You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Allah’ın Sıfatlarının Manası Bilinir, Nasıl Olduğu İse Bilinmez

Allah’ın Sıfatlarının Manası Bilinir, Nasıl Olduğu İse Bilinmez

Allah’ın Sıfatlarının Manası Bilinir, Nasıl Olduğu İse Bilinmez
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla



Allah’ın Sıfatlarının Manası Bilinir
Nasıl Olduğu İse Bilinmez

Allah c.c. birdir, ona hiçbir şey benzemez.

Allah’a hiçbir şey benzemediği gibi, Allah’ın sahip olduğu sıfatlarına da hiçbir şey benzemez.

Allah’ın sıfatlarından bazıları şunlardır:

Her gece dünya semasına iner.
Arş’ın üstündedir.
Nefsi vardır.
Herşeye gücü yetmektedir.
Ahirette (Kıyamet gününde, hüküm vermeye) gelecektir.

Hamd Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Mahsustur

Sifatlarin zahiri bilinir ama nasil oldugu ise asla bilinmez

Önsöz – Mukaddime

Hamd alemlerin Rab’bi olan, duyduğunu ve gördüğünü haber veren, Arş’ının üstünde olduğunu bildiren, iki eli olan, manaları bilinen bu sıfatlara sahip olan yüce Allah’a mahsustur.

Salat selam, Allah’ın parmakları olduğunu bize haber veren, her gece Allah’ın dünya semasına indiğini bildiren Allah Rasulu Muhammed’in s.a.v. üzerine olsun. Yine onu takip eden temiz ailesine, ashabına ve bu yol üzere gidip de, Allah’ın her dediğini kabul eden müminlerin üzerine olsun.

Bundan sonra:

Maalesef vakit geçtikçe, insanların Kuran’a ve Sünnete bağlılıkları iyice uzaklaşıyor. Bunun neticesinde de, bir sürü sapıklıklar ve kişiyi dinden çıkaran dalaletler ortaya çıkıyor.

Allah’ın sıfatları konusunda da maalesef zamanımızdaki bir çok kişi hakkı göremeyip haktan uzaklasmışlardır. Selefi Salihin’in sıfatlarin manasini bile bilmediklerini iddia etmişlerdir. Allah Rasulu s.a.v. , Allah’ın duyduğunu, gördüğünü ve parmakları olduğunu bize haber verdiğinde, Allah Rasulunun s.a.v. ne dediğinden habersiz olduğunu iddia etmişlerdir. Yine Allah Rasulunun s.a.v. ashabının da, bu denilenlerden hiçbir şey anlıyamadıklarını, öylesine çince gibi insanlara anlattıklarını iddia etmişler ve hala etmektedirler.

Halbuki böyle demek, Allah’ın dînine iftira atmak ve küfrü îmana tercih etmektir.

Aynı zamanda böyle diyen sapkınların hepsi, Allah’a, Rasulune, Sahabalere ve ilk zamanlarda yaşamış müslümanlara bu sapık inancı nisbet etmekten çekinmezler. Çekinmedikleri gibi de, kendileri bu şekilde inanmazlar! Kendileri, Allah’ın sıfatları hakkında gelen bütün ayetleri ve hadisleri saptırmaya ve manalarını değiştirmeye çalışırlar.

Hem Peygamberin s.a.v. ve sahabelerin Allah’ın sıfatlarının manalarını bilmediklerini iddia ederler, hem de kendileri bu sıfatların manalarını bildiklerini iddia edip, manalarını değiştirirler! İşte bu ne kadar saçma ve ahlaksızca yapılan bir davranıştır.

Bu sapkın gruplara ve cemaatlere göre, Sahabe ve tabiinleri olan Selef o kadar cahillermiş ki, seleften sonra gelip de Sıfatları tevil edenler bile Sifatlarin manasini Selef’ten daha iyi biliyorlarmış.

Müslüman olanlar ise, bu gibi sapıklıklardan uzaklardır. Onlar, her konuda ayetleri ve hadisleri geldiği gibi direk anlarlar. Manaları değiştirip cehennemliklerin yolunu asla tercih etmezler.

Müslümanlar, Allah’ın sıfatlarını da geldiği gibi kabul ederler. Allah kendisi hakkında ne dedi ise, ona direk îman ederler. İşte Kuran’ı ve Sünneti takip eden kişi, böyle yapar.

Ben bu kisa risalemde Allah’ın izni ile, önceden yazdığım risalelerde yazdığım bazı sözleri ve eski risalelerimde zikretmediğim başka sözleri burada zikredip, bu konuda hak olanı isbat etmeye çalışacağım inşaAllah. Ayetler ve Hadisler ışığında meseleyi açıklayıp, selefe atılan iftirayı çürüteceğim inşaAllah.

Hızlı bir şekilde alimlerin sözlerini zikredip gerektiği yerde fayda çıkarımları yaparak konuyu çok uzatmadan açıklamaya çalişacağım inşaAllah.

Muvaffak kılan Allah’tır.
Allah’ın Sıfatları Hakkında Bazı Ayetler ve Hadisler

Burada zikredeceğim Allah’ın bu sıfatları, sadece bilmeyen için misal, bilen için de hatırlatma olsun diye zikredilmiştir.

Allah c.c. şöyle buyurmuştur: Rahman Arş’a istiva etti (Arş’ın üstüne yükseldi).[1]

قال تعالى: {الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى} (طه: 5)

Allah c.c. şöyle buyurmuştur: Şüphe yok ki Allah herşeye kadirdir.[2]

قال تعالى: (إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ) (البقرة: 20)

Allah c.c. şöyle buyurmuştur: Allah kendi nefsinden sizi sakındırıyor.[3]

قال تعالى: {وَيُحَذِّرُكُمُ اللَّهُ نَفْسَهُ } (آل عمران: 28)

Allah c.c. , kıyametten söz ederken şöyle buyurmuştur: Rab’in geldi, Melek’ler de saf sa (geldiler).[4]

قال تعالى: {وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا } [الفجر: 22]

Abdullah bin Uneys’in rivayet ettiğine göre, Allah Rasulu s.a.v. şöyle buyurmuştur: Allah, kulları haşreder. Sonra, yakındakilerin dyduğu gibi uzaktakiler de duyacağı bir ses ile onları (şöyle) çağırır: Ben kralım, ben Deyyan’ım.[5]

يَحْشُرُ اللَّهُ العِبَادَ، فَيُنَادِيهِمْ بِصَوْتٍ يَسْمَعُهُ مَنْ بَعُدَ كَمَا يَسْمَعُهُ مَنْ قَرُبَ: أَنَا المَلِكُ، أَنَا الدَّيَّانُ

Ebu Hureyre’nin rivayet ettiğine göre, Allah Rasulu s.a.v. şöyle buyurmuştur: Rab’bimiz –tebareke ve teala– her gece, gecenin son üçü kaldığında dünya semasına inmektedir. İndiğinde şöyle buyurur: Kim bana dua eder de duasını kabul ediyim. Kim benden birşey ister de isteğini kabul ediyim. Kim bana istiğfar (tevbe) eder de tevbesini kabul ediyim.[6]

يَنْزِلُ رَبُّنَا تَبَارَكَ وَتَعَالَى كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا، حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ الآخِرُ فَيَقُولُ: مَنْ يَدْعُونِي فَأَسْتَجِيبَ لَهُ، مَنْ يَسْأَلُنِي فَأُعْطِيَهُ، مَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فَأَغْفِرَ لَهُ

Abdullah bin Amr bin el-As’ın r.a. rivayet ettiğine göre, Allah Rasulu s.a.v. şöyle buyurmuştur: Şüphe yok ki Adem oğullarının kalpleri, Rahman’ın parmakları arasında iki parmağı arasındadır. Tek bir kalp gibidir. İstediği yöne doğru evirip çevirir.

إِنَّ قُلُوبَ بَنِي آدَمَ كُلَّهَا بَيْنَ إِصْبَعَيْنِ مِنْ أَصَابِعِ الرَّحْمَنِ، كَقَلْبٍ وَاحِدٍ، يُصَرِّفُهُ حَيْثُ يَشَاءُ

Sonra Allah Rasulu s.a.v. şöyle buyurur: Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım, kalplerimizi senin taatine doğru yönelt.[7]

اللهُمَّ مُصَرِّفَ الْقُلُوبِ صَرِّفْ قُلُوبَنَا عَلَى طَاعَتِكَ

Abdullah bin Ömer’in r.a. rivayet ettiğine göre, Allah Rasulu s.a.v. şöyle buyurmuştur: Allah –azze ve celle– gökleri ve yeri iki eli ile avuçlar, sonra şöyle der: Ben Allah’ım, ben Kral’ım.

(İbni Ömer der ki: Allah Rasulu s.a.v.) Parmaklarını kapatıp açıyordu.

Hatta Minber’e baktım, Minber en altından sarsılmaya başladı. Hatta ben dedim ki: (Minber) Allah Rasulunu s.a.v. düşürecek mi acaba?[8]

يَأْخُذُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ سَمَاوَاتِهِ وَأَرَضِيهِ بِيَدَيْهِ، فَيَقُولُ: أَنَا اللهُ – وَيَقْبِضُ أَصَابِعَهُ وَيَبْسُطُهَا – أَنَا الْمَلِكُ ” حَتَّى نَظَرْتُ إِلَى الْمِنْبَرِ يَتَحَرَّكُ مِنْ أَسْفَلِ شَيْءٍ مِنْهُ، حَتَّى إِنِّي لَأَقُولُ: أَسَاقِطٌ هُوَ بِرَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ؟

SELEFİ SALİHİN ALLAH’IN DÜNYA SEMASINA İNMESİNİN HAKÎKİ OLDUĞU GÖRÜSÜNDEDİRLER

İmam İshak bin Rahuyeh’den sahih bir senedle rivayet edilen bir hikaye:

Birisi gelir ve İmam İshak’a sorar: Sizler Allah’in dunya’nin uzerindeki gök’e indiği hakkında hadisler rivayet ediyormuşsunuz?

İmam İshak şöyle cevap verir: Ahkamı (îbadetleri, hükümleri) rivayet eden güvenilir kişiler rivayet etmişlerdir.

Soru soran şöyle der: Peki gök’e inip Arş’ını boş mu bırakıyor?

İmam İshak şöyle cevap verir: Arş’ını boş bırakmadan inmeye kadir midir?

Soru soran şöyle der: evet.

İmam İshak şöyle cevap verir: Peki o zaman neden bu konuda konuşuyorsun ki? [9]

Derim ki: Bu çok net bir şekilde selef ulemasının sıfatların manasını bildiklerini ve bu şekilde îman ettiklerini göstermektedir.

Ebu Cafer Et-Tirmizi’nin sözü:

İmam Ebu Cafer Et-Tirmizi’ye birisi Allah’in inmesi hakkinda şöyle sorar: Allah’ın inmesi nasıl olur? Yani onun üstünde bir üstünlükde mi oluyor? (Allah’ın üstünde bir şey mi oluyor)
İmam Tirmizi şöyle cevap verir:

Allah’in inmesi akledilecek bir şeydir[10].
Ama keyfiyeti (nasıl olduğu) ise mechuldur (bilinemez).
Buna iman etmek ise vaciptir.
Bu konuda soru sormak ise bidat’tir[11].[12]
Derim ki: Ebu Cafer Et-Tirmizi, 295.yılda vefat etmiştir[13].
es-Sunen veya el-Cami diye bilinen kitabın sahibi değildir. Meşhur ve es-Sunen adlı eserin sahibi olan Tirmizi ise Ebu Îsa et-Tirmizî’dir.

İşte bu iki alimin sözü net olarak kendilerinin Allah’ın gerçek dünya semasına indiğine îtikad ettiklerini göstermektedir. Allah’ın sıfatlarını geldiği gibi direk kabul ettiklerini göstermektedir.

Eğer bunu anlarsak, Selef’in alimlerinin Allah’ın sıfatlarının manasını bilmediklerini iddia edenlerin sözünün batıl olduğunu açıkça görmüş oluruz.















Allah’ın Sıfatları Hakkında Olan Ayetleri ve Hadisleri Nasıl Demeden Kabul Edin ve Üzerinden Geçin Sözleri

İmam Ahmed bin Nasr şöyle demiştir: Yatsıdan[14] sonra, Sufyan bin Uyeyne’ye onun evinde iken bir soru sormak istedim, (cevap versin diye) çokça üzerine gittim. Bana dedi ki: Dur bir soluklaniyim.

Ben de dedim ki: Abdullah’ın Peygamberimizden s.a.v. rivayet ettiği şu Hadis: ”Allah gökleri bir parmağı uzerinde ve yerleri de bir parmağı üzerine taşır”[15] ve şu Hadis: ”Kulların kalpleri Rahman’ın iki parmağı arasındadır”[16] ve yine şu Hadis: ”Şüphesiz ki Allah çarşılarda onu zikredene güler veya şaşırır”[17] nasıldır? (Bunları nasıl anlamak lazımdır)[18]

Sufyan bana şöyle cevap verdi:

Bunlar geldiği gibidir.
İkrar ederiz (Kabul ederiz).
Nasıl demeden Tahdis ederiz. (Bu hadisleri okuruz ve rivayet ederiz).[19]
İmam Abdurrahman bin Ebi Hatim şöyle demiştir:

Babama ve Ebu Zur-a’ya (Allah ikisine de Rahmet etsin) Ehli Sünnet’in dinin usulundeki mezhebleri (inançları) hakkında sordum, her yerde onların ulaştıkları ve karşılaştıkları alimlerin görüşlerinin ne olduğunu, bu konuda ne itikad ettiklerini sordum. İkisi de bana şöyle cevap verdiler:

Her yerde karsilastigimiz alimlerin hepsi, Hicaz’daki, Irak’taki, Mısır’daki, Şam’daki ve Yemen’deki alimlerin hepsinin mezhebi:

Allah’in (tebareke ve teala) KENDINI VASFETTIĞI GİBİ, NASIL DEMEDEN, ARŞ’ININ ÜZERINDE OLDUĞUDUR.
YARATIKLARINDAN AYRI OLDUĞUDUR.
İlminin herşeyi kapsadığıdır.
Onun bir benzeri olmadığıdır.
Onun (Allah’ın) duyan ve gören olduğudur.
(İşte onlar) bunları söylemişlerdir.[20]

Derim ki: İşte bu iki alim Ehli Sünnet’in bu konudaki İcma’sini zikretmişlerdir.

Nasıl demeden Allah’in Arş’ının uzerinde olduğunu bilmeleri, (bila keyf, yani nasil demeden) bila keyf’ten neyi kasd ettiklerini çok guzel bir şekilde açıklamıştır. Bu iki nakil, selefin ve eski imamların bu konudaki inançlarının neler olduğunu net bir şekilde isbat etmiştir.

Önemli bir kural: Selef alimleri[21], Allah’ın sıfatları konusunda icma etmişler ve ihtilaf etmemişlerdir.

Eğer bu zikrettiğimi anlarsak, selefin Allah’ın sıfatları konusundaki görüşlerinin bir olduğunu da bilirsek, açık bir şekilde diyebiliriz ki:

Selefi salihinin Allah’in sifatlari hakkinda itikadlari, zahirine göre iman edip, nasil olduğunu Allah’a bırakmaktır. Çünkü nasıl olduğu hakkında hiç bir nakil gelmemiştir. Aksine, Allah c.c. kendisinin hiçbir şeye benzemediğini haber vermiştir.

Bundan sonra bu konudaki selef alimlerinin sifat meseleleri içinde, hangi sıfat olursa olsun, nasil demeden uzerinden geçin sözlerinde ne demek istediklerini anlamış oluruz.

Büyük Lugavî İmam el-Ezherî[22], ” Tefsir etmeden üzerinden geçin ” demenin manasını açıklıyor:

İmam “Ebu Mansur el-Ezheri” Arapça dilindeki büyük ilim ehlinden birisidir. Hicri 370 vefat etmiştir[23]. “Tehzibul Luga” adında bir eseri vardır.

Bu eserinde, selefin büyük alimlerinden olan “Ebu Ubeyd El-Kasim bin Selam’ın” bir sözünü şöyle zikreder:

Muhammed bin İshak es-Sadî bana haber verdi. O da Abbas ed-Durî’den şöyle rivayet etti: Kendisi, Ebu Ebuyd’e bunun tefsirini[24] ve bu dışında ”İnme”[25] ve ”Görme”[26] hadisleri hakkında soru sormuştur. O da şöyle demiştir:

Bizler buna geldiği gibi îman ederiz ve tefsir etmeyiz.
İşte imam Ebu Mansur bu sozunu Tehzibul Luga adlı eserinde şu şekilde açıklamıştır:

Rivayet edildiği gibi zahirine göre bırakılmasını kasd etmiştir.[27]
Derim ki: Ebu Ubeyd ve Ezheri büyük eski alimlerdendirler. Ezheri, Ebu Ubeyde’nin talebelerinde yetişmiş kişilerin talebeleridirler. Yani Ebu Ubeyd ile kendisi arasında sened bakımından iki kişi vardır. Ebu Ubeyd’in r.h. eserlerinin hemen hemen hepsini rivayet etmiş, çoğunu da okumak ve duymakla rivayet etmiştir. Dolayısıyla Ebu Ubeyd’in sözlerini çok iyi anlıyan birisidir.[28]

İşte günümüzün sapkın Eş-arileri ve Maturidileri hep selefin tefsir etmeden üzerinden geçin sozlerini alip kafalarina gore kullanip, selefin asla bu sifatlarin manasini anlamadiklarini iddia etmektedirler.

Halbuki bu dedikleri, açık bir şekilde selef ulemasına atılan bir iftiradır. Ayrıca, selef uleması zaten kendi sözlerini kendileri açıklamışlardır. Artık bu açıklamalarından sonra, hiç kimsenin onların sözlerini tahrif etmeye hakkı yoktur.

Allah’in izni ile sapkın fırkaların cevap veremiyecekleri bir soru soracağım:

Ey kelamcılar, sizler kiyamette Allah’in görüleceğini itikad ediyor musunuz?

Mecburen ”evet” diyecekler.

O zaman şöyle deriz: Peki eğer Allah görülecek ise ve bu konuda Ehli Sünnet icma etmiş ise, bilin ki Allah’ın görülmesi hakkında da İmam Ebu Ubeyd tefsir etmeden üzerinden geçin diyor. O zaman sizlerin dediğinize ve anlayışınıza göre, İmam Ebu Ubeyd kıyamette Allah’ın görüleceğini bile anlamamış bir cahildir!

İşte bunu demek Selef’e yakışır mı?
Sapkın olan kişi bu soruya Allah’in izni ile asla cevap veremeyecektir. Çünkü böyle demek ile aslında selefi salihini cahillik ile suçlamış olmaktadırlar.

Ya desinler ki: Sahabeler ve onların takipçileri olan eski zamanın imamları ”Selefi salihin”, Allah’ın sıfatları hakkında hiç bir hadisi ve ayeti anlamamışlardır. Bu durumda Allah’ın kıyamette görüleceğine dair hadisini de içine alarak selefin hiçbir şeyi anlamadıklarını iddia etmek durumundalar. Bunu dedikleri zamanda sapıklığın en dibine inmiş olurlar.

Aksi durumda Selef’in manasini anladigini itiraf etmeleri gereklidir. O zaman da direk bizimle birleşip, kendilerinin sapık olduğunu itiraf etmeleri gerekir. Allah’ın sıfatlarının manalarının bilindiğini söylemeleri gerekir.

En doğrusunu Allah c.c. bilir.

İmam el-Ezheri’nin dediğini destekleyen diğer selefin sözleri:

İmam Ebu Zur-a Er-Razi, (Rahman Arş’a istiva etti.)[29] ayetinin tefsiri hakkinda sorulduğunda cok kızmış ve şöyle demiştir:

Tefsiri okuduğun gibidir. (Okuduğun neyse odur)
O Arş’ının üzerindedir.
Ve ilmi ise heryerdedir. (Herşeyi bilir)
Kim bunun dışında başka bir şey söylerse, Allah’ın laneti onun üzerine olsun.[30]
Derim ki: Bu söz ise selefin açıkça tefsir derken neyi kasd ettiklerini açıklıyor.

Sözüne dikkat edelim: Diyor ki: “Tefsiri okuduğun gibidir“.

Peki bunun manasi nedir? Bunun manasını imam direk açıklıyor: “O Arş’ının üzerindedir“.

Demek ki manasını anlamış, keyfiyetini (nasıl olduğunu) anlamamıştır.

Tefsir ifadesini selef kaç manada kullanmakta idi?

Bir kişi, her hangi bir insanın sözünü anlamak istiyorsa, o kişinin kullandığı terimleri ve kaç manada kullandıklarını çok iyi bilmesi gerekir. Aksi takdirde, muasır kelamcı cahillerin düşüğü gibi bir çok hataya düşer.

Selef’ten kimi “Tefsir etmeden uzerinden gecin” derken, kimisi “Ayeti okuman onun tefsiridir” demiştir. İşte Selef’in bütün sözlerini toparladığımız zaman Selefi salihinin tefsirden iki şey kasd ettigini görmekteyiz.

Bir: Ayetin okunduğu gibi ayetin zahirinin delalet ettiği tefsir.
Bu noktanın manasının zahir ve açık olduğunda icma etmişlerdir.

Mesela: ”Allah duyuyor, görüyor ve iki eli var” dediğimizde, herkez bu sıfatların manasının neler olduğunu iyi anlıyor. Yani bizler ayeti okuyoruz ve olduğu gibi îman ediyoruz.

Ama nasıl oluğuna gelince, onu bilmiyoruz.

İki: Ayetin zahirinin dışında bir tefsir ve mana eklemeyi ise asla caiz görmemişlerdir. Çünkü böyle yapmak nasıl demeye ve keyfiyyete götürür.
İşte bu zikrettiğim nokta çok önemlidir. Eğer aklı selim bir Müslüman bu dediğim hassas noktayı anlarsa, Selefin Allah’ın sıfatları hakkındakı görüşünü kavraya bilir inşaAllah. Ama eğer bu noktayı anlıyamazsa bu konudaki Selefi Salihinin görüşlerini sadece birbirinden farklı, uyumsuz ve iztirabli sanar.

Muhammed bin el-Hasan[31] şöyle demiştir:

Doğudan batıya kadar olan Fukaha’nın hepsi Kuran’da ve Sahih senedlerle gelen Hadisler’de olan Allah’in sıfatlarına Îman etmişlerdir.
Ne tefsir, ne de vasıf, ne de benzetme yapmamışlardır.
Artık her kim bu şeylerden her hangi bir şeyi tefsir ederse, işte Peygamberimizin s.a.v. üzerinde olduğu çizgiden çıkmış ve cemaati de terk etmiştir.
Çünkü onlar (ayet ve hadis dışında) ne vasfetmişler, ne de tefsir etmişlerdir.
Ama Kitab’ta ve Sunnet’te olan ile fetva verip susmuşlardir.
İşte kim bu gun Cehm’in dediğini derse, o kişi Cemaati terk etmiş Çünkü Allah’ı var olmayanın vasfı ile vasfetmiş olur.[32]
Derim ki: İşte bu söz gercekten çok güzel bir sözdür. Ama asla bu sözden Muhammed bin Hasan’ın Allah’ın sıfatlarını selefin hiç anlamadığını ve bilmediğini kimse çıkaramaz. Eğer birisi böyle derse, yine Muhammed bin Hasan’ın sözünden bu çıkardığı mananın yanlış olduğunu açıklarız. Şöyle ki:

Muhammed bin Hasan’ın tefsir etmekten kasd ettigi, Kuran’ın ve Sünnet’in geldiği bir şey dışında tefsir etmeyi yasaklamıştır. Bunu da sözünün sonu açıklıyor.
Çünkü sonunda Cehm’in yaptigi tefsiri yapmayı yasakldığını söylüyor. Yani aslında Muhammed bin Hasan burada günümüzdeki tabir ile Tevilin asla olmadigini söylüyor.

Yani Muhammed bin Hasan’a göre, ayetleri tevil eden kişi, islam dîninden ayrılmış, müslümanların cemaatinden çıkmıştır.

O zaman anlarız ki Muhammed bin Hasan, bu sözü ile Eşarî’lere ve Maturidi’lere reddiye veriyor.

Eğer bu Muhammed bin Hasan bu sözünde Allah’ın sıfatlarının manasının asla olmadığını ve anlaşılmadığını kasd etmiş denilirse, o zaman şuna cevap verilmesi gerekir:
Bir: Bu anlayış, Muhammed bin Hasan’ın sözünün sonu ile çelişmektedir.

Çünkü bilindiği gibi Cehmiyye fırkası tevil yapar. Muhammed bin Hasan da onlar gibi tevil yapanların sapkın olduklarını söylüyor. Ayetleri zahirine göre alanları ise övüyor.

İki: Bu anlayış, İmam İshak bin Rahuyeh’in, İmam Tirmizi’nin vb. açıkça Allah’in sıfatlarını zahirine göre almaları ile celişmis olur.

Eğer tefsir yapılmaması gerekir derken, sıfatların manasının anlaşılmayacağı kasd edilse idi, Allah’ı hiç bir şey ile vasfetmek selefe göre caiz olmaz denilirdi.
Yani selefe göre Allah duyar denmez, iki eli var denmez ve görmesi var denmez denirdi.

Elbetteki bunu hiç kimse söylemiyor ve söyliyemez.

Çünkü Muhammed bin Hasan’ın ibaresi şu sekildedir:

Ne tefsir, ne de vasif, ne de benzetme yapmamışlardır.
Peki bu ne demek?

Eğer muhaliflerin anladığı gibi anlarsak, o zaman Allah’ı hiç bir şey ile vasfedemeyiz manası çıkar.

Yani eğer böyle yanlış anlarsak, o zaman asla Allah için: Duyar, görür, işitir ve iki eli vardır demememiz gerekir.

Ama elbette bunu kimse demiyor.

Bunu sadece Muhammed bin Hasan’ın sözünü yanlış anlayanlar soyleyebilir. Elbette Muhammed bin Hasan bu geçmiş sözünde Allah’ın vasfettiği dışında her hangi bir ziyade vasıf getirilmez demek istiyor.

Ben de derim ki: Eğer vasiftan kasd ettigi bu ise, ayni sekilde tefsirden de kasd ettigi ayni şekildedir.

Yani Kuran’in ve Sunnet’in dışında fazladan tefsir asla caiz degildir manasindadir.

O zaman son noktayı koyalım ve şöyle diyelim: Allah c.c. Kuran’da ve hadislerde kendisi hakkında bize ne haber verdi ise, onları kabul ederiz. Kendi sıfatlarının manalarının bilindiğini söyleriz. Ama nasıl olduğunun bilinmediğini söyleriz.

İşte müslümanların inancı budur.

Zaten eğer böyle denilmediğinde, Allah’ın bir çok sıfatını inkar etmek gerekir. Bu da küfür olur. Bizler Allah’ın duymasını, görmesini, iki eli olduğunu ve buna benzer Kuran ve Sünnet’te sahih bir şekilde rivayet edilmiş sıfatları inkar edenleri tekfir ediyoruz. Çünkü bu sıfatları inkar eden kişi, Allah’ın ayetlerini inkar etmiş olur. Allah’ın bir sıfatını reddetmek de, cehennemi hak etmektir[33].

Zamanımızın cahil Eşarileri ve Maturidileri ise, Selefi salihin gibi inanmazlar. Ondan sonra gelip selefin sıfatların manalarını bilmediklerini iddia ederler.

Ama bunu derken, sadece iki el sıfatı, bacak ve istiva gibi sıfatların manalarını bilmediklerini iddia ederler.
Duyma ve görme gibi sıfatların manalarını bilirlermiydi? Yoksa bilmezlermiydi? Bu konuda net bir cevap veremezler.

Bu da bu sapkın fırkaların ne kadar uyumsuz olduklarını göstermektedir. Hiçbir alim Allah’ın duymasının manasını biliyoruz, ama iki elinin manasını bilmiyoruz dememişlerdir. İşte bunu iyi bilmek lazım.
Bunu anlıyan kişi, sapkın fırkaların ne kadar kötü bir inanç üzere olduklarını görmüş olur.

Zikrettiğim kuralı açıklayan başka bir selef sözü:

İmam Darekutnî r.h. şöyle demiştir:

Bize Muhammed bin Mahled tahdis etti, dedi ki: Bize Îsa bin İshak bin Musa el-Ensarî Ebul Abbas tahdis etti, dedi ki: Babamı şöyle derken duydum: Sufyan bin Uyeyne’yi şöyle derken duydum:

Allah’ın Kuran’da kendini vasfettiği herşeyin tefsiri, onun okunmasıdır. Nasıl ve benzeri var denmez.[34]
Derim ki: Senedi çok kuvvetli ve Sahihtir.

İmam Darekutnî r.h. aynı şekilde kuvvetli ve Sahih senedi ile, İmam Vekî bin el-Cirah’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Bu hadisleri geldiği gibi kabul ederiz.
Bu nasıldır demeyiz.
Neden bu gelmiş demeyiz. (Neden böyle şeyler Allah’ın sıfatları hakkında rivayet edilmiş demeyiz ve kabul ederiz)[35]
Derim ki: Bu söz de net bir şekilde selefin sıfatların manasını kabul ettiklerini gösterir. Çünkü görüldüğü gibi İmam Veki r.h. geldiği gibi kabul ederiz diyor. Sonra manaya itiraz etmiyor. Direk nasıl olduğu hakkında susarız diyor.

İşte bu gösteriyor ki kendisine göre ve bütün müslümanlara göre bu rivayetlerin manaları kabul edilir.

İmam Ebul Kasım Muhammed et-Teymi (et-Tergib ve et-Terhib adlı eserin sahibi[36]) Allah’ın sıfatlari hakkında soru sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:

(1) Malik’in,
(2) Sevri’nin,
(3) Evzai’nin,
(4) Şafii’nin,
(5) Hammad bin Seleme’nin,
(6) Hammd bin Zeyd’in,
(7) Ahmed’in,
(8) Yahya bin Said el-Kattan’ın,
(9) Abdurrahman bin Mehdi’nin ve
(10) İshak bin Rahuyeh’in bu konudaki mezhebleri (itikadları ve inançları) şöyledir: [37]
Allah’ın kendini vasfettiği ve Peygamberinin s.a.v. Allah’ı vasfettiği sıfatlar olan duyma, görme, yüz, iki el ve kalan butun sifatlar, meşhur ve bilindiği şekilde Zahirine göre alınması gerekir. Bu konuda hayal kurulup nasıl demeden, benzetme ve tevil yapmadan kabul edilir.

İbni Uyeyne şöyle demiştir: Allah’ın kendini vasfettiği herşeyde, onun okunması onun tefsiridir.

Sonra (Teymî, İbni Uyeyne’nin sözünü açıklayarak) şöyle demiştir: Yani: O (Allah’ın sıfatları) zahirine göredir. Tevil yaparak asla mecaze sarfetmek caiz değildir.[38]

Derim ki: İmam et-Teymî büyük alimlerdendir. Hicri 535.yılda vefat etmiştir. Ehli Hadis ulemasının geneli gibi Hadis ve Kıraat ilminde otorite olan birisidir. İtikada gelince, selefi salihini bunun gibi takip eden birisini bilmiyorum. 3500den fazla senedleri ile rivayet ettiği hadis defteri mevcuttur[39]. Allah kendisine rahmet eylesin.

İşte bu İmamın bu açıklaması konuyu çok daha aydınlatmıştır.

Konuyu daha fazla açığa çıkaran Sahabe’nin sıfatlar hakkındaki görüşü:

Tabiinlerden olan Tavus r.h. şöyle demiştir: Bir kişi İbni Abbas’a Ebu Hureyre’nin şu hadisini okurken duydum: ” Cennet ve cehennem tartışırlar ” Hadisin içinde şunlar da geçer: ” ve Allah bacağını koyana kadar (cehennem) dolmaz. “

Bunu duyan bir adam ayağa kalkar ve sinirlenir. Bunun uzerine İbni Abbas şöyle der: Bunların halleri (diğer sapkınlardan) farklı değildir. (Kuran’ın ve Sünnet’in açık ve manasi zahir olan) Muhkemini (sıfatlar vb.) hemen almazlar (kabul etmezler) ve kendilerince genişlik bulurlar. Muteşabihine gelince, iste muteşabihinde helak olurlar.

Derim ki: Yani: Apaçık olan bu sıfat hadislerine gelince, bu sapıklar hemen reddederler. Net olan ayetleri ve hadisleri reddederler. Ama muteşabih olan konulara gelince, hemen o konulara girerler ve helak olurlar.

İşte bu sapkınlığı yapmak, tamamen zamanımızdaki sıfatları tevil edenlerin yaptığını yapmaktır.

İbni Abbas r.a. görüldüğü gibi Allah’ın bacağı hakkında olan hadisi duyunca kızanı direk sapkınların arasına koymaktadır.

Bu eseri İmam İshak bin Rahuyeh Musnedinde ve Abdurrazzak kitabında zikretmistir. Ben İbni Receb’in Fethulbari adli eserinden naklettim[40]. İbni Recep senedinin SAHİH olduğunu söylemiştir.

Bunu Abdurrazzak Mamer’den, o da İbni Tavus’tan, o da Tavus’tan, o da İbni Abbas’tan rivayet etmiştir. Bu sened de çok kuvvetlidir.

İbni Receb bunu zikrettikten sonra şöyle demiştir: İşte eğer bu hadisin manasında bir tevil olsaydi, onu insanlara anlatırdı ve asla susmazdı.[41]

Derim ki: İşte bu eser çok net bir sekilde Allah’ın bacak sıfatının olmadığını söyliyenlere ve tevil edenlere açık bir reddiyedir. İbni Abbas r.a. bu hadis okunduğunda yüzü değişen ve kızan kişi için bile sapkın olduğunu haber veriyor. Bir de bu hadislerin manasını direk yalanlayıp, manasını değiştirenleri görseydi, acaba neler derdi?

İbni Abbas’ın sözü ise Sıfat hadislerinin Manasının Muhkem olduğunun çok net bir delilidir. Bu eserden (rivayetten) alınacak çok fazla fayda vardır. Üzerinde tedebbür edene ve düşünene Allah açacaktir inşaAllah.

İmam Ebu Ubeyd’in r.h. sözü konuyu tam manada açığa çıkartıyor:

İmam Ebu Ubeyd el-Kasım bin Sellam r.h.’ın yanında “(Allah’ın ahirette) görülmesi”, “Kursi”(sandalye), “Rab’bimizin gülmesi” hadisleri ve “Rabbimizin nerede olduğu” hakkindaki hadisler zikredildi ve bu konu geçti.

Bunun üzerine şöyle dedi:

Bu hadisler sahihtir.
Hadis Ehli ve Fukaha’nın her biri öncekinden bunları bu şekilde aktarmışlardır.
Bunlar bizde Haktır.
Hiç şüphe etmeyiz.
Ama eğer bize AYAĞINI NASIL KOYDU? VE NASIL GÜLÜYOR? şeklinde soru sorulursa, işte o zaman şöyle deriz:
BIZLER BUNLARI ASLA TEFSİR ETMEYİZ VE HİÇ KIMSEYİ TEFSİR EDERKEN DE DUYMADIK.[42]
Senedini Şeyhulsilam İbni Teymiyye[43] sahih görmüştür.

Derim ki: Bu İmam burada Selefin tefsir etmeyiz derken neyi kasd ettiklerini çok güzel bir sekilde açıklamıştır. Onlar hadisin zahiri dışında asla konuşmazlar. Hadisin zahiri dışında ne mana ne de tefsir eklemezler.

Yani Tefsir ne demekmiş? Tefsir demek, keyfiyeti açıklamamak demektir. Tefsir etmeyiz, yani nasıl olduğu hakkında konuşmayız demektir.
Eğer birisi bizlere: Allah nasıl Dunya semasina iniyor? Nasıl göklerin üstünde oluyor? Nasıl Arş’a istiva etti? derse, bizler de şöyle cevap veririz: Bizler bunları tefsir etmeyiz, yani keyfiyyetini bilmeyiz demektir.

Dolayısıyla çok net bir şekilde selefin Allah’ın sıfatlarının manasını anladıklarını, ama nasıl olduğu hakkında sustuklarını anlamış oluruz.

Bu konuda Selef’e muhalefet eden sapkınların cevap veremiyecekleri üç soru

Birinci soru:

Zamanımızdaki Eşari ve Maturidî sapkınlarının, Selefin görüşüne uymayıp, sonra da Selefin görüşünün Allah’ın sıfatlarını asla ve asla anlamını bilmediklerini iddia etmeleri gerçekten çok üzücüdür.

Selefin o kadar açık ve net sözleri olduğu halde, Sahabe’lerin, tabiinlerin, tebei tabiinlerin, tebei atbai tabiinlerin ve onlardan sonrakilerin zikrettiğimiz ve zikretmediğimiz bu kadar net açıklamaları olduğu halde, onlar hakkında bu iğrenç iftiraları atmak, gerçekten çok kötü bir şeydir.

Hocalarımızın yaptiklari defalarca munazaralardaki şu soruya asla cevap veremediler: Eğer Allah’ın sıfatlarının selefte manası yoksa, o zaman selefin itikadî mezhebinde (Rahman Arş’a istiva etti)[44] ayeti ile (Elif-Lam-Mim)[45] ayeti aynı mıdır?
Aynı hükümde midir?
Ayni seviyede midir?
Bu soru karşısında zamanımızın kelamcı büyük hocalarının cevap veremeyince kaçıp gittiğklerini bile biliyorum.

Ama benim soracagim soru bu soru degildir. Halbuki çok daha fazla zor bir soru olacaktır inşaAllah:

Ey Kelamcılar: Sizler Allah’ın sıfatlarının asla bir manası olmadığıni iddia ediyorsunuz.

Peki eger öyleyse, Selefi Salihinden olan yüzlerce kişi nasıl Allah’ın göklerin üstünde olduğunu soylediler?

Nasıl Allah’ın duyduğunu söylediler?

Nasıl Allah’ın gördüğünü söylediler?

Allah’ın duymasının, görmesinin, istivasını ve bacağının nasıl manaları bilinemez?

Eğer bu sıfatların manası bilinmiyorsa, o zaman Allah’ı bizler nasıl tanıyacağız?

İşte bu soruya asla cevap veremiyecekler inşaAllah.

Kelamcı bir sapkın kişi, burada cevaben şunları soyleyebilir:

Onlar Allah göklerin üstünde derken manasını bilmiyorlardı.
Derim ki: Bunu söylerse o kelamcının aklından şüphe ederiz. Elbette Hiç kimse manasını bilmediği bir şeyi söylemez.

Allah göklerin üstündedir dememişlerdir. Bu rivayetler yalandır.
Derim ki: O zaman bu kelamcının hadis ve sened ilmini hiç bilmediği ortaya çıkar. Çünkü eğer bilseydi bu konudaki rivayetlerin en sahih senedlerle rivayet edildiğini bilirdi.

Böyle derlerken mecazen Allah’ın göklerin üstünde olduğunu söylemişlerdir.
Derim ki: Eğer bunu derse yine aklindan şüphe ederiz. Ama yine de cevap veririz ve deriz ki: Tevil yapilmamasi gerektiğini soyleyen, tevil yapan Cehmiyye’lere karşı sabah akşam reddiye yapan selefe hangi hakla Tevili isnad ediyorsun?
Ve burada elbette takilip kalacaktir inşallah.

Aynı zamanda, nasıl olur da selef Allah’ın duyduğunu söylerken manasını biliyor da, Allah’ın Arş’ta olduğunu söylerken bunun manasını bilmiyor? Böyle bir şey nasıl olabilir ki?

O zaman Allah göklerin ustunde olduğunu soylemislerdir.
Derim ki: İşte mecbur olarak her akıl sahibinin vereceği cevap budur. Eğer bunu derse (ve zaten mecburluktan diyecektir), deriz ki: O zaman sen kendin selefin Allah’ın sıfatlarının manasını anladığını söyledin. Çünkü eğer anlamamış olsaydı asla Allah’ın göklerin üstünde olduğunu anlayamazlardı…

Bundan sonra, kelamcı olan kişiye yukarıda zikrettiğimiz aşırı derecede sahih senedler ile gelen İmam İshak bin Rahuyeh’in Allah’ın dünya semasına indiğini belirten bir kişi ile yaptiği munazarayı zikrederiz. Ve deriz ki: Eğer manasını bilmiyorlarsa nasıl İmam İshak bu cevaplari vermektedir? İmam İshak nasıl olur da apaçık bir şekilde Allah’ın inme sıfatını zahirine göre kabul ediyor? Eğer bunu zahirine göre kabul ediyorsa, o zaman anlarız ki bu sıfatların manasını biliyorlardı. Yani İmam İshak açıkça Allah’ın dünya semasına indiğini zikrediyor. Muhakifimiz olan dinsiz kişi bunun da cevabını veremeyecektir.

Ayrıca bu soruların aynısını Allah’ın ahirette görüleceği hakkında da sorarız, muhalif kişi de yine mecburen bu dört cevaptan birisini verecektir. Ve en sonunda dördüncü cevabı verdiğinde zaten kendisi Selef’in Allah’ın ahirette görüleceğini anladıklarını, ama nasıl olduğunu anlıyamadıklarını itiraf edecektir. Bu durumda Selef’in hadisleri anlamadigini iddia etmenin batil olduğunu kendisi görecektir inşaAllah.

İşte bundan sonra umulur ki bu kadar hakkı gösterdiğimiz o kelamcı hidayete erer.

İkinci soru:

Bilindiği gibi sahabeler Allah Rasulune s.a.v. Kuran’ın tefsiri hakkında her şeyi soruyorlardı. Peki eğer istiva’nın manasını ve genel olarak bütün sıfatların manasını bilmeselerdi, Allah Rasulune s.a.v. sormalari gerekmezmi idi? Elbetteki gerekirdi. Çünkü onlar eğer sıfat ayetlerini anlamasalardı, gidip sorarlardi. Eğer sormadi iseler, demek ki manalarını biliyorlardi.

Elbette Allah Rasulu s.a.v. , köylülerin ve büyük Sahabelerin bulunduğu büyük meclislerde, Allah’ın her gece dünya semasına ineceğine dair sözleri söylediğinde, hiç kimse kalkıp da bunun manasını sormamıştı. Çünkü onlar manalarını biliyorlardı. İşte bu net bir şekilde Sahabelerin Allah’ın sıfatlarını anladıklarını gösteriyor. Aynı zamanda Allah’ın sıfatlarını anlamanın herkes için geçerli olduğunu, alim olmayan kişilerin bile bu sıfatları anlıyabilecek kapasiteye sahip olduğunu gösteriyor.

Eğer birisi derseki: Allah’ın sıfatlarının nasıl olduğunu bilmiyorlardi, o zaman bunun hakkinda neden sormadilar?

Derim ki: Zaten sormalarına gerek yok. Çünkü onlar Kuran’ın acik manaları hakkinda soru sormazlar. Ve Allah şöyle buyurmuştur: (Onun bir benzeri yoktur. O duyandır ve görendir)[46]. Bu nedenle bir benzeri olmadığı için bu konuda asla soru sormadılar. Çünkü muhkem bir ayetin manasını anlamışlardı.

Yani Sahabeler, Allah’ın hiçbir şeye benzemediği hakkında olan ayetleri okudular ve anladılar. Yine Peygamberimizin s.a.v. Allah’tan bahsettiği hadisleri de kabul ettiler ve anladılar.

İşte bundan sonra Sahabe’nin sıfat ayetlerini ve Peygamberin s.a.v. bahsettiği hadislerin manasını anladıklarını anlamış oluruz.

Bunu anlayan kişi, Allah’ın sıfatlarının manasının herkes için bilindiğini anlamış olur.

Nasıl ki bizler Allah’ın var olduğunu, var olmasının da hiçbir şeye benzemediğini söylüyorsak, aynı şekilde Allah’ın sıfatlarının da var olduğunu, bu sıfatlarının hiçbir şeye benzemediğini söylüyoruz. İşte doğru olan budur.

Üçüncü soru:

İmam Malik’in Allah’ın istivası hakkında olan o meşhur sözünü inceleyelim.

Bir adam, İmam Malik’e gelir ve Allah’ın nasıl istiva etmesi hakkında sorar.

İmam Malik şöyle cevap verir: İstiva malum’dur(Yani bilinen bir seydir). Keyfiyeti mechuldur. (Nasıl olduğu hakkında) Soru sormak ise bidattir. Senin de sapık olmandan korkarım…[47]

Sonra İmam Malik’in emri ile o soru soran adam, meclisten kovulur.

Derim ki: İşte İmam Malik bu konuda soru sormayı bidatçılık olarak addetti ve bu konuda soru soranı bulunduğu yerden kovdu.

Biz deriz ki: Kovmasının sebebi, sıfatin manasının nasil olduğunda değil, sıfatın şeklinin nasıl olmasını sorduğundan dolayıdır. Bu nedenle İmam Malik istiva hakkinda bilinen bir şeydir demiştir.

Elbette Şura 11.ayeti okuyan herkes, Allah’ın sıfatlarının nasıl olduğunun bilinmeyeceğini bilir. Ama İmam Malik’e soruyu soran kişiler, hep Allah’ın sıfatlarını tevil ve tahrif etmek isteyen kişilerdir. Bu nedenle İmam Malik feraseti ile, bu adamın sorusundan, Allah’ın istivasını tevil eden sapkınlardan olduğunu düşünmüş, bu nedenle sapkın olduğunu zannederek ders meclisinden kovmuştur. Allah İmam Malik’e rahmet eylesin. Bir de günümüzdeki bu dinsizleri görse idi, acaba ne derdi?

Bir îtiraz ve cevabı:

Eger birileri derseki: Hayır, imam Malik burada “mananın bilinmemesi gerekir, manayı bılmek caiz değildir” demek istemiştir. (Böyle derse)

Deriz ki: Hayır, bunu asla kasd etmemiştir. Eğer kasd etse idi, sizin de itikadi mezhebinizi çürütmüş olurdu zaten. Çünkü sizler de (yani Eş-ari’lerin vb. bir kısmı, hatta bir çoğu) sıfatlara mana veriyorsunuz, mananın zahirine uymadığını iddia ediyorsunuz. Mesela Allah’ın istivasini istila (sahiplenme) diye tevil ediyorsunuz[48]. Bu nedenle eğer mana hakkında sormak bidat ise, sizin mezhebiniz de bidat mezhebi olmuş oluyor.

Eger derseki: Ama bizim mezhebimiz iki bölümdür. Bir kismi tevil eder, diğer kısmı ise manasını Allah’a bırakır.

Deriz ki: Eğer sizin mezhebiniz iki bölüm ise, iki ayrı ve farklı itikad ise demek ki siz kelamcılar kendi içinizde zaten sorunlu ve birbirinize uyuşmayan görüşler içindesiniz. O zaman İmam Malik sizin mezhebinizin yarısını çürütmüş olur ve yarısının Bidatçı olduğunu söylemiş olur. Kalanı ise İmam Malik’in sözüne uymuş olur. Tabi bu sizin iddianiza göre!

Ama yine sizler İmam Malik’e uymamış olursunuz. Çünkü sizler tevil yapanlar ile kendinizi aynı mezhep olarak görürken, İmam Malik manasını vereni bidatçı olarak kabul etmiştir! Bu nedenle yine siz İmam Malik’in dediğini dememiş olursunuz.

Bu durumda muhaliflerimiz susup kalırlar inşaAllah.

Başka yönden reddiye:

Şimdi Malik’in r.h. sözünü muracaat edelim. Orada İstiva ifadesi yerine duyma ifadesini koyalım.

Sonra diyelim ki: İstiva malumdur.

Şimdi soralım: Bu sözden kasd edilen, Allah’ın duyduğunun bilindiğini isbat etmek midir?

Yoksa sadece Allah duyuyor, ama duymanın ne demek olduğu bilinmez demek midir?

Şimdi Eşari ve Maturidi kişi, köşeye sıkışmış olur.

Ya diyecek ki bu sözden kasıd, duymanın manasının bilinmesidir.

Eğer böyle derse, bizimle aynı görüş üzere olmuş olur.

Veya diyecek ki, duymanın manası bilinmez, sadece duyma Kuran’da vardır denmiştir.

Bu durumda da, Allah’ın duymasını kabul etmemiş olur ve kendi kabul ettiği o yedi sıfattan birisini bile inkar etmiş olur.

İşte bu, muhalifin inancını yerle bir eder.

Aynı zamanda bu, İmam Malik’in sözünden neyi kasd ettiğini ortaya çıkarır. O da, bizim dediğimiz gibi: İstivanın manası bilinir demektir. Zaten malum, manası bilinir demektir.

Başka yönden reddiye:

Ayrica Eş-ari bilginleri, İmam Malik’in sözünü bizim anladığımız şekilde olduğunu soylemişlerdir. Burada da günümüzün Eş-ari’lerinin ve Maturidilerinin İmam Malik’e yaptiklari bu iftirada eski alimlerine de muhalefet ettiklerini görmekteyiz.

Ebu Bekir İbni Arabi el-Maliki şöyle demiştir: Malik’in r.h. mezhebi ise “bütün (sifat hakkindaki) hadislerin manasinin bilinmesidir“. İşte bu nedenle ona istiva hakkinda soru sorana şöyle cevap vermiştir: İstiva bilinen bir şeydir(El-İstiva malum). Ve keyfiyyeti ise mechuldur…[49]

Kurtubi ise Araf suresinin 54.ayetinin tefsirinde imam Malik’in sözünü zikrederek şöyle demiştir: İstiva malumdur. (Kurtubi bunu şöyle açıklargülücük Yani Luga’ta (Veya: Yani Lugata göre istiva bilinir).[50]

Derim ki: İşte eski Eş-ari bilginlerinin İmam Malik’in sözünü tefsir etmeleri bunlardır. Tamamen günümüzün kelamcı sapkınlarına ters düşen bir anlayış. Hem de net bir şekilde bizim açıklamaya çalıştığımızın ta kendisini açıklamışlardır.

İşte bu nedenle yillardir dünya’nin farklı yerlerinde hocalarımız ile munazara yapan kelamcı taifesi, munazara aninda asla “tevil yapiyoruz” diyerek munazaraya giremezler. Çünkü bunu derseler, yenileceklerini ve kendilerinin selef görüşlerinden ayrıldıklarını görüp susacaklarını bilirler. Ama bir kısmı ise hocalarımız ile munazaraya geldiklerinde ” bizler sıfatların manasini bilmiyoruz ” derler. Çünkü bunu en azından yanlış bile olsa selefe nisbet edebilirler. Ama asla tevili selefe nisbet edemezler. Uzun suren munazarada hocalarimizin su soruruna hiç biri asla cevap veremediler: (Rahman Arş’a istiva etti)[51] ayeti ile (Elif Lam Mim)[52] ayeti ayni hukumde midir? Bu soru karşısında odayı terk edip kaçanı bile biliyorum. Allah ıslah etsin.

İşte bu İmam Malik’in sözü bile tek başına Selef’in cahil olup sıfatların manasını anlamadığını söyleyen cahillere cevap için yeterlidir.

İşte bu dediklerimi anlayan kişi, Kuran’ı ve Sünneti direk takip etmenin gerekli olduğunu anlamış olur.

Alimlerin ve seleften sonra gelmiş olan bilgili insanların[53], Selef’in Allah’ın sıfatlarını zahirine göre aldıklarına dair zikrettikleri sözleri

Bu konudaki bilgin kişilerin sözleri çok fazladır. Ama ben sadece misal olarak bazılarını nakledeceğim. Umurlur ki hidayete erirler.

Ben burada kisaca tarihte yaşamış olan bilginlerin sözlerini zikredip gerektiğinde bazı faydalar zikretmek ile yetineceğim inşaAllah.

İlk önce Allah’ın sıfatlarının zahirine göre alındığındaki selefin İcma’sını zikretmek ile başlayalım.

Bu konuda Selefin İcma ettigini nakledenler:

1- Ebu Süyleyman el-Hattabi “El-Gunye Anil Kelami ve Ehlihî” adlı eserinde şöyle demiştir:

Senin sıfatlar hakkında ve bu konuda Kitaptan ve sahih Sünnet’ten gelen (rivayetler) ile ilgili sorduğun soru hakkında ise, bil ki işte bu konudaki selefin görüşü isbat etmek [54](Allah’ın sıfatlarının olduğunu söylemek) ve Zahirine göre üzerinden geçmektir. Nasıl olduğu hakkında (susulur) ve benzetilme yapılmaz.[55]

Hafız Zehebî, bunu zikrettikten sonra şöyle demiştir: Aynı şekilde (bu konuda) selefin ittifakını Hafız Ebu Bekir el-Hatib de zikretmiştir. Sonra Ebul Kasım et-Teymî el-Asbahanî ve başkaları da zikretmişlerdir.[56]

2- Hafız Ebul Kasım et-Teymî’nin sözü.

Bu sözü biraz önce zikretmiştik.

3- Hafız Hatib Bağdadi şöyle demiştir:

Sıfatlar hakkında konuşacak olursak, İşte bu konudaki sahih Sünen’lerde rivayet edilen (Allah’ın sıfatlarına gelince), bu konuda Selefin mezhebi (görüşü) ISBAT ETMEK, VE ZAHIRINE GÖRE ÜZERINDEN GEÇMEKTİR. Benzetme ve nasıl demekten de uzak durmaktır.

Bu meselede asıl olan ise ALLAH’IN SIFATLARI HAKKINDA KONUŞMAK, ONUN ZATI HAKKINDA KONUŞMAK GİBİDİR. Alemlerin Rabbi’nin varlığını söylemek, onun var olduğunu söylemektir. (Böyle demek) Onu (Allah’ı) sınırlamak olmadığı gibi, nasıl demek de olmadığı gibi, ayni şekilde sıfatlarının isbatı da böyledir.

Sıfatlarının isbatı, (Allah’ın) zatının isbatı gibi onun var olduğunu söylemektir. Sınırlama ve nasıl olduğunu söylemek değildir.

Eğer bizler: “El”, “Duyma” ve “Görme” dediğimiz zaman, bilinmelidir ki bunlar Allah’ın kendi için isbat ettigi sıfatları ona isbat etmektir[57].

Bizler asla El’in manası kudrettir demeyiz. Ne de: Duymanın ve görmenin manası bilmesidir demeyiz. Ne de (bu sifatlar hakkında) cariha[58] demeyiz. Ve asla (Allah’ın El’lerini, duymasını ve görmesini, insanların ve diğer varlıkların sahip oldukları) El’lere, duymalara ve görmelere benzetmeyiz. Çünkü bunlar gerçekten carihadır.

Bizler şöyle deriz: Bunları isbat etmek gerekir (oldugu gibi Allah’ın bu sıfatlarını kabul etmek gerekir). Çünkü (deliler, ayetler ve hadisler) burada kalmıştır.[59]

Onu benzetmeden de uzak tutmak gerekir. Çünkü Allah şöyle buyurur: (Onun bir benzeri yoktur)[60]. Ve şöyle buyurur: (Onun asla bir ortağı ve benzeri yoktur)[61]. [62]

Derim ki: Bunu Zehebî kuvvetli senedi ile rivayet etmiştir.

4- Hafız Zehebi, bu sözü el-Uluv adlı eserinde zikrettikten sonra şöyle demiştir: Ve benim Selefin mezhebinden bildiğim şey de budur.

Zahirinden kasd edilen ise: Kitab’ın ve Sünnet’in delalet ettiği zahiri dışında, asla batını olmadığıdır[63].

İmam Malik’in dediği gibi: İstiva bilinen bir seydir.

İşte aynı şekilde “Duyma”, “Görme”, “İlim”, “Kelam”, “İrade”, “Yüz” ve benzeri (sıfatlar) da aynı şekildedir.

İŞTE BUNLARIN HEPSİ BİLİNEN ŞEYLERDİR. BU NEDENLE ASLA BİR AÇIKLAMAYA VE TEFSİRE GEREK YOKTUR.

AMA BUNLARIN HEPSINDE NASIL ODLUĞU BIZLER İÇİN MECHULDUR (bilinmemektedir).[64]

Derim ki: İşte bir açıklama bu kadar net ve güzel olabilir.

Hafız Zehebî, Siyeri Alamin Nubela adlı eserinde şöyle demiştir:

Dogru olan şöyle denmesidir: O (Allah) duyandır ve görendir. İsteyendir ve mutekellimdir (konuşandır). Hay’dır (yaşayandır) Âlim’dir (bilendir). Onun yüzü hariç her şey helak olacaktır. Adem’i iki El’i ile yaratmıştır. Musa ile konuşmuştur. İbrahim’i dost edinmiştir. Ve buna benzer sıfatlar (direk okunduğu gibi kabul edilir).

İşte bunlarin hepsinin geldiği gibi üzerinden geçeriz. Allah’a laik olduğu şekilde Hitabın delalet ettiği şeyi anlarız. Ve asla: buna (yani zahirine) muhalefet eden bir tevili vardir demeyiz.[65]

5- Büyük mufessir İmam Taberî r.h. şöyle demiştir:

… Ve eğer onlardan birisi bizlere derseki: Peki o zaman sen bu zikrettiğin şeylerin (sıfatlarin) manası hakkinda ne diyorsun?

Ona şöyle denir: İşte bu zikrettigimiz (itikadi meselelerdeki ayetlerin ve hadislerin) manasi ise, Zahirinin delalet ettiği şeydir.

Ve bizde (yani Ehli Sünnet’te) bu zikrettiğimiz haberler (ayetler ve hadisler) hakkında sadece iman ve teslim etmekten başka bir sey yoktur.

Derim ki: Bunu İmam Ebu Cafer et-Taberî r.h. ”et-Tabsir Fi Mealimid Dîn”[66] adlı eserinde zikretmiştir. Bu eser, İmam Taberî’nin itikad risalesidir. Allah ondan razı olsun. İmam Taberî hicri 310.yılda vefat etmiştir.

Ebu Muhammed el-Begavi, Şerhus Sunne adlı eserinde, Allah’ın bir çok sıfatını hadislerle zikretmiştir.
Begavî şöyle demiştir: Hadiste geçen parmak, Allah’ın sıfatlarından bir sıfattır. Aynı şekilde kitapta ve sünnette bu şekilde gelen Allah’ın sıfatları da böyledir. Nefis[67], yüz, göz, el, ayak, gelme, dünya semasına inme, Arş’ın üstüne istiva etme, gülme ve sevinme gibi (sıfatlar da Allah’ın sıfatlarındandır).[68]

Derim ki: Ebu Muhammed, bu sözünden sonra Allah’ın sıfatlarını isbat eden bir çok ayet ve hadis zikretmiştir.

Sonra şöyle demiştir: İşte bu zikrettiklerim ve benzerleri, Allah’ın sıfatlarıdır. Duyma (Kuran ve Sünnet) ile bunlar bu şekilde rivayet edilmiştir.

Bunlara îman etmek, zahirine göre üzerinden geçmek, tevil etmekten de uzak durmak gereklidir (vaciptir). Benzetmeden de uzak durmak lazımdır. Bârî olan (Allah) –Subhânehû ve teâlâ–’nın sıfatlarından hiçbiri yaratıkların sıfatlarına benzememektedir. Aynı şekilde Allah’ın zatı, yaratıkların zatına benzememektedir[69]. Allah c.c. şöyle buyurmuştur: Onun bir benzeri yoktur. O duyandır, görendir.[70]

Ümmetin selefi ve Sünnet imamları bu şekilde idiler. Hepsi bunlara îman edip kabul etmişlerdir…[71]

7- Hafız İbni Receb el-Hanbelî şöyle demiştir:

… Selef, bu ayetlerin ve sahih hadislerin tevilini Cehmiyye’ye nisbet ederlerdi (Cehmiyye olduklarını söylerlerdi).

Çünkü “Cehm” ve onun ekolü Allah’ın Kuran ve Sünnet’te kendini vasfettiği şeyleri akılları ile inkar eden[72] (tenzih eden) ilk kişilerdi. Ve bunu katî delillerle inkar ettiklerini söylemişlerdi.

Akıl ile buldukları delilleri Muhkem[73] olarak kabul ederlerken, Kitab’ın ve Sünnet’in delalet ettiği şeyleri ise Muteşabih (manası açık ve belli olmayan) şeyler olarak kabul etmişlerdi.

Kuran’da ve Sünnet’te (özellikle Allah’ın sıfatları ile ilgili) ne varsa, kendi hayalleri ile tartmışlardı. Kendi hayallerinin kabul ettiğini alıp, kabul etmediğini ise bırakıp atmışlardı.

Bunların (Cehmiyye’nin) bu yaptıkları şeye kelam ehli olan Mutezile ve (kelamcıların) hemen hemen hepsi muvafakat etmişlerdi[74].

(Sapkın kelamcılar) KURAN’IN VE SÜNNET’İN ZAHIRININ DELALET ETTIĞI ŞEYLERI TECSİM, TEŞBİH VE DALALET OLDUĞUNU İDDİA ETMİŞLERDİ.

Böylelikle Allah’ın indirmediği garip isimleri Allah’ın Peygamberine indirdiğine indirdiği gibi îman edenlere takmışlardı[75]. Halbuki böyle yapmak Allah’a iftira atmaktır[76].

Bu isimlerle insanları Allah’a ve Rasulune s.a.v. îmandan alıkoymaktadırlar[77].

Bu konuda Kuran’da ve Sünnet’te geçen sıfatların, -çokluğuna rağmen- (delalet ettiği şeylerde) genişlik ve aşırılık olduğunu iddia etmişlerdir[78].

Kuran’ın ve Sunnet’in bu konudaki delalet ettiği şeyleri uzak manada olan (yani kabul edilemeyecek kadar olan saçma) MECAZE SARFETMIŞLERDIR[79]. Böyle yapmak da muhkem ve temiz olan Şeriatın üzerine attıkları çok büyük bir iftiradır[80].

Bunların yaptıkları Batiniyye’nin gaybtan haber veren nasları (ayetleri ve hadisleri) aynı şekilde (mecaze sarfetmeleri) gibidir[81]. (O Batiniyye’ler) Cennet ve Cehennem hakkındaki ayetleri genis mana veren Mecaze sarfedip, hakikat olan manalarini bertaraf etmişlerdir. Onlar yine Emir ve Nehy bulunan (Ayet ve hadisleri de ayni sekilde mecaze sarfetmektedirler).

İşte bunların hepsi, İslamdan çıkmaktır.[82]

Derim ki: Allah hocaya rahmet eylesin. Sözünün en sonunda, geçmişte zikrettiği bu sapkın fırkaların hepsinin kafir olduklarını zikretti. Hepsinin islamdan çıkaran işlere bulaştıklarını zikretti.

Elbette islamdan çıkaran bu işlere bulaşmışların bir kısmı, Eşari’ler ve Maturidî’lerdir. İşte günümüzde her yere yayılmış bu küfür taifelerinden insanları tahzir etmek ve sapkınlıklarını açığa vurmak çok gereklidir.

Sonra Hafız İbni Receb, sözlerine kelamcıların kelamından nehyeder şöyle devam eder:

Şafii ve Ahmed gibi Selefi Salihinin ulemasi ve İslamin büyük imamları, Kelam ilminden sadece bu bahsettiğimiz şeyler gibi şeylere düşmemek için sakındırıp nehyetmişlerdi[83]. Eğer bu imamlar bu nasları (Sıfatlar hakkında olan Kuran’ı ve Sünneti) zahirine göre almanın kufur oldugunu itikad etselerdi, onlarin bunu beyan edip ümmeti bundan sakındırmaları gerekirdi[84]. Çünkü onlar Müslümanlara nasihat etmeleri gerektiğini hissederlerdi.

Onlar ümmeti amelî ahkamlarda (fıkhî olan konulardaki hatalardan) sakındırırlarken, Îtikadın aslı olan konularda nasihat etmeyi nasıl terk edebilirler ki?

Böyle bir şeyin olduğunu zannetmek, aşırı derecede batıl bir şeydir.[85]

İbni Receb, bazı nakiller ve hadisler zikrettikten sonra şöyle demiştir:
Ama bu konudaki Hadis Ehli’nin ve ümmetin selefinin görüşleri ise şöyledir:

İki yönden de bu konu hakkında konuşmamak[86]. (Kuran ve Sunnet’ten) gelen nususlari (nakilleri) kabul edip geldiği gibi üzerinden geçmek. Nasıl demekten ve misalleme yapmaktan da uzak durmak.[87]

8- Ahmed İbni Hacer el-Askalanî[88], kelam ilminin kötü bir şey olduğundan bahsederken, ikrar edici ve kabul eder bir şekilde başkasından naklettiği bir sözü şu şekilde özetlemiştir: Ve başkaları ise bu konuda şöyle demişlerdir: Bu söze gelince: Selefin itikadı daha saglamdir (bilgililerin sözüdür). Ama Halefin(onlardan sonra gelen tevil yapanlarin) itikadi ise daha hikmetlidir.

İşte bu söz asla doğru değildir. Çünkü bunu diyen kişi Selef’in îtikadının manasının: Anlamadan sadece Kuran’ın ve Hadis’lerin lafızlarına îman etmektir diye zannetmiştir. Halefin îtikadinin ise bu konudaki Kuran’in ve Sünnet’in delalet ettiği manaları hakîkatinden mecaze sarfedilmiş bir şekilde bulup çıkarmaktır sanmıştır.

İşte böyle diyen kişi, aslında hem Selefin îtikadinda cahil kalmış (algiliyamamış), hem de halefin îtikadini doğru görüp ona davet etmiştir. İşte böyle diyen kisi bu iki bozuk gorusu bir araya getirmis olur.

Ama durum zannettiği gibi değildir. Şüphesiz ki selef Allah’ı yeterince iyi bilirlerdi. Yeterince yüceltirlerdi. Allah’ın emrine yeterince bağlılardı, isteğine teslim olmuşlardı.[89]

Ama Halefin itikadinin üzerinden giden kişi ise, o tevil ettiği şeyin kesin bir şekilde kasd edilenin iddia ettiği gibi olduğunu asla söyleyemez. Yine kesinlikle tevilinin doğru olduğundan emin de olamaz…[90]

Derimki: İşte İbni Hacer, bu sözleri ile Eşari, Maturidî ve Mutezile’nin itikadî olarak şüphe içinde olduklarını isbat etmiştir.

Çok ilginçtir, İbni Hacer bu sözü aslında Şeyhulsilam İbni Teymiyye’nin bir fetvasından aktarmıştır. Bu da İbni Hacer’in Şeyhulsilam ibni Teymiyye’nin kitaplarından isim vermeden de aktarma yaptığının çok açık bir delilidir. İşte İbni Hacer’in Şeyhulsilam’dan aktardığı bu nakil, zamanımızın sapıklarının gözüne bir ok gibi batacaktır, inşaAllah.

İbni Hacer’in sözü ile İbni Teymiyye’nin sözünü karşılaştırmak isteyenler, Mecmu el-Fetava’nın 5.cildin (Esma ve Sıfat bölümünün) içindeki ilk fetvaya baksınlar.[91]

9- Enver Şah el-Keşmîrî[92], “Suneni et-Tirmizi”yi[93] şerh ederken şöyle demistir: Bil ki Muteşabih olan sıfatlar, “Allah’in dünya semasına inmesi” gibi, “Arş’ının üzerine istiva etmesi” gibi, işte bu konudaki selefin görüşü Zahirine göre îman edip, tevil’den de uzak durmaktır. Aynı şekilde nasil da demeden iman etmektir. Nasıl olduğu ise Allah’a birakılıp tafvid[94] edilir…[95]

Hasıl olanı şudur: Bâri (olan Allah’ın) dünya semasına inmesi, gerçek manada bir iniştir. Bu zahirine göre kabul edilir. Tafsili ve nasıl olduğu ise Barî (olan Allah’a) bırakılır.

İşte bu dört mezheb imamlarının[96] ve selefi salihihinin görüşüdür. Nasıl ki bunu Hafız (İbni Hacer) Fethulbâri’de onlardan nakletmiştir[97]… [98]

Derim ki: İşte bu konunun özü Allah’ın sıfatlarına geldiği gibi zahirine göre îman etmektir. Bundan sonraki ayrıntılar ise Allah’a bırakılır.

Burada Keşmiri’nin kasd ettiği muteşabih şudur: Sıfatın nasıl olduğu muteşabihtir. Yoksa manasının muteşabih oldugunu kasd etmemiştir. Zaten bu sözünden çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. Yine Tafvid’den kasd ettiği, nasıl olduğunu Allah’a bırakmaktır. Yoksa manayı Allah’a bırakmayı asla kasd etmemiştir. Bu açıklamayı da sadece ilme yeni başlamış kardeşler için yaptım. Ama alimlerin sözünü anlayan birisi, bu sözde neyin kasd edildiğini çok güzel bir şekilde anlayabilir inşaAllah.

SON OLARAK

İşte bu kısa risalede Sahabe’nin ve onları takip eden Selef’in sözleri ile kendilerinin Allah’ın sıfatları hakkindaki inançlarını kısaca açıklamaya gayret ettim. Bu konudaki görüşlerinin kısaca şu olduğunu belirttim ve kaydettim:

Allah’ın sıfatları hakkında Kuran’da ve Sahih Hadislerde bize gelen sıfatların Zahirine göre üzerinden geçmek, ayetin verdiği mana dışında uzerine hiç bir mana eklememek.

İşte eger bunu anlarsak, selefin manayı bilmediğini iddia edenlerin sözlerinin batıl ve yanlış olduğunu açıklamış oluruz. Hatta Selef’in görüşünün bu olduğunu isbat etmek için, seleften sonra gelen bir çok alimin ve bilginlerin sözlerini de zikrettim ki, bu hakîkatin isbatı ortaya çıksın.

İşte bunlar selelf uleması olan Sahabelerin ve onların takipçilerinin sözleri, umulur ki Müslümanlar Kuran’ı ve Sünneti direk takip ederler. Manaları geldiği gibi kabul ederler. Kuran’a ve Sünnete muhalefet eden sapkın imamların ve dinsiz alimlerin sözlerinden uzaklaşırlar.

Salat selam Muhammed’e s.a.v. olsun, Hamd Allah’a olsun.

Müslümanların kardeşi: Ebu Musa el-Medeni

[1] Taha suresi. 5.ayet.

[2] Bakara suresi. 20.ayet.

[3] Ali İmran suresi. 28.ayet.

[4] Fecir suresi. 22.ayet.

[5] Sahihi Buhari. 9.clt. 141.s. Tkun Necat bsk. Kitabıt Tevhid. Sondan 27.bâb.

Deyyan’ın manası ise, herşeyin karşılığını veren demektir. Bkz: Fethulbari. Yazarı: İbni Hacer. 13.clt. 458.s. Darul Marifet bsk.

[6] Sahihi Buhari. Kitabut Tevhid. Sondan 24.bâb. / Sahihi Muslim. 758 numaralı rivayet.

[7] Sahihi Muslim. 2654 numaralı rivayet.

[8] Sahihi Muslim. 2788 numaralı rivayet. / Benzerini Buharî de rivayet etmiştir. 7412 numaralı rivayet. Tukun Neca bsk.

[9] Zehebi El-Uluv adli eserinde sahih bir senedle rivayet etmiştir. 177.s. Edvaus Selef bsk.

Hikayeyi manen zikrettim. Hikayeyi bir çok alim bir çok yerde zikretmişler ve rivayet etmişlerdir.

[10] النُّزُول مَعْقُول

[11] Yani: Bu adamın yaptığı gibi bu konularda böyle soru sormak doğru değil ve sonradan çıkmış kötü bir iştir.

Müslümanın yapması gereken, Allah’ın sıfatlarına geldiği gibi îman etmektir.

Sahabeler, bu konuda böyle yapmışlardı. Hiç biri Allah Rasulune s.a.v. ”Allah nasıl duyardı?” şeklinde bir soru sormamışlardır. Çünkü onlar Allah’ın duyduğunu biliyorlardı. Bu duymasının nasıl olduğunu ise Allah’tan başkasının bilmediğini de biliyorlardı.

Allah’ın semada ve yukarıda olması, elinin ve bacağının olduğuna dair gelen sıfatları da olduğu gibi kabul ederlerdi. Nasıl olduğunu da bilmezlerdi.

Allah’ın dediklerini direk kabul ederlerdi.

[12] Zehebi el-Uluv adlı eserinde kendi Sahih senedi ile rivayet etmiştir. 213- 214.s. Edvaus Selef bsk.

[13] Bkz: İslam Tarihi. 6.clt. 1010.s. Garb bsk.

[14] Arapçasında ”Ateme” ifadesi geçer. Bu da, araplarda hem gecenin son vaktine, hem de yatsı namazından sonraki vakte denir.

Ama burada yatsıdan sonra olma ihtimali daha büyüktür. Çünkü rivayette görüldüğü gibi Sufyan yorulmuş bir haldedir. Kişi de sabahleyin dinç olur, ama akşamleyin yorgun olur. En doğrusunu Allah c.c. bilir.

Bkz: Lisanul Ara. Sadır bsk. 12.clt. 382.s.

[15] Bunu Abdullah bin Mesud r.a. rivayet etmiştir.

Hadis’in aslı Buhari ve Muslim’dedir. Sahihi Buhari. Kitabut Tevhid. Allah’ın şu ayeti bâbı: ”…İki elim ile yarattığım…”(Sad suresi. 75.ayet.) / Sahihi Muslim. Nevevî’nin tertibine göre: Kitabu Sıfatıl Kıyame. İlk hadisler. 2786 numaralı rivayet.

Bu metni ile Nesai es-Sunenul Kubra’da rivayet etmiştir: Kitabut Tefsir. Zumer suresinin tefsiri. 67.ayetin tefsiri.

Senedi de Buhari ve Muslim’deki senedler gibi kuvvetlidir.

Zaten Buhari ve Muslim’in rivayet ettikleri ile, Nesai’nin bu rivayeti aynıdır. Sadece bazı kelimleler manen rivayet edilmiştir.

Bir de bazı rivayetler muhtasarca rivayet edilmiştir.

[16] Bunu Abdullah bin Amr bin el-As rivayet etmiştir.

Sahihi Muslim. Nevevî’nin tertibine göre: Kitabul Kader. 3.bâb.

Sadece Muslim’de Hadis’in lafzı şöyledir: ”Kullarin kalplerinin hepsi Rahman’ın iki parmağı arasındadır…”

[17] Abdullah bin Mesud’un r.a. sözü olarak rivayet edilmiştir. Ama bu bilginin kendisine haber verildiğini zikreder. Bu da, Peygamberimizden s.a.v. rivayet ettiği anlamına gelebilir.

Bunu İbni Betta, el-İbanetul Kubra adlı eserinde senedi ile rivayet etmiştir.

Bkz: el-İbanetul Kubra. er-Raddu Ala el-Cehmiyye bölümü. 3.clt. 80-81.rivayet.

[18] Elbette bu imam bu sorusunu, hocanın sözünü ondan öğrenip rivayet etmek için sormaktadır. Yoksa kendisi de zaten böyle iman etmektedir.

[19] Zehebi El-Uluv adli eserinde zikretmiştir. Edvaus Selef bsk. 156.s. / Senedi sahihtir. Bkz: el-Uluv. Vatan bsk. 1023.s.

[20] Bunu Zehebi el-Uluv adlı eserinde kendi kuvvetli ve Sahih olan senedi ile rivayet etmiştir. Edvaus Selef bsk. 188.s. / Vatan bsk. 1155.s.

[21] Burada kasd edilen, selef zamanında yaşayan muteber alimlerdir.

Yine onların yolunu takip edenler de bu konuda asla ihtilaf etmemişlerdir.

[22] İmam el-Ezherî, selef zamanının bitiminde yaşayan en büyük alimlerdendir. Allah ondan razı olsun.

Yalnız günümüzde yaşayan ve Ezherî adını ytaşıyan sapkın ve dinsiz insanlar da vardır. Bu sapkın kişiler ile, eski alimlerden olan İmam Ezherî’yi karıştırmamak lazımdır.

[23] Bkz: İslam Tarihi. Yazarı: Zehebi. 8.clt. 325.s. Garb bsk.

[24] İmam Ezheri, bu sözlerinden önce Allah’ın cehennemin içine bacağını sokacağına dair olan rivayeti zikretmiştir.

Bu sözü ile de, Allah’ın bacağı (Kadem’i) hakkında gelen rivayetleri kasd etmektedir.

En doğrusunu Allah c.c. bilir.

[25] Yani: Allah’ın her gece dünya semasına ineceğine dair hadisler kasd edilir.

[26] Yani: Allah’ın ahirette görüleceğine dair hadisler kasd edilir.

[27] Tehzibul Luga. Yazarı: Ezherî. 9.clt. 56.s. İhyaut Turas bsk.

[28] Bkz: Tehzibul Luga. Yazarı: Ezherî. 1.clt. 18.s. İhyaut Turas bsk.

[29] Tahat suresi. 5.ayet.

[30] el-Uluv. Yazarı: Zehebi. Edvaus Selef bsk. 187-188.s.

Zehebi bu rivayeti Müslümanların imamı Hafız Ebu İsmail el-Ensarî el-Heravî’den r.h. nakletmiştir.

[31] Bu kişi meşhur eş-Şeybanî’dir. Bu naklettiğim sözünde görüldüğü gibi, isim sıfat konusunda Kuran ve Sünnet çizgisi olan selef uleması çizgisinden ayrılmamıştır. Ondan sözünü burada zikrettim. Ebu Hanife’ye de bir çok konuda muhalefet etmiştir.

Ama fıkhî meselelerde bir çok hakka muhalefetleri vardır. Bu nedenle hakka muhalefet ettiği görüşlerinde tek kalmış, Kuran’a ve Sünnete muhalif olan sözlerine itibar edilmemiştir ve edilmemelidir.

Günümüzde Allah’ın sıfatlarını tevil eden müşrik Maturidî’ler, Şeybanî’yi cahilliklerinden dolayı severler. Sevdiklerinden dolayı onun sözünü zikrettim ki, bu hakka uyan sözünü görsünler ve Şeybanî’nin dahi, Maturidî’leri islam cemaati dışında gördüğünü öğrensinler. Yani kendilerini tekfir ettiğini bilsinler.

Hamd Allah’a olsun.

[32] Şerhi Usulu İtikadi Ehli Sünnet Vel Cemaat. Yazarı: Hafız Lâlekâî. 3.clt. 480.s. 740 numaralı rivayet. Taybe bsk. / el-Uluv. Yazarı: Zehebi. 153.. Edvaus Selef bsk.

[33] Bkz: Bakara suresi. 39.ayet.

[34] Şu şekilde de çevirilebilir:

Allah’ın kendini vasfettiği herşeyde, onun okuması onun tefsiridir. Nasil da denmez. Benzeri var da denmez.
Bkz: es-Sıfat. Yazarı: Dareutni. 61 numaralı rivayet. Mektebetud Dar bsk. / Şerhi Usulu İtikadi Ehli Sünnet Vel Cemaat. Yazarı: Lalekaî. 3.clt. 478.s. Taybe bsk.

İbni Betta el-İbane’sinde rivayet etmiştir. 7.clt. 166.s. Raye bsk.

Rivayetin sonunda şu ek de vardır: O (Allah’ın sıfatlarını) Allah’tan başkası tefsir edemez.

Derim ki: Yani: Allah c.c. iki eli olduğunu söylerse, bizler bunu bu şekilde anlarız ve kabul ederiz.

Ama ellerden kasdın kudret olduğunu iddia etmek, direk Allah’a itira atmak olur. Çünkü böyle dendiğinde, Allah’ın tefsir etmediği bir şekilde ayeti tefsir etmiş olunur. Hem de Allah’ın tefsir etmesine muhalefet eden bir şekilde tefsir etmiş olunur. Bu da, Allah’ın dînine karşı çıkmak ve kibirlenme[/s
These are the days of our lives...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 21-08-2014, Saat:01:49 AM, Düzenleyen: Asrın Sırrı.
-İKRA-
RE: Allah’ın Sıfatlarının Manası Bilinir, Nasıl Olduğu İse Bilinmez
(Selefi salihinin Allah’in sifatlari hakkinda itikadlari, zahirine göre iman edip, nasil olduğunu Allah’a bırakmaktır. Çünkü nasıl olduğu hakkında hiç bir nakil gelmemiştir. Aksine, Allah c.c. kendisinin hiçbir şeye benzemediğini haber vermiştir.)
diyorsunuz, tamam
Allah c.c. hiçbir şeye benzemediğini söylemiş,
O'nun zatı hakkında çok düşünmemiz men edilmedi mi?
Ellerinden, parmaklarından, insan eli gibi bahsetmek cahil insanlarda ,
hayalinde insan tasavvuruna yol açmaz mı?
Bu konular neden devamlı irdeleniyor?Allah'ın zatı hakkında düşünüp durmak bizim için doğru mu?
Bizim kendi kulluk vazifemize odaklanmamız gerekmiyor mu?
Zamanımızda insanların Allah'ın zatını hayallerinde bir sorunları yok ki?
(Zamanımızın sapık Maturidi ve Eşari inancına sahip olanlar...) diyorsunuz,
O inanca sahip olan insanlar günümüzde de keyfiyetini bilmedikleri bu konuyu ne çok düşünür, ne de bunun hakkında soru sorarlar.
Hayallerinde insana ve hiçbir şeye benzemeyen, her şeyi bilen bir Allah inancına sahip olmak mı sapıklık?

Ne olur bu konulardan ziyade kulluk vazifemize odaklansak?
Bizi esas kurtaracak olan Allah'a olan kulluğumuz, Allah'ın emir ve yasaklarına riayet etmemiz değil midir?
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed
Bunu ilk beğenen sen ol.
RE: Allah’ın Sıfatlarının Manası Bilinir, Nasıl Olduğu İse Bilinmez
Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: (Kıyâmet günü) Allah Tebâreke ve Teâlâ, Âdem (atamız) a: - Yâ Âdem diyecek, o da icâbet ederek: - Yâ Rab! Fermânına mükerreren icâbet ve mülâzemet eder ve her emrini infâza dâimâ kıyâm ve mübâderet eylerim! Ve her hayır, Sen`in emir ve fermânında tecellî eder, diyecek. Bunun üzerine Allahu Teâlâ: - Cehennem`e girecekleri (halk arasından) seçip gönder! buyuracak. Âdem Peygamber: - Yâ Rab! Cehennem`e gönderileceklerin mikdârı ne kadardır? diye soracak... Allahu Teâlâ: - Her bin kişiden dokuz yüz doksan dokuzu! diye cevap verecek. Ve Cenâb-ı Hak Âdem`e böyle buyurduğu sıra (bunun verdiği şiddetli korkudan) gûyâ çocuk ihtiyarlayacak, her gebe kadın da çocuğunu düşürecek. Ve o anda, Habîbim, mahşer halkını (korkudan) sarhoş sanırsın! Halbuki onlar hiç de sarhoş değillerdir. Ancak o sekir, Allah`ın şiddetli (emrinin netîcesi duyulan) azâb (ın bir eseri) dir. Resûlullah`ın huzûrunda bulunan Ashâb: Yâ Resûla`llah: O (binde) bir hangimiz olabilir? diye sordular. Resûlullah: - Size müjdeler olsun, sizden bir kişiye mukabil Ye`cûc ve Me`cûc`dan bin kişi (Cehennem`e gönderilecektir) buyurdu. Sonra da: Hayâtım yed-i kudretinde olan Allah`a yemîn eder de kat`î olarak umarım ki: siz (Muhammed ümmeti) ehl-i Cennet`in dörtte birini teşkîl edesiniz! diye müjdeledi. Bunun üzerine biz: Allahu Ekber, dedik. Bunun üzerine Resûlullah: Umarım ki, ehl-i Cennet`in üçte birisi olasınız! buyurdu. Biz yine tekbîr getirdik. Bunun üzerine de: Umarım ki: ehl-i Cennet`in yarısı olasınız! buyurdu. Biz de tekbîr getirdik. En sonu Resûlullah: Siz mahşer halkının umûmuna kıyâs edilince, ancak siz bir beyaz öküzün derisi üzerindeki siyah bir tüy mesâbesindesiniz. Yâhut da siyah bir öküz derisinde sanki beyaz bir tüy, buyurdu.

Sahih Buhari - Hadis No: 1373
These are the days of our lives...
Bunu ilk beğenen sen ol.
-İKRA-
RE: Allah’ın Sıfatlarının Manası Bilinir, Nasıl Olduğu İse Bilinmez
Selamun Aleyküm Asrın Sırrı,
bu hadisi paylaşıp bizi korkuttuğun için teşekkürler.
İşte bizim ihtiyacımız olan mevzular...
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed
Bunu ilk beğenen sen ol.
-İKRA-
RE: Allah’ın Sıfatlarının Manası Bilinir, Nasıl Olduğu İse Bilinmez
Cahil insan deyince; avam, sıradan, insanlar,
derin düşünmez,
dine aktarıldığı gibi inanmıştır.
Bu gibi insanlar çoğunluktadır.Kimbilir Asrın Sırrı,
bu insanlar bir Allah'a inanıp, dinin hükümlerini yerine getiriyorsa; çok düşünüp kurcalayandan daha yakındır kurtuluşa?
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 21-08-2014, Saat:04:58 AM, Düzenleyen: Zehan.
-İKRA-
RE: Allah’ın Sıfatlarının Manası Bilinir, Nasıl Olduğu İse Bilinmez
Doğru, düşünecek, üzülecek çok şey var,
hal-i pür melalimizde;
Ama bu sadece avam için değil, herkes için...
Rabbim acısın halimize ne diyelim...

Ezan okunuyor, Allahu Ekber!
Hayırlı sabahlar, Allah'a emanet olun kardeşim.
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.