Tabelası göğsündeydi kızın… Tabelanın bağlandığı ip: DİB…
Herkesin boynunda bu tabelalardan vardı, kaybolmamak için… Kaybolmaya gelmişlerdi oysa… Onca yolu kaybolmak için tepmişlerdi.
Önce yürümek için levazım toplandı Hacıcı’dan. Üstü havalı, altı ortopedik sandaletler… Abdest için ayrı bi terlik… Durmaya gidiyordu oysa… Dünya dönecekti onun etrafında, o etrafında dönecekti dünyanın... Ortopedik terlikle dünyanın neresinde olduğun anlaşılmaz ki... İletkenliği ortadan kaldırmıştı zavallı…
Kaybolmamak için pusulanın göstermesi gerekiyordu kıbleyi. Hacer’i, Peygamber’i, Allah’ı... Başka ilaha yönünü çevirmemek için, iki kere vurdu pusulanın altına, doğru göstersin diye... Haah… North… Doğru!..
Kaybolmaya gelmişlerdi oysa… Onca yolu kaybolmak için tepmişlerdi.
Ve karşısına çıkan ilk yerliye sordu : Af edersiniz, gönlün kıblesini hangi pusula gösterir acaba?..
-El pusula?.. El pusula?.. Uüç yuüz riyal…
