Dargın olana, üç günden önce gidip barışmak, daha iyidir. Güçlük olmaması için, üç gün müsâade edilmiştir. Daha sonra günah başlar ve gün geçtikçe artar. Günahın artması, barışıncaya kadar devâm eder.
Hadîs-i şerifte, “Sana darılana git, barış! Zulüm yapanı af et. Kötülük yapana iyilik et!” buyuruldu. Üç günden fazla dargın duran kimse, şefâ’at olunmazsa, af olunmazsa, Cehennemde azâb görecektir. Günah işleyene, ona nasîhat olmak niyyeti ile hicr eylemek yani darılmak câizdir, hattâ müstehabdır. Allah için darılmak olur.
Hadîs-i şerifte, “Amellerin, ibâdetlerin en kıymetlisi, hubb-i fillah ve buğd-i fillahdır” buyuruldu. Hubb-i fillah, Allahü teâlâ için sevmek demektir. Buğd-i fillah, Allahü teâlâ için sevmemek, dargın olmak demektir.
Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâma sordu: “Benim için ne yaptın?” dedi. “Senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim, ismini çok zikreyledim” deyince, Allahü teâlâ, “Namaz, sana burhandır. Kötü iş yapmaktan korur. Oruç, kalkandır. Cehennem ateşinden korur. Zekât da, mahşer yerinde gölge verir, sana râhatlık verir. Zikir, mahşerde karanlıktan kurtarır, ışık verir. Benim için ne yaptın?” buyurdu.
“Yâ Rabbî! Senin için olan işin ne olduğunu bana bildir” diye yalvarınca, “Yâ Mûsâ! Dostlarımı sevdin mi? Düşmanlarımdan kesildin mi?” buyurdu. Mûsâ aleyhisselâm, Allahü teâlânın en çok sevdiği ibâdetin, hubb-i fillah ve buğd-i fillah olduğunu anladı...
Mehmet ORUC
![[Resim: 10za6gn.png]](http://i51.tinypic.com/10za6gn.png)