Forum Gündemi:

Konu Başlığı : SADECE DÜŞÜNÜN...

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 45 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : çakyamuni
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
General
*
4,666
mesajlar
2,204
konular
1,278
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#41
24-10-2020, Saat:08:53 AM
Ey insançocukları! Kaynağım halk toprağı ve o toprağa serilmiş insanlık sofrasıdır. O sofraya oturmuş bir insantekiyim ve hayatı boyunca doğal gözlem yapmış biriyim, okuduklarım ayrıdır elbette ve onlar herkesin ulaşabilecekleri kaynaklardır. Yani asıl kaynağım ve aracım bellidir. Bu yüzden ne kaynağım tükenir ne aracım yanıltır beni. Elbette insanım, hatalarla, günahlarla, yanlışlarla malul biriyim. Velakin ne şeytanım ne de melek, sadece bir insanım yani ne mutlak günahkârım ne de mutlak günahsız ama tövbekâr bir insanım. Aracım doğal gözlem olduğu için kahir ekseriyetle tespitlerimde, teşhislerimde, çıkarımlarımda ve önerilerimde isabet ederim. Çünkü yaşanmışlıklardan, yaşananlardan, yaşadıklarımdan mülhem söylerim söylediklerimi. Tecrübe diye bir şeyin ışığıdır bendenizin yolumu aydınlatan. Hani demiş ya Üstat Peyami Safa; tecrübe en büyük öğretmendir diye, işte o misal. Binaenaleyh serdettiklerimi cerhetmek öyle kolay değildir hamdolsun. Ha bu övünülecek bir şey midir? Elbette gurur duyulabilecek bir şeydir. Çünkü sağlam zemine basıyorum bir şey söylerken, inanarak bulunuyorum bir iddiada bulunurken. Yani müfteri olmadan bir iddiada bulunmak ve doğruluğundan emin olarak bir şey söylemek ve iddialarını ve söylemlerini kati hüccetlerle (((hele bu hüccetler bizatihi görülen, dokunulan, hissedilen, yaşanılan, farkında olunan, algılanan bir hayatın içinden süzülmüş ve mutlak gerçekliği olan hüccetlerse))), destekleyebileceğine inanmak insana güven verir. Olguların ne olduğunu sarih bir şekilde talim ettikten sonra, her daim nasıl olaylaştıklarını ve olguları olaylaştıranların kişiliklerini, olguları nasıl anladıklarını ve nasıl anlattıklarını, izledikleri yöntemleri, taktiklerini, hedeflerinin ne olduğunu ve hedeflerine varmak için nasıl bir yolu takip ettiklerini, insanlara bir şey söylerken nasıl ve hangi niyetle ve hangi üslupla söylediklerini, söylediklerini ne derece de yaşadıklarını, aldatmaya çalıştıklarında bunu nasıl yapmaya çalıştıklarını gözlemledim bitevi. Her alanda amansız paradokslarla yüz yüze geldim. Tanımadığım, bilmediğim, gözlemlemediğim fraksiyon, klik, grup kalmadı. Birileri hakkında karar verirken buna göre karar verdim yani menfaatlerime ve kafama göre değil. Tanrı’ya hamdolsun ki, hayatımın hiçbir anında hiçbir şey için çıkarlarıma göre hareket etmedim, tavır belirlemedim, davranış sergilemedim. Ortaya koyduğum her fikir, ulaştığım her çıkarım, önerdiğim her tedavi yöntemi tecrübelere istinat ederek tezahür etmektedir. İşte hakikati aramamın, hakikate talip olmamın, aldanmaktan nefret etmemin, aldatandan tiksinmemin en büyük nedeni budur. İnsanlığın da aldanmasını istemiyorum ve bundan böyle de bir daha asla aldanmaması için tecrübelerimin ışığında naçizane fikirlerimi serdetmeye çalışıyorum. Elbette çapım belli ama umuyorum ki, insan kardeşlerim bendenizi mazur görmektedirler. Çünkü münhasıran tecrübelerimin ışığını yansıtmaktayım, haddimi ve hududumu aşmamaktayım. Ki, haddizatında böylesi bir ödev herkesin üzerine vazife bileceği ve deruhte etmekten imtina etmeyeceği bir ödev olmalıdır, münhasıran birilerinin değil. Çünkü bir hayat yaşıyoruz ve o hayatı insanca, onurluca yaşayalım istiyoruz değil mi? Birilerinin kuyruğunda dolaşarak, kapı kulluğu yaparak, köleliğin zilletine katlanarak değil. Mazide kalan hayallerin nostaljisiyle uyuşturularak değil. Kimliklere bakıp üstünkörü güvenerek değil, eylemlere bakıp bizatihi şahit olarak. Ki, üstelik hesabı verilecek bir hayattır bu hayat? Bu yüzden de özgür ve bağımsız bir insan olarak ve kimseden müsaade almam gibi bir durumun olmadığının farkında ve bilincinde olarak naçizane yapmam gereken ne ise onu yapıyorum, bunda da ayıplanacak yahut garipsenecek bir durum olarak görmüyorum. Kendi halinde, fani bir dünyada seyr-ü sefer halinde bulunan fani bir insançocuğuyum işte. Geldik, yaşıyoruz ve gideceğiz; gelip, yaşayıp, gidenler gibi ve gelip, yaşayıp, gidecek olanlara da miras olarak onurla, şerefle, haysiyetle, hissiyatla, hassasiyetle, mesuliyetle yaşanmış bir hayat kalsın istiyorum! Güzel insanların iyi atlara binip gittikleri gibi bir hoş sada bırakarak çekip gitmek. Arkalarında aydınlığı, umudu, bilim ışığını, her şeye sevgiyi bırakarak iyi atlara binip çekip giden güzel insanlara selam olsun. Elbette insanca özgürlüğe kavuştuğumuz gün o güzel insanları da yazacağız.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,666
mesajlar
2,204
konular
1,278
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#42
27-10-2020, Saat:07:03 AM
Bir insandım, düşteydim ve düştüm, artık dünyadaydım, bebektim çocuk oldum, çocuktum genç oldum, düşe kalka büyüdüm, vakti saati geldiğinde ve tokmak göç davuluna dokunduğunda göçüp gideceğim, acı tatlı yaşadım, tecrübe sahibi oldum, doğru yanlış çok şey biriktirdim, yaşarken çok şeyler gördüm, çok insanlar tanıdım, çok farklı kulvarlardan insanlar tanıdım, düşün düzeyinde nice gelgitler yaşadım, her düşünce vadisinden geçip geldim. Çok ciddi ve üst düzey düşün insanlarıyla bizatihi hasbihal eyledim. Bir şehre gittiğimde ve o şehrin sokaklarına daldığımda hiç tanımadığım, görmediğim insanlarla hemhal oldum, bir anda kaynaştım ve onların dünyalarını anlamaya çalıştım, onlar benim dünyamı ne kadar anlamaya çalıştılarsa, her yerde, her ortamda fasılasız doğal gözlem yaptım. İnsanları tanımaktan ve hayat ırmağının içinde coşkun bir sel gibi akıp giden insanlık suyunu kenardan gözlemlemekten hazzeden biriyim. Tıpkı kitaplarda yaptığım gibi. Böyle seviyordum, özgürlüktü bu bendeniz için bir nevi ve bendeniz doğduğumda özgürlükle yıkanmıştım. Kimseye karışmadan ama sessizce herkese karışarak yaşadım. Ta ki bir kitap okurken bile olaylar gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçip gidiyorlardı. Üstat Cemil Meriç; bir kitabı okurken aynı zamanda toplumda tezahür eden olayları da düşünerek okuyun, bu anlamak için sağlam bir yoldur demiyor muydu? Keza Üstat Nurettin Topçu da; gerçek okuyucu, okuduğu yazarı tenkit edebilecek düzeye erişen insandır demiyor muydu? Aynen öyle yapma çabasında oldum bendeniz de, her okuduğum cümleyi toplumsal olaylarla senkronize ederek okudum ve o minvalde idrak etmeye gayret ettim. Dahası Marks’ın dediği gibi gerçek bir toplum devrimi için geçerli olandı bu yöntem. İktiza ettiğinde okuduğum bir yazara en ağır tenkiti tevcih etmekte tereddüt etmedim. Kâh bağlandım, kâh koptum. Anladım bazen, anlayamadığım anlar oldu. Bir ülkede doğmuştum, bir milletin içine doğmuştum, bir din üzerine doğmuştum. Suçlu değildim, olamazdım. Suçlu olarak doğmamıştım, üzerime yüklenecek suçları sahiplenemez ve işlenmiş suçlara ortak olamaz, günahını çekmezdim. Ancak işlediğim suçlardan sorulabilirdim. Haddizatında seçmediğim ama maruz kaldığım olgularla karşılaşmıştım doğduğumda ama bunu büyüyünce fark ve idrak ettim. Elbette geldiğim ve bulduğum gibi gidemezdi her şey. Merak ettim maruz kaldığım her şeyi. Ve ancak seçimlerimle kendim olabilir, varolabilir ve kaderimi çizebilirdim. Yaşadıkça, büyüdükçe gördüm ki garipliklerle dolu bir dünyadayım ve acayip insanların arasındayım. Olgularla olaylar hep farklı seyretmekte, söylenilenlerle yapılanlar arasında amansız tutarsızlıklar bulunmakta, görülenlerle görülmeyenler paradokslar taşımakta, herkesin iki yüzü bulunmakta ve insanlar sürekli aldanmaktadırlar, aldatılmaktadırlar. Böylesi bir şey olamaz dedim ve o an için hiçbir şeye inanmamayı seçtim, artık kendim görecektim, bilecektim, anlayacaktım ve öyle inanacaktım inanacağım şeyler varsa. Çünkü gördüğüm şey dehşetli bir günah döngüsünden başka bir şey değildi ve burada ki ince noktayı tespit etmeliydim, bu döngünün mahrecini, nereden ve niçin neşet ettiğini bulmak zorundaydım. Çünkü bu döngüde, olan ne varsa, masumlara, mazlumlara ve ezilenlere oluyordu ve bendeniz işte bu insanların safında, sınıfında, tarafında durmayı intihap eyledim. Safımı ve sınıfımı bilmeli ve durmam gereken yerde onurluca ve sağlam durmalıydım. Elbette bilinçli bir duruş olacaktı bu, oranın hatalarını görmeyecek, kapatıp örtecek bir duruş değil. Ve hayatım boyunca hep kimlikleri ne olursa olsun aldatılan ve ezilen insanların yanında durdum, bu hiç değişmedi ve badema da değişmeyecek, çünkü onlar ezenlerin malik oldukları tüm imkânlardan, araçlardan, yöntemlerden mahrumdular ve ezilmeleri normal şartlarda mukadderattı ama böyle olmamalıydı, bu makûs talih yenilmeliydi. Sorun zihniyetteydi ve zihniyet değişmeliydi, iktiza ediyorsa behemehâl gerçekleştirilmeliydi bu değişim.  
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,666
mesajlar
2,204
konular
1,278
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#43
28-10-2020, Saat:07:14 AM
Üzerine doğduğum din olan İslam’ın kitabı Kur’an’ı, içine doğduğum millet olan Türk Milletinin tarihini ve insanlığın genelini etkileyen sair tüm olguları, kişilikleri yaşamda gözlemlediğim amansız dilemmalar neticesinde okumaya, tanımaya, bilmeye ve anlamaya karar verdim. İlk evvelde Kur’an’ı fasılasız okudum, tertil, tedebbür, taakkul ile okudum. Elbette okunması tavsiye edilmeyen tarafıyla okudum yani Türkçe mealinden, üstelikte farklı bakış açısına sahip olanların yazdıklarından. Aman Tanrı’m o da ne; okudukça üzerine doğduğum yani seçmediğim ama maruz kaldığım dinin, yaşanan dinle hiçbir alakası yoktu. Keza tarihte ki Türk’le bugünkü Türk’ün arasında uçurumlar vardı. Ki, asıl doğal gözlem yöntemine başvuruşumda bu şekilde tezahür etti. Din neyi emrediyorsa yapılan onun tam tersiydi yani dinin yasakladıkları yapılıyordu ama emrettikleri sarf-ı nazar eyleniyordu ve bu amansız bir tenakuza yol açıyordu. Keza; tarihte ki Türk’ün yaptıklarıyla bugünkü Türk’ün yaptıkları mutlak tezat teşkil ediyordu. Söylenenlere inanamazdım artık, yapılanları, yaşananları görmeliydim. Zira münhasıran sözlere odaklanmak aldanmaktan başka bir opsiyon bırakmıyordu bendenize. Çünkü söylemler yaşamlarla desteklenmiyordu yani aldatılıyorduk bu şekilde tercih yaptığımızda. Dinle, aldatılıyorduk, vatanla, milletle aldatılıyorduk. Ki, burada ki asıl derin tehlike dini yaşadığını söyleyenlerin insanlara zımnen yaşadıklarının din olduğunu sanmalarını istemeleriydi. Yani tedricen din hayattan el çekiyor ve yaşananlar dinin yerini alıyordu ve din bu diye sunuluyordu zımnen. Bu ise insanların yapacakları seçime dahi indirilecek amansız ve dehşetli bir darbeydi. Çünkü kaynağı bilmeden o kaynaktan içtiklerini söyleyenleri tanımak o kaynağın da reddine davetiye çıkarıyordu. Öyleyse mühim olan praksisti ve lafla peynir gemisi yürümüyordu, tarihin tekerleği istenilen yöne dönmüyordu. Doğal gözlem yaparak ve yaparak yaşayarak öğrenme metodu en iyi metottu ve o yolu tercih ettim.  Bize atalardan tevarüs etmiş dinin içine gömülmüştük ve yaşadığımız din o dinden başka bir din değildi, haddizatında hurafeler yığınından müteşekkil bir dindi yani İslam değildi ama İslam’ı yaşadığımızı sanıyorduk ya da insanların öyle inanmasını istiyorduk. Oysa gerçek İslam diyordu ki; hak ile batıl kesin olarak ayrılmıştır, bile bile hakkı gizleyip batılı aşikâr eylemeyin. Ama bu minvalde yaşan bir din bendenize göre değildi, olamazdı. Çünkü güya Tanrı’ya istinat edilen bu din, Tanrı’nın bana bahşettiği ne varsa elimden alıyordu, almaktaydı, almaya da devam edecekti. Bu hem dine hem de insanlığın kaderine vurulacak en ağır darbeydi ve bu darbeye geçit verilmemeliydi. Mutlaka birileri bunun üzerine gitmeli, her şeyi sarih bir şekilde tespit etmeli, izah ve izhara yönelmeliydi. Bilakis, gelecek karanlıktı. Hani birine sormuşlardı ya; edebi kimden öğrendin diye, o da cevap vermişti ya; edepsizlerden diye. İşte o misal, her şeyi hayatın içinden ve içerideki insanlardan öğrenmek daha kolaydı ve gerçekçiydi hatta kalıcıydı. Bendeniz de o yolu intihap eyledim. Zira daha öğretici oluyordu. Çünkü yanlışı ve doğruyu net bir şekilde tefrik edebiliyordum ve seçimimi ona göre yapabilirdim. Son tahlilde; yaşadığımız din bildiğimiz din değildir maalesef, ata dinidir ve bu din bizi maalesef perişan etmektedir. Bu din afyondan başka bir şey değildir, insanlığı uyuşturmakta ve uyutmaktadır. İnsanlığın soyulup soğana çevrilmesine eyvallah etmektedir, sömürücüdür. İnsanlığı da gerçekten dinden soğutmaktadır. Keza bildiğimiz Türk Milleti de tarihte ki Türk Milleti değildir maalesef ve kendisi temelinde eylemler ortaya konulan milliyetimiz, insanları tarihe mühür vurmuş milliyetimizden de soğutmaktadır.  Durup düşünülmeli midir yoksa gerçeklere lanet mi okunmalıdır? Düşününce ne kazanacaksınız, lanetleyince elinize ne geçecek? Tercih bizim, karar bizimi, kader bizim!
 
‘’’Düşünün çocuklar. Düşünmek bize üç fayda sağlar; doğruyu görmek, doğruyu söylemek ve doğru eylemlerde bulunmak. Bizi düşünmek kurtaracak.’’’’ Öğretmen Dizisinden İktibas
 
NOT: ‘’’’ÖĞRETMEN’’’’ dizisini mutlaka ama mutlaka izlemenizi öneririm naçizane. Çünkü gerçekten öğretici, aydınlatıcı, ufuk açıcı, düşündürücü bir dizi. Felsefesi olan bir dizi. Boş, aptal bir dizi değil. İllaki bir kazanımınız olur. Zaten böyle olduğu için dayanamadı. Boş bir dizi olsaydı çok uzun sürerdi. Finale iki bölüm kaldı. 7 bölüm yayınlandı. Birinci bölümden dokuzuncu bülüme kadar çok derinlemesine dikkat kesilerek izleyin. 3 günde bitirirsiniz. Laf olsun, eğlence olsun, komiklik olsun, film izliyoruz olsun diye ne film izleyin, ne de dizi. Zaten bu toplum insan gibi izleyeydi izlediğini mutlaka bir şeyler öğrenirdi ve insan gibi yaşamaktan taviz vermezdi. Sadece Kemal Sunal filmlerini doğru düğün izleyeydi kâfiydi. Boş boş izlemiş ve gülmüş, başka bir halt etmemiş. Yahut ağlamış veyahutta gördüklerinin taklitlini yapmış yani sokaklarda racon kesmeye yeltenmiş güya erkeklik gösterisi yapmış. Gerçi bu toplum hayatta neyi doğru düzgün yapmış ki? Öyle yapsaydı doğru düzgün bir hayatı olurdu.
 
NOT: Cumhuriyet Bayramı kutlu olması gerekenlerin yahut gerçekten Cumhuriyet Bayramına değer verenlerin Cumhuriyet Bayramları kutlu olsun. Behemehâl, ‘’’’CUMHURİYET’’’’e sahip çıkınız. Tanrı şahit olsun ki sahip çıkmazsanız iş işten geçtikten sonra hiçbir farklılığınız fark etmez tüm farklılıklarınızla farklı olanlarınızın tümü çok pişman olursunuz. Gidenin kıymeti bilinse nolur, bilinmese nolur. Ancak timsah gözyaşlarına şahit edersiniz. Cumhuriyet emektir, özgürlüktür, yaşamak sevincidir, aydınlıktır. Bunları öyle klişe laflarmış gibi söylemiyorum. Gerçekten böyledir, doğal gözlem yaparak, düşünerek, anlayarak, hissederek, inanarak söylüyorum. Hamasi nutuklara ve mazi nostaljilerine kanmayın, aldanmayın, inanmayın. Gerçekleri görün, anlayın ve gerçeklerden kopmayın. Çünkü gerçeklerden koparsanız sefiller sürüsüne dönersiniz, sonunuz kapı kulluğudur. Onurunuzu koruyun ve insanlık onuruna yaraşır yaşamı seçin. Ama her şeyde. Ekmeğinizi bile onurunuzla kazanın.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,666
mesajlar
2,204
konular
1,278
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#44
29-10-2020, Saat:12:51 PM
Bizler okumak, düşünmek, anlamak zorundayız kardeşim. Bunu kimin söylediğinin önemi yoktur. Bunu yapmaktan başka da çare yoktur. Maalesef, cehalet, aydınlığın önünde ki kalın bir perdedir ve o perde indirilmedikçe karanlıkta yaşamaya, aldanmaya, aldatılmaya mahkûmuz. Bu şekilde davranırsak bilmemezlik üzerinde yaşam kurmak kaderimizdir. Ama aydınlanmamız da istenmemektedir. Çünkü karanlıkta yaşayanlar için aydınlık tehlikelidir. Aydınlık; cesarettir, özgürlüktür, umuttur, barıştır, kardeşliktir, direniştir, bağımsızlıktır. Aydınlık; sürülükten, mankurtluktan, kapı kulluğundan, kula kulluktan kurtulmak ve insan olmaktır. Aydınlık; yaşamak sevincidir. Aydınlık; cumhuriyettir. Okuyan bir toplum değiliz. Keza, çendan, gözlem yapan bir toplumda değiliz. Kör ve sağır bir şekilde yaşayıp gidiyoruz. Namuslu aydınlarımız yok. Hakikat ehli âlimlerimiz yok. Tefessüh etmemiş hiçbir tarafımız, hiçbir olgumuz kalmamıştır. Cehalet çok kötü bir şeydir. Sürekli aldatılırsın ama farkında olmazsın, fark etmek için de çaban olmaz. Bildiklerin bilmen gerekenler olmaz hiçbir zaman ve böylece yanlış bildiklerin üzerinde bir yaşam kurgularsın, öylece yaşar gidersin. Sefaletin dehlizlerinden sürünürsün. Gerçek insan olarak değil kurgu insan olarak varolur gidersin. Niçin şu ana kadar ki hayatımıza bir LÂ diyerek sünger çekip atmıyoruz ve yeni bir hayata başlamıyoruz? Bunu da okumayla başlatmıyoruz? Çünkü bugüne kadar ki kazandığımız her şeyi elan yaşadığımız hayat sayesinde kazandıkta ondan değil mi? Zira LÂ dediğimiz an kazandığımız her şeyi kaybetme korkusunu yaşıyoruz ama diğer taraftan da insanlığımızı kazanacağımızı hiç akıl edemiyoruz, belki de ediyoruz ama insanlık nedir ki diyoruz. Dünya yoksa insanlık neye yarar diye düşünüyoruz. İnsanlığımızı çürütüyoruz dünya nimetlerini kazanmak uğruna. Bu yüzden de dünden kalan ne varsa üzerine çökmüşüz ve onun üstünden asla kalkmak istemiyoruz. Çünkü o kalıntıların üzerinde durdukça kazanmaktayız, kazanmamızın yolu açılmaktadır. Bir iki nutuk çektik mi, bir iki hamaset yaptık mı tamamdır, balıklar oltadadır ve ne hazindir ki gerçekten de kolayca oltaya takılan balıklarız. Kalıntıların üzerinden kalktığımız an kaybedeceğimiz an olacağını farzediyoruz ve korkuyoruz. Bilmiyoruz ki, asıl kaybettiren o kalıntıların üzerinde yaşamaktır ama işte bunun altında yatan da cehalettir ve cehaleti yenmek, yok etmek bu kadar mühimdir. Ekmeğimizi bile onurumuzla kazanmaktan imtina ediyoruz kendi topraklarımızda. Adeta toplum olarak bir dilenci derekesine düşmüşüz ne acıdır ki. Gerçekleri söylemekten, duymaktan ödümüz patlıyor. Üç kuruş etmeyecek tiplerin sıfır kuruşluk laflarına itibar ediyoruz. Kendimizi mal yerine koyduruyoruz. Adam suyla mı yaşıyorsun sen diyor. Biz de diyoruz ki; hakikaten ya suyla mı yaşıyoruz. Ulan öküz su olmasa hayat mı olurdu diyemiyoruz. Yahut ulan öküz susuz bir hayat nerede var, madem öyle göster de yaşayalım diyemiyoruz. Çünkü korkak tavuklar gibiyiz. Kendi evimizde bile kendi evimizmiş gibi yaşayamıyoruz. Birilerinin yaşamaları için yaşamlarımızı feda ediyoruz. Yazıklar olsun!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,666
mesajlar
2,204
konular
1,278
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#45
Dün, Saat:07:07 AM
Köhnemiş, eskimiş, tefessüh etmiş ne varsa hepsine bir LÂ(((en basit ve bilindik anlamıyla hayır))) çekip artık olması gereken ne ise ona yönelmek zorundayız kardeşim. Bu işin sendeni bendeni yok, her birimizin hayatı var işin ucunda. Kimin benden, kimin senden olduğunun ne önemi var ki? İster senden, ister benden olsun, herkes haddini ve hududunu bilecek ve yapması gerekeni insan evladı gibi yapacak, yapmayacaksa cehennem olup gidecek, benim hayatımı cehenneme çevirmeyecek. Hayır, böyle yapmayalım diyorsanız diyecek bir şeyimiz olmaz ama bunu duymak zorundayım. Hem öyle hem böyle olmaz. İkircikli şeyler tiksindiricidir. Hem öyle yapalım deyipte, öyle yapınca da niye böyle yapıyorsun denirse dümdüz giderim. Birazcık şeref ve haysiyet lütfen. Bu dünya da tıpkı insan gibi her şeyin iki yüzü var maalesef ve bu ikiyüzlü durum hayatlarımızı perişan etmektedir yani bir nevi münafıklık. En basitinden Allah’ın dini mi yoksa Ataların dini mi, hangisine itibar edecez? Allah’ın dini de bellidir, Ataların dini de bellidir. Bilmemezlikten gelinemez, gelinmemelidir. En anlaşılabilir şekliyle; birisi hep bana der, diğeri hepimize der. Birisi hakikat üzeredir, diğeri batıl üzeredir. Birinin yolu aydınlıktır, diğerinin yolu karanlıktır. Birisi herkese adildir, diğeri münhasıran birilerine adildir. Birisi özgürlükçüdür, diğeri esaretçidir. Birisi sapkındır, diğeri istikametlidir. Birisi cezalandırıcıdır, diğeri caydırıcıdır. Birisi emanetçidir, diğeri sahiplenmecidir. Birisinde kural kesindir, diğerinde her şey için her yol mubahtır. İşte böylesi ikiyüzlü durumlara LÂ demekten başka çıkar yol yoktur. Bilakis yaşadığımız hayatın her zerresinin hesabını tek başımıza vereceğiz.  Kimse bizimle hesap vermeye gelmeyecek ve darağacında sallanırken kimse ağlamayacak. Bizler galiba hesabı olmayacak bir hayat yaşadığımızı sanıyoruz ve o sanmakla nasıl bir hayat yaşadığımızın farkında değiliz. Elbette cehaletin izdüşümüdür böylesi bir telakki.  Velakin bendeniz hesabını veremeyeceğim bir hayat yaşamaya eyvallah etmiyorum, etmeyeceğim kardeşim. Herkeste kendi hayatına baksın. Çünkü her şey gözümün önünde olurken gözlerimi kapatıpta ben görmedim, görmüyorum demem, diyemem. Kulaklarımı tıkayıpta ben duymadım, duymuyorum diyemem. Zekâmı yok sayıpta hiç düşünmemiştim, düşünmedim diyemem. Vicdanımı örtüpte ben hissetmedim, hissetmiyorum diyemem. İsterse öz kardeşim olsun yapamam bunları. Herkes insan olacak, insan değilse de cehennem olup gidecek, kimliklere bakmıyorum. İnsan olsun isterse kimliğimden olmasın yahut kimliğimden olsun ama ben kimliğimden değil olarak düşüneyim.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,666
mesajlar
2,204
konular
1,278
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#46
10 saat önce
Niye bu toplumda onurlu aydınlar ve âlimler yok kardeşim? Var mı? Ben göremiyorum ama görmek istiyorum kardeşim. Bu benim hakkım değil mi? O zaman böyle söyleyince de kızılmayacak. Keşke daha sarih bir şekilde meramımızı ifade edebilsek. Ama özgürlüğün korkulduğu dünyadayız. Düşüncenin kuduz köpek muamelesi gördüğü bir dünyadayız. Allah’ın dininin âlimi olanı görmek istiyorum, Atalar dininin âlimi olanları değil kardeşim. Zaten elinizi sallasanız onlara dokunursunuz. Ne demek istediğim herhalde anlaşılıyordur, zira gayet sarih olarak izah ediyorum. Mesela; halkın hakkının, halkla herhangi duygusal ya da düşünsel hiçbir ilişiği bulunmayan, halk toprağının dışında dolaşan, halk sofrasına oturmayı zül addeden ve halkın bünyesine iyi gelmeyen ve o bünyeyi mütemadi zehirleyen karaktersiz yaratıklara hak diye sunulmasına hayır diyen tek bir âlim var mıdır Allah aşkına? Peki, niçin ama niçin? Hakikati söylemeyen bu âlim hangi din için vardır? Niçin emrolunduğun gibi dosdoğru olmuyorsun, eğer Allah’ın dininin âlimiysen? Değilsin çünkü. Atalar dininin âlimisin. Bu yüzden kudret önünde eğiliyorsun, bu yüzden dünya nimetlerinin kölesisin, bu yüzden şarlatanlık ediyor, kapı kulluğu yapıyorsun. Bu yüzden doğru olanı eğriltemeden sunamıyorsun. Binaenaleyh bitevi dünya merkezli düşünmek zorunda hissediyorsun kendini. Bir şeyler için bir şeylerden feragat edilmesi iktiza ettiğini düşünüyorsun. Ama bu dini bize getiren O insan peygamber öyle mi yapmış peki? Vazgeçmem demiş, ne pahasına olursa olsun vazgeçmem. Ama sen çok çabuk vazgeçiyorsun velakin bir de hayâsızca O peygamberin varisi olduğunu söylüyorsun. Lafla her şeyi hallettim sanıyorsun. Peygamber kâinatın gözbebeğiymiş. Madem öyle behey müptezel, o zaman niçin O’nun dediğini yapmaktan imtina ediyorsun? Bu nasıl kabil olabiliyor ve böylesi bir şeye nasıl inanmamızı bekliyorsunuz lütfen? Yani bizleri kendiniz gibi ahmak ve cahil mi sanıyorsunuz? Evet, ahmak ve cahillersiniz ama ne olduğunuzu bile bilecek kadar zekâdan yoksunsunuz. Siz dini bildiğinizi mi zannediyorsunuz? Ha elbette belki biliyorsunuz ama dini asla ve kata anlamıyorsunuz. Çünkü bilmek ayrıdır, anlamak ayrı ve siz anlayacak zekâya malik değilsiniz. Bu yüzden de sefil ve sefih olarak yaşıyorsunuz. Ama sokakta ki serseride bir şeyler biliyor unutmayın. Yani sizlerden mi öğrendiğimizi düşünüyorsunuz dinin gerçeğini? Hayır kardeşim hayır, dini kaynağından öğrendik biz, sizler gibi münafıklardan değil hamdolsun. Ya her şey apaçık şekilde ortada ama ortada duran gibi değil deniyor, hangi cesaretle ve cüretle? Alenen aptal yerine konmak tiksindirici bir duygu gerçekten. Lütfen haddinizi biliniz ve kendinize geliniz ya onurlu olunuz yahut gerçeğe karşı suskuya mahkûm olunuz.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi