Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylar ile doldurmak demektir.
İnsanların sıkıntılarına katlanmak, Allah’ın beğendiği, Resûlullahın sevdiği ve evliyânın özendiği bir ahlâktır.
Ölmek felâket değildir. Asıl felâket, öldükten sonra başa gelecekleri bilmemektir.
Adalet, halkın dirliği ve düzeni; idarecilerin ise, süsü ve güzelliğidir.
Kıyamet günü nereye gitmek istiyorsanız, hazırlığınızı ona göre yapınız.
Mümin güneş gibidir. Sararıp, solarak batar ama doğduğunda (ahirette) göz kamaştırır.
Nefsinin arzularına tâbi olan, Allah’a nasıl kul olur? Ey insan! Kime tâbi isen onun kulu olursun.
Hakîki sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde de eksilmeyendir.
İki şeyi istersiniz ama, bulamazsınız. Bunlar, neşe ve rahatlık olup, ikisi de Cennette olur.
Üç zümreye, üç şey çirkin düşer: 1-İdârecilere, sertlik, 2-Âlimlere, mal sevdası, 3-Zenginlere ise cimrilik.
İşlediğiniz günâhları gizlediğiniz gibi, yaptığınız iyilikleri de gizleyiniz!
Nefsin aldanmasına, dünyanın yalancı ve geçici tadına kapılan, hayrın tadını alamaz.
Öyle bir kimseyle arkadaşlık edin ki; onda dünya malı hırsı bulunmasın.
İyi komşuluk, yalnız komşuya eziyet etmemek değil, komşunun eziyetlerine de katlanmak demektir.
Elden geldiği kadar kaç kötü arkadaştan, Kötü ahbâb kötüdür, en zehirli yılandan. Yılan zehir akıtıp, insanı candan eder, Ama kötü arkadaş, can ve imandan eder.
Kalb dünyâ arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, imkânı yok, âhireti sevmiş olamaz.