn en-Nu‘man radıyAllahu anh‘den Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem‘in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Allah Azze we Celle yaratma işini bitirince Arş'ı üzerine istiva etti."

|Zehebi, Uluvv (sy: 52)'de; "Ravileri Güvenilir" Demiştir.|

İstiva sıfatını te‘vilsiz olarak mutlak kabul etmek gerekir. Zira Allah Arş'ı üzerine zatıyla istiva etmiştir. Bu istiva Mücessime |Bkz: el-Eşari, Makalatu‘l-İslamiyyin (1/211)| ve Kerramiye'nin |Bkz: Bağdadi, el-Fark Beyne‘l-Firak (216)| dediği gibi "oturmak" ve "yaslanmak" anlamında değildir. Eşarilerin dediği gibi "uluvv" ve "rif‘at" manasında değildir. |Bkz: İbn Teymiyye, Fetava (5/437)| Mutezile‘nin dediği gibi "istila" ve "galebe" anlamında da değildir. |el-Eşari, Makalatu‘l-İslamiyyin (1/157)| Muhakkak ki Şeriat bunu açıklamamış, sahabelerden ve tabiinden olan Salih Selef ile Hadis Ashabından hiç kimseden de bu konuda bir yorum nakledilmemiştir. Bilakis nakil ile gelen husus; bunun mutlak olarak alınmasıdır.

Bir Adam İmam Malik'e "Rahman Arş'a İstiva Etti." |Taha, 20/5| Âyeti Hakkında: "Nasıl İstiva Etti?." Diye Sorunca Şu Cewabı Verdi: "İstiva Bilinmeyen Bir Şey Değildir. Ona İman Etmek Vaciptir. Hakkında Soru Sormak İse Bid'attir. Ben Senin Ancak Sapmış Olduğunu Görüyorum."

|Lalekai, es-Sûnne, 3/440; Bu Konuda Peygamber sallAllahu aleyhi we sellem'in Hanımı Olan Umm Selem RadıyAllahu Anha'dan Şu Sözü Nakledilmiştir; "Keyfiyet ma‘kul değildir |Akılla bilinmez|. İstiva meçhul değildir. Bunu ikrar etmek vacip, inkar etmek küfürdür." Bunu Lalekai, es-Sûnne (663)'de Zayıf Bir Senetle Riwayet Etmiştir. İmam Zehebi Uluvv (65)'de Şöyle Demiştir; "Ravilerinden Ebu Kinane Güvenilir Değildir. Ebu Umeyr İse Bilinmemektedir." Allahu Â'lem|

İstiva Sıfatını İptal Eden Muattılaya we "İstiva"yı "İstila" Olarak Te'vil Eden Sapık Mezheplere İmam İbnu'l-Kayyım el-Cewziyye'nin Reddiyesi;

"Allah Teala‘nın: "Rahman Arş'a istiva etti." |Taha, 20/5| kavli, Cehmiyye ile onlara muvafakat edenler dışında bütün ümmet tarafından Kur'an'ın yedi yerinde hakiki anlamında kabul edilmiştir. Onlar ise bunun mecaz olduğunu söylemişler ve bu konuda da ihtilaf etmişlerdir. Onların sözleri meşhur olup, bunları el-Eşari nakletmiştir. Onlar bu konuda bid'at çıkararak sapıklığa düşmüşler ve İstiva'yı; "İstila" yani hükümranlık ve kahr olarak yorumlamışlardır.

Onlardan bir grup dediler ki: "Arş'ı yaratmaya kastetmek ve yönelmek demektir" diğer bir fırka: "Bilakis bu mecaz olup on beş farklı anlama ihtimali vardır ve hangisinin kastedildiği bilinemez. Ancak biz bunun hakikatini aklımızla nefy edebiliriz." dediler.

Onların bu sözleri kırk iki açıdan batıldır. Bunlardan sadece birincisini zikretmek onların; varid olduğundan başka bir lugat üzere kurulu olan davalarının batıl olduğunu göstermeye yeter.

Birinci açı: İstiva kelimesi, Allah Teala‘nın bize hitapta bulunduğu ve kelamını indirdiği Arap kelamında ve lügatinde mutlak ve mukayyed olmak üzere iki türdür:

Mutlak:, "erginlik çağına gelip olgunlaşınca…" |Kasas, 28/14| kavlinde olduğu gibi anlamına harfle ulaşılamayan türdür. Burada manası kemal yani olgunlaşmaktır. "İsteva‘n-Nebat: Bitkiler Olgunlaştı", "İsteva‘t-Taam: Yemek Pişti" denilir.

Mukayyede gelince bu da üç kısımdır:

Birincisi: "Sonra semaya yükseldi" |Fussilet, 41/11| ayetinde olduğu gibi (ilâ) edatıyla mukayyeddir. Bu anlamda: "Falan yüzeye çıktı, odaya çıktı" derler. Nitekim Allah Subhanehu we Teala Kitabının iki yerinde (ilâ) edatı ile muteaddi (geçişli) olarak kullanmıştır. Bakara suresindeki ayette: "Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yükselip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur." |Bakara, 2/29| ve Fussilet suresindeki ayette: "Sonra, duman halinde bulunan göğe yükseldi." |Fussilet, 41/11| buyurmuştur. Burada anlam, Selefin icmaı ile "yükselmek" demektir.

Ikincisi: (Alâ) edatıyla mukayyed olandır. Allah Azze we Celle‘nin: "sırtlarına binesiniz diye size…" |Zuhruf, 43/13| ayetinde ve: "Cudi (dağı) üstünde durdu." |Hud, 11/44| ve "gövdesi üzerine doğrulmuş…" ayetlerinde olduğu gibi. Burada anlamı lügat ehlinin icmaıyla uluv, yükselme ve doğrulma demektir.

Üçüncüsü: Fiili mef‘ule geçişli yapan (vav) harfiyle bağlandığında mesela "İsteva‘l-Mau ve‘l-Haşebe" dendiğinde ikisini eşitlemek anlamında olur. Bu manada istiva Arapların sözlerinde makuldür. Kesin olarak istevla anlamında değildir. Sözüne itimat edilen lügat alimlerinden hiçbiri bunu nakletmemiştir. Bunu ancak sonraki nahivcilerden Mutezile ve Cehmiyye yolundan gidenler söylemiştir."

|Muhatasaru Sevaiki‘l-Mursele (2/319)|

* Nüzul.!

Ebu Hureyre radıyAllahu anh Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem‘in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Rabbimiz Tebarek ve Teala her gece, gecenin son üçte birinde dünya semaına nüzul eder ve şöyle buyurur: “Bana dua edene icabet ederim. Benden isteyene veririm. Benden bağışlanma dileyeni bağışlarım."

|Buhari (1145); Müslim (758)|

Mutezile we Eşarilerin İddialarına Göre; Bu Nüzul |İniş| Rahmet we Sewabın İnmesidir. |Bkz: Ebu‘l-Hasen el-Eşari, Makalatu‘l-İslamiyyin (1/155); İbn Teymiyye, Şerhu Hadisi‘n-Nuzul (5/410); Fetava (5/386)|

Onların Bu İddiaları Kendilerine Reddolunur. Hadiste "Nüzul |İniş| Mutlak Olarak Zikredilmiş we Allah Teala'ya İzafe Edilmiştir. Kesinlikle Hadiste Bu Nüzulun "Rahmet" we "Sewap" Olmasına Delalet Eden En Ufak Bir İşaret Yoktur. Buna Rağmen Nüzulu Rahmet we Sewap Olarak Te'vil Etmek weya Böyle Bir İstidlalde Bulunmak Sapıklıktır we Âyet we Hadisleri Hewa we Hewese Göre Tefsir Etmektir.!

Ehl-i Sünnet'in Hadis Hakkındaki Görüşleri;

İmam Ebu Hanife Rahimehullah'a Allah'ın Her Gece Dünya Semasına İnme Sıfatı Sorulduğunda Şöyle Cewap Vermiştir; "Allah Keyfiyetini Bilmediğimiz Bir Şekilde İner."

|Sabuni, Akidetu Ashabi'l-Hadis, sy: 42|

İmam Ahmed Rahimehullah Şöyle Demiştir;

"Allah Azze ve Celle her gece dünya semasına dilediği gibi iner. O‘nun misli gibi bir şey yoktur. O işitendir, görendir."

|Tabakatu‘l-Hanabile (1/29)|

İmam et-Tirmizi Rahimehullah Şöyle Demiştir;

"Rab Tebarek ve Teala‘nın her gece dünya semasına nüzul ettiğini ifade eden buna benzer sıfat rivayetleri hakkında şöyle demişlerdir: "Bu rivayetler sabit olmuştur. Bunlara iman edilmesi gerekir. Bu tür hadislere bize geldiği şekilde yoruma gitmeksizin vehme kapılmaksızın inanırız. Bunu pek çok imamla birlikte Sevrî, Malik İbn Enes, İbn Uyeyne, İbn‘ul Mubarek böyle söylemişlerdir. Şöyle ki bu tür hadisler aktarılır onlara inanılır nasıl ve niçin diye sorulmaz. Ehl-i Sünnet ve‘l-Cemaat'ten ilim ehlinin sözü budur. Cehmiyye ise bu rivayetleri "Bu teşbihtir |Allah'ı mahlukuna benzetmektir|" iddiası ile inkar etmişlerdir."

|Sunenu‘t-Tirmizi (3/41)|

İmam İbn Huzeyme Rahimehullah Şöyle Demiştir;

"Dilin ikrarı ve kalbin yakin ile tasdiki olan şehadet ile; bu haberlerde zikredilen Rabbin nüzulüne keyfiyet belirlemeksizin şehadet ederiz. Zira Peygamberimiz el-Mustafa sallAllahu aleyhi ve sellem bize yaratıcımızın dünya semasına iniş keyfiyetini vasıflamamış ve bize Allah Azze ve Celle‘nin nüzul ettiğini bildirmiştir. Ne Allah Azze ve Celle ne de Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem Müslümanların dinleriyle ilgili ihtiyacı olan hiçbir şeyi beyan etmeden bırakmamışlardır. Bizler de bu haberlerde zikredilen nüzulü keyfiyet belirten sıfatlarla zorlamaya gitmeden tasdik ederek söyleriz. Zira Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem bize nüzulün keyfiyetini vasıflamamıştır."

|et-Tevhid ve İsbatu Sifati‘r-Rab (125)|

İmam es-Sabuni Rahimehullah Şöyle Demiştir;

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem‘den nüzul haberi sahih olduğundan Ehl-i Sünnet bunu ikrar etmiş ve haberi kabul etmiştir. Nüzulü Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem‘in söylediği şekilde ispat etmişler, onu mahlukun nüzulüne benzediğine itikat etmemişler ve keyfiyetini araştırmamışlardır. Zira buna yol yoktur. Yine bilmişler, tahkik etmişler ve itikad etmişlerdir ki; Allah Subhanehu‘nun zatı yaratılmışların zatlarına benzemediği gibi, sıfatları da yaratılmışların sıfatlarına benzemez. Allah Teala Müşebbihe‘nin |Allah Azze ve Celle‘yi mahlukuna benzetenlerin| ve Muattıla‘nın |Allah'ın isim ve sıfatlarını iptal edenlerin| söylediklerinden yüce ve büyüktür. Allah onlara çokça lanet etsin."

|Akidetu‘s-Selef, sy: 42|

İmam İbn Abdilberr Rahimehullah Şöyle Demiştir;

"Ehl-i Sünnet imamlarının cumhurunun üzerinde oldukları şey şudur: Onlar, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem‘in söylediği gibi Allah Azze ve Celle‘nin nüzul ettiğini söyler ve bu hadisi keyfiyet belirlemeden tasdik ederler. Nüzulün keyfiyeti hakkındaki söz, istiva ve gelme sıfatlarının keyfiyetindeki söz gibidir. Bu konuda hüccet aynıdır."

|et-Temhid (7/143)|
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
General
*
4,320
mesajlar
329
konular
1,797
REP PUANI
Yeni Üye

Jun 2012
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#2
29-07-2012, Saat:05:08 PM
İKİNCİ BÖLÜM
* Uluvv

Allah Azze ve Celle yukarı cihette, Arşa istiva etmiştir. Mülkü kaplamıştır ve ilmi eşyayı kuşatmıştır.

"Güzel sözler O'na çıkar; sâlih amel O'na yükselir.” (Fatır 10)

“Gökten yere bütün işleri O tanzim eder; sonra sizin saydığınızla süresi bin sene olan bir günde işler, O'na yükselir.” (Secde 5)

Bu sıfatın Kuran-ı Kerim ve Sünnet-i Mutahhara‘dan delilleri şu şekildedir:

Kudret ve Kahrı ile zatı Mutlak‘ın Uluvvu tasrih edilmiştir.

Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

"Yüce Rabbinin adını tesbih et" (A‘la 1)

"O'nun Kürsü'sü gökleri ve yeri kaplamıştır; onların gözetimi O'na asla ağır gelmez. O, çok yüce ve çok büyüktür." (Bakara 255)

Lügatte Arş, kralın tahtıdır.

Allah Teâlâ Yûsuf aleyhi‘s-selâm hakkında şöyle buyurmuştur:

"Ana babasını Arş'ına/tahtına çıkartıp oturttu." (Yûsuf, 100)

Sebe kraliçesi Belkıs hakkında da şöyle buyurmuştur:

"Ve Onun büyük bir Arş'ı/tahtı vardır." (Neml, 23)

Rahmân‘ın üzerine istivâ ettiği Arş ise, yaratıkları kuşattığı gibi onların en yükseği ve en büyüğüdür. Nitekim Ebû Zerr RadıyAllâhu Anh‘ın rivâyet ettiği bir hadiste Peygamber sallAllâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Yedi kat gök ve yedi kat yer, Allah'ın kürsüsü yanında, ancak geniş, çöl bir yere bırakılmış bir halka gibidir. Arş'ın kürsüye üstünlüğü ise geniş çölün bu halkaya üstünlüğü gibidir."

|Sahihtir, Ahmed (5/178) Bezzar (160) İbn Ebi Şeybe, el-Arş (58) Ebu‘ş-Şeyh (1/206, 220) Taberi (3/12) İbn Hibban (361) Ebu Nuaym, Hilye (1/166) Beyhaki, el-Esma ve‘s-Sıfat (2/149)|

Kürsi‘ye gelince, lugatte; döşek ve üzerine oturulan her şeydir.

Allah‘ın kendisine izâfe (nispet) ettiği Kürsü ise, O‘nun iki ayağını koyduğu yerdir.

İbn Abbâs radıyAllâhu anhumâ şöyle demiştir:

"Kürsü iki ayağın konduğu yerdir. Arş ise, büyüklüğünü Allah Azze ve Celle'den başka hiç kimse takdir edemez."

|Sahihtir, Abdullah b. Ahmed, es-Sunne (586, 1020-21) İbn Ebi Şeybe, el-Arş (61) Ebu‘ş-Şeyh, el-Azamet (1/196, 216-17) İbn Huzeyme, et-Tevhid (248) Hakim (2/310) Darekutni, en-Nuzul (36-37) Hatib, Tarih (9/251) Taberani (12404)|

Aynısını Ebu Musa radıyAllahu anh de söylemiştir.

|Sahihtir. Abdullah b. Ahmed, es-Sunne (588, 1022) Taberi (5790) İbn Ebi Şeybe, el-Arş (60) Ebu‘ş-Şeyh, el-Azamet (1/347) Beyhaki, el-Esma (sy: 404)|

Ehl-i Sünnet arasında yaygın ve meşhûr olan da İbn Abbâs ve Ebu Musa radıyAllâhu anhum‘un Kürsü hakkında söylediği bu sözdür. Üstelik bu konuda İbn Abbas‘tan gelen sözlerin sahih olanı da budur. Yoksa Kürsü‘nün ilim olduğuna dâir O‘ndan rivâyet edilen şeyler doğru değildir.

|Bkz: Bunu Taberi (5788-89) rivayet etmiştir. İsnadında bulunan Cafer İbn Ebi‘l-Mugire el-Huzai el-Kummi hakkında İbn Mende şöyle demiştir: "İbn Ebi‘l-Mugire, İbn Cubeyr‘den rivayetinde kuvvetli değildir." Bkz: Elbani, es-Sahiha (1/226) Ahmed Şakir de Umdetu‘t-Tefsir‘de (2/162) bu rivayetin şaz olduğunu söylemiştir.|

Yine Kürsü‘nün Arş olduğu hakkında Hasenu‘l-Basrî'den rivâyet edilen söz de İbn Kesîr‘in söylediği gibi zayıf olup Ondan sahih olarak gelmemiştir.

|İbn Kesir Tefsir (1/318)|

(Ey Muhammed! Onlara) de ki: Dedikleri gibi eğer Allah ile birlikte ilâhlar olsaydı, bu takdirde onlar, muhakkak Arş'ın asıl sahibine (kendilerini ulaştıracak) bir yol ararlardı. Fakat Allah, çok yüce ve çok büyük olup onların söylediklerinden münezzehtir.” (İsra 42-43)

Allah Azze ve Celle semada olduğunu şu ayette açıkça belirtmiştir:

"Göktekinin sizi yere batırmayacağından emîn misiniz? İşte o vakit yer sarsılır durur." (Mülk 16)

Bazı fırkalar bu ayette geçen "gökteki"nin Allahu Teâlâ değil, melekler olduğunu söylerler. Halbuki bu ayette geçen "gökteki" ile kastedileni, Nahl Suresinin 45. ayeti söylece tayin etmektedir:

"Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular?“

Burada Mülk Suresinde zikredilen "Gökte olup, yere geçirenin; Allah Azze ve Celle" olduğunu öğreniyoruz.

Sema kelimesi, yükseklik manasında cins isimdir. Semada olan gökler, Kürsi, Arş gibi her şeyi kapsar. "semada" kavli, yukarıda anlamındadır. Allah Subhanehu yücelerin yücesidir. Allah Teala‘nın semada oluşu Sahihayn‘de Ebu Said el-Hudri radıyAllahu anh‘ın rivayet ettiği şu hadiste de sabittir:

"Alî b. Ebi Tâlib, Yemen'den Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e tabaklanmış bir meşin torba içinde henüz toprağından ayrılmamış altın külçesi gönderdi. O da, bunu dört kişi (yâni) Uyeyne b. Bedr, Akra' b. Habis, Zeydu'l-Hayl -dördüncüsü de ya Âlkame yahut Âmir b. Tufeyl olacak- arasında taksim etti.

Bunun üzerine Ashabından biri:

"Biz, bu altına bunlardan daha lâyık idik." dedi.

Bu söz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in kulağına ulaşınca:

"Ben, semâdaki nezdinde emîn olduğum, sabah akşam bana semâdan haber geldiği hâlde siz bana güvenmiyor musunuz?" buyurdu. Derken çukur gözlü, çıkık şakaklı, geniş alınlı, gür sakallı, başı tıraşlı ve gömleği yukarıya çekik bir adam kalkarak:

"Ey Allah‘ın Rasulü! Allah'tan kork." dedi.

Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

"Yazık sana. Ben yeryüzündeki insanların Allah'tan korkmaya en lâyık olanı değil miyim?" buyurdu. Sonra adam dönüp gitti.

Arkasından Halid b. Velîd:

"Ey Allah‘ın Rasulü! Şunun boynunu vurayım mı?" dedi.

Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

"Hayır, namaz kılan bir kimse olabilir." buyurdu.

Hâlid: Nice namaz kılan var ki kalbinde olmayanı dili ile söylüyor." dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

"Ben, ne insanların kalplerini açmaya memûrum ne de karınlarını yarmaya!" buyurdu. Sonra gitmekte olan o adama bakarak:

"Muhakkak bu adamın sülâlesinden öyle bir kavim zuhur edecek ki, Allah'ın kitabını kolaycacık okuyacaklar, (fakat) okudukları gırtlaklarını geçmeyecek; dinden Ok'un avı delip geçtiği gibi çıkacaklar." Buyurdu. Galiba şunu da söyledi: "Şayet onlara yetişirsem Semud'un öldürülüşü gibi onları öldürürdüm."

|Buhari (4351) Müslim (1064)|

Allah eşyanın kendisine yükseldiğini belirterek şöyle buyurmuştur:

"Güzel sözler O'na çıkar; sâlih amel O'na yükselir.” (Fatır 10)

"Allah şöyle demişti: 'Ey Îsâ! Şüphesiz seni vefat ettirecek, seni nezdime yükseltecek, küfredenlerden seni temize çıkaracak, sana tâbi olanları kıyamet; gününe kadar küfredenlerden üstün kılacak olan benim. Sonra dönüşünüz yine bana olacaktır. İşte o zaman, ihtilafa düştüğünüz hususlarda, aranızda ben hükmedeceğim." (Al-i İmran 55)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:

"Helal kazancından kim bir hurma kadar bir şey sadaka verirse -ki Allah'a sadece temiz olanı yükselir- Allah onu sağ eliyle alır. O, sahibi için Rahman'ın avucunda dağdan daha iri oluncaya kadar büyür, tıpkı sizin bir tayı büyütmeniz gibi O da sadakanızı büyütür."

|Buhari (7430)|

Allah Azze ve Celle yukarıda oluşunu şu ayetinde tasrih etmiştir:

"Üstlerindeki Rablarından korkarlar ve yalnız emrolunduklarını yaparlar." (Nahl 50)

Allah Azze ve Celle‘nin yukarıda olup, her gece dünya semasına nüzu ettiği tasrih edilmiştir. Sahih hadiste Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Rabbimiz Tebarek ve Teala her gece, gecenin son üçte biri kaldığında dünya semasına nüzul eder ve şöyle buyurur: “Kim bana dua ederse icabet ederim, benden isteyene veririm, kim benden bağışlanma dilerse onu bağışlarım."

|Buhari (1145)|

Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem Veda Haccı'nda Allah Subhanehu‘nun yukarı cihette olduğuna işaret etmiş, şöyle buyurmuştur:

"Size, ben sorulacağım, acaba ne diyeceksiniz?" Sahabeler:

"Risâletini tebliğ, vazifeni edâ ve nasîhatta bulunduğuna şehâdet ederiz." dediler.

Bunun üzerine şehâdet parmağını semâya kaldırıp onunla insanlara işaret ederek üç defa:

"Yâ Rab! Şahid ol! Ya Rab! Şâhid ol!" buyurdu.

|Müslim (1218)|

Kitap ve Sünnet'te varid olan deliller; Allah Azze ve Celle‘nin mahlukatının üzerinde, Arş'a istiva etmiştir. Arş'ına istivası ve yukarıda oluşu hakkında sahabe, tabiin ve imamların sözlerinden bazıları şu şekildedir:

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde Ebu Bekir radıyAllahu anh şöyle demiştir:

"Kim Muhammed‘e kulluk ediyorsa bilsin ki o ölmüştür. Kim de Allah‘a kulluk ediyorsa şüphesiz semada olan Allah, diridir, ölmez."

|Zehebi, el-Uluvv (62)|

Ömer radıyAllahu anh Havle bintu Sa‘lebe‘yi gördüğünde şöyle derdi: "Bu kadın, şikayetini Allah‘ın yedi kat semanın üzerinden işittiği kadındır." |Burada Mücadele Suresinin ilk ayetlerinde zikredilen kıssaya işaret etmiştir|

|Zehebi, el-Uluvv (63)|

Abdullah b. Abbas radıyAllahu anhuma, müminlerin annesi Aişe radıyAllahu anha ölüm hazırlığındayken ona şöyle demiştir:

"Allah senin beraatini yedi kat sema üzerinden indirmiştir."

|Zehebi, el-Uluvv (96)|

Beyhaki, sahih isnad ile el-Evzai‘den şöyle dediğini nakletti:

"Biz ve tabiin şöyle derdik: "Muhakkak ki Allah Arş'ının üzerinde olduğunu zikretmiştir. Biz de Sünnet'te gelen sıfatlarına iman ederiz."

|el-Esma ve‘s-Sıfat (480)|

Birisi İmam Ahmed rahimehullah‘a şöyle dedi: "Allah Teala yedi kat sema üzerinde, Arş'ındadır. Mahlukatından ayrıdır, kudreti ve ilmi her yerdedir." İmam Ahmed de şöyle dedi: "Evet, Arşı üzerindedir, ilminin dışına hiçbir şey çıkamaz."

|Tabakatu‘l-Hanabile (1/431)|

İmam İbn Abdilberr şöyle demiştir:

"Müslümanlar her zaman, kendilerine bir iş zor geldiğinde ve musibetleri kendilerini üzdüğünde Allah'a yönelerek yüzlerini ve ellerini semaya kaldırır, ellerini semaya açarlar."

|et-Temhid (22/81)|

İbn Teymiyye Allah Azze ve Celle‘nin yukarıda oluşunu ispat ederken Şeyh Abdulkadir Geylani‘nin şu sözlerini de delil getirmiştir:

"Şeyh Abdulkadir Gunye‘sinde şöyle der: "Aziz Celil olan Yüce Yaratıcıyı bilip anlamak kısaca; ayetlerle ve delillerle olur. Yakinen bilinir ki; Allah Azze ve Celle birdir, tektir, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur… O yukarı cihettedir. Arş'a istiva etmiştir. Mülkünü kaplamış, ilmi eşyayı kuşatmıştır."

|İbn Teymiyye, Fetava (3/222)|

* Kelam / Konuşma

Allah Subhanehu, ezelden beri mütekellim olup ne zaman dilerse, dilediği şekilde işitilir sesle konuşur. Bunu mahlukundan dilediğine işittirir. Musa aleyhisselam onu vasıtasız olarak işitmiştir.

"Allah, Musa ile gerçekten konuştu." |Nisa, 164|

"Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelince, Rabbi Onunla konuştu." |Â'raf, 143|

"Tur Dağı'nın sağ tarafından Ona |Musa'ya| seslendik we Onu kendimize yaklaştırarak şereflendirdik." |Meryem, 52|

Selefin bu konudaki bazı sözleri şu şekildedir:

Hanbel dedi ki: Ebu Abdillah‘a (Ahmed İbn Hanbel‘e) dedim ki: "Allah kıyamet gününde kuluyla konuşacak mı?" Şöyle cevap verdi: "Evet! Mahluklar arasında ancak Allah Azze ve Celle hüküm verecektir. Allah, kuluna konuşacak ve sorguya çekecektir. Allah Azze ve Celle ezelden beri dilediği gibi konuşucu, dilediğini emreden, dilediği hükmü verendir. O‘nun bir dengi ve benzeri yoktur."

|İbn Kayyım, İctimau‘l-Cuyuşi‘l-İslamiye (sy: 83)|

Yine İmam Ahmed İbn Hanbel şöyle demiştir:

"Muhakkak ki Allah Musa ile gerçekten konuşmuştur. Musa aleyhisselam bunu kesin olarak işitmiştir. Allah Azze ve Celle ezelden beri konuşucu ve alimdir. Yaratanların en güzeli olan Allah yücedir."

|Tabakatu‘l-Hanabile (1/29)|

* İki El

Yahudiler, "Allah'ın eli çok sıkıdır" dediler. Söyledikleri söz sebebiyle onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Aksine Allah'ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. |Maide, 64|

Allah: Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni meneden nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin? dedi. |Sad, 75|

"Onlar Allah'ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler O'nun sağ eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir. |Zümer, 67|

“…gökler de sağ elinde dürülmüş olacaktır…” (Zümer 67) Nafi, İbn Ömer radıyAllahu anhuma‘dan rivayet ediyor:

"Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem minber üzerinde ayeti okudu ve şöyle buyurdu: “Sema onun elinde olacaktır. Çocuk nasıl top atıyorsa, o da semaları öyle atıp şöyle buyuracaktır; “Güçlü olan benim” Sonra şöyle dedi: "Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem‘i minber üzerinde sallanır halde gördüm. Nerede ise, düşecekti."

|Buhari (7412)|

"Helal kazancından kim bir hurma kadar bir şey sadaka verirse -ki Allah'a sadece temiz olanı yükselir- Allah onu sağ eliyle alır. O, sahibi için Rahman'ın avucunda dağdan daha iri oluncaya kadar büyür, tıpkı sizin bir tayı büyütmeniz gibi O da sadakanızı büyütür."

|Buhari (7430)|

"Adalet sahibi kimseler, Allah'ın yanında, nurdan minberler üzerinde Rahman'ın sağındadırlar. Allah'ın her iki eli de sağdır."

|Müslim, Mûnâfikûn: 24; Ebû Dâvûd, Sünnet: 19|

Ehl-i Sünnet ve‘l-Cemaat, Allah Azze ve Celle hakkında iki el sıfatını Allah‘ın Kitabında ve Rasulü'nün diliyle ispatladığı şekilde ispat ederler, keyfiyet belirlemez, temsile gitmezler. Manasını bozmadan ve iptal etmeden tenzih ederler.

Ehl-i Sünnetin yolu, elleri bazen nimet |Bkz: Ebu‘l-Hasen el-Eşari; Makalatu‘l-İslamiyyin (1/195, 218)|, bazen kudret |el-Eşari, Makalat (1/195, 218)| gibi Kitab ve Sünnet'ten delili olmadan tevil eden fırkalardan ayrıdır.

İmam Ahmed rahimehullah şöyle demiştir:

"Allah‘ın iki elinin nimet anlamında olduğunu iddia eden kimse, "iki elimle yarattığım..." (Sad, 75) ayetindeki şeddeli "biyedeyye" kelimesini nasıl izah edebilir?."

|Ebu Ya‘la, İbtalu‘t-Te‘vilat Li Ahbari‘s-Sıfat (102)|

Yani burada el sıfatını tevil edenler, "Allah'ın iki nimeti" mi diyecekler? Yoksa "iki kudreti" mi diyecekler? Bunu nasıl izah edilebilirler? Demek istiyor.

Ebû Hanîfe dedi ki: "Yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de de belirttiği gibi eli, yüzü ve nefsi vardır. Yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de söz konusu ettiği yüz, el ve nefis ona ait nasıllığı bizce bilinemeyen sıfatlardır. Onun eli, kudreti ya da nimetidir denilmez. Çünkü o takdirde bu sıfatın iptali söz konusudur. Bu ise (sıfatların iptali) kaderiyyecilerin ve mutezile mensuplarının görüşüdür."

|el-Fıkhu‘l-Ekber (sy: 302)|

Şeyh Ebu Hanzala Akaid Dersleri'nde şöyle demiştir;

"Tevil ehli veya tahrif ehli Allah’ı kullara kıyas ederek, kendilerince Allah’ı bu sıfatlardan tenzih etmişlerdir. Allah’ın elini, nimet ve kudret olarak tevil etmişlerdir.

Şimdi bu sapık tevilleri ayetlere uygulayalım;

a. “Allah’ın iki nimeti de açıktır” Tevil ehli bir yanlıştan kaçarken daha büyük bir yanlışa düşmüşlerdir. Allah’ın sayısız nimetlerini bu sapık teville ikiye indirmişlerdir. Allah’ı noksanlıktan tenzih edelim derken, kendileri Allah’a noksanlık ve eksiklik izafe etmişlerdir.

b. “Allah’ın iki kudreti de açıktır” Bu da bir önceki kadar saçmadır. Tek olan ilah sıfatlarıyla birlikte tektir.

c. “Ey İblis, kudretimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir?” Allah her şeyi kudreti ile yaratmıştır. Eğer ayet böyle tevil edilirse Âdem aleyhisselam’ın hiçbir meziyeti kalmaz. Doğal olarak da Allah’ın bunu zikretmesi abes olur.

Bunun gibi her bidat insanı daha büyük bir bidata, her sapık menhec insanı daha derin bir sapıklığa düşürmektedir.

Bunun yanında hadislerde Peygamberimiz sallAllahu aleyhi we sellem 'Allah’ın iki eli de sağdır' buyurmuştur. Bu da bize gösterir ki “el” sıfatı bizim idrakimizin üstünde olup, teslimiyet isteyen meselelerdendir."

* Avuç

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Helal kazancından kim bir hurma kadar bir şey sadaka verirse -ki Allah'a sadece temiz olanı yükselir- Allah onu sağ eliyle alır. O, sahibi için Rahman'ın avucunda dağdan daha iri oluncaya kadar büyür, tıpkı sizin bir tayı büyütmeniz gibi O da sadakanızı büyütür."

|Buhari (7430)|
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
General
*
4,320
mesajlar
329
konular
1,797
REP PUANI
Yeni Üye

Jun 2012
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#3
29-07-2012, Saat:05:13 PM
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
* Parmaklar

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;

"Muhakkak ki Ademoğullarının kalpleri Rahman'ın parmaklarından iki parmağı arasında tek bir kalp gibidir, dilediği gibi çevirir." Sonra şöyle buyurmuştur; "Kalpleri evirip çeviren Allah'ım.! Kalplerimizi sana itaat üzere çevir."

|Muslim (2654)|

Ehl-i Sünnet Âlimleri de aynı şekilde Allah Azze ve Celle‘yi celaline yakışır şekilde keyfiyet belirlemeden ve mahlukatına benzetmeden parmaklarla vasfetmişlerdir.

İmam Ahmed rahimehullah şöyle demiştir:

"Kulların kalpleri Rahman‘ın parmaklarından iki parmağı arasındadır. Dilediği gibi çevirir."

|Tabakatu‘l-Hanabile (1/29)|

İmam Şafii şöyle demiştir:

"Yüce Allah'ın Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem'in şu buyruğu gereğince de parmağı vardır: "Aziz ve Celil olan Rahman'ın parmaklarından iki parmağı arasında bulunmayan hiçbir kalp yoktur."

Yüce Allah'ın kendi zatını, Rasûlü'nün de Onu nitelendirdiği bu hususların fikirle, idrak ile kavranılmasına imkân yoktur. Kendisine bu hususlara dair haber ulaşmadıkça bunları bilmediğinden ötürü hiç kimse de tekfir edilmez. Şayet bu hususlara dair varid olmuş haber eğer anlamak bakımından işitmek itibariyle müşahedenin konumuna ulaşıyor ise bu haberi işiten kimsenin hakikatine dinen inanması ve tıpkı Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem'den dinlemiş ve müşahede etmiş gibi buna dair tanıklıkta bulunması gerekir. Fakat bizler bu sıfatları kabul etmekle birlikte teşbihi de (yani yaratılmışlara benzerliği) reddederiz. Nitekim Yüce Rabbimiz de kendi zatı hakkında teşbihi (yani yaratılmışlara benzerliği) kabul etmeyerek şöyle buyurmuştur:

"Onun benzeri hiçbir şey yoktur ve o her şeyi işitendir, görendir."
|Şura, 42/11|

İmam Darimi de Bişr el-Merisi‘ye reddiyesinde parmaklar sıfatını ispat etmiş ve Bişr el-Merisi gibi bu sıfatı kudret gibi manalara yorumlayanları reddetmiştir.

|Darimi, er-Reddu Ala Bişr el-Merisi (59)|

* Ayak

Enes radıyAllahu anh rivayet ediyor, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;

"Rabbu'l-İzzet Tebarek ve Teala ayağını cehenneme koyuncaya kadar cehennem: “Daha var mı?” demeye devam eder. Ayağını koyunca da: “Yeter yeter” der. İşte o zaman cehennem doluverir ve bir tarafı diğer tarafına doğru büzülür."

|Buhari (7384) Muslim (2848)|

Ebu Hureyre radıyllahu anh rivayet ediyor, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;

"Cennet ile cehennem münazaraya girişirler. Cehennem: “Ben büyüklenenlere ve zalimlere has kılındım.” der. Cennet de: “Bana ne ki, bana da sadece insanlar (katında) zayıf olanlar ve onlarca kıymetsiz sayılanlar ve aciz olanlar girer” dedi. Allah Teâlâ Cennete: “Sen benim rahmetimsin, kullarımdan istediğime seninle merhamet ederim” diye buyurdu. Cehenneme de: “Sen benim azabımsın. Kullarımdan istediğimi de seninle azaplandırırım.” diye buyurdu. “İkinizden her biri için de doluncaya kadar vardır. Cehennem dolmak bilmez, nihayet Allah Teâlâ ayağını (onun üzerine) koyar, o da: “Yetişir, yetişir, yetişir” der. İşte o zaman cehennem dolar ve bir tarafı diğer tarafına doğru büzülür."

|Buhari (7449) Muslim (2846)|

Ehl-i Sünnet ve‘l-Cemaat Âlimleri bu sahih hadisleri geldiği gibi kabul etmişler, keyfiyet belirlememişlerdir.

İmam Ahmed rahimehullah bu hadisler sorulduğu zaman şöyle demiştir: "Geldiği gibi kabul ederiz."

|Ebu Ya‘la, İbtalu‘t-Tevilat (1/195)|

İmam Tirmizi rahimehullah da şöyle demiştir:

"Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem‘den buna benzer pek çok rivâyetler gelmektedir ve bu rivâyetlerin hepsinde ru‘yet, insanların Rablerini görmeleri, Allah‘ın ayağının zikredilmesi gibi şeylerden bahsedilmektedir. Sûfyân es-Sevrî, Mâlik İbn Enes, İbn‘ul-Mubarek, İbn Uyeyne, Vekî‘ ve başka imamlardan olan ilim adamlarının bu konudaki kabul ettikleri yol şudur: Bu hadisler rivâyet edilir, biz bunlara inanırız fakat "Nasıldır?" diye sorulmaz. Hadisçilerin de kabul ettikleri görüş budur yani bu hadislerin aynen geldiği gibi rivâyet edilmesini ve bunlara inanılmasını gerektiğini yorum ve vehme gidilmemesi, "Nasıldır?" Denilmemesini tercih etmişlerdir. İşte ilim adamlarının seçtikleri ve gittikleri yol budur."

|Sunenu‘t-Tirmizi (4/292)|

* Yüz

"Ancak Celal we İkram Sahibi Rabbinin Yüzü Kalıcıdır."

|Rahman, 27|

"O'nun Perdesi, Nurdur. Şayet Perdeyi Kaldırmış Olsaydı, Yüzünün Nurları Gözlerinin Gördüğü Bütün Mahlukatı Yakardı."

|Muslim, (179) İbn Mace (195)|

* Göz

"(Ey Nuh!) Gemiyi, Gözlerimizin Önünde we Vahyimiz Uyarınca Yap."

|Hud, 37|

"O'nun Perdesi, Nurdur. Şayet Perdeyi Kaldırmış Olsaydı, Yüzünün Nurları Gözlerinin Gördüğü Bütün Mahlukatı Yakardı."

|Muslim, (179) İbn Mace (195)|

"(Deccal), Tek Gözü Kör Bir Kimsedir. Ancak Rabbiniz, Tek Gözü Kör Değildir."

|Buhari, (7131) Muslim, (2933) Tirmizi, (2245) Ebu Davud (4316)|

* Nefis

“Seni nefsim için yaptım.” |Taha 41|

“Allah sizi nefsinden sakındırır.” |Âl-i İmran, 28|

“Rabbin nefsine rahmetini yazmıştır.” |En’am 54|

Rasulullah sallAllahu aleyhi we sellem şöyle buyurmuştur;

“Allah nefsine (bir hak olarak) eliyle rahmetim gazabıma galip geldi diye bir kitap yazmıştır.”

|Buhari, Tewhid: 15|

* Nur

Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.

|Nur, 35|

Rasulullah sallAllahu aleyhi we sellem buyurmuştur;

“Sen göklerin ve yerin nurusun.” |Sahihayn|

"O'nun Perdesi, Nurdur. Şayet Perdeyi Kaldırmış Olsaydı, Yüzünün Nurları Gözlerinin Gördüğü Bütün Mahlukatı Yakardı."

|Muslim, (179) İbn Mace (195)|
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi