Alıntı:mathamara demiş ki:
işin şakası biyana eğer gücüm yetiyorsa eşimin çalışmasını istemem. Onun işi beni adam etmek, evi ev etmek. Adam etmek derken abuk tarafından anlamayın. Erkeği bayana , bayanı erkeğe muhtaç yaratan ne kadınların aşağılanmasını sever, ne erkeğin. İkiside yerinde güzel, taş yerinde ağırdır.
İşin şaka kısmını bende es geçiyorum eğer birinin adam etmesine ihtiyacın olacaksa hiç evlenme bence o vakte kadar kendini adam edemediysen o saatten sonrada etme mirim.
Bu ülkede sırf çalışmadığı için kocasının işkencelerine katlanan kaç milyon insan var biliyor musun.
Tabi ki erkek eşine bakmakla mükelleftir ama o yetiye onu her şartta koruyabilecek erdemli erkeklere de aynı oranda ihtiyaç vardır.
Kadın çalışmamalı derken bir hayatın her aşamasını düşünerek hesap ederek konuşmakta fayda vardır.Toplum bakış açısına göre değil hayat şartlarına görede değerlendirmek lazım.
Bugün islami şartlara göre yaşayan ve hak hukuk konusunda adaletli olabilecek kadın yada erkek kaç kişi var namus insanın evde yaşamasıyla olmuyor.
Olayı o kadar genişletebilirim yada kapsamlandırabilirim ama bu kadarı kafi sanırım herkes ne demek istediğimi anlamıştır zaten.
Yazdığınız şu yazı geniş tafsilat ister ama sebebim bu yazıdır. Erkeklerin nasıl yaşadığı değil Kur'an ve sünnet ışığında senin nasıl yaşadığın önemli
*Örtünme ve çalışma hususunun incelikleri toplumun standartlarına göre değil ,Allah c.c. standartlarına göre şekillenir. Anlattığımız budur. Kocası istediği için örtünen ve çalışmayan kadın, Kocasına itaat etme emri vegereğinden dolayı örtünür ve çalışmaz. Sevabını alır. Ama bunu direkt Allah c.c. emrine göre yaparsa daha çok sevap alır. Daha doğru olur. Kadının kocasını üstün olarak kabul edebilmesi , kadının erkeğe bahşettiği bi lütuf değil, Allah c.c. yaratma keyfiyetinden gelen bir haktır. Kadının dayak yemesi yine yaradılıştaki eksikliğinden ve nezaketinden gelir. Bunu kabullenememeniz , bu gerçeği değiştirirmi?
**Namaza yaklaşmayını okuyup devamını okumayan insanoğlu kendini islam mı zanneder ki, kadına zulmeden insanı ben islam olarak değerlendireyim ve örneğinizi islami literatürde ele alayım.
***Gidiniz tüm zulüm gören kadınlara güç ve kudret enjekte ediniz. Bu güç erkeğe başkaldırıya sebep olacak ve bu isyan neticesi , idare edemediği kadını boşayan erkeklere kapı açacaktır. Tamam kadını kurtardınız , peki babasız büyüyen çocuklar eteğinize yapışıp hesap sorarsa koskoca bir ömrün hesabını, anasız yada babasız geçen ömrün hesabını , o ailelerle beraber o hesabı vermek istermisiniz. Bu konu taa buralara kadar gittiğinden ve boşanma istatistiklerine baktığınızda şu an toplumumuzun bizzat içinde olduğu kaosun resmidir.
** Zengin bir kadınla evlenmek normal bir olgudur ve evlilik tercihinde 3. sıradadır.(bazı imamlara göre 2.) Normal bir zenginle evlenen normal bir erkek , kadının üstünlüğünü kabul ederek bu evliliği yapar ve evlilik boyunca bu konudaki üstünlüğünden vazgeçer. haliyle evlilik tercihinde kabul ettiği bu özellik , ilerdede ömür boyu katlanmasını gerektirecek bir üstünlüğe dönüşür.
Çalışan bayanın durumu benzer olsada ,nikah esnasında elde edilen bir zenginlik değilde , evlilik süresince Aile mesaisinden çalarak edinilen bir servete dönüşür. Buda cariye hükümlerinde olmasına rağmen normal evlilik hükümlerinde rastlanılan bir durum değildir. En azından ben rastlamadım. Ayrıca ayetlerde mükatebe hususuna bakınız.
* Bu kadar karışık bir durum daha nikah akidesinde söz konusu iken nasıl olurda kadının iş hayatına olumlu bakılabilir. Üstelik asli vazifelerini aksatan ve gölge düşüren bir kadının içine düşeceği buhran ve haksızlık, erkeğin evlilikten beklediğini başka yerlerde aramaya başlamasıyla derinleşecek ve fuhşiyat körüklenmiş olacaktır. Olayın bir yönüde buraya kadar gider. Hayır canım bu kadarda olmaz diyenler , etraflarına iyice bi baksın. Fuhşiyatın ne seviyede olduğunu kendi gözleriyle görsün.
*Gücü maddiyatta arayan kadın gücü elde edince her istediğini yapabiliyormu acaba? Mesela kocasını sinirlendirecek hatta bezdirecek kadar konuşan ve ileri giden hangi kadın kocasının tokadına engel olabilmiş. Yada hangi kadın bir ömür evli kaldığı birarada yaşadığı kocasıyla kavga etmemiş. Bırakın kocasını erkek kardeşi olan kadınların kardeşleriyle münasebetlerine bir bakın. Hiç kavga etmezler değilmi sizin düşüncenize göre. Kavga edincede genelde kadının fiziksel gücü fazla olduğunda erkeği döver öylemi?
Hayır hiçte değil, bu hanımlar ilk tokadı yediremeyip,mahkeme koridorlarına koşar. Sonra ne olur. Kavga etmeyecekleri ve onlara her zaman canım cicim diyen bir kocamı bulabilirler. Zannetmem , çoğu bekar kalır, evlenmişse dul kalır, yanlız kalır, yanlız yaşar ve yanlız ölür. Ölünce kurtulurmu sizce yoksa hesabını vereceği şeyler olurmu?
Bir anne düşünün sabretmiş ve bazen dayakta yemiş,bunun yanında çocukları olmuş ve onlara bildiği kadar iyiliği güzelliği Allah c.c. anlatmış. Sonunda ömür geçmiş ve çocukları büyümüş, yediği dayakların ne izi kalmış ve esamesi , hatta çoğunu unutmuş, eşine hep saygılı olmuş ve itaatinde elinden geldiğince kusuru olmamış. Bu anne sonunda ölmüş ve toprağa verilmiş. Ardından kocası onun için kötü bir tek söz dahi söyleyememiş. Çocukları annelerinin öğrettiği yasinleri ve fatihaları sürekli ardından gönderip durmuşlar.Ve gün gelmiş neslinden biri peydah olmuş ve parlak bir yıldız gibi rabbinin terbiyesiyle bir alim oluvermiş . Ceddine ait iyilik yapma hakkı olduğundan birde buna ninesi ve dedesini rahmetle anmayı nasip etmiş.
Bu Anneyi düşünün ölünce cennet ile müjdeli bu anne cahilliğiyle , ürkekliğiyle cennette dolaşırken tahayyül edin. Kocasına ihtiyacından kocasını dahi onun yüzü suyu hürmetine cennete getiren Allah c.c. merhametini tahayyül edin. Kazandıklarını tahayyül edin ki bu kazandıkları erkeğin kazandıklarıyla mukayese edilemez. Ömrü belki sabırla geçmiş ama sorumluluk kocasında olduğundan kötü olan her işte kocası , iyi olan her işte kendisi nasiplenmiş. Evliliğin ve sabrının neticesi bunu sağlamış.
Peki diğer yanda kocasının dayağından korkup evlilikten geri duran , yada bu eziyeti nefsine ağır bulup çıkış yolları arayan kadına bakın , ölünce neyi olacak elinde. Ailemizin erkeklerini dahi hatırlamadığımız bu günlerde , bu kadını kim hatırlayıp yadedecek ve rahmetle anacak.
Bütün bunlardan dolayı Allah c.c. ın ayetlerine onun NURU ile bakmayı Allah c.c. nasip etsin inşa Allah. Aksi halde bu emirleri gerek toplumumuz ve gerekse arap toplumu diye eşeler dururuz da onun Gazabını üzerimize alırız.
Ayrıca şunu belirteyim : " Evinde oturan bir bayan için herhangibir bela onu evinde bulursa o kadına günah yoktur ve hiçkimse o kadını rencide edip namussuzlukla suçlayamaz. Hatta -hüsnüzan etmeniz gerekmezmiydi- sırrınca herkes o kadına yardıma koşar. Sokakta aynı belaya düçar olan bir bayan için elbet sorular sorulur. Neden ordaydın? Tanıdığın birimiydi?O saatte orda ne işin vardı? ve bu sorular uzar gider. Bunlar sui zandan değil bilakis adalet içindir."
Namus evde oturmakla alakalı olmasada evinde oturanların namus konusunda pek kendini savunması gerekmeyecektir. Bu şeri hükümlerde olduğu gibi medeni kanunlardada ceza açısından farklı durumlar ortaya çıkarır.
Sonuç olarak sizin gibi düşünmüyorum, düşüncenizinde tehlikeli ve yanlış olduğu kanaatindeyim.
Düşüncem şudur ;;
- Kadın çok ciddi bunalımlarda , buhranlarda duygusallığından dolayı yanlış düşünebilir ve evliliğe ,birarada yaşamaya zarar verecek şeyler yapabilir, hatta namus cihetinden olumsuz şeylere kapı açabilecek durumlara sokabilir. Bu gibi durumlarda nasihat ile birşey yapılamıyorsa , yanlız bırakılır ve buda yetmiyorsa kendine getirmek için kabakuvvet kullanılabilir. Burda özellikle kabakuvvet kullanırken , o kadının yarın muhabbetle ona zevcelik yapacağını unutmamalıdır erkek. Bu yüzden baktıkça o meşum olayı hatırlatacak herhangibir iz ve darp haram olur. Hatta boşanma sebebi bile sayılabilir. Dikkat edilsin darp değil kalıcı iz.
- Kadın erkeğin iznine tabi olarak çalışır ve bu çalışmada erkek kadının maddi üstünlüğünü ister istemez kabul eder. Çalışma koşulları uygun değilse kadının çalışması zaten haramdır fakat , uygun olduğunu kabul edersek : Erkek kadının Ailedeki sorumluluğunu paylaşmış olur ve aile geçimi hususunda karar verici etmen olamaz. Aile kurumunun yatırımları , iyilikleri, ihsanatları ve bütçe kadının kontrolünde olur. Tabi haliyle belli bir süre sonunda bu tablonun merkezindeki erkek tembelliğe alışacak ve kadın gibi evde oturmaya başlayacaktır ve bu doğal sonuçtur. Bu süreç içinde kadının beklediği koruma ve dayanak noktası olma özelliği erkekte kalmadığından Ailede otorite boşluğu oluşacaktır. Bu da aile huzurunu ve samimiyetini fesada uğratır. Her iki unsurunda çalışması halinde üstünlük tam olarak ortaya konulamadığından iki başlılık ortaya çıkacak ve yine Aile huzuru fesada uğrayacaktır. En başta bunların bilincinde olarak evlenen iki insan , bu durumlar ortaya çıktığında aile kurumunu bozmaya yönelik davranışlar içine girmeyecektir. Bu sebeplerden dolayı erkeğe tavsiye edilen zengin bir kadınla evlenmesi değil, evliliğin sorumluluğunu taşıyabilecek nispette zenginleşene kadar beklemesi ,sabretmesidir.
Efendimizin iç dünyasında neler yaşadığını bilemesekte Hz. Hatice nin zengin olduğunu biliriz. Bu yüzden Zengin bir kadınla evlenilmez denemez. Aynı şekilde çalışan bir bayanla evlenilmez de denemez. Bu kişisel tercihtir. Unutulmamalıdırki her tercihin sonuçları olacaktır.
Hayatın her aşamasını düşünemediğime sebep olan herneyse onu izale etmek isterim. Şöyle ki; kur'an hem zamana hem her şart ve duruma hükmeder. Sizin çalışıyor olmanız , yada başı açık olmanız benim "size özel" hükümler söylememi gerektirmez. Arşın altında kainat, onun altında boşluk, altında galaksiler, sistemler,gezegenler ve milyarlarca gezegenin içinde bir gezegen olan dünya ve milyarlarca gelmiş geçmiş insan içinde siz , yada ben , ne kadar özel olabilirizki özel hükümler isteyelim. Özel olarak istenebilecek tek şey Allah c.c. rahmetidir.