Forum Gündemi:

Konu Başlığı : YAŞAMAK, AĞRIDIR VE AĞIRDIR...

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 27 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : çakyamuni
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
General
*
4,811
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#1
18-06-2016, Saat:01:58 AM
Türkü gibi, şiir gibi yaşamak ister insan. Yaşam olabildiğince masum, doğal ve su gibi akıversin ister. Derununda böyle bir özlem yatar insanın. Garip duygulanımlar yaşar, sonsuzluğa uzar gider bu duygulanımlar, bitmez, bitirilmek istense de bitmez. Gönül bir kuyu gibidir, dibi görünmez, görünse de bir türlü bulunmaz. Görünüyor gibi olur ama bu bir yanılgıdır, seraptır sadece. Ohhh be demek ister bir yerde ama o yer hiç gelmez. Anlatılmaz, izah edilmez, izhar edilmez bir duygulanımdır o. İnsanlar ağız dolusu gülüyordur o yerde, o yer barış doludur, hürriyet yurdudur, o yerde aç yoktur, çıplak yoktur o yerde, bedenlerin ve gönüllerin tahdit edilmediği bir yerdir orası. Kimsenin kimseye üstünlüğünün ve egemenliğinin olmadığı bir yerdir o yer. İnsanın tam da kendisinin olduğu ve kendisini bulduğu yerdir. Acayip bir duygudur bu. Ama bir yandan da yaşamayı bir ağrı gibi görür. Gariptir bu! Çünkü hem yaşamak ağrıdır der, hem de istediği şey yaşamın ta kendisidir. Yaşamak niçin ağır gelir, ağrı gibi hissedilir ama bir yandan da yaşamak istenir? Çünkü istenilen yaşamak yoktur. Yaşamak istenilen şey hep hayallerde mahkûmdur. Olmayınca yaşamak, ağrı gibi gelir insana yaşamak! Olsaydı yaşmak, yaşamak işte budur derdi insan. Yaşmaktı insan, yaşayamayınca ağır geldi yaşamak insana ve ağrıdı yaşamak, ağrı gibi geldi insana. İnsanın gönlüne duygu düştü ve gönlü duygu oldu, duyguyla doldu gönlü, inceleşti ve inceldi insan. Dertler ağır geldi bu sefer ve dertlendi insan. Dertle doldu gönlü, ağır geldi dertle dolu gönüle yaşamak, ağrıdı gönlü. Gövdesi gönlüne zindan oldu. Böylece gönülde arzuladığı yaşamak, gövdesine ağrı oldu. Yaşamak ağrısı asıldı böylece boynuna!

İnsan kimdir, nereden gelmiştir, niçin gelmiştir, niye buradadır, ne yapmalıdır, ne yapmaktadır, nereye gidecektir, niçin gidecektir, nasıl gidecektir, gidince ne olacaktır, neyi istemektedir, ne bulacaktır? Gideceği yerden kaçmakta mıdır yoksa gideceği yere mi kaçmaktadır? İnsanın özünde iyilik vardır. Düşünce dünyaya, düşürmüştür dünya onu. Kötülük kötüdür ve istemez insan ama istetir dünya onu ona. Oysa bir varlık sebebi vardır; iyilik yapmak, kötülükten kaçmak ve iyiliği desteklemek, kötülüğü engellemek. Yapıyor mu bunu? Yoksa dünya yaptırmıyor mu bunu ona? Yapmak istiyor mu yoksa yapmayı istiyor görünüyor mu? Kendine mi hâkim olamıyor, kendine hâkim olana mı dur diyemiyor? İnsan düşünmüyor! Düşünseydi düşmezdi, insan kalırdı, insanca yaşardı. Şimdi ne kaldığı var, ne olduğu ne de yaşadığı. Sürünüyor, sürgünlere mahkûm! Söylediklerim mi yanlış, yaşamda mı bir yanlışlık var? Yanlış olan insan mı? Hakikat ıskat mı eder, ıskat edilen hakikat midir, ıskat olmak hakikati hakikatliğinden mi eder? Yalan söylemek namussuzluğun ta kendisidir! Yalana düşman olmak, yaşamanın adıdır. Yalan ağırdır ve ağrıtır. İşte bize ağır gelen ve gövdemizi ağrıtan şey; yalan yaşamaktır. Yalan yaşamayı taşımamak ve sırtımızdan atmak gerektir. Alışınca yalana insan, kaldırıp atmakta kolay gelmiyor insana. Sorgulamıyor insan ama sorgulayana düşman oluyor. Sordunuz mu da, sorgula diyor. İnsan bir suratta bin maskeyle dolaşıyor. Böyle dolaşınca yoruluyor. Yaşamakta yorgunluk oluyor. Sonra da ağrılarım var diyor, kendisinin olmayan ağrıları kendi ağrıları sanıyor. Savruluyor insan durmadan savruluyor, yaşadım sanarak savruluyor. Çünkü insan kendini yaşamıyor. Kendisinde başkalarını taşıyor, başkalarını da yaşıyor kendisiyle birlikte kendisinde ve bu ağır geliyor küçücük gövdesine, ince gönlüne. İnsan kendine acımıyor, acıdığını sanıyor başkalarına!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
Profesör
*
6,201
mesajlar
151
konular
6,131
REP PUANI
Yeni Üye

Oct 2014
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#2
18-06-2016, Saat:10:37 PM
ah kardeşim ne güzel ince ip ince konulara değinmişsin insan hayatını tek bir çizgide kısa amma öz vurgularla aynen belirtmişsin evet maalesef insan başkalarına acıyorda maalesef kendine acımıyor bunu bir farketse işte mesele çözülecek

dua ve muhabbetle kardeşim
İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!


RABBİME muhabbet ve nuruna emanet olun,
dualarınızı beklerim.

Yollar boşaldı artık, Yolcular buldu vaha
Yolcular gitmesede yollar gider ALLAHA
Çevrimdışı
General
*
4,811
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#3
19-06-2016, Saat:12:38 AM
duadaş sevgili güzelinsan aziz kardeşim,,, aklen kalben ruhen derin sonsuz eyvallah,,, dua ve muhabbet ile inşaallah... ruhum konuştu dilim yazdı bu defa...kesif duygularla doluydum...Allah sonsuz razı olsun...yorduğun gözlerini harcadığın zamana verdiğin emeğe Rabbim kıymet versin...amin...en derin sonsuz kalbi akli ruhi selam dua muhabbet ile...ahhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh...
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,811
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#4
25-06-2016, Saat:12:48 AM
İnsan şaşkın, avare, garip ve sıkıntı içinde. Dünya deli ediyor insanı. Peşine düşürüyor, umutlandırıyor ama bir türlü yakalanmıyor. Açlık acı veriyor, tokluk aptallaştırıyor. Mücadele, cehdsizlerin elinde. Çark hızlı dönüyor. Hızlı yaşamak istiyor insan, öğütülüyor fakat farkında değil. Duramıyor ki, fark etsin, fark edilsin. Kayboluyor, fark edilmeyecek şekilde dönen çark içinde. Ne çarkın kendine döndüğü farkında çarkın ne de kendini öğüten farkında dönen çarkın. Böyle bir dilemma yaşam. Bir bilgin yok ki farkındalık yaratsın çarkın dönüşü hakkında, bir yönetici yok ki çarkına çomak soksun dünyanın. Ezilmişlik hissi, hissizleştiriyor insanı. Ve hissizleşen insanı, savuruyor nimet rüzgârı. Yitik umutlar peşinden koşuyor insan. Nedir adalet ve nerededir? Yer misin, içer misin, giyer misin? Sanmayın ki, manasızdır bu soru! Yersin, içerisin ve giyersin adaleti. Çünkü adalet olursa yenir, içilir, giyilir. İnsan adaletin peşinde değil. Adaleti bulamayınca, nimetin önünde eğilir insan. Eğilen insan, kendini feda eder. Feda etmek kendini, fedai kılmaz insanı. Hakikate adanandır fedai. Adalet arayandır. Adalete kendini feda edendir. Kendini bulandır, bulunca kaybetmeyendir. Fedai kaybolmaz, kaybolanları bulur, toplar. Kimileri heveslerinin, hırslarının tutsağı, kimileri hırsları ve hevesleri altında ezilir. Adalet niye yok deriz? Sorduk mu hiç biz kimiz? Biz bizi bileydik adalet olmaz mıydı? Adalet insan için ve insanla gelir. Ya insan nerededir? Peki, Müslüman’dan haber var mıdır? Bilmezsek adaletin nerede olduğunu, nasıl getiririz onu? Önder kimdir tanıdık mı? Kur’an nedir okuduk mu? İslam nedir anladık mı? İslam insanın içinde, insan İslam’ın. Adalet nerede? Vicdanda saklı merhametin içinde. Merhamet nerden doğar? İnsan yüreğinden? İnsan yüreği nedir? İslam’ın ta kendisi değil mi? İnsan adileşince adalet adileşen insanın elinde can verir. Ara dur, bul bulabilirsen. Sen de kaybolanı nerede arayabilir, nasıl bulabilirsin, sende aramayınca.

İnsan; zalim, nankör ve cahil. Bende olmayan, olmasın hiç kimsede ister. Kendisi, kendisi olamamışsa, olamasın hiç kimse kendisi der. Varlığından emin olmadığı için, rahatsız olur başkalarının varlığından. İşte tam da burada zulüm peyda olur. Adaletin kılıcını ben çalayım ve istediğim gibi, istediğim yerden keseyim ister. Dünya acı dolu ama acıyı üreten insandır. Üretilen acıyı tadan insandır yine. İnsan, insana zulmeder. Haddizatında İslam’ın mahiyetinden rahatsız olur insan. Filhakika kalıp olarak var olsun ister İslam. Ama öylece dursun ve müdahil olmasın hayatıma der. Çünkü İslam müdahil olduğu zaman hayatlara, hayatların yanlış olduğu ortaya çıkar. Bu da huzursuz eder insanı. Adeta suratına bağırır hayat; sen sahtekârsın diye. İstermiş gibi yaşıyoruz hayatları ama istemiyoruz gerçekte. Gerçekte isteseydik, gerçekleşirdi istediklerimiz. İstemediklerimiz gerçekleşiyor, çünkü istermiş gibi yapıyoruz ama istemiyoruz. Dillerimiz de ki Allah, gönüllerimize indiyse ve eylemlerimizde bizi yönlendirense, işte o zaman istediklerimiz olacaktır. Ya dillerimiz Allah derken, boğazımızda kalıyorsa söylediğimiz ve kalbimize inmiyorsa, nasıl gerçek olsun dileklerimiz, isteklerimiz? Suçluyuz aslında hepimiz. Ya da hepimizin suçlu olmasını istiyor birileri. Oysa İslam’ın olduğu bir yerde adaletin olmaması mümkün müdür? Çünkü İslam varsa bir yerde, insan vardır o yerde. Ve insanın olduğu bir yerde adalet zirvededir. Dünya üzerinde adalet yoksa orada İslam’da, İnsanda yoktur. Adalet, vicdanda ki merhamet duygusundan doğar. Haddizatında vicdanın adıdır merhamet ve merhamet vicdanın kendisidir. Eğer ki, merhametten behreniz yoksa, insanlıktan behrenizin olması kabil değildir. İnsanın tebeyyün ettiği yerdir merhamet duygusu. Adaletin dip kökü de merhamettir. İnsanlıktan behresi olmayanlar merhamet etmeyi bilmezler. Merhamet adacığı, beden coğrafyasında, insanlığın çırılçıplak tezahür ettiği yerdir. Zalimlerin merhameti olmaz. Merhamet edeydi şeytan, şeytanlaşmazdı. Merhameti olmayan insanın adaleti de olmaz öyleyse. Adaleti olmayan insanların dünyasında zulüm egemendir. Bir insan bir şeyi hak ediyor mu ve sen o hakkı gasp ediyor musun, işte orada adalet yoktur, çünkü merhamet yoktur. Bu durum meydana gelirken merhamet hâsıl olaydı gövdenin gönül dediğimiz yerinde, böyle bir şey olmazdı ve adalet tezahür ederdi. Çünkü bir hakkı gasp ederken, içi acımalı insanın yani merhamet dile gelmeli. Üzülmeli, sancı çekmeli, azap duymalı, göz göre göre bir hakkı gasp etmekten dolayı. O hakkı gasp ederken, gasp yapanın aklına, hakkı gasp edilenin ailesi, çocukları, yiyeceği, giyeceği, içeceği gelmeli. Onun derin üzüntülere ve acılara gark olacağı gelmeli aklına. Birilerini mutlu edeceğim derken birilerini mutsuz edeceğini düşünmeli. Birilerinin çocuklarının güldüğünü hayal ederken, diğerinin çocuklarının acı çektiğini hissetmeli. Ve merhamet duygusu araya girmeli orada. Dur demeli! Yapma, acı çektirme masum birine demeli! Merhamet dile gelmeli hülasa! Merhamet dile gelmiyorsa, insan ölmüştür ve İslam yok hükmündedir orada. Peki, İslam olan, insan evladı olan ve merhametli olan biri bunu yapabilir mi? Asla yapamaz, yapmaz, yapmamalı. Yürekte ki merhamet hissi böyle bir zalimliğe müsaade etmez.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,811
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#5
27-06-2016, Saat:05:14 PM
Dünya garip, hayat garip, insan garip ve garip şeyler oluyor hepsinde. İnsan, ister istemez üzülüyor, beden yorgun, ruh azap içinde. Söylesen anlamsız, sussan yürek sızlar. Vazife zor, insan olmak zor, sorumluluk ağır. Bir de vicdanlar sağır oldu mu, yandın, bittin, kül oldun. Allah, insan diye yaratmış ama insanca yaşamakta serbest bırakmış. Yaşamak hakikaten zor be bu dünyada. Filler tepişirken ezilen ne olur ki? Menfaat kavgalarından başka bir şey yok burada. Herkes kendi menfaatinin peşine düşmüş ve düşürmüş düştüğü şeyin peşinden koşarken tüm değerli hazinelerini. Şöyle bir bakalım dünyaya; kendi çıkarını düşünmeyen, çevresinin çıkarları için mücadele etmeyen, tek derdi kendi gurubunun çıkarları olmayan, partisinin ve cemaatinin küçük çıkarları için amansızca dövüşmeyen kaç kişi var? Merhamet sahibi olan, merhametinden mütevellit adalet diyen insaf sahibi kaç kişi var? Böyle bir dünyada, İslam’ın gömüldüğü, insanın öldüğü bir dünyada, adaletin ikame edilmesi ne mümkün. Allah ne der? Önder ne der? Kitap ne der? Ki, hepsi de haddizatında Allah’ın dediğini der. Adalet yurdu, İslamsız ne mümkün. Olması icap eden, Müslüman’ın adaleti ikame etmesidir. Zira iman ettiğimizi söylediğimiz Allah, adildir ve adil olmayı emreder, adil olanları sever. İnsanlığın mutlak ve yegâne Önderi Hz. Muhammed’in hayatında adaletsizliğin zerresine rastlayamazsınız. Ki, yerin ve göğün ancak adalet üzerinde kaim olduğunu söyleyen bizatihi Kendileridirler. Biz İslam’sız yerlerde adaletin var olduğunu sanırız ama bu telakki, gerçeklikten uzak, sadece bir sanrıdır, yanılsamadır. Filhakika, bu yerlerin yani İslamsız diyarların karanlık dünyalarında hesapsız, kitapsız bir zulüm hâkimdir. İşte bu yüzden adalet namına Müslüman’dan da umut kesildiği zaman artık orada canlı kalan hiçbir şey yoktur. Hem insanlık ölmüştür hem İslam terk edilmiştir hem de adaletin cenazesi gömülmüştür. Masa, kasa ve nisa bağımlılığı için; ahlak ve adalet ilkelerinin çiğnendiği, milletin evlatlarının dikkate alınmadığı, ulvi erdemlerin fırlatıp atıldığı, namuslu ve dürüst olanın karanlığa gömüldüğü nice çağlara tanıklık etti insançocukları. Yaşanan her şeyin şahitliğini yaptı. Ve bir gün büyük insanlık mahkemesi kurulduğu gün tanıklık edecek. İşte bu sebeple, insançocukları her zamanda ve zeminde gövdesine bağlı tüm organlarını açık tutmalı, aktif halde bulundurmalı. Ah be insanoğlu!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,811
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#6
30-06-2016, Saat:01:10 AM
Kime inanabiliriz, kime güvenebiliriz? Güvenilmeyen İnsan mıdır, İslam mıdır? Güvenilmek kötü müdür? Niçin güven veren insanlardan kaçarız ya da korkar gibi yaşarız. İnsan nasılda yalnız bu dünyada ve ruh ne acılar çeker sessizce. Kardeşine güvenemezse insan, kime güvenir? Biz kimdik sahi? Kardeşler değil miydik? Kardeşliğimiz önsel miydi, sonsal mıydı? Kardeş olduğumuzu bildik ama kardeşçe yaşamayı beceremedik. Belki kardeş olduğumuzu bile bilemedik hala. Bilseydik becerebilir miydik, orası da meçhul. Biz kendi kendisini yitirmiş varlıklarız maalesef. İnanmadığına güvenebilir mi insan? Önce güvenmek mi gelir yoksa inanmak mı? Belki de iç içedir ikisi de. İnsan çürümüş bebeğim! Sağlam olan güven verir, inandırır zira. Ben niye inanamıyorum, güvenemiyorum? Üstelik inanmak ve güvenmek istediğim halde. Çünkü gönülden Allah diyene rastlamadım! Allah, dillerden gönüllere inmemiş hala. İman boğazımızda duruyor. Görmediğimiz, tanımadığımız, duymadığımız kim kaldı şu dünyada? Nice şeyhler gördük, tanıdık, dinledik. Nice liderler gördük, tanıdık, dinledik. Nice partiler, nice cemaatler, nice tarikatlar geldi geçti bu handan. Nice ideolojilerden, ideologlardan haberdar olduk. Çiçek açanı görmedim de, kar yağanı çok gördüm. Ben dondum da, onlar sıcak olamadılar bir türlü. Yalnızlık düştü bahtımıza her daim. Acılardan acılara sürgünlük kader oldu bize. Ne hedefi insanlık olanı gördüm ne de insanlık için kavga edeni. Zaten İslam olamadıysanız, insanlık için varolmanız imkânsızdı. Bilirdik ama söyleyecek kim vardı? Vicdan nedir? Bendenize göre Allah’ın sesidir. En güçlü hâkimdir, savcıdır, avukattır. Merhamet, belki de, vicdanın hayata yansıyan yüzüdür. Vicdanı, merhameti irdelemeden, irkilmez insan, irkilmeyince de kendine gelemez. Evet, bilmeden yapmak olmaz ama yapmayınca da bilmek hükümsüzdür, anlamsızdır. Ne çağın sağlam bir vicdanı var ne de çağa şahit olanlar işleyen bir vicdana sahip. Vicdan, merhamet, adalet eşittir insandır. Vicdanlı, merhametli ve adil insanlar herkesin kazanmasını isterler ama bunlardan yoksun olanlar sadece kendilerinin kazanmalarını isterler. Acıyı da sevinci de paylaşmaktan haz duyarlar. Şahsım adına dünyayı, insanları, yaşananları izledikçe, büyük insanlık evinde Allah’a gerçekten iman etmiş olanların var olduğuna da pek ihtimal vermiyorum. Evet, Allah’a gönülden bağlı olan mutlaka insandır, İslam’dır, Müslüman’dır. Hakiki insan ve Müslüman olanda, muhakkak ve muhakkak vicdan sahibidir, merhametlidir, adaleti gözetir. İnsan ve Müslüman olan biri yaşamında hissiyatlı, haysiyetli ve hassasiyetlidir. En basit bir misal; insan evladı olan insan, hiçbir kimseyi tahkire ve tezyife yeltenecek kadar aşağılık olamaz, doğru ve dürüst diye bir insanla dostluğunu sonlandırmaz, iyi olanın yolunu açar ama kapatmak için uğraşmaz, hiçbir kulun hakkını gasp edecek kadar adileşmez, insanların gerçek yaşam kaynağı olan umudunu katletmez. Bunun lamı cimi yoktur, şayet hakiki İnsanlık ve Müslümanlık mevcutsa. Şunu unutmayalım; insan bozmak için var değildir, yapmak için vardır. Bozan bizden değildir, insan değildir, İslam değildir!

İnsan, insana yük bu dünyada. Taşınan, taşıyana merhametli olmalı, adaleti gözetmeli. Acı ekmemeli kalbine asıl yükü çekenlerin. Buna elbet kader diyemeyiz belki ama klasik bir dünya realitesi olmuş artık. Hani Üstad Necip Fazıl diyor ya; ‘’kader bizi kıskacında yoğurmuş akrebin aldırma gönül, böyle gelmiş dünya böyle gidecek’’ diye işte o misal be cancağızım. Acı ama kaçış yok! Ve insan henüz erişmesi gereken yüksek bilince erişememiştir. Bazı arızalarda buradan tevlit etmektedir. Geçelim! İnsanlar, hakikatlerden korktukları için kendilerini rahatlatmak adına yalan üreten birer makinaya dönüşmüşler. Bir din varken, orada dururken, din icat ediyoruz misal. Din diyoruz ama dinin uygulanmasından korkuyoruz. Korkmuyormuşuz gibi yapıyoruz ama korkuyoruz. Yani dinin icrasını isterken, haddizatında İslam’ın icrasını istiyoruz anlamına gelmiyor bu, çünkü böyle bir isteğimiz yok. Uydurduğumuz dinlerin icrasını istiyoruz. Peki, niye böyleyiz? Çünkü İslam dünya vaat etmiyor. Bilakis, o taparcasına bağlandığın dünyalıklar elinden gidebilir. İslam’ı gerçekten benimsemek yürek ister. Benimsiyormuş gibi yapmak ayrıdır, benimsemek ayrıdır. İslam’ı benimse de bir haksızlık yap bakalım, bir hakkı gasp et bakalım, bir gönlü incit bakalım, titrer yüreğin titrer. Ama benimsemeyince, uydurulmuş dine uyunca yaşayıp gidiyorsun, her naneyi yiyorsun takmıyorsun. Niye? Çünkü yüreğin titremiyor, umursamıyorsun. Alışıyorsun zamanla ve salla gitsin oluyor tabir caizse. Ve yatıyorsun kulakların üstüne, kapatıyorsun gözlerini, bastırıyorsun vicdanını. Yaşamak buysa batsın böyle yaşam!


BAŞSAĞLIĞI VE LANET



Sayın devletim, sevgili milletim, ehl-i sabır aileler! Hepimizin başı sağolsun. Rabbim ölenlerin taksiratlarını affeylesin, onların üzerlerinden rahmetini esirgemesin, mekânlarını cennet eylesin. Rabbim bu ülkeyi, bu devleti, bu milleti korusun. Bizlere sabırla direnmeyi nasip etsin. Âmin. Lanet olsun terörizme. Lanet olsun teröriste. Lanet olsun terörizmle insanlığa kan kusturanlara. Lanet olsun terörizmden beslenenlere. Lanet olsun terörizmi yöneten şeytanlara. Terörizmin gerçek hedefi; Türkiye ve Türk Milletidir. Korkuyorlar kuduz köpekler. Bu milletin dirilmesinden, ümmete önderlik etmesinden, kadim devirlerine geri dönmesinden korkuyorlar. Bu yüzden de terörle geliyorlar. Kendilerini taşeron terör örgütleriyle gizliyorlar. Dün meydana gelen olay kesinlikle ve kesinlikle malum taşeron örgütlerin işi değildir. Belki onlar eliyle gerçekleştirilmiştir ama kesinlikle küresel ayağı vardır. Terörist devletlerin eli vardır. Ki zaten terörizmi üretenler terörist devletler değil midirler? Çok teennili ve müteyakkız olmamız iktiza ediyor. Bir ve beraber olarak direnmek gerekiyor. Tuzaklara düşmemek, oyunu iyi oynamak, serde gedik açtırmamak icap ediyor. Acımasızca mukabelede bulunmak iktiza ediyor. Tekrar başımız sağolsun!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,811
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#7
01-07-2016, Saat:05:25 PM
İnsanoğlu uyduruğu seviyor. Çünkü, asıl olan, nefsi yerle yeksan ediyor. Dünya da nefisle uyuşuyor. Böyle olunca, asıl olan, yaşamı zorlaştırıyor ve insan, uydurukla, uyduruktan yaşamaya alışıyor. Şöyle temaşa ediniz hayatı ve insanları isterseniz, kahir ekseriyet uyduruktan yaşıyor. Anlamsız, saçma, ciddiyetsiz, samimiyetsiz. Feragat etmek, fedakârlık yapmak güç geliyor insana. Öyleyse uyduruktan yaşa gitsin. Ciddi konuş samimi sansınlar, uyduruktan yaşarsan fark etmezler diyor kendi kendine. Nasılsa zevahire bakıyorlar insanlar. Hakikate de bu sebeple düşman gibi yaklaşıyor ya zaten. Fiyakalı görüntü verdin mi tamamdır oluyor. Allah de, takke tak, adalete gelince takla at. Nasılsa gözler takkededir, dilde ki Allah’ı işitmektedir, adaleti kim algılayacak, görecek, bilecek, anlayacak. Yaşamlar zaten sıradan, sığ, öylesine. Geçelim! Uydurulan din, hep bana Rabbena der durur. İslam ise, paylaş diye buyurur. Uydurulan din, mutlak mülk kılar ama her yerde emanet emanet der durur, tabir caizse şaklabanlık yapar. İslam ise, mutlak mülk ancak Allah’ındır buyurur ve verdiklerimde hakkı bulunanlara veriniz der. Uydurulan din, hep bana Rabbena derken aynı zamanda hep bize hep bize der. İslam ise, kim bir şeye seza ise o şey ona aittir der. Uydurulan din, ben olayım diğerleri ölsünler der. İslam ise, hep beraber olsun der, ölümü de, yaşamı da paylaşmak vardır İslam’da. Uydurulan din, iyi kötü ayrımı yapmaz ve kötü de olsa benimle beraber olan sahip olsun der. İslam dini ise her zaman iyinin yanındadır, adaleti emreder, benden olmasa da iyi sahip olsun der. Bu söylediklerimiz yalan değildir. İslam’dan kaçıp din uyduranlar için geçerlidir ve doğrudur. Hayat beni yalanlarsa yalancılığı ve iftiracılığı kabul ediyorum. Ama hayat beni yalanlayamaz, zira bendeniz hayatı yazıyorum!

Biteviye İslam ve Müslümanlar üzerine mülahazalar serdetmemin nedeni, bu tarafta ki yanlış telakkiler neticesinde yanlış hayatların ortaya konulmasıdır. Zira şeytanileri yazacak, tenkit edecek halim yok. Çünkü şeytan şeytanlığını ezelde yaptı, bugünde yapıyor, yarın da yapacak. Bugün şeytana; ümmete zulmetme diyecek halimiz yok. Desekte demesekte o bildiğini yapacak. Öyleyse, burada akıllı olması icap eden taraf ümmetin bizatihi kendisidir. Suçun büyüğü bizim dünyamızın insanlarındadır. Müslümanlar düzeldiği zaman dünyanın da düzeleceğine inanıyorum. Müslüman akıllı olduğu ve akıllı oynadığı zaman, şeytanilerin rahat hareket edebileceklerine inanmıyorum. Bilakis dünyanın düzelmesi, insanlık toprağına baharın gelmesi muhal ender muhaldir. Bu gerçeği büyük ve derin bir acı hissiyle söylüyorum. Söylemeye de devam edeceğim. Ta ki, Müslümanların eylemleriyle söylemleri bir insicam içerisine girene değin. Müslümanlık dilde kalmayıp harekete dökülesiye değin. Çünkü Müslümanların laflamaktan başka pek bir şey yaptıkları yok. Maalesef Müslümanlar İslam’dan uzak haldedirler. Bilinç düzeyleri düşüktür. Varlık âlemini okumakta kifayetsizdirler. Kafa ile kalbi mezcedememişlerdir hala. Tam da ‘’iman edenlere yeniden iman etmeleri’’ gerektiği uyarısını yapan Kur’an ayetini hatırlamanın ve hatırlatmanın zamanı. İnanın ki, Müslümanların da bozulduğu bir dünyada yaşamak o kadar ağır geliyor ki insana. Çünkü artık tutunacak bir tek dalın kalmamıştır işte o zaman. Yazık oluyor ama idrak ediyor muyuz acaba? Kılınan namazların sahte olduğunu duyumsamak yüreği o kadar acıtıyor ve ağrıtıyor ki, insan eziliyor, utanıyor. Camiye giriyorsun, hutbeyi dinliyorsun, çıkıyorsun ve her şeyi unutuyorsun. Dilinde Kur’an ayetleri var ama hayatında Kur’an’dan zerre iz yok. Her şeyde olduğu gibi Kur’an’ı da gelenekselleştirmişiz. Böyle olunca da duyarsızlaşmışız. Samimiyetin olmadığını hissettiğin yerler dar geliyor insana, bir an kendini fırlatıp dışarı atası geliyor insanın. Dertsiz, davasız ve sancısız yığınlar ve bu yığınlardan fırlayıp çıkanların hayatı kuşatıp yaşamı zindana çevirmesi kahrediyor insanı. Mürai, boş, uyuz ve çıkarcı suratlar, kof beyinler çıkıyor karşınıza hep. Bir makamı işgal etmiş ama adam değil, sırf müzaherete mazhar olduğu için orayı işgal ediyor. Kâğıt kürek işleriyle oyalanmak, sürünmek için. İdeal diye bir şeyden bihaber, davadan yana işi yok. Ama dilinden Allah düşmüyor. Ulan, bir defa, insan demek, kendi dışında yüce idealler ve emeller taşıyan varlık demektir. Ayrıca sadece namaz kılınca her şeyin tamam olduğunu, yaptığı adaletsizliğin yapılması gerektiğini sanan zavallıların olduğunu düşününce iğreniyorsun. Korkakların mevkileri işgal ettiği bir yerde insanlık bir milim bile ilerleyemez. Şöyle konuşma, böyle deme, şunu yapma; ulan geri zekâlı peki sen kimsin, görevin ne, niçin orada duruyorsun? Toplum içinde o mevkiiyle anılmak ve angutça kibirlenmek için mi? Top oynamaya mı geldin oraya? Senden mevki sahibi diye bahsedilse ne olacak? Büyüyecek misin? Sen büyüsen de küçüksün ve küçük kalmaya mahkûmsun. Korkakların büyüdüğü nerede görülmüş? Küçük olarak var olanlar ve yaşayanlar, küçültmeye çalışırlar. Maatteessüf; toplumumuz, sürüyle, adi, sefil ve cahil tiplerle dolu. Bu yüzden de bu toplumda namuslu, dürüst, ideal sahibi insanların yeri yok; mal gibi, kof, uyuz insanlar ise her zaman piyasaya egemen. Ve bu tür küçük ruhlu tipler mütemadiyen koruma altına alınıyor. Vallahi de, billahi de, tallahi de hayat böyle. Namuslunun, çalışanın, üretenin, gövdesinde insanlık adına yüksek idealler barındıranların asla yeri yok. Bana sakın var demeyin. Hakikatler acıdır, acı hakikatleri haykırdığım için bana kızmayın. Söylediklerim hakikat değilse, yüksek ve yüce hakikat temelinde yalanlayabilirseniz ve yüzüme tükürebilirsiniz, buyurun işte meydan! İsyan etmek boşuna ama isyanımla insanım, ne yapayım? Derdim var, davam var, meselem var, acım var, sancım var çünkü. Bireysel dünyama gömülüp kalmak istemiyorum. Hilalin, Saliple mücadelesi varken ve ciğerlerime kadar bunu hissederken, pasif kalmak, susmak, uyumak bu milletin evlatlarına yakışmaz.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,811
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#8
03-07-2016, Saat:03:43 AM
Ah be bebeğim! Şöyle mücadeleci, suratlarından anlam ve derinlik fışkıran insanlarla dolu olacak dünya. Koşturacaksın mütemadiyen. Bir balık gibi kıvrılacaksın insanlık denizinde. Samimiyet olacak, dürüstlük olacak, ciddiyet olacak. Kenetleneceksin sımsıkı. Dostuna, davaya sadakat olacak. Kopmaz bağlarla bağlanacaksın birbirine. Seveceksin insanları, saygı duyacaksın insanlığa. Kırmayacaksın, kazanacaksın. Yol kapatan değil, yol açan olacaksın. Hiç durmayacak, bıkmayacak, yorulmayacaksın. Korkmayacaksın. Zindanlar, zincirler, prangalar vız gelecek. Kafan da, yüreğin de kuvvetli olacak. Bilgi egemen olacak hayata. Namuslu, üretken ve çalışkan insanların ayrı bir değeri olacak. Bilinçli olacak, anlayacak herkes. Zalimi, mazlumu bir bakışta tanıyacak. Baş eğmeyecek, yüzsuyu dökmeyeceksin hiçbir kimseye. Ali Şeriati üstad misali bir ömrün aktif geçecek, hareket halinde olacaksın her an. Her yerde bitivereceksin vehleten. Gençlikle buluşacaksın. Anlatacaksın, anlatacaksın, anlatacaksın. Aydınlatacaksın. Aydınlatırken aydınlanacaksın. Haykıracaksın zalimlerin suratına hakikatleri, zulme geçit vermeyeceksin. Dirileceksin, direneceksin. Kitlelerle buluşacaksın. İsyanlarında bile bir anlam, bir derinlik, bir ahlak bulunacak. Meydanları, yürekleri kocaman, kafaları hakikatle yüklü insanlar lebalep dolduracak. Sen konuştukça, onların yüreklerinde makes bulacak sözlerin ve haykıracaklar, sözler mavi göklerde pervaz eyleyecekler kuşlar misali ve bir rahmet gibi düşecek yüreklere. Onların coşkuları sana heyecan verecek. Şiirler okunacak, marşlar terennüm edilecek, türküler söylenecek hep bir ağızdan. Arayan ve adanan bir kitle olacak. Dipdiri bir kitle olacak. Hak davasından dönmeyecek, haksızlık karşısında susmayacak, en ufak zorda bir adım bile geri atmayacak. Sağlam adımlar yeri titretecek. Şeytan korkacak ve kaçacak delik arayacak, kitlelerin anlamlı ve derinlik yüklü uğultusundan. Nasılda boş, yoz, sığ bir dünya böyle. Ne zevklerde anlam var ne de hayatlarda anlam kırıntısı. Avarelik zirvede. Sekterlik, serkeşlik, serserilik, dar kafalılık, hayatları, keyifleri, zevkleri zehirliyor adeta. İnsanlar rüzgâr önünde ki yapraklar misali savruluyorlar. Dünya leşinin peşinde düşmüş herkes. Bilinç dipte. Anlama kabiliyeti sıfır. Kenetlenme yok. Sadakat ne mümkün. Engel olmayacak kaç kişi çıkar? Menfaatler, hayatları esir almış. Şeytan sızmış araya ve bağları yerle yeksan etmiş. Saygı yok, sevgi tükenmiş. Ruhlar dağınık, bedenler paramparça. Ne umalım, ne bulalım böyle bir dünyada, böyle insanlığın bağlarında?

Habil’in kanının akmasından bu yana hep iyilerin kanıyla beslendi toprak ve dünyada Kabiller egemen oldular mütemadiyen. Dünya var olduğundan beridir kötü insanların şarkısını dinliyor insanlık. Artık iyi insanların şarkısı çalmalı. İyiler birleşmeli ve susturmalı kötülerin şarkısını. Devr-i devranı bitmeli kötülerin, yürümeli iyilerin kervanı. Kirlerinden arınmalı; hayat, tabiat ve insan. Güneş başka doğmalı. Nimetlere eski tatları gelmeli yeniden. Ölümsüz duygular tebeyyün edivermeli yüreklerimizde vehleten. Deniz başka köpürmeli. Topraklarda buluşmalı insanlar. Kırlarda çiçekler başka açmalı. Kuşlar başka uçmalı göklerde. Çocuklar ağız dolusu gülmeli. Toprağa basmalı ayaklarımız, ellerimizde kitaplarımız olmalı. Nehirler coşkun akmalı. Geçelim! Hayatta ki en kahredici şey nedir bilir misiniz? İnsançocuklarının rızıklarının dolaylı olarak yine insançocuklarının inhisarında olmasıdır. Kula kulluğun kökünde de bu vardır. Mutlak mülkiyetçilik arzusunun kökünde de bu vardır. Mülke egemen ol, rızkı eline al, kulu kul et. Yaşamı acılaştıran, bir nehir gibi akıp giden hayatı zehir eden, baharları kışa tedvir eyleyen, filhakika derinlerde ki bu dünyalık hırsıdır. Barışın türküsünü susturan, kardeşlik çiçeklerini katledip kötülük çiçeklerini besleyen, türkü tadında yaşamayı katleden, şiiri gibi hayatı hayallere mahkûm kılan hep budur işte. Rızk insanların elinde bulununca, varoluşun önkoşulu rızk olunca, insan rızkın peşinden koşunca, kula kulluğun kapısı arlanıveriyor vehleten. Allah’ı kaybeden insanlık kendini de kaybediyor, kaybolan insanlık zalimleşiyor. Zalimleşenler, mazlumları, acılardan acılara sürgün ediyorlar. İnsan güzelliğin nerede olduğunu bir türlü bulamıyor. Zorlamayla bir şey olmayacağını, gerçek güzelliğin gönülden doğduğunu bilemiyor. Teslim olmaya yanaşmıyor. Bağlayıcılığın ancak gönülde spontane egemen olacak olan şeyin olduğunu idrak edemiyor. Zorbalığı seviyor, kendisine zorbalık yapılmasından hoşlanıyor zımnen. Binaenaleyh, ancak dikteyle yapıyor bir şey yapacaksa. Gönülden yapmıyor. İşte bu da hayatı mahvediyor, çıkmazlara sokuyor. İslam dışında hiçbir şeyin bağlayıcı olamayacağını, İslam’ı da gönülden ittihaz etmesi gerektiğini düşünemiyor ya da anlayamıyor, idrak edemiyor. Burada ki derin, keskin ve ince sırrı çözseydi insanlık, çözemeyeceği hiçbir şey kalmazdı ve hayallerde ki yaşam da spontane bizi bulurdu inanın.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,811
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#9
04-07-2016, Saat:01:40 AM
İnsançocukları dürüst değiller. Bitevi bahanelere sarılan lakayt varlıklar. Akılları olduğunu biliyorlar ama akletmiyorlar, kalpleri olduğunu biliyorlar ama merhamet etmiyorlar. Cahiller, zalimler, nankörler. Bile bile zulmeden varlıklar. Geçelim! İslam, Allah’ın, biz kulları için seçtiği ve biz kullarına gönderdiği ve biz kullarından kabul ettiği dindir. İnsanı ihata eden ve mukayyet kılan tek dindir. İnsanın gönlüne girdiği zaman spontane denetim altına alır insanı, zorlama yapmaz. Zaten insanda, gönlüne girdiği andan itibaren zorlanmaya gerek duymaz ve kendisi bile farkında olmadan ittiba eder. İşte İslam’ın asıl sırrı ve seçkinliği buradadır. İslam’da zorlama yoktur. İslam haricinde ki her düşüncenin teşekkülü insan elinin ürünü olduğu için ve kendisini insana ancak metazori ittihaz ettirdiği için esaslı bağlayıcılıkları yoktur. İslam’ın emirleri gönüllü ifa edilirken, harici düşünceler emirlerini dikte ederler. İslam, insana seçiminde hürriyet veriyor, çünkü İslam’da iki dünya var. İnsana bunu bildiriyor ve seçim senin diyor. İslam’ın hedefi yok, insana hedef tayin ediyor ve insanın o hedefine vasıl olması için kendisini insana hizmetkâr eyliyor. Harici düşüncelerin ise tek dünyası var ve o dünyayı ele geçirmek zorundalar, bu yüzden de zorlama ile işlerini yapmak zorundalar, insana seçim hakkı falan tanımazlar. Bunların kendi hedefleri var ve insanı kendi hedefleri için kurban ediyorlar. Bu düşüncelerin esaslı bir bağlayıcılıkları da yoktur ve insanın bunlara spontane ittiba etmesi gibi bir durumda sözkonusu değildir. Peki, insan neyi seviyor? Maalesef zorlanmayı, zorla yola sokulmayı, kendisine benzerleri tarafından buyurulmayı seviyor. Efendi olmayı değil, köle olmayı tercih ediyor. İşte insanı hayatta perişan eden şey, hayatın insicamını nakzeden şey budur. İnsançocukları ise zalim, cahil ve nankörler maalesef. İnsançocukları ise benzerlerinin ortaya koydukları düşünceye bizatihi karşı koyabilir ya da çok dikkate almazlar, çünkü o düşünceler her an tam karşılarında gördükleri, her gün karşılaştıkları, birlikte yiyip içtikleri bir insandır. Bu yüzden istedikleri hayatı yaşayabilirler, çünkü bağlı oldukları düşünce onların istediği şekilde dizayn edilmiştir. Birinde kanunu koyan Allah’tır diğerinde ise insandır, ikisinin arasında sonsuz bir farklılık vardır. İslam dışında isen dilediğince yaşayabilirsin. Ki bu normaldir de. Zira tam aksine inanmayan insan için muayyen bir hudut dâhilinde yaşamak anlaşılmayacak bir şeydir. İnanmayan insan dilediğince yaşayabilir. Gerçi muayyen bir hudut dâhilinde yine yaşamak zorunda kalıyor o da başka. Çünkü toplumsal normlar diye bir şey de var hayatta. Öyleyse benim suçlayacağım yer orası olamaz. Bu yüzden insanı yıkan en acı şey; Müslüman iddiasında olanların yaptıkları haksızlıklardır. Bir defa beşeri bir ideolojinin müntesibi zulüm yapabilir, haksızlık yapabilir, bu çok normaldir, bunun için ona kızmam ben. Zira bağlayıcı bir inancı yoktur. Dünya için vardır, çalışmaktadır, kavga vermektedir, onun için dünya tektir ve başka dünya da yoktur, olmayacaktır. Ama Müslüman asla böyle değildir ve yaptıkları da sırf bu yüzden sorgulanır, sorgulanmalıdır. Ve Müslüman için iki dünya vardır, bu yüzden sorumlu yaşamak zorundadır.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,811
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#10
08-07-2016, Saat:12:31 AM
Ah be insan! Seni tüketen yine sensin. Seni çoğaltabilecek ancak sen iken. Dünya karanlık. Karanlıkta yürüyen bir yolcusun. Ruhun sana ışık. Ama ne gariptir ki, gönlüne çöken bir karanlık var ve sen o karanlığınla senin üzerine çöküyorsun. Mütemadiyen çamura baktın ve battın. Hiç göklere çevirdin mi yüzünü? O, küfre haşyet, imanlıya umut olan göklere. Nice zamanlar geldi geçti bu dünya hanında. Niceleri gelirken, niceleri terk etti. Yaşayanlar yaşadı gitti. Bize yaşamak mı kaldı sanki? Anlam tükendi evrende, anlamsızlık bizi buldu. İçimiz hep konuşuyor, ne kadarda suskun olsakta. İnsan bazen kendinde yaşarmış. Bunu beceremeyen zaten yaşayamazmış hiçbir yerde. Kuru kalabalıkların gürültüsünde kaybolup gidermiş. Susmakta bir raddeye kadar oluyor. Sonsuzcasına susmak zaten ne mümkün. Derin acılar, kahreden iç çekişler, tinsel kopuşlar kaplıyor, zaten yorgun olan gövdeni, suskunluk demlerinde. İnsan, konuşması için gönderildi dünyaya. O konuşacak ki, yaşamında, imtihanında bir tutar yanı olacak. Konuşmayacaksaydı, niye vardı? Konuşacak ki var olacak, var oldu ki konuşacak! Konuşmak hürriyet olduğu kadar, insanlığın da belirtisidir. Konuşmanın asıl sırrı kendi içinde gizli. Herkes kendi konuşur, kendini konuşur. Kendi gibi konuşmayan, kendini konuşmayan yoktur, var olması da kabil değildir. Kendi gibi konuşmayan, kendini yaşıyor değildir. Yaşamakta, hürriyette budur haddizatında. Konuşmak en büyük nimet olduğu gibi, en yüce hürriyettir de. İnsan işte ve yürek insanda işte! Dertler başıboş bırakmıyor ki garip yüreği. Nice yaralar açıyor o yürekte, bitmeyen sancılar, acılar doğuran yaralar. Ve o yaraların, daha derin yaralamalarından ancak konuşarak kurtulabiliyor insan. Dökülünce hafifliyor. Acılar, sancılar, ıstıraplar elbette bitmiyor ama hafifliyorlar. Düşünmek acı veriyor, konuşmak ise acıyı azaltıyor. İnsançocukları tefekkür ederler. Hiçbir olgunun ve olayın özünde dışarıdan müşahede edildiği gibi olmadığını ihsas ederler. Tefekkür zihni açıyor. Dar kalıplardan kurtarıyor, boğulmaktan koruyor, görülmeyeni gösteriyor, sezilmeyeni sezmeyi sağlıyor, farkına varmadığımız ince noktaları fark ettiriyor. Eski bir alışkanlıktı o. Şimdi çağ değişti, hayat değişti, insan değişti! Değişmek, dönüşmek filhakika acıtmadan öldürdü insanı. İnsan yaşadığını sanıyor!

Yaşamak ağrı gibi gelir mi? Geliyor işte. İnsan bazen bıkıyor yaşamaktan ve yeter diyor. Çünkü benzerlerinden o kadar yoruluyor ki, illallah ediyor. Ama tam da burada paradoks yaşıyor. Yaşamak ağır gelince yaşamayı istemiyor ama yaşamamakta kolay değil. Nasıl yaşamayacak? Ne yapacak? Yapmak kolay değil, yaşamak zor. Ne yapacak? Arada kalıyor. Bunalıyor. Birbirimizin cennetimiz olacağımız yerde cehennemimiz oluyoruz. Hayatı dar ediyoruz. Leş peşinde koşarken birer leşe dönüşüyoruz. Gazali’nin dediği gibi; mezardakilerin bin pişman oldukları şeyi elde etmek için birbirimizi kırmaktan, paramparça etmekten, düşürmekten hayâ etmiyoruz. Tefekkür etmek eskidi ne hazin! Artık, eski bir alışkanlıktı o diyoruz. Oysa tefekkür etmeyenin insan olduğu şüphelidir. Bağırıyoruz, böğürüyoruz, gürültü yapıyoruz gel gelelim tefekküre vakit bulamıyoruz. Tefekkür edenlere de ters bakıyoruz, hayatı ona nasıl zindan etsem diye planlar yapıyoruz. Herkes bizim gibi olsun, bize benzesin, düşünse de bizim gibi düşünsün, yaşasa da bizim gibi yaşasın istiyoruz. Böyle bir şeyin kabil olmadığını bile bile. Söz söylemek erdemdir, sözü erkek gibi söylemek mertliktir. Fakat söylenilen sözü dinlememek ve insanca karşılamamak namertliktir. Bilir miyiz bunu? Kafamızın basması iktiza eder. Toplum olarak maalesef namertliğe daha yakınız. Bizim gibi düşünmeyen, yaşamayan insanlara zerre tahammülümüz yok. Üstelik o insanları jurnallemekte cabası. Sorsanız yapana, marifet der. İlletten marifet peyda olur mu? İnsanı diye geziniriz yer üzerinde ama bilmeyiz ki, insan dediğin beyniyle, ruhuyla insandır. Yoksa her iki ayaklıyı insan saymak, insana zulümdür. Değil mi ki bizim gibi değil karşımızda ki, ağzıyla kuş tutsa bitmiştir. Her kötülüğe layıktır o. Ondan ne dost olur ne de insandır o. Belki duyumsamayız amma, işte o an insanlık çizgisinden düştüğümüz andır. Ve inanın ki, neyi yitiriyorsanız, yitirdiğiniz anda yitirdiğiniz şeyin ne olduğunu bilmek muhaldir. Ancak yitirildiği ve lazım olduğun gün aklınıza gelir. Bilmeyiz ki, bizim gibi düşünmese de, insanlar düşünmelidir ve namuslu muameleyi hak ederler. Hayır, sen dürüstsen karşında ki de dürüsttür elbette. Ne vatanı sadece sen seviyorsundur, ne dindar olan sadece sensindir, ne de sosyal adalet sadece senin özlemindir. Hiçbir insanoğlu, hemcinsi gibi düşünmüyor diye, tehlike ve tehdit kapsamına alınamaz. Tabi ihanetler başkadır. Bir yerde hakikaten kadim ve kök değerlere ihanet varsa orada anlayış diye bir şeyde olamaz. Mevzuumuzda bu değil zaten. Düşünülmeyen yerde, ne hakikat ortaya çıkar, ne hürriyet olur, ne terakki görülür, ne de saadet ve huzur hayat bulur. Orada dehşetli bir zulüm, ağır bir esaret, haysiyetsiz ve mürai bir yaşam vardır.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi