Forum Gündemi:

Konu Başlığı : Tağut Nedir?

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 4 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : ssdkl
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 5/5 - 1 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
Üye
*
139
mesajlar
32
konular
20
REP PUANI
Yeni Üye

Jun 2016
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#1
21-06-2016, Saat:07:53 PM
Önce kelime üzerinde duralım. Arapça bir kelime olan tâgût, iştikaak itibariyle tuğyan ile ilgilidir. Tuğyan ise; Allahû Teâla’ya isyan etmek mânâsınadır.
Tefsir-i Mücahid’de tâgûlun ismi has olduğu ve çoğulunun da, tekilinin de aynı olduğu kayıtlıdır. İmam-ı Muhammed İbn-i Cerir, tâgûtu şu şekilde tarif etmektedir: “Allah’ın indirdiği hükümlere mukabil olmak ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık tâgûttur.”2 Bunun insan olması, put, şeytan veya bunların dışında herhangi bir şey olması mahiyetini değiştirmez.

Kur’ân-ı Kerim’de: “Andolsun ki, biz her kavme: `Allah’a ibadet edin, tâgûta kulluktan kaçının!’ diye (tebligat yapması için) bir peygamber göndermişizdir.”3 buyurulmaktadır.

İnsanlar “kul olma” hususunda istisnasız uyarılmışlardır. “İman edenler Allah yolunda cihad ederler, küfredenler ise tâgût yolunda savaşırlar”4 âyet-i kerimesinde de beyan buyurulduğu gibi, insanlar “ya Allah’a ibadet edecek, veya tâgût’a kul olacaktır”5 bu iki yolun dışında üçüncü bir hâl yoktur. Kur’ân-ı Kerim de “Sana indirilen Kur’ân a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Onlar tâgûtun huzurunda muhakeme olmak (hükümlerine boyun eğmek) istiyorlar. Halbuki tâgûtu inkâr etmekle (tekfir etmekle, lânetlemekle) emrolunmuşlardır”(6) buyurulmaktadır.

Kur’ân-ı Kerim deki bütün bu âyetleri ve mütevatir sünnetleri dikkate alarak şu hususu belirtmekte fayda vardır. Tâgûtun hükümlerine boyun eğenler ve râzı olanlar, kâfirlerdir. Nitekim İbn-i Kesir bu hususta şunları kaydediyor: “Bu ayet-i kerimede (Nisâ sûresi: 60) Hazreti Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve sellem)’e ve diğer peygamberlere iman ettiklerini söyleyip, bununla beraber ihtilaf ettikleri hususlarda, Allah’ın kitabından ve Peygamber’in (sav) sünnetinden ictinap edip, insanların kendi akıllarına göre (beşeri kanunlarla) hüküm vermesini istiyen kişinin iman iddiasını Allahû Teâla reddetmektedir.”(7).

Bugün dünyada; vahyi inkâr ederek, insanların çoğunluğunun rızasına göre kurulduğu iddia olunan bütün demokratik sistemler, Allah (cc)’ın hükümlerine mukabil ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad etmektedirler. Dolayısıyle bütün demokratik sistemler, bu noktada “tâgûtî” özellikler taşırlar. Bu bir anlamda bütün ideolojik sistemler için geçerlidir. Daha genel bir ifade ile, İslâm dışındaki bütün sistemler, tâgûtîdir.

Şurası unutulmamalıdır ki, tâgûtun hükümlerini benimseyenler, Allahû Teâla’nın dinine küfretmek durumundadırlar. Çünkü Hazreti Âdem (Aleyhisselam)’dan itibaren bütün peygamberlerin insanlara; “Allah’a ibadet edin, tâgûta kulluktan kaçının” diye tebligat yaptıkları “muhkem âyetlerle” sabittir. Tâgûtun hükümlerini inkâr etmeyen ve tâgûtî güçlerle mücadele vermeyen kimse, ne kadar âlim olursa olsun, iman yönünde bir sıkıntı vardır..

İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!
Çevrimdışı
Cezalı Üye
92
mesajlar
9
konular
May 2016
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#2
21-06-2016, Saat:09:27 PM
(21-06-2016, Saat:07:53 PM)ssdkl Adlı Kullanıcıdan Alıntı: İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!
Bugün dünyada; vahyi inkâr ederek, insanların çoğunluğunun rızasına göre kurulduğu iddia olunan bütün demokratik sistemler, Allah (cc)’ın hükümlerine mukabil ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad etmektedirler. Dolayısıyle bütün demokratik sistemler, bu noktada “tâgûtî” özellikler taşırlar. Bu bir anlamda bütün ideolojik sistemler için geçerlidir. Daha genel bir ifade ile, İslâm dışındaki bütün sistemler, tâgûtîdir.

Şurası unutulmamalıdır ki, tâgûtun hükümlerini benimseyenler, Allahû Teâla’nın dinine küfretmek durumundadırlar. Çünkü Hazreti Âdem (Aleyhisselam)’dan itibaren bütün peygamberlerin insanlara; “Allah’a ibadet edin, tâgûta kulluktan kaçının” diye tebligat yaptıkları “muhkem âyetlerle” sabittir. Tâgûtun hükümlerini inkâr etmeyen ve tâgûtî güçlerle mücadele vermeyen kimse, ne kadar âlim olursa olsun, iman yönünde bir sıkıntı vardır..

İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!

Sayın ssdkl,

Şirk konusunda bir forum konusu açmışsınız, orada diyorsunuz ki; El-hakim olan yalnızca Allah'tır. O tektir. ortağı, eşi, benzeri, yetkilerini devrettiği bir kimse, yada Allah adına yeryüzünde hüküm sürme ( ki bu Allah ile Ortaklık iddiası demektir.) şirk ehlinden olmak demektir. EYVALLAH

VE O FORUM KONUSUNDA AŞAĞIDAKİ BİLGİLERİ SUNMUŞSSUNUZ:

[b]“Hüküm vermek yalnızca Allah'a aittir: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yûsuf Suresi / 40. Ayet)

İmam Taberi (Rahimehullah) şöyle demiştir ; “Allah-u Teala, yarattığı hiçbir mahluku hüküm verme konusunda kendisine ortak kabul etmez. İnsanlar arasında hüküm verecek yalnız O’dur. Hüküm verme, ihtilafları çözme, insanları ve işlerini idare etme konusunda dilediği ve sevdiği şekilde hareket eder. Bu özellik sadece O’nun hakkıdır.” [1]

İmam Begavi (Rahimehullah) şöyle demiştir ; “Hüküm vermek, emretmek ve yasaklamak ancak Allah-u Teala’ya ait bir haktır.” [2]

Seyyid Kutub (Rahimehullah) şöyle demiştir ; “Hükümranlıkta hak iddia eden kimse, uluhiyetin ilk şartında Allah’la mücadeleye girişmiş olur. Bu kimse ister fert, ister insanların bir tabakası, ister bir parti veya grup, ister bir millet, isterse bütün dünyanın meydana getirdiği alemşümul bir insan kitlesi olsun. Uluhiyetin ilk şartı olan hükümranlık üzerinde Allah’la mücadeleye giren ve kendine hükümranlık izafe etmeye çalışan kimse küfre girmiştir, apaçık bir kafirdir.” [3]

“Yoksa onların bir takım ortakları mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşri ettiler (şeriat kıldılar / kanun olarak belirlediler)?” (Şûrâ Suresi / 21. Ayet)

İmam Kurtubi (Rahimehullah)’ın zikrettiğine göre, Ebu Ali (Rahimehullah) şöyle demiştir ; “Her kim Allah’ın kanunlarından yüzçevirip onların dışında başka hükümleri talep ederse kafir olur.” [4]
[/b]


Sonra da tagut isimli bir forum konusu açıyorsunuz, İnsanları, yönetimleri, rejimleri tagutlukla , kafirlikle suçluyorsunuz*

yahu bu ne çelişki?

Siz Allah mısınız? yardımcısı mısınız? Allah hüküm verme ve insanları yargılama yetkisini size mi verdi? Siz kimsiniz? kendinizi İnsanları yargılama makamında görüyorsunuz? size bu yetkiyi kim verdi? Alllah mı? Allah size böyle bir yetki verdiyse hüccetiniz nedir?

Lütfen aktardıklarınızı bir okuyun, bir forum da yazdığınız diğer forumu inkar ediyor?

bu ne çelişki

Size basit bir soru:

PEYGAMBER, MEKKE'DEN MEDİNEYE HİCRET ETTİĞİNDE MEDİNE YAHUDİLERİNE TAGUT MU DEDİ?

HİÇ PEYGAMBER'İN [b]MEDİNE VESİKASI[/b] DİYE BİR ŞEY DUYDUN MU?
Çevrimdışı
Üye
*
139
mesajlar
32
konular
20
REP PUANI
Yeni Üye

Jun 2016
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#3
22-06-2016, Saat:12:14 AM
Öncelikle bu soru içinde sorular barındıran bir soru, bunu soran kişi tağut kavramını, iman kavramını anlamadığı için mesele akidevi bir konu haline gelmiştir. Öncelikle iman meselesini açıklayalım;
İman; Allah'u Teala tarafından Hz. Muhammed (sav) gönderildiği kesin olarak bilinen şeylerin tümünü kalple tasdik, dille ikrar etmek ve gereğince amel etmektir. Yani İman sadece dil ile ikrar edildiğinde kemale eren bir durum değildir. Bu durumda dilin, kalbin ve organların sorumlulukları vardır. Dilin sorumlu olduğu esas şey Allah'ı birlemek ve Rasûlü'nü kabul etmektir. Yani iki şehadettir. Kalbin sorumlu olduğu şeyler; haşyet, ümid, rıza... Organların sorumlu olduğu şeyler bunlarında tespiti terk ettiğinde (namaz gibi) veya işlenildiği takdirde ( din ile alay etmek) kişiyi küfre girdiren amellerdir.
Yani burdan şunu iyi anlamamız gerekiyorki iman için bu üç şart gereklidir. İman yalnızca tasdik değildir. Kişinin Allah'ın var olduğunu bilmesi ve bir Allah var bunu biliyorum demesi onun imanına delil değildir. Kişi Allah var dedikten sonra onu dili ile birleyip kalbiyle ona boyun eğip amelleri ilede O'nun şeriatını yaşamak zorundadır. İman'ı şu üç sınıf altında anlatmaya devam edelim. Aslu'l İman (İmanın Aslı), Vacibu'l İman (Vacip olan iman) ve Müstehap olan iman.
1) Aslu'l İman; İmanın aslı olup terk edildiği durumda veya işlenilmesi, söylenilmesi durumunda kişiyi küfre girdiren şeylerdir.
-Allah'a İman
-Meleklere iman
-Peygamberlere iman
(Bu şekilde imanın 6 şartı)
-Tağutu Reddetmek
-Vela Bera
-Oy kullanmak
.
.
.
Kim imanın aslını yerine getirmezse bu kişi küfre girmiş ve kafir olmuştur. Bir kişi açık bir şekilde Allah'ın meleklerini inkar ederse bu kişi imanın aslını bozmuş ve kafir olmuştur. Bu konuda şunuda belirtelim oy kullanmak alimlerin ittifakınca küfür bir amel olduğundan dolayı kişi oy kullandığından dolayı Tağutu Reddetmemis olduğundan, küfre girmiştir. Fakat bu meseledeki istisna şudur ki kendisine Müslüman diyen bir insanın oy kullanma meselesi burda bu kişiye direkt kafir hükmünü bizler veremeyiz. Bu konuda bu kişi bu amelle küfre girmiş fakat onun mutlak kafir olduğunu söylemek Alimlerin, kadının görevidir. Şöyle ki bu konu tekfir konusu olmaktadır ve tekfire engel şartlar mevcut olup ayrı bir konu olduğundan dolayı burda bu konuyu daha fazla açmayacağım. Ama tekfir ince bir mesele olup herkesin bu konuda konuşmaması gerekmektedir. Âlimler ile bizler arasındaki fark şudur ki oy kullanan bir kişi kadıya getirilir, kişinin bu konudaki tüm cehaleti giderildikten sonra kişi hala bu amelde ısrarcı olursa zahirine göre bu kişiye kafir hükmü verilir. Burdaki ince noktada şudur. Bu kişinin cennetlik yada cehennemlik olduğu hükmü Allah katındadır. Kişi bu konuda bir şey bildiğini iddia ediyor veya şuna bu cennetlik bu cehennemlik diye hüküm vermeye kalkarsa, Allah'ın hakimiyet noktasında kendine pay biçmiş olacaktır. Burda kadı'nın yaptığı dünya hukuku açısından o kişiye verdiği zahiri hükmüdür.
Çevrimdışı
Üye
*
139
mesajlar
32
konular
20
REP PUANI
Yeni Üye

Jun 2016
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#4
22-06-2016, Saat:12:36 AM
Burda da Kadı yeni bir hükümle ona kafir demiyor var olan delile göre o kişiye kafir demiştir.
Çevrimdışı
Üye
*
139
mesajlar
32
konular
20
REP PUANI
Yeni Üye

Jun 2016
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#5
22-06-2016, Saat:12:54 AM
Vacip olan iman;
İmanın aslını yerine getirip, bunun üzerine vacipleri işlemeyi ve haramlarıyla terketmeyi eklemektır. Bunun tespitide şudur ki, Terki halinde arapça korkutmasın söz konusu olduğu ancak, terkedenin kafir olmadığı amelin işlenmesi vacip olan imandır. ( sıdk, güvenilirlik, anne babaya iyilik) Veya terki halinde azapla korkutmanın olduğu ( zina, içki içmek)

-Müstehap olan iman
Bu imanın aslını ve Vacibını yerine getirdikten sonra mendup ve Müstehapları işlemek, mekruh ve şüphelileri terketmektir.


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi