Forum Gündemi:

Konu Başlığı : KALEM TEFSİRİ )11-16)

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 0 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : derlemetefsir
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
Yeni Üye
*
4
mesajlar
4
konular
2
REP PUANI
Yeni Üye

Dec 2020
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#1
14-12-2020, Saat:10:23 AM
10.Ey Müslüman! Sakın kâfirlerin “dinde pazarlık” tekliflerine aldanıp da onlara uyma
Doğru yanlış demeden [b]yemin edip duran 
böylece herkesle anlaşmak ve kendi güçlerini kabul ettirmek isteyen o alçaklara![/size][/color]
Yüce Allah, bu âyetin başında getirdiği “itaat etme, aldırış etme, boyun eğme” şeklindeki emriyle bağlantılı olarak çeşitli nitelikleri sıralamakta, bir anlamda ilk sıfatın sonuçlarını madde madde gündeme getirmektedir.
İtaat etmemeye konu ilk hatırlatma “sürekli yemin etme”yle ilgilidir. Âyetteki حَلَّافٍ hallâf kelimesi sadece burada “mübalağa” denilen abartı kalıbında getirilmiştir. Bunun sebebi, bu tür yemin sahiplerinin bu işi sürekli yaptıklarının ortaya konulmasıdır.
Anlatılmak istenen husus, bu tip insanların görüşlerinin olmadığı ya da sözlerinin çok basit, değersiz, anlamsız, kendisini küçük düşüren, aşağılık, içi boş, yalan, her kalıba dökülen ve her fenalığa sürükleyen, rezil, rüsva türden ifadeler içerdiği şeklindedir. Sürekli yalan yere yemin eden kişinin aslında böyle değersiz sözlerin sahibi olduğu, onun dikkate değer bir fikrinin olamayacağı, çünkü bütün ilişkilerinin yalana ve menfaate dayalı şekillendiği beyan edilmiş olmaktadır.


[font="EB Garamond", serif]11.Kalplere kin ve düşmanlık tohumları ekerek hakkınızda dedikodu yayan iftiracılara![/font]
Hemmâz” (“H-m-z/battı, (bir şeyi) elinde sıktı, kırdı, soktu, dürttü, (bir kelimeyi) hemzeli okudu” kökünden), “bir kimseyi arkadan çekiştiren, dedikodusunu yapan, karalayan (kimse), iftira atan” anlamındadır. “Hemz”, “imalı, kinayeli, alaycı sözler” demektir ki, Hz. Peygamber’i “mecnun” ve “meftun” olarak nitelendiren, halkın nazarında itibarını sıfırlamak için onu karalayan, ona iftira eden servet ve iktidar sahiplerinin tutum ve davranışlarındandır. Mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayan, mallarının kendilerini ebedî kılacağını zanneden malum zihniyetin yerildiği Humeze Suresi, bu tutum ve davranışı mahkûm ederek başlar: “Veylun li kulli humezetin lumezeh/Arkadan çekiştirip duran/karalayan, ayıp-kusur arayan herkesin vay haline!” (104/1)
Nemmâm” (“N-m-m/gösterdi, açığa vurdu, (iftira) yaydı, kargaşa ve huzursuzluk çıkardı “ kökünden), “laf taşıyan, laf getirip götüren, laf dolaştıran” anlamındadır. “en-Nemmu”, “bir sözü çekiştirmek maksadıyla konuşmak”; “nemîme”, “çekiştirmek, karalamak, iftira atmak” demektir. Laf taşıyan/dolaştıran adama “raculun nemmâm” denir.(6) Bu kelime, karalama kampanyası başlatan müşriklerin genel karakteristiğini ifade eder. Servet ve iktidar sahibi ileri gelenler, kendileri için tehlikeli gördükleri Muvahhid’lere karşı statükoyu muhafaza etmek ve kendi çıkarlarını korumak adına bu yola sıklıkla başvururlar.
 
 
[font="EB Garamond", serif]12.İyiliğe ölümüne engel olan günaha gömülmüş zorbaya (da)[/font]
 
Âyetteki mennâ‘ kelimesini “menetmek, cimrilik”, el-hayr sözcüğüne de “mal-mülk” olarak yorumlayanlara göre ilk anlam, bu kişilerin hiç kimseye mal vermemesi ve hiçbir şekilde hiç kimseye ekonomik anlamda yardım etmemesidir. Bakara 2/180, Me‘âric 70/21 ve ‘Âdiyât 100/8. âyetlerden delil getirerek, buradaki الْخَيْرِ el-hayr kelimesinin “mal, eşya, servet” anlamına geldiğini belirtmeliyiz. Bu durumda ifade edilmek istenen anlam, bu insan tipinin aşırı mal ve servet düşkünlüğü nedeniyle özellikle çok cimri olduğudur.
Demek ki bu sıfat hiç kimseye hiçbir şekilde iyilik yapmamayı ifade etmektedir. Hayır konusunda kilitlenmiş, hiç kimseye zırnık koklatmayan, en küçük iyiliği bile engelleyen bu insan tipi hakkında Mâ‘ûn sûresinin son âyetinde de bilgi verilmektedir. Bu durumda başta Hz. Peygamber olmak üzere bütün zamanların müminleri böylesi insanlara itaat etmemeleri gerektiği noktasında bilinçlendirilmektedir.
 

[font="EB Garamond", serif]13.[yahut] ihtiraslarına esir olmuş zalime,  ve bütün bunların ötesinde [hemcinslerine] hiçbir faydası dokunmayana. [/font]
 Utul terimi -‘atele fiilinden türetilmiştir: “[bir kişiye veya bir şeye] kaba ve zalimce bir şekilde davrandı”- kendisinde hem zulüm hem de ihtiras özelliklerini birleştiren kişiyi tanımlar; bu sebeple ikili bir karşılık bulmayı tercih ettim.
 Müfessirler, zenîm terimine birbirinden çok farklı yorumlar getirmişlerdir. Zenemeh isminden türetilmiş olan zenîm terimi, keçinin kulaklarının altında sallanan yumruları veya her iki gerdanı gösterir. Bu gerdanlar fizyolojik bir fonksiyona sahip olmadıklarından zenîm terimi, “lüzumsuz kimse” [veya “şey”] anlamında kullanılır (Tâcu'l-‘Arûs): başka bir deyimle, âtıl veya faydasız şey. Bu nedenle, yukarıdaki bağlamda bu terimin sosyal anlamda tamamen faydasız bir kimseyi tanımladığını kabul etmek, mantıkî bir varsayım olur.


      [font="EB Garamond", serif]14.İşte bu tip insan, mal. mülk ve çoluk. çocuk sahibi olduğundan dolayı,ekonomik ve sosyal imkanı nedeniyle küstahça bir kibre kapılır .[/font]
 
Tarihî arka-plana baktığımızda surenin 14-16. ayetlerinin de Velid b. Muğira hakkında nazil olduğunu görüyoruz. Mal ve oğullar sahibi (zâ mâlin ve benîn) oldukları için -ki, bu ifade kişinin statüsünü ve nüfuzunu ifade etmek için kullanılır- bu kimselere itaat etmek caiz olmaz. Burada mal zenginliği, oğullar (benûn) da daha geniş çerçevede “çok sayıda taraftarı”, dolayısıyla “geniş bir kitle desteğini” ifade eder.(11) Bunun yanı sıra sözü edilen kötü vasıflara sahip olan mülk sahipleri, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda, çıkarlarına ters düştüğü, kendi varlıklarına yönelik tehlikeli gördükleri için (yani izah ettiğimiz mânâda “mal ve oğullar sahibi” olmaları nedeniyle) yüz çevirme, inkâr etme yoluna giderler ve Tevhid mesajını “öncekilerin masalları, efsaneleri” olarak nitelendirirler. Dolayısıyla malum zihniyet açısından Kur’an mesajının herhangi bir gerçekliği yoktur; bunlar bir beşerin göz boyayıcı, aldatıcı sözlerinden ibarettir
Bizim de tercih ettiğimiz ilk ihtimale göre âyet bir sonraki âyetle ilişkili olabilir. Buna göre, yorumunu yapmakta olduğumuz âyet “sebep”, sonraki âyet ise “sonuç” olur. Bu doğrultuda verilmek istenen mesaj ve âyetlerin anlamı şöyledir: “(Fazlaca) mal ve oğulları var diye, böylesi bir insana âyetlerimiz okunup aktarıldığı zaman ‘Öncekilerin masalları!’ der.” Önceki âyetlerde dile getirilen olumsuz sıfatların sahibi olan bu insan tipi, belli şımarıklıkların sonucu olarak Allah’ın âyetlerini ve dolayısıyla Hz. Peygamber’in risaletini inkâra yeltenmektedir.
 Bu arada âyetin mesajını incelerken genellemeci bir mantık yürütmek de doğru değildir. Çünkü her mal ve servet sahibinin veya fazla sayıda oğulları ya da çocukları olan kişilerin bu şekilde davranacağı söylenemez. Mal ve servet sahibi olmak bu noktada bazı insanların şımarmasına ve olumsuz tavır sergilemesine neden olabilir; ancak hepsinin böyle olması gerekmediği gibi, söz konusu davranışları yapan herkesin fazlaca mal ve oğul sahibi olduğu da iddia edilemez. Azgınlık için servet şart değildir; serveti olan herkes de azgınlaşmaz.
 
[font="EB Garamond", serif]15. Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman, “[/font][font="EB Garamond", serif]Bunlar eskilerin efsâneleridir!”(masalları) der.[/font]
Dünya hayatının kendilerini aldattığı, şeytanın mallarında ve evlatlarında kendilerine ortak olduğu, servet tutkusunda sınır tanımayan, yoksulun hakkına göz koyan zihniyetin hâkim olduğu bir toplumda sadece maddî değerler ve menfaatler ön plandadır; yardımlaşma, merhamet ve şefkat duyguları körelmeye yüz tutmuştur…
Bu tip insanlar, esasında Yüce Allah’ın âyetlerini inkâr ettikleri için, bu kapsamda peygamberlik kurumunu ve bütünüyle vahiy kültürünü reddediyorlardı. Her ne vesileyle kendilerine bir gerçek hatırlatılmış olsa tereddütsüz onu inkâr ediyorlar, hakikatin yanından geçmeye bile tahammül edemiyorlardı. Çünkü biliyorlardı ki, dinleseler inanacaklardı. İnanmamak için dinlememeyi tercih ediyor, dinleyenleri engelliyor, vahyin okunması esnasında gürültü çıkartarak onun sesini ve etkisini kısıp kapatma yolunu tercih ediyorlardı.

      [font="EB Garamond", serif]16.Biz [/font][font="EB Garamond", serif]de onu o kibirli burnundan işâretleyecek ve hem dünyada, hem de âhirette asla yakasını kurtaramayacağı ibret verici bir zillet ve azâba mahkûm edeceğiz[/font]
 Lafzen, “onu burnundan (hurtûm) damgalayacağız”. Bütün müfessirler, bu deyimsel ifadenin kesinlikle mecazî anlamda kullanıldığını ve “onu kaçamayacağı bir rezillikle damgalayacağız” anlamına geldiğini söylerler
 “hortumuna”. Zımnen: Hem yalancılığının hem de kibrinin timsali olan kıl aldırmadığı uzayan burnuna. Damga, damga yiyenin damgalayan karşısındaki aczine ve zilletine işarettir.  Müstekbirin burnunu hortuma benzetmekle, kibrin insanı insanlıktan çıkaran bir alçalış olduğu vurgulanıyor.


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi