Malumunuz geçen gün 23 Nisan Çocuk Bayramı’nı kutladık.Sokakta gezen cıvıl cıvıl çocuklar bir gözün görmek isteyeceği en güzel tablolardan biriydi.Bugünde bayramın sonraki günlerinden biri olarak okul zamanımın en sevmediğim günleri olarak hafızamda yer etmiştir.Olaya balıklama dalmış olsamda bunun bir izahi var elbette.
Okuldayken; resim, beden eğitimi ve müzik derslerinden nedense pek hazetmezdim.Tamamen beceri, yetenek ve istek işi olan bu derslerle nedense yıllarca beraber olsakta birbirimize kanımız pek kaynamamıştır ve aynı ortamda bulunup ortama uyma zorunluluğundan öteye gidememiştir.Aramız bazan ısınsa bile fokurdadığını gören duyan olmamıştır.
İşte bu sebeple bayramdan sonra gelen ilk resim dersinde , “acaba bugün ne resmi yapacağız düşüncesiyle bakan bizlere” dönüp “çocuklar bayram izlenimlerinizi resmedin” cümlelerini duymak, benim gibi resim çizme fukarası için yeterince yıkıcı, hatta iç çökertici sayılabilirdi.Bütün ders boyunca insan çizememenin ezikliği ve siniriyle ona buna dönüp “sen ne çizdin” demekten öteye gidemiyordum ve bana soranlara hep cevabım hazırdı.
-“Arkadaşlar bayram oldu bitti bende, herkes evine gitmiş, bende boş sahayı çizdim.” diyerek bomboş sayfayla kalmışlığım az değildir.
Hocanın “bitiremeyenler evde devam etsinler” cümlesi o anlık bir rahatlama sağlasa da eve gidince gökten zembille yetenek inmeyecekti ya.Bir yandan şükrediyordum, güzel resim çizen arkadaşım, en iyi arkadaşım olduğu ve aynı sırada oturduğumuz için.Dostluk böyle zamanlarda belli olur diyerek az kol kanat germedi bana.
Resim dersinde notumun düşük olmamasına sanırım çizdiğim manzara resimlerine borçluyum.Bu konuda fena sayılmazdım.Bir gün bitecek mi bu çin işkencesi diye düşünürken, liseyi en çok resim dersi olmadığı için sevmiştim diyordum ki şimdi “halaaaa bana resim çizsene” diyen yeğenlerimi küçük halalarına yollayarak püskürtebiliyorum.Bakalım nereye kadar.
Gelelim beden eğitimi dersimize.Dikkatinizi çekiyorum özellikle beden eğitimi yazıyorum.Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek içermiş hesabınca bir yaram var bunda da.
Hocamız beden demeye kızdığı için bu şekilde söyleyenleri kendi usulünce cezalandırmaya çalışmıştı.”Hay dilimi ısırsaydım da demeseydim” dememe fırsat kalmadan yüz defa beden eğitimi yazma cezasına çoktan çarptırılmıştım.Bin defa yazdırılan arkadaşlarımı görmek bile yüreğime su serpmiyordu.Bir ders daha kendisinden nefret ettirilmeyi başarmıştı.Haklıydı ama bu şekilde değil.Cezası etkili olsaydı bugün de beden demezdim, aksine antipati kazanmama neden oldu.
Ve müzik.Beni oflayıp puflattıran bir ders daha.O flüt zımbırtısını hâlâ saklasam da o zamanlar hep birinin kafasında parçalama hissi uyandırırdı bende.Ya ben çalamıyorum, öyle bir becerim yok, isteğimde yok zaten neden beni zorluyorsunuz? Vermemiş işte Mabud, neylesin bu mahmud.Hem ben öyle ulu orta şarkı söylemekte istemiyorum.”Urfanın etrafı dumanlı dağlar aman aman “ diyene eşlik ederim o kadar.Sol anahtarını ilk çizişimde yuvarlayamamak bir tarafa yaptığımız kanonlar çok eğlenceliydi oda diğer tarafa.
Yetmiyormuş gibi, sen tut koroya kat. “Oynatmaya az kaldı, doktorum nerde” demeden önce “o kadar kişi arasında benim sesim zaten belli olmaz” gibi züğürt tesellisiyle avunmakta cabası.
Diyorum ki; olmuyor böyle.Zorla güzellik olmuyor ve buna estetikte yapılmıyor.Bir insanı geliştirmek, yetiştirmek ve kazanmak isteniliyorsa becerileri neyse onun üstüne gitmek gerekiyor.Olmayan becerilerinin üstüne gidip nefret ettirmenin bir alemi yok.Belki matematik, türkçe veya diğer derslere çalışarak bir şeyler yapabiliriz ama biliyoruz ki bu dersler öyle değil.
Karne günü gelip anne babalara karneler gösterilince bu üç derse hiç bakmadan geçerler.Zaten o dersler hep kolaydır, yapılamayacak ne vardır?Herkes alır o derslerden iyi notları.Öyle olsaydı, bu ülkede ressam, sporcu ve müzisyen bolluğu olurdu, uluslar arası başarılarımız olurdu.Bu kadar akademisyen öğretmenin ötesinde, bildiğini sergileme ve sunma yoluna giderdi.Oysaki bahsini ettiğim kişiler, parmakla gösterilebilecek kadar az. Çünkü o notlar becerilerin ve isteklerin notları değil.
Şimdi sırasında oturup “acaba ne çizsem” diye kıvranan öğrenciye ne denilebilir ki.
Çizme bir şey, bayram olmuş bitmiş, ne çizebilirsin ki…
Bir 23 Nisan neşesi de böyle kursakta bıraktırılır işte.Güzel kıyafetler giymek dışında nasıl sevinsin ki çocuklar?
Yine de gülmek en çok çocuklara yakışıyor, nasıl olsa onlar neşelenecek bir şey bulurlar.
Etrafınızda sevgi pıtırcıkları eksik olmasın inş...
Not: Çok uzun yazı oldu, birkaç gün idare eder artık

((((((((========::::::::ALINTIDIR::::::::=======))))))))))