“… Hiçbir kimse, gücünün yettiğinden fazlasıyla sorumlu tutulamaz” (Bakara, 223)
“Allah, bir kişiye ne vermişse ancak onu yükler kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez . ALLAH, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.” (Talak-7)
Bir adam Peygamberin sav. Ateşi çok mu, az mı diye elini üzerine koydu. Ateşi çok görünce dedi ki: “ Allah’a yemin ederim ki ateşinin şiddetinden elimi üzerine koyamıyorum.” Bunun üzerine, Peygamber sav şöyle buyurdu: “Biz Peygamberler topluluğuna bela kat kat gelir.” (İbn-i Mace)
Ben, (İbn-i Mesud) ALLAH’ın elçisinin sav şiddetli sıtmaya yakalandığını ve ateşler içerisinde yattığını gördüm ve kendilerine dedim ki: “Gerçekten sen şiddetli sıtmaya yakalanıyorsun”, Peygamber: “Evet , şüphesiz ben, sizden iki kişinin sıtması gibi sıtmaya yakalanırım” buyurdular. “Öyle ise hastalıktan iki sevap alırsınız” dedim. Peygamber sav.
“Evet, iki sevap alırım” buyurdu. (Buhari)
“Peygamberin sav. Ağrı ve hastalığından daha şiddetlisini hiç kimsede görmedim.” Hz Aişe r.a (Tirmizi)
Fakat yinede bazı insanlar karşılaştıkları bela ve musibetlerin ağırlığı karşısında dayanamaz, hatta intihar ederler Bu tür olgular yukarıda sıralananlarla bir çelişki oluşturmaz mı?
Durumu şöyle değerlendirebiliriz. Bazı insanlar bir kıtlıkla karşılaşınca kısa sürede açlıktan ölmektedir. Oysa ki insan metobolizması çok daha uzun süre dayanacak biçimde yaratılmıştır.
Kısa süredeki ölümlerin nedeni ise yanlış beslenme rejimidir. O insanlar bolluk günlerinde
İhtiyaçlarından çok daha fazla gıdaya bedenlerini alıştırdıkları için, kıtlık günlerinde açlığa dayanma ve gıdayı idareli kullanma potansiyelleri devreye girememekte ve ölüm gerçekleşmektedir. Aynen bunun gibi bazı insanlar kendilerini adeta, “zevk için yaşamaya”
programladıklarından, manevi kişiliği gelişmiş, imanı ve ALLAH’a c.c. tevekkülü tam olan
birinin dayanabileceği bir bela ve musibet karşısında bile isyanı ya da intiharı seçebilmektedir.
“Kendilerinin her yıl bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? Yine de tevbe etmiyor, öğüt almıyolar” (Tevbe,126)