- Yâ Resûlallah! Niçin bir hayâsız edebsizlik edip gönül incitirken susu birşey söylemediniz. Şimdi ben ona söyleyince kalkıp gitdiniz; sebebi nedir.
Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn 's.a.v.' buyurdu ki:
- Yâ Sıddîk! O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmağa başladığı zemân Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki o kimseyi karşılayıp kovacak idi. Sen hemen gadaba geldin; söylemeğe başladın. O melek gidip yerine iblîs geldi. İblîs-i la'înin olduğu yerde ben durmam.
Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) ondan sonra vaktli vaktsiz söz söylememek için mubârek ağzına bir taş koyar idi. Ne zemân söz söylemek lâzım gelse evvelâ fikr ederdi. Bir söz söyliyeceği zemân o sözü kendi kendine nice zemân düşünür tefekkürden sonra mubârek ağzından o taş parçasını çıkarıp ne söz söyliyecek ise söyler idi. Sonra o taş parçasını mubârek ağzına alıp tesbîh ve tehlîl ile meşgûl olurdu. Kimseye hayrdan ve şerden dünyâ kelâmı söylemez eğer kat'î lâzım ise ve çok efdal ise söylerdi. Yoksa gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile meşgûl idi.