Forum Gündemi:

Konu Başlığı : VİRÜS NE ZAMAN YOK OLUR...

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 0 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : çakyamuni
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
General
*
4,697
mesajlar
2,215
konular
1,282
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#1
03-09-2020, Saat:06:10 AM
Evet, bir şekilde, geliyor ve buluyor sizi, cehenneme çeviriyor hayatınızı, bir azap gibi geliyor hayatınızın tam ortasına kuruluyor, hem de siz isteseniz de, istemezseniz de yapıyor bunu ve kaçacak deliğiniz olmuyor. Nefes alamaz, tat alamaz, haz alamaz, koklayamaz, gülüp eğlenemez, yiyip içemez, gezip tozamaz, muhabbet edemez, el sıkamaz, kucaklaşamaz hale getiriyor sizi. Perişan ediyor, çaresiz bırakıyor, bocalayıp kalıyorsunuz. Bunları kısmen yapmaya muvaffak olsanız bile, beyninizde sürekli bir korku olduğu için, hiçbirini doyuma ulaşırcasına yapamıyorsunuz, çünkü hiçbir şeyi, o korkuyu beyninizden çıkarıp umarsızca dalıp giderek yapamıyorsunuz, yaşayamıyorsunuz. Bitevi bir huzursuzluk içinde kalmanıza neden oluyor, o içsel huzursuzlukta dışsal olan her şeyin tadını tuzunu kaçırıyor. O zaman, olsa da olur, olmasa da demek zorunda kalıyorsunuz ve her şeyi ertelemeye mahkûm oluyorsunuz. Elbette gelişine onlarca sebep söyleyebilirsiniz. Şöyledir böyledir diyebilirsiniz ilmen, tıbben, bilimsel olarak. Ve kuşkusuz doğru da olacaktır bu amma velakin bir de bunların dışından da bakmak icap etmektedir. Yani artık canavarlaşan insanlığın kendi elleriyle çağırdığı bir azapta olabilir. Masivaya dair her şey, insan denilen yaratığa çek benim üzerimden elini de demiş olabilir, her şeyini ben verirken senin bana verdiğin kötülükten başka nedir ki demektedir sanki. Ev sahibi benim, sense bir gün defolup gidecek bir misafirsin ama bunu görmezden gelip, sahiplik pozisyonunda, bana dilediğin gibi davranıyorsun, haddini aşıyorsun, yolunu şaşıyorsun, o zaman hadi buyur demektedir. Çünkü hem insanlıktan çıkıp vahşileşmiş bir varlıkla; hem üzerinde yaşadığı doğayı dahi katletmekten içtinap etmeyen bir varlıkla; hem havayı, suyu, toprağı zehirleyen bir varlıkla; hem hayvanları ve dahi türdeşini vahşice katleden, insanlık tarihine ihanet eden, her şeyin dokusunu umarsızca zedeleyen bir varlıkla; hem de dengeyi, mizanı, izanı, ölçüyü tamamen kaybetmiş bir varlıkla karşı karşıyayız. Adaletsiz, ahlaksız, namussuz, şerefsiz ve dahası cehaletin zifiri karanlığında sefil bir it gibi yaşamayı kanıksamış bir varlıkla karşı karşıyayız. Bugün kendi kendisinin kurdu olmuş ve kendi kendisinin etini yemekten hicap duymayan, imtina etmeyen ve o kadar alçalmış, aşağılara düşmüş, adeta vahşet makinası ve abidesi haline gelmiş bir varlıkla karşı karşıyayız ki, bu bela yine nimet sayılır, çünkü beterin de beteri vardır. Zevahirde her şey gayet güzel göründüğü için, insan dediğimiz varlık zevahirde insana benzediği için her şey normalmiş gibi geliyor bize. Çünkü biz kalıba, dışa bakmaya alışmışız, içeriye bakmıyoruz, batına dikkat etmiyoruz. Tıpkı kimliğe bakıp, eylemi sarf-ı nazar eylediğimiz gibi. Tıpkı imanı var deyip, müptezelliğin, pespayeliğin mutlak hücceti olan amelleri sarf-ı nazar eylediğimiz gibi. Ruhun çürüdüğünü, tefessüh ettiğini dışarıdan bakınca göremezsiniz ama tedricen çürür ve bir gün gövde kendiliğinden olduğu yere çöküp kaldığında anlarsınız ama artık iş işten geçmiştir. Eğer böyle bir dikkatimiz olaydı, her şeyin nasılda iğrendirici, tiksindirici olduğunu ihsas edebilirdik ama maalesef artık bu yetilerimizi kaybedeli çok oldu. Bizler için içerisi değil dışarısı önemli olur oldu, çünkü insanlığımızı dışarıyla ilintilendirir olduk. Önemli olan sıretimiz değil suretimiz oldu, bu yüzden de suretimize gösterdiğimiz özeni sıretimize göstermez olduk. Zira bizler artık dünyanın kapısında bekleyen itleriz. Yalımız ne kadar büyük olursa o kadar iyi havlarız. Ve biz bu haldeyken virüsün yok olacağını sanıyoruz, bir virüs gider başka bir virüs yine gelir. Biz önce kendimizi düzelteceğiz. Biz düzelmedikçe de doğru düzgün bir hayat yaşamak hep hayal olacak, varolan hayatta haram olacak. Masivaya dair her şeyde bir denge vardır. Denge bozulduğu zaman silsile halinde her şey şirazesinden çıkar ve hayat cehenneme döner. Dengeyi bozup, bu kaos da nedir demek pezevenkliktir, bilmem ne çocukluğudur. Kimse kusura bakmasın, günahsız olan pervasız konuşur ve gerçekler acıdır, acıtıcıdır. Gerçekleri olduğu gibi söylemeye söylemeye geldik zaten bu hale. Yalan söyleye söyleye düştük, sürünür olduk. Öyle değil mi, hadi öyle değil deyin ve bir de üstüne inanım deyin. Bugün doğruyu söyleyebiliyor musunuz? Söylediğiniz zaman bi milyon yaftayı yapıştırıveriyorlar üzerinize, ondan sonra uğraş dur olmayan adalet mekanizmasının dişlileriyle. Canlarımızı acıttığı, konforumuzu bozduğu, bize insan olmadığımızı hatırlattığı için gerçekleri yok sayamayız. İnsanlık zulmün kıskacında çırpındıkça, suçsuz yere acılar içinde inleyen tek bir masum varoldukça, ki var olanları saysanız bitmez, ahlar arş-ı alaya yükseldikçe, ahlak insanlık toprağından çekildikçe, yalan rüzgarı hakikat ağacını kökünden söküp savurdukça, dalkavukluk geçer akçe oldukça, yaltaklanma baş tacı edildikçe, kul hakkı umarsızca ve kayıtsızca yendikçe, israf yüzünden yoksulluk yol aldıkça, haram helalin yerini aldıkça, rüşvet, torpil, faiz hayatı kuşattıkça, hak etmeyenler her yeri işgal ettikçe, haklı olanlar insandan sayılıp değer görmedikçe, bana dokunmayan yılan bin yaşasın dedikçe, her koyun kendi bacağından asıldıkça ve asılmayanlar otlamaya devam ettikçe, körleştikçe, sağırlaştıkça, cahilleştikçe, hissizleştikçe, sürüleştikçe, mankurtlaştıkça, arkalardan kuyu kazdıkça, pislik yapan benden dedikçe ve görmedikçe ve o pisliği sürekli takviye ettikçe, kıskandıkça ve kıskandıkça yok etmeye çalıştıkça, bigünah insanlara iftira attıkça ve atılan iftiralarla hayatlar yandıkça, gammazlamayı marifet addettikçe, kaynakları şerefsizce sömürdükçe ve sömürülen kaynaklar yüzünden insanlar sürünmeye maruz bırakıldıkça, gerçekleri sayılarla ters yüz edip insanları aldattıkça ve insanlar aldanırken bizler keyfimize baktıkça, her türlü nimeti tekelimize alıp başkalarından esirgedikçe, hep bana dedikçe, hülasa; hayvandan dahi aşağı bir yaşam sürdükçe daha çoook cehennemlerde yanarız ve hem böyle yaşayıp hem de ellerimizi semaya açmakla gökten insanlık yağacağını sanırız. Bir şeyi öğrenmek, bilmek, o şeyin anlaşıldığı anlamına gelmez. Bildiğin, öğrendiğin bir şeyi yapmazsan da sana bir faydası olmaz. Senin duan senin eylemlerin olmadıkça makbul de olmaz, kabul de. Sana akıl verildi kardeş, o aklı kullan denildi, dengeyi koru, mizanı sarsma, adaleti gözet denildi. Bunu yapmazsan domuz gibi böğüre böğüre geberirsin. Sonra da öküz gibi sorarsın ben niye geberiyorum domuz gibi böğüre böğüre diye. Gerçek acıdır kardeş, acıttı mı? Bendeniz gerçek değilim, gerçeği söylüyorum sadece, bu yüzden bir suçlu varsa şayet, o da gerçektir, hadi gerçeği döv, öldür kardeş! Gerçeği öldüremezsin ancak örtebilirsin ama örtülen o gerçek gün gelir öyle bir intikam alır ki, feleğini şaşırır kalırsın. Ve ALACAK ta!
 
ÜÇ SÖZ:
 
‘’’’Gençler! Bu Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak sizlersiniz. Cumhuriyet, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller ister.’’’’
 
Mustafa Kemal ATATÜRK
 
‘’’’Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette. Bunun için, insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterli.’’’’
 
Karl MARX
 
‘’’’Her şeyi SORGULA.’’’
 
Karl MARX
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi