18/11/2008
"Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanlığın sadece 4 yıl ömrü kalır. Arı olmazsa döllenme, bitki, hayvan, insan olmaz"
Alman bilim adamı Albert Einstein*
Bizim çocuklar sağolsun, anne ve babalarını çizgi film seyretme ile ödüllendiriyorlar bazen.
Özellikle de insanî duyguların ele alındığı ve karakterleri hayvanlar olan çizgi filmleri görmek, nerdeyse her bir şeyi maddeye vuran ve duygudan yana fakirleşen Batı'nın kendisiyle hesablaşması açısından bizleri memnun etmiyor değil hani! Karıncalar, Arı, Neşeli Ayaklar …vb. gibi çizgi filmler bunlardan bir kaçı!
Ben özellikle Arı filminden bahsetmek istiyorum. Yukarıda Einstein'a atfedilen "Arılar olmazsa insanlık da olmaz" sözü üzerine kurulmuş bir senaryosu var bu filmin. Filmin kahramanı minik ama biraz sıra dışı ve asi bir arı. Tüm arıların bin bir zahmetle yaptıkları balın, insanlar tarafından "kendince" hor kullanılmasını kabullenemez ve insanların dünyasında hakkını aramaya başlar. Sonuçta davasını kazanır ve arıları bal yapmak "mecburiyetinden" kurtarır. Fakat felaket işte bundan sonra başlar. Bal yapmak için doğaya çıkmayan arılar, bir anda dünyanın dengesini bozar. Polenlemeleri gereken çiçekler, bitkiler kurumaya yüz tutar. Hayvanlar da kuruyan doğa içerisinde kendilerine yer bulamazlar ve ölmeye başlar. Yaratılış gereği bitki ve hayvanlara bağlı olan insanlar da haliyle bu durumdan etkilenir ve sanki dünyanın sonu geliverir. Neyse ki film, ikna olan arıların aslî vazifelerine dönmeleriyle mutlu olarak son bulur ve insanlık da kurtulur.
Nereden alâka kurdun diyeceksiniz belki ama bendeniz, doğadaki arıların varlığı ise kâinattaki inanmış insanların/Müslümanların varlığı arasında muntazam ve muazzam bir bağlantı kuruyorum.
Nasıl mı?
Hani hemen hepimizin bildiği bir ayet meali vardır; "(Ey Muhammed ümmeti! Dîniniz sayesinde) siz, insanların iyiliği için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. (Çünkü) iyiliği emreder, kötülüğe engel olur ve Allah'a (hakkıyla) inanırsınız."**
Bir de peygamberimizin gaybî işaretini not düşmek lazım buraya; "Allah'a inanan Müslüman kaldığı müddetçe kıyamet kopmayacak."***
Bu bilgiler ışığında, doğanın dengesini korumaya yönelik kendilerine "vahyolunan" arılar ile insanların iyiliği için kendilerine "vahy inen" Müslümanlar arasında bağ kursam çok da yanlış olmaz galiba. Evet, -teşbihte hata olmasın- Müslümanlar Kur'an gibi, sahih hadis kaynakları gibi, kutsal mekânlar gibi, farz ibadetler gibi "çiçekleri" gezerek, onlardan da alacaklarını alarak dünyadaki polenleme vazifelerini yani iyiliği yayma/kötülüğe mâni olma mesuliyetleri yapmalılar. Ve ne zaman ki bu görevlerini ihmâl ederler, işte o zaman kıyameti beklesin tüm insanlık…
Heyecanı yaklaşmışken Hacc'tan örnek verelim hemen; Hacc ibadetini yapıp tekrar memleketine dönen bir Müslüman, artık her gittiği yeri "polenlemelidir"! Uçmaya devam ederken arkasında iyiliğe açık, kötülüğe kapalı yeni bir çiçeğin ilk adımını atıp yola devam etmelidir. Yeni gelmesinin tadını hissettirmesi, oraları/yaşadıklarını âşkla anlatması ve belki bir tebessümü bile bu ilk adımı atmaya yetebilir. Yeter ki bir kanat çırpsın, doğaya yani insan içine çıksın, çırpınsın! "Ama ben hacca gidemedim, gitmem de zor" diye bir bahaneye sığınacaklara da o kadar çok çiçek var etmiş ki Yaradan! Kur'an dedik mesela… Ya da her gün kıldığımız beş vakit namaz! Hepsi de bizim için nektarını alacağımız bir çiçek hükmünde değil mi? Hatta ve dahası bir "LailaheillAllah" yahut bir "Allah" dememiz bile bir çiçek/enerji vazifesini görebilir belki. Önemli olan bizim "arı mesuliyetini" kabul edip etmememiz.
Lütfen etrafınıza bir bakın... Ya da sadece haberleri okuyun! Sizce yavaş yavaş toplumun dengesi bozulmuyor mu? Kaba tabirle dünyanın çivisi çıkmıyor mu? Bunda da sadece kötülerin mi suçu var peki? Dünyanın telâşesine kapılan, yaşamın zevklerine kendini kaptıran, gündelik düşünen/yaşayan ve sadece menfaatini hesab eden biz sorumluluk sahibi inanmış insanların da sizce bir payı yok mu? Yazıma ilham olan Arı filminin de vermek istediği mesajlardan birisi de buydu; "Hayatı bencil yaşayan, sadece kendi yaşam standardını düşünenler aslında bilmeden genel dengeyi bozarlar. Lütfen, size basit de görünse sizden istenen işi yapın!"
Bizden istenen… Arılar, kendilerine "vahyolunan" görev sorumluluğunun doğrultusunda yaşarken biz Müslümanlar "emrolunduğumuz gibi dosdoğru yaşamıyorsak" dünyadaki bu kaosun/kargaşanın ne sorumluluğunu Bush'ta arayalım, ne de çâresini Obama'da!
Çâre biziz, çünkü vahy bize indi!
Öyleyse şimdi iş, "çiçeklerden" aldığımız “enerjiyi” dağıtmak üzere insanlar arasında kanat çırpmak, çırpınmak…
*Bazı bilimsel makalelerde bu sözün Einstein'a ait olduğu söyleniyor ama bir iddiaya göre de bu tespit ünlü bilim adamının ölümünden 40 yıl sonra ortaya çıkmış. Söylemiş ya da söylememiş olmasından ziyade, sözün muhtevasının doğruluğu bizi direkt etkiler diye düşünüyorum. Çünkü yine bir bilim adamı olan Wurzburg Üniversitesi’nin arı uzmanı Profesör Joergen Tautz, Einstein'ın olduğu iddia edilen uyarıyı şöyle yorumlar; "Arılar 130 bin farklı bitki türüne konarak üremesini sağlar. Sadece bir kovandaki arılar 1 gün içinde 1 milyon çiçeği döller. İşte bu sona ererse bitkiler yok olur. Önce bitkiyle beslenen hayvanlar, daha sonra da insanlar ölür."
** Ali İmran Suresi 110. Ayet-i kerime meali (Feyzul Furkan Meali)
*** Müslim.