You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

“HAYIR”DA DA “EVET” VARDIR…

“HAYIR”DA DA “EVET” VARDIR…

Acemi Üye
“HAYIR”DA DA “EVET” VARDIR…
100 yıllık planları doğrultusunda hakimi olmak istedikleri yeni dünya düzenini hayata geçirmek için orta doğu başta olmak üzere dünyanın altını üstüne çevirerek halkların cehennemini kendi cennetleri haline getirmeye çalışan siyonistlerin, bir ipte birden çok cambaz oynatma gayretlerine alışık olmamız ve cambaza değil de ceplerimize, vicdanlarımıza ve imanlarımıza odaklanmamız gerekirken halâ hangi cambazın daha maharetli olduğu konusunda tartışıyor olmamız gerçekten vahim bir durumdur. Oysa ki bundan önceki tecrübelerimiz de bize göstermiştir ki o ipi geren de, o cambazları o ipte yürüten de, bizi türlü reklamlarla, hilelerle, yalanlarla o meydana toplayıp bu tiyatroyu bize izletenler de ve bu sırada bize ait maddi manevi ne varsa yağmalayanlar da sistemleşmiş siyonizmin uşaklarından başkaları değildir ve bizler her seferinde bu oyun bitip de gerçek yaşamlarımıza döndüğümüzde sömürü ve zulüm anlamında değişen hiçbir şey olmadığını bizatihi müşahade etmişizdir.
Yani cambazların varlığı bundan önce de bizi ezenlerin varlığının garantisinden başka bir anlama gelmemiştir bundan sonra da gelmeyecektir. Biz hangisinin oyununu beğenirsek beğenelim onu izlediğimiz müddetçe maruz kaldığımız genel anestezi (uyuşturulma) durumundan dolayı kesilen, biçilen vücudumuzdan ve çıkarılan organlarımızdan haberimiz olmayacak, ne kendi acımızın ne de başkalarının acılarının gerçekten farkına varma ihtimalimiz kalmayacaktır. Üstelik bu uyuşmuşluk durumunda gördüğümüz rüyalar ve halüsinasyonlar bizi gerçek yaşamdan alabildiğine uzaklaştıracak, asıl dertlerimizi ve düşmanlarımızı görmemizi engellediği gibi suni dertler ve düşmanlar edinmemizi sağlayacaktır. Bu durumun kendisi ise zaten “uyurgezer” bir toplum inşa etmek isteyen siyonistlerin en temel amacıdır.
Bunun için de küresel zulmün yegane ideolojisi olan siyonizm, köşebaşlarını tuttuğu her memlekette halkları türlü tiyatrolarla gerçek dünyadan uzaklaştırmaya, ninnilerle mışıl mışıl uyutmaya ve sanki fikirlerine değer veriyormuş gibi yapıp tabiri caizse gazlarını almaya devam etmektedir. Özellikle “seçin” tiyatrolarıyla halkları figüranlık yapmak için sahneye davet eden siyonistler, senaryosunu kendilerinin yazdıkları, başrollerini kendilerinin belirledikleri bir oyunu sahneye koydukları için ister “kötü”(!) adamları ister “iyi”(!) adamları kazansın her daim kazançlı çıkmayı garantilemiş olmaktadırlar. Ama bu süreçte halklar da bu oyunun bir parçası olduklarını, bir değere sahip olduklarını ve birilerinin kazanmasında payları olduğunu zannettikleri için “özgür irade” masallarının sonucunda gökten düşen 3 elmadan birini alma umuduyla sakinleşmektedirler. Oysa ne gökten elma düşmekte ne de masaldaki çayır çimenin masalın asıl kahramanlarının fiillerinin şekillenmesinde zerrece etkisi olmaktadır.
Tıpkı önümüzdeki günlerde yine sahnelecek “evet-hayır” oyununun sonucunda olacağı gibi bu tip oyunların sonucunda da her daim kazanan yukarıda da anlatıldığı gibi siyonist-süfyani sistemler olmaktadır. Bu sistemlerin her hücreleri “şer” ile yoğrulduğundan, bu hücrelerin bir araya gelmeleri ile oluşan uzuvlarının her biri de “şerre” hizmet etmektedir ve hiçbir uzuv bu şerden “beri” değildir. Yani “evet” denildiğinde de “hayır” denildiğinde de tercih edilen bu uzuvlardan biri olacağından aslında “evet”te “hayır”da “şerr”i onaylamak olacaktır. Daha önceki “seçin”ler ile ilgili yazılarımızda da defaatle belirttiğimiz gibi zulmü işleyen sistemi benimseyen herhangi bir yapının tercihi o zulme maruz kalanların kurtuluşuna vesile olmayacak sadece zulmün şeklinin veya renginin değişmesi manasına gelecektir ki bu seçim sadece koyunun kasabın elindeki bıçağın rengini seçme hakkından başka bir anlama gelmeyecektir.
Peki madem ki bu sistemler halkların fikrine değer vermeyecekler ve kendi bildikleri yapacaklardır neden bu tür “seçin”ler düzenlemektedir? Bunun ilk nedeni yukarıda da bahsettiğimiz gibi halkın fikirlerine değer verildiği imajını yaratmak ve bu vesileyle halkın biriken öfkesini kontrol altına almaktır. Böylece halkın kimden nefret etmesi gerektiğini, kimi sevmesi gerektiğini sistemin kendisi belirlemekte ve halkın, hangi uşağının peşinden gitmesini istiyorsa halkın değerlerine alenen hakaret eden uşakları vasıtasıyla iyi göstermek istediği uşağına saldırarak halkın algısına şekil vermektedir. Yani sonucunu zaten belirlediği bir “seçin” ile halkın “kendi düşmanlarından” intikam aldığı hissine kapılmasını sağlamaktadır.
Bir diğer sebep ise sistemler, rejimler ve zalimler her zaman halklardan güçsüz olmuşlardır. Bunların hepsi her zaman ezmek için bir halka ihtiyaç duymuşlardır ama sadece kendi maddi güçleri ile bunu başaramayacaklarının da farkındadırlar. Bunlar bilirler ki halkın onaylamadığı ve varlığını kabullenmediği hiçbir yapı asla ayakta kalamayacaktır. Bu yüzden her sistem kendini halka onaylatmak mecburiyetindedir. Zulüm sistemleri de bu işi halkı aldatarak ve halk içinde bir alternatifin oluşmasını engellemek amacıyla kendi içlerinde kendi muhalefetlerini yaratarak yaparlar. Ve “seçin”ler bu işin uygulanacağı zemini sunarlar bu tip sistemlere. Yani bu sistemlerin “evet-hayır” oyununda ister hayır deyin ister evet deyin o sandığa gittiğiniz anda onaylayacağınız, “evetin ve hayırın” sahibi olan sistemin kendisi olacaktır ve sizin onu tanımanız ve varlığını onaylamanız ona yetecektir.
Bu mevzu aslında tarihte devletler arasında yapılan birçok anlaşma ile de gündeme gelen bir mevzudur. Çoğu zaman yeni kurulan bir devlet veya tarih sahnesine yeni çıkan bir güç kendinden eski olan veya güçlü olan bir başka güçle veya devletle kendi aleyhine görünse bile bir anlaşma imzalamak ister ki varlığı o devlet tarafından kabullenilsin ve yeni bir güç olarak onaylanmış olsun. Bu demektir ki asıl mevzu tanınmak, onaylanmak ihtiyacıdır ve tarih yeni devletlerin başkaları ile yaptıkları anlaşmaları bu açıdan her zaman başarı olarak kabul etmiştir. İşte halklarından güçsüz olan ama o halkların bütün varlıklarını yağmalamayı da amaçlamış olan tüm sistemlerin sergiledikleri “seçin” tiyatrolarının da amacı budur. Sandık başına kaç kişinin gittiği, giden kişilerin verdikleri oydan daha önemlidir her zaman. Çünkü sandığa gidenlerin hepsi o sistemin varlığını kabul etmiş ve onu bir güç olarak benimsemiş olacaktır.
Yani her “hayır” içinde bir “evet” barındırmaktadır tıpkı her “evet”in “hayır” olması gibi. Bu yüzden “hayır”da “hayr” vardır gibi içi boş ve temelsiz sloganik cümlelerin sahipleri şunu bilmelidirler ki “şerr”e ait olan “hayır”da da “evet”de de “şerr” vardır ve bu “şerr”in ucu ister hayır desin ister evet herkese dokunmaktadır, dokunacaktır. Ayrıca her “evet” bir red etme ve onaylama içerdiği gibi her “hayır”da bir red ve onay içermektedir. Herkes kendi inancı doğrultusunda bir şeyleri onaylarken başka bir şeyleri red etmek zorunda kalmaktadır. Bu yüzden de “hayır” diyenler ile aynı noktada buluştuklarını zannedenlerin iyi düşünmesi gerekir. Zira her “la” diyenin “illallah” diyeceğini düşünmek safdillik olacaktır.
Günümüzde süfyaniye “hayır” diyenlerin deccale “evet” dediklerini birebir gözlemlediğimiz için bizler tüm kavramların alabildiğine net ve açık bir şekilde kullanılması taraftarıyız. Süfyaniyi var eden, yetiştiren sistemi kurana rahmet okuyanların süfyaniye lanet etmelerini mantıklı ve samimi bulmamaktayız. Siyonizmin ümmet içindeki ilk devletini zorla, zerle, hile ve desiselerle teşkil eden şahısla, siyonizmin hedefleri doğrultusunda İslam ülkelerini kana boyayan şahsın arasında tercih yapmak, her iki şahsın şahsında müşahhaslaşan sistemin ekmeğine yağ sürmekten başka bir anlam ifade etmeyecektir ve ne yazık ki kendilerini okumuş, bilgili vs. telakki edenlerin birçoğu bilerek veya bilmeyerek bu yanlışa düşmektedir. Bunların “hayır”ları ile, eleştirip cehaletle suçladıklarının “evet”leri arasında bizim için zerrece fark yoktur.
Bundan dolayı bizler diyoruz ki şahısların varlığı ya da yokluğu ile işimiz yoktur. Biz o şahısları var eden sistemlerin köküne “hayır” demekteyiz ve o sistemin bir uzvunu diğerine tercih etme gafletinden beriyiz. Biz “la” diyorsak bunu takip eden tek cümlemiz “illallah”tır ve kanun koyucu, hakim ve mutlak güç olarak Allah’tan c.c. başkasını tanımamaktayız. O’nun (c.c.) sisteminin gayrısından da asla “hayrı” beklememekteyiz. Çünkü “izzet ve şeref Allah’ın yanındadır”(Nisa 139) ve izzeti başka yerlerde arayanların bulacakları tek şey zillet olacaktır…
siyasetmektebi.com
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.