Matüridî'ye göre dinin kaynağı olarak nakil (Kur'an) ve akıla aynı oranda itimat etmek gerekir. Matüridî, İslâmın evrenselliğine zarar vermeyecek biçimde, itici olmaktan çok kucaklayıcı bir yaklaşımla dini anlatır. Bu sebeple Matüridî, dinin özünü ilgilendirmeyen görüş farklılıklarını hoş görür, onların sahiplerini dinden çıkmış saymaz. Kendisiyle ayni görüşte olmayanları zorlamaz. "Akıl" ile "nakli" dengeli bir şekilde kullanır. Akıl, bilgi kaynaklarından biri, insana verilmiş ilâhi bir emanettir. İnsanlar akılları sayesinde güzellik ve çirkinlikleri tanır, kendi üstünlüklerini onun sayesinde anlarlar. Kulun kusur işlemesi aklını kullanmayışı yüzündendir. "Allah'ın emirleri akıllı olana hitabendir". Allah'ın emirlerini anlayacak akıl seviyesine sahip olmayanlar, ilâhi emirlerin dışında kalır, sorumlu olmazlar.
ah (celle celalü) insanları diğer varlıklardan farklı olarak "akıl" sahibi olarak yaratmıştır. Ayetlerini sunduğu zaman akıl sahipleri diye hitap eder. İnsan doğruyu ve yanlışı fark edebilecek bir akla sahiptir binaenaleyh islamın kuralları akla hitap edecek şekildedir ama bazı noktalarda bu geçerli olmaz mesela :
Matüridî, fıkıh alanında bağımsız hareket eden bir müçtehid değil, Hanefi mezhebinin âlimidir ve görüşlerini hep bu çerçeveye sokmuştur. Ebu Hanife'de olduğu gibi, o'na göre de bilgi edinme yolları; duyular, akıl ve nakil (haber)dir
imam Eşari ye göre
Eşariler daha çok nakli delillere dayanırken, Maturidiler akli delillere daha çok dayanmışlardır. Eşariler, şeran bir delil olmadıkça eşyanın akıl ile idrak edilebilecek bir iyiliği bulunduğunu kabul etmezler. Maturidiler ise akıl ile idrak edilebilecek kendiliğinden bir iyiliğe sahip olduğunu kabul ederler.
Not defterimden alıntıdır.....
Bir kez gönül yıktın ise , Bu kıldığın namaz değil
