Her ihtiyacımıza yeterli olan Allah'a hamd, seçip beğendiği kullarına salât ve selâm olsun. Bu küçük risale iki kişi arasında geçen bir konuşmayı, tartışmayı dile getirmektedir. Kişilerden birisi "Allah ile bizim aramızda mutlaka bir aracı olması lâzımdır. Çünkü biz vasıtasız olarak Allah'a vasıl olmaya muktedir değiliz" diyor. İkincisi ise, bu sözlerin ifade ettiği anlamlara cevap veriyor... Alemlerin yaratıcısı ve Rabbi olan Allah'a hamd olsun. Eğer vasıta deyimiyle, Allah'ın emirlerini bize tebliğ eden kimseler kast ediliyorsa, bu söz haktır ve doğrudur.
Mutlaka insanoğlu Allah'ın neleri sevdiğini neleri sevmediğini, nelerden razı olup, neleri istemediğini, neleri emredip, nelerden yasakladığını, dostlarına hangi nimeti, düşmanlarına hangi cezayı hazırladığını kendi başına bilemez. Yine insanlar, Allah'a lâyık olan güzel isimleri ve yüce sıfatlan idrak edemezler. Bunları kendi akıllarıyla bulmaktan aciz kalırlar. İşte bütün bunlar ve benzerlerini bilebilmek için insanın ALLAH ile kendisi arasında bir vasıtaya ihtiyaçları vardır. Ve bu vasıta da Allah'ın seçip görevlendirdiği Resullerdir. Ancak bunlar aracılığı ile Allah'ın istekleri bilinebilir. Bu aracı Resullere inananlar ve onları takip edenler doğru yola ulaşanlardır. ALLAH bunlara katında yüce makamlar verir, derecelerini yükseltir ve ahirette de nimet ve şeref bahşeder. Resul ve nebilerine karşı olanlar ise, melûn lanetliler, sapıp azıtanlardır.
Yüce ALLAH mealen buyuruyor: "Ey adem oğulları! Eğer size aranızdan âyetlerimi tebliğ eden nebi ve Resuller gelirse, artık kim onlara muhalefetten sakınır ve nefsini ıslâh ederse, onlar için bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onları kibirlerine yedirmeyenler ise, onlar ötesin dostudurlar ve onlar o ateşte ebedî kalıcıdırlar." (A'raf: 35 ve 36)
"Artık ne zaman benden size doğru yola götürücü bir kitapla Resul gelirse de kim benim doğru yoluma uyarsa, o kimse sapıtmaz ve bedbaht olmaz. Kim de benim doğru yolumu kabul etmezse, onun da hakkı dar bir geçimdir. Ve biz onu kıyamet gününde gözleri kör olarak hasrederiz. O, "Rabbim! Beni neden kör hasrettin, halbuki ise ben görüyordum" der. ALLAH da ona şöyle cevap verir: "Sana âyetlerimiz geldiğinde sen onları görmedin ve unuttun. İşte bugün de sen görülmeyip unutuluyorsun!" (Taha: 123, 127)
İbni Abbas "Kur'anı Kerimi içindekileri anlayarak okuyan, ve âyetlere uygun hareket eden kimseyi Yüce ALLAH bu dünyada sapıtmamayı, öbür dünyada da bedbaht etmemeyi vaad etti ve garanti altına aldı." demektedir.
Cehennem ehlinden Yüce ALLAH şöyle haber veriyor: "Her gün cehenneme atıldıkça, muhafızları onlara sorarlar: "Size azab ile sakındırıcı bir nebi gelmedi mi?" Onlar cevap verir: "Evet! Gerçek o ki. Bize azapla sakındırıcı ve korkutucu nebi gelmiştir. Fakat biz onu yalanlayarak dinlemedik. ALLAH seninle hiçbir şey indirmemiştir. Sen ancak büyük bir sapıklık içine esin demiştik." (Mülk: 8, 9)
"O kâfirler ,ayrı ayrı bölükler halinde cehenneme sürüldü. Nihayet oraya geldikleri zaman onun kapıları açıldı. Cehennemin muhafızları onlara "Size aranızdan Rabbinizin âyetlerini karşınızda okuyacak, sizi bu günlere gelmekle korkutacak nebiler gelmedi mi?" diye sorarlar. Onlar "Evet, geldi" diyerek cevap verirler. Öyleyse azab hükmü kâfirlerin üzerine bir hak oldu." (Enam: 48, 49)
"Nuh'a ve ondan sonraki nebi ve Resullere vahyettiğimiz ve İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve evlâtları İsa, Eyub, Yunus, Harun ve Süleyman'a vahyettiğimiz ve Davud'a Zebur'u verdiğimiz gibi, ey Muhammed hiç şüphesiz sana da vahyettik biz. Gönderdiğimiz nebi ve Resûllerin menkıbelerini gerçek olarak sana bildirdik. Yine nebi ve Resuller yolladık ki, onların hayatlarından sana bir haber vermedik. Allak Musa ile de hitap ederek konuştu. Biz nebi* ve Resullerimizi rahmet müjdecileri ve azab habercileri olarak gönderdik. Ta ki bu elçilerimizden sonra, insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. ALLAH mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir." (Nisa: 63, 65)
Bu âyetlerin birçok benzeri vardır Kur'an-ı Kerimde. Ve bu esaslar, Yahudi ve Hıristiyanların da birleştiği esaslardır. Bütün dinler Alları ile kulları arasında, Allah'ın yasak ve emirlerini tebliğ edici nebi ve resulleri aracı olarak kabul ederler. Böyle bir vasıtayı hiç kimse inkâr etmez herhangi bir semavî dine bağlı olarak.
Yüce ALLAH buyurur: "Allah, melekler ve insanlar arasından elçiler seçip gönderdi."(Hacc: 75)
Bütün dinlerde bu esası inkâr eden kâfir olur. Yüce Allah'ın Mekke'de indirdiği Enam, A'raf ve baş tarafında, elif, lam, ra, ha, mim, tâ sin gibi harfler bulunan sûreler, Allah'a, elçilere ve ahirete iman gibi İslâm dininin esaslarını beyan ederler. Yüce ALLAH bu sûrelerde elçilerini yalancı sayan kâfirlerin hallerini ve onları nasıl helak eylediğini .elçilerine ve onlara iman edenlere nasıl yardımcı olduğunu beyan buyurmuştur...
İşte bu konudaki âyetlerden mealen bir kaçı: "Andolsun ki elçiler olarak gönderilen kullarımız hakkında geçmiş bir sözümüz vardır. Muhakkak onlar behemehal onlar galibdirler. Muhakkak ki bizim ordumuz, herhalde onlar zafer kazanacaklardır." (Saffat: 171, 173)
"Muhakkak biz elçilerimizi ve iman edenleri, hem dünya hayatında hem de meleklerin şahit olacağı kıyamet gününde muzaffer kılacağız." (Mümin: 51)
Yüce Allah'ın da buyurduğu gibi, nebi ve resullere uyulur ve kayıtsız şartsız onlara itaat edilir: "Biz hiçbir elçiyi, Allah'ın izni ile kendisine itaat edilmesinden başka bir hikmetle göndermedik." (Nisa: 64)
"Kim elçimize itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur." (Nisa: 80)
"De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana tabi olunuz, ALLAH da sizi sever ve günahlarınızı bağışlar." (Âl-i İmran: 31)
"İşte elçimize iman edenler, onu tazim edenler, ona yardım edenler, ve onunla indirilen Kur'an-a tabi olanlar. İşte onlar selâmete erenlerin tâ kendileridir." (Araf: 157
"Andolsun ki, Allah'ın Resulünde sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umar olanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için çok güzel örnekler vardır." (Ahzab: 21)
Şayet vasıta ile anlatılmak istenen anlam, faydaları celb, zararları defetmek için gerekli bir vasıta ise... Meselâ: Kulların rızıklandırılmasında, kendilerine imdat ve hidayet edilmesinde bir vasıtanın bulunması ve kulların bu menfaatleri böyle bir vasıtadan istemeleri ve ondan bunu ümit etmeleri gibi bir vasıtanın olması murat ediliyorsa...
İşte böyle bir vasıta telakkisi en büyük bir şirktir. Yüce ALLAH bu iddialarından ötürü Hıristiyan ve Musevileri kâfir saymıştır. Ki onlar Allah'tan gayrisini kendilerine dost ve şefaatçiler edinmektedirler. O dost ve şefaatçilerden menfaat bekliyorlar, belâları defetmelerini istiyorlar. Her ne kadar Allah'ın izin verdiği insanların şefaat etmeleri hak ise de...
Şefaat hakkında Yüce ALLAH buyuruyor ki: "Allah gökleri ve yeri ve bunların arasında olanları altı günde yaratan ve sonra tahtına kurulandır. Sizin bunlardan başka hiçbir yeriniz, Allah'tan başka hiçbir şefaatçiniz yoktur. Artık iyice düşünmez misiniz? (Secde: 4)
"Rablerine götürülüp toplanacaklarından korkanları, sen Kur'an'la sakındır ki, onların O'ndan başka ne bir yeri ne de bir şefaatçisi yoktur. Senin bu inzarın onların sakınmaları içindir." (Enam 51)
"Kur'an ile anlat ki, hiç kimse günah kazanarak kendini helâke sürüklemesin. Hiçbir nefse Allah'tan başka ne bir yâr, ne de bir şefaatçi yoktur." (Enam: 70)
"De ki: "Allah'ı bırakıp, boş yere ilâh, veya ALLAH ile aranızda vasıta ve şefaatçi zannettiklerinizi çağırın. Onlar sizin herhangi bir sıkıntınızı gideremeyecekleri gibi, herhangi bir şeyi de değiştiremezler. Onların dua edin istedikleri de ALLAH ile, kendileri arasında vasıta olarak kabul edip ,dua ve istimdat ederek yardım ve şefaatlerini istedikleri, melekler, elçiler ve şalin kimseler de, hangisi rablerine daha yakın olacak diye vesile arayıp duruyorlar. O'nun rahmetini umuyorlar. O'nun azabından korkuyorlar. Çünkü Rabbinizin azabı korkunçtur." (İsra: 56, 57)
"Müşriklere de ki: "Allah'tan başka ilah zannettiklerinize, istediğiniz kadar yalvarın, istimdat edin, onların ne göklerde ne de yerde bir zerre miktarınca bile güçleri yoktur. Onların buralarda hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, Allah'ın da bunlardan kendisine bir yardımcı kabul ettiği yoktur. O'nun nezdinde, kendisine izin verdiklerinden başkasının şefaati kimseye bir fayda sağlamaz." (Sebe: 22, 23)
Seleften bir grup diyor ki: Bir kısım kavimler, Hz. İsa, Hz. Üzeyr ve meleklere dua edip onlardan yardım dileniyorlardı. Yüce ALLAH birçok âyetlerle, meleklerin ve elçilerin herhangi bir zararı gidermeye veya değiştirmeye güçleri olmadıklarını, meleklerin de, elçilerin de Allah'tan istemek zorunda olduklarını onların da Allah'ın rahmetini umduklarını, azabından korktuklarını beyan buyurdu...
SubHane RabbiyeL aLa...