Forum Gündemi:

Konu Başlığı : ALLAH...

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 0 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : çakyamuni
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
General
*
4,930
mesajlar
2,255
konular
1,320
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#1
18-05-2021, Saat:07:51 AM
Allah var diyoruz ve inandığımızı söylüyoruz O’na değil mi? Yalancı olmayın, böyle diyorsunuz. Diliniz ne de güzel haykırıyor değil mi Allah Allah diye? Ben mi yalancıyım yoksa? Böyle düşünmüyor muyuz yoksa? Hani böyle düşündüğümüzü düşündüğüm için düşündüğümü ifade ediyorum. Yalanlayabilir misiniz bendenizi?  O vakit ben yalancıyım derim, demekten çekinmem. Şimdi inanç bazlı konuşuyormuş gibi konuşalım. Evet, Allah var değil mi? İnanan bir insansak varlığından şüphe edemeyiz, öyleyse var değil mi? Yani dine inancımız var ve inandığımız din bağlamında konuşursak var olduğuna da inanıyoruz demektir bu değil mi? Elbette inanmayanlar da olabilir ama biz inananlar boyutundan ve bağlamında olayı müzakere ediyoruz ve o sebeple böyle söylüyoruz. Yeryüzü ve gökyüzü arasında bir dünya var, tüm organlarımızla algıladığımız ve duyumsadığımız bir dünya var yani değil mi? Şöyle bir bakıyoruz, gökyüzü diye devasa bir mavilik, yeryüzü diye kapkara devasa bir uzam ve ikisi arasında da devasa bir boşluk var değil mi? Bu dünya topraklarının üzerinde insan var, hani kendimizi insan diye biliyorsak varız yani değil mi? Görüyoruz, düşünüyoruz, dokunuyoruz, hissediyoruz değil mi? İnsanı yaratmış Allah, kendi kendisini yaratamayacağına göre demek ki yaratılmış, elbette din bağlamında ve inanıyoruz anlamında böyle konuşuyoruz. Öyle henüz olmayan, olduğunun bilincinde bile olmayan, herhangi bir beden giydirilmemiş ve o bedene can katan ruh dediğimiz o şey mevcut değilken, nasıl olurda kendisini yaratmış olur değil mi? İnsan dünyanın toprakları üzerinde, öyle ya ne göklere uçabiliyoruz, ne de yerin dibine doğru kayıp gidiyoruz, basbayağı toprak üzerindeyiz, yürüyoruz, koşuyoruz, oynuyoruz, gülüyoruz, ağlıyoruz değil mi? Kuşkusuz uçmakta isteriz, kayıp gitmekte, ama bu varlıkla kabil değil hiçbirisi de. Dünya türlü nimetlerle lebalep, gözlerimiz görüyor bunu, hayalden ibaret olsa da canlı bir hayal olduğu da gerçek yani her şeyin değil mi? İnsana eşler, evlatlar, mallar vermiş Allah. Tamam, Allah vermiş ama insanda Allah’ın kendisine bahşettiği mümeyyiz vasıflarını istimal ederek bunu hak etmiş. Yani ter, yaş, kan dökmüş ve emek sarf etmiş değil mi? İstediği için almış, istemeseydi alamazdı. İstemekte dille değil eylemledir değil mi? İster ruhun çıkar gövden ortaya. Aklını kullanmış, gücünü kullanmış, her türlü yetilerini kullanmış ve mevcut nimetlerden kendine bir behre sahibi olmuş değil mi? Şimdi Allah nasıl anılır? Yatakta iken, doğrulmuşken, namaz da iken, oruç tutarken, hayatın her anında ve her yönünde anılır değil mi? İlla SübhanAllah çekmek değildir Allah’ı anmak değil mi? Öyle ya bir yere girip ömür boyu bu minvalde bir zikir çekmek zaten dinin direktiflerine de terstir. Bir garibi doyurduğun vakit Allah’ı andığın vakittir. Bir kula hakkını teslim ettiğin vakit Allah’ı andığın vakittir. Mazlum için dövüştüğün vakit Allah’ı andığın vakittir. Bunları yapmadığın vakit, Allah’a inanmadığın vakittir ama inanıyormuş gibi yaptığın vakittir yani Allah ile aldattığın vakidir o vakit. Sana ait olmayan ve herkese ait olan şeyleri herkesle paylaştığın vakit ve herkese ait olan ama birilerine ait kılınan şeyleri yine herkese ait kılmak için kavga verdiğin vakit Allah’ı andığın vakittir değil mi? Şimdi insan bu dünyaya gelmiş evet velakin bu dünya iyilerle kötülerin, ezenlerle ezilenlerin mücadele alanı. İnsan burada bir şey yapacaksa mutlaka kayıplarda verecektir. Çünkü kaybetmeden kazanmak olası değildir. Öyle ya savaşıyorsan ya kaybedersin ya da kazanırsın, ikisi de muhtemel olandır. Peki, insan kaybetmek ister mi, istiyor mu?  Sahip olduğu elinden çıkıp gitsin der mi, gidenin ardından bakıp kalmaz mı? Burada işin içine güçlü bir irade ve saf bir iman giriyor mu tüm bunları başarabilmek için? Şimdi sizlere eşler, evlatlar, mallar verildi ama bu sizde kalıcı değildir, öyleyse bunları bahane ederek kalıcı olan şeylerden mahrum olmamanız iktiza eder değil mi? Bunlara bağlanıp kalıpta Allah yolunda halk ve hakikat için yaşamaktan korkmamak ve kaçmamak icap eder değil mi? Korkup kaçtığın vakit, sana ait olmayanlara bağlanıp kalmışsın demektir değil mi? Bunları yaparak Allah’ı anarsanız en doğrusunu yapmış olursunuz değil mi? Aksine eşlerinize, evlatlarınıza, mallarınıza sımsıkı sarılıpta bunları yapmaktan korkup kaçarsanız işte o vakit hüsrana uğramışsınız demektir değil mi? Çünkü Biz sizlere bunları bizim yolumuzdan dönesiniz diye vermedik, bizim yolumuzda bunları kaybetmek pahasına da olsa dosdoğru durmanız ve istikamet üzere yürümeniz ve halk için amansız kavga vermeniz için verdik denmekte değil midir bir yerde? Sen bu dünyada baki değilsin hatta kimse baki değildir, doğru mu bu? Bu dünyada baki değil öyle ya. Baki olmayan için baki olmayan ömrünü heba etmek rasyonel bir duruş mudur? Bir rüzgâr gibi gelip geçeceksin ve her şey viran olacak. Sana nasıl verilmişse, sen de vermekten korkma, zaten kendine ait olanı vermiyorsun. Nasıl olurda kendine ait olmayanı sahiplenebilirsin? Zaten kendine ait olmayanı sahiplendiğin için değil midir dünyada ki tüm kötülükler, zulümler, pislikler, adaletsizlikler? Kendin mi kazandın kazandıklarını, velev ki öyle olsun, kendine ait olan yerden mi kazandın? Öyleyse sana nasıl Verdiysek sen de öylece vermekten korkma. Çünkü ne kadar veriyorsan o kadar kazanacaksın. Bir de sizin yapıp ettiklerinizden yana habersiz Olduğumuzu sanmayın ve sakın ola ki yanlış işler yapmayın. Size verilen bir süre vardır. O süre ne ertelenir ne de erkene alınır. Tabi bunu yapmakta elbette Bizim indimizdedir. Fakat siz buna güç yetiremezsiniz. Öyleyse bu dünyayı sahiplenme, bu dünya için o günü hatırla, gerçeği unutma, bu dünyadaki şeylere taparak asıl kazanacaklarını kaybetme. Bu dünya senin değil, herkesin ve birilerinin kendilerine ait kıldığı dünyayı yine herkesin yapmak için kavga ver. Kavgadan kaçma ve korkma, eşimi, evladımı, malımı kaybedeceğim diye. Senin olmayanı nasıl kaybedebilirsin ki? Böylesi durumlarda da şeytan sizi Allah ile aldatmasın. İnsan çok büyük bir aldanıştadır ve şeytan ve çocukları tarafından aldatılmaktadır. Elbette sahip olduklarını sahipleneceksin, sahiplenme denilmiyor zaten ama bir şeylere sımsıkı tutunarak asıl şeyleri kaçırma deniyor. Aldanma ve aldatma ey insançocuğu! Allah, Kendisiyle aldanasın ve aldatasın diye var değildir!
 
EKSTRA NOT:
 
Bugünden; 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramınızı, bahusus sevgili ve saygıdeğer gençler özelinde ve nezdinde, tüm kalbimle, bilincimle, içtenliğimle, samimiyetimle, benliğimle, ciddiyetimle kutluyorum. Kutlayın ve coşun sizde bu güzellikle, güzel günle, güzelinsanlar, saygıdeğer ve sevgili gençler! Tam kalbinizden ve beyninizden bağlanın Cumhuriyete ve tazammum ettiği tüm olgulara. Saygıdeğer ve sevgili gençler! Meydanlarda kutlanmasa bile zihninizde ve kalbinizde kendi kendinize kutlayın, çendan bitevi hatırınızda diri tutmanız için bugünün o gün olduğunu bilin. Hangi yönde düşünürseniz düşününüz, düşünceniz bugünü hatırlamakta ve anmakta ve dahi bu günlere sahip çıkmakta önünüzde handikap teşkil etmesin. Zira hepimizin ortak değeridir bu tür günler. Zaten Cumhuriyetimiz ortak değerimizdir en başta. Bugünlere kolay gelinmediğini bilin ve unutmayın. Cumhuriyete sahip çıkın gençler. Sahip çıkılmadığı zaman ne hale düşeceğinizi anlayın! Özgür ve mutlu yaşayabilmek, umut edebilmek ve düş kurabilmek, onurlu yaşamak ve yaşamak sevincini duyumsayabilmek için Cumhuriyet yaşamsal bir önkoşuldur. Her şey gözünüzün önünde olup bitiyor hayatta ne oluyor bitiyorsa, mutlaka gözleriniz açık olsun ve görün her şeyi ve mutlaka anlayın, çünkü eylem anlamanın meyvesidir. Bilmek başka anlamak başkadır, bakmak başka görmek başkadır demiş bir filozof; bilseniz de mutlaka anlayın, bakıyorsanız mutlaka görün. Çünkü aydınlığın kapısını aralamanız anlamanıza ve görmenize bağlıdır. Depolitize olmayın, fiili olarak siyaset arenasında olmayabilirsiniz ama asla siyasi bilinçten mahrum olmayın, ülkenizin ve dünyanın siyasetine alaka duyun, çünkü sizin kaderinizi siyasetin etkilediğini zihninizin derinliklerine değin idrak etmişsinizdir herhalde. Öyleyse o siyasete de sizlerin etkiniz olsun, çünkü siyasilerin kaderleri de sizlerin ellerinizde. Bilin ki; mühür kimdeyse Süleyman odur diye boşuna dememişlerdir herhalde? Lütfen kaderlerinizi ellerinde tutanların kaderlerini öyle bir çizin ki, bir daha o çizgi hiç silinmesin. Gönüllü kurbanlar olmayın. Yazacak çok şey varda, hep yüzeysel yazmak zorunda kalmak acı veriyor, çünkü derinlemesine yazmak netameli. Sizlerin o güzel ve temiz kalpleriniz ve aydınlık kafalarınız anlasın inşaAllah ve oyun vaktinde öyle bir oyun oynayın ki, dünya bile şaşsın kalsın. Birleşince avuç olan ve o avuçlarda güneşi taşıyan güzel ve temiz ellerinizden ve dahi maharetli ellerinizden öpüyorum. Bir karar verirken de kalıba bakmayın, kafaya ve kalbe bakın. Çünkü kaderlerinizi yücelten kalıp değildir, kafa ve kalptir. Halkın Cumhuriyetidir bizim Cumhuriyetimiz. Kurban olurum kaderleri tayin edecek o ellere. Güneş, kafalarınızın, kalplerinizin ve ellerinizin birleşik gücü sayesinde doğacaktır. Onurunuzu yerlere düşürmeyin saygıdeğer ve sevgili gençler, güzelinsanlar! İdeliniz de, sevdanız da, düşünüz de, kavganız da Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti olsun!
 
‘’Ben, sporcunun zeki, çevik, aynı zamanda ahlaklısını severim.’’ Mustafa Kemal ATATÜRK
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi