Ubeyd bin Umeyr (r.a.) ile Hz. Âişe (r.anhâ)’nın ziyaretine gittik. Hazret-i Ubeyd (r.a.):
Resûlullâh’da (s.a.v.) gördüğünüz en acâib şeyi bize bildiriniz, dedi.
Hz. Âişe (r. anhâ) vâlidemiz sükût etti. Sonra buyurdu ki:
Gecelerden bir gece Resûlullâh Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem:
“Yâ Âişe, bana müsâade et, geceyi ibâdetle geçireyim” dedi.
“Vallâhi senin yakınlığını severim, seni sevindireni de severim” dedim.
Sonra kalkıp abdest aldı ve namaz kılmaya başladı. Hep ağladı, o kadar ki mübârek göğsü gözyaşıyla ıslandı. Yine ağlamaya devâm etti, mübârek sakalı ıslandı, ağlamaya devam etti ve yer ıslandı.
Sonra Hz. Bilâl geldi, namaz için ezan okudu.
Onu ağlıyor görünce:
“Yâ Resûlallah! Niçin ağlıyorsun. Muhakkak Allâhü Teâlâ senin geçmiş ve geleceğini mağfiret buyurdu.” dedi.
Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz:
“Çok şükreden bir kul olmayayım mı?
Allâhü Teâlâ bu gece bir âyet indirdi. Vay bunu okuyup da onda tefekkür etmeyene” buyurdular ve Âl-i İmrân sûresinin:
“Elbette o göklerin ve yerin yaradılışında ve gece ile gündüzün ard arda gelişinde şüphesiz kâmil akıllılar için âyetler var.” meâlindeki 190. âyetini okudular.
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.