Acziyetin idrak edilişi
Dua bir oluştur, bir duruştur, bir had biliştir. Dua ederken bunları hissediyor muyuz?
Dua, acziyetin idrak edilişi ve “Ben bana yetmiyorum Allah’ım! Ben yetmediğim gibi Senin haricinde kâinatta bulunan hiçbir şey de yetmiyor. Muhtaç oluşumu Sana ama sadece Sana itiraf ediyorum.” demektir. Bunun şuurunda mıyız?
Dua, ‘Allah’a karşı uzaklığımızı aşma çabası’nın adıdır, unvanıdır. Yanlış anlaşılmasın; haşa ve kella, O bize şah damarımızdan daha yakın ama günahlarımızla, isyanlarımızla, hatalarımızla ve daha ötesi nasûh unvanını kazanamayan ve tevbeye ihtiyacı olan tevbelerimizle O’ndan çok uzakta bulunuyoruz. İşte dua ile bu uzaklığımızı aşmaya çabalıyoruz. Bu gerçeğin farkında mıyız?
Elleri karıncalanıncaya kadar demişti geçenlerde.. Ellerimizi çok uzun zaman yücelerin yücesi dergâha kaldırmakla, vaktin nasıl geçtiğini bilmemekle mümkün olur bu fiziken. Acaba böyle bir hal yaşadık mı duada?
Var olmanın, varlık şuuruna ermenin, varlığa sınır çekmenin göstergesidir dua. “Varım ama Sen var ol dediğin için”, “Varım ama Senin varlığın yanında bir hiçim!..” İşte duayı hissetme, dua ile bütünleşme, O’nda fani olma bu demektir. Bilmem şuurunda mıyız?
Sözü daha fazla uzatmanın manası yok. Genel ahvâl onu gösteriyor ki; hakkıyla ne duaya ne de dua saatine gereken ehemmiyeti veriyoruz...
...Öyle garip bir dünya...
...Olmaz dediğin ne varsa olur...
...Düşmem der düşersin...
...Şaşmam der şaşarsın...
...En garibi de budur ya;...
...Öldüm der durur yine de Yaşarsın...