Forum Gündemi:

Konu Başlığı : İran'ın gerçek misyonu

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 3 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : İMaM ŞaMiL
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
Acemi Üye
*
91
mesajlar
4
konular
22
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2014
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#1
02-11-2019, Saat:08:55 PM
İRAN'IN GERÇEK MİSYONU

İran aleyhine bir şeyler yazınca bazı okurların “İslamcı” damarları ve “ümmetçi” tarafları kabarıyor; hemen İran müdafaasına girişiyorlar. Bu okurlarımızın İran’ı İslam paydası altında ele alarak bana tepki göstermelerini anlayışla karşılıyorum. Ama problemler olaylara kategorik yaklaşarak çözülmüyor. Bazen, (bizim için çoğu zaman) senden gibi görünenle vuruyorlar seni. Sana senden rakipler çıkarıyor ve seni seninle vuruşturuyorlar. Sonra da kenardan seyredip kıs kıs gülüyorlar. Kavganın bir yerinde sahaya inip hakemlik yapıyor; sana dayatmalarda bulunuyor, engeller, kurallar koyuyorlar. Bunun en son örneğini Irak-İran savaşında gördük. İslam birliği, bütünlüğü sadece iyi niyetle, hamasetle sağlanmıyor. Biraz da uyanık, basiretli olmak gerekiyor.

Bu gün 2 milyar nüfusa rağmen dünyada Müslümanların adı yok neden? Analitik, sorgulayıcı düşünmediğimizden. Olaylara kategorik yaklaştığımızdan, perde arkasını sorgulamadığımızdan, kurcalamadığımızdan. Düşmanımızı ve oyunlarını iyi tanıyamadığımızdan. Şu sıralar batılılar daha öce ısırıldığımız deliklerden bizi tekrar ısırmanın, bizi ortadan çatlatmanın, vuruşturmanın yollarını arıyorlar.

Batı, bizim her ayağa kalkmamızda, ilerleyişe geçmemizde içimizden çatlaklar çıkarmış, hızımızı içeriden unsurları kullanarak, motor frenleriyle durdurmuştur.

Kendi tarihimizden örnekler verelim:

Yıldırım yıldırım hızıyla balkanlarda, Avrupa’da ilerlerken, İstanbul’un fethini hedeflemişken, Özbeklerin cihangir hükümdarı Timur da gözünü Çin’e dikmişti. Çin’e doğru, yani doğuya doğru yürüyecekti. Ama Vatikan’dan giden bir heyet Timur’u batıya yürümesi noktasında ikna etti. Osmanlı’nın kendisi için ciddi bir rakip olduğunu söyledi. Batıya, yani Osmanlı üzerine yürümesi durumunda sefer masraflarını karşılamayı taahhüt etti. İki hükümdarın arasını bozacak dedikodular üretti ve meseleyi gurur savaşı haline getirmeyi başardı.

Sonuç: Osmanlı devleti yenildi ve fetret dönemine girdi, iç karışıklıklar çıktı. Batıya doğru yürüyüş durdu. İstanbul’un fethi gecikti. Anadolu birliği yeniden bozuldu. Timur bir süre sonra Anadolu topraklarından çekildi, ama Çin seferi yapılamamış oldu. İki Müslüman Türk devleti birbiriyle vuruşarak enerjilerini tükettiler.

İstanbul’un fethinden sonra batıya doğru ilerlemenin yolları daha bir açıldı. Fatih Otranto’ya çıkartma yaptı, son çıktığı seferle İtalya, Vatikan üzerine yürümek istiyordu. Yahudi doktoru tarafından zehirlenerek öldürüldü. Pabucun pahalı olduğunu gören batılılar bu defa, Safevileri, İran’ı Anadolu üzerine saldı. Safeviler 2. Beyazıt’ın yumuşak başlılığını da fırsat bilerek Anadolu’nun her tarafında cirit atmaya, Türkmen aşiretleri Şiilik hesabına devşirmeye başladılar. Ayrıca Cem Sultan vakasıyla Vatikan Osmanlı devletini ipotek altına almış oldu. Yavuz gibi cihangir bir sultan batıya yürümesi gerekirken İran’ın Anadolu’yu Şiileştirme politikasından dolayı Safeviler üzerine yürümek zorunda kaldı.

Sonuç: Anadolu Türklüğünde Alevi-Sünni diye günümüze kadar devam eden tarihi kırılma yaşandı. Gözünü batıya dikmiş, küffarla savaşı gaye edinmiş Osmanlı Şii yayılmacılığından dolayı başka bir Müslüman Türk devletiyle vuruşmak zorunda kaldı. Yine iki Türk İslam devletinin enerjisi birbiriyle tüketilmiş oldu. Anadolu’daki Şii yayılması ve tehdidinden dolayı Osmanlı devleti en güçlü döneminde katliam ve kıyıma uğrayan Endülüs’e yardımcı olamadı. 750 yıllık İslam yurdu, medeniyet merkezi Endülüs düştü.

Eğer Yavuz doğuya değil batıya yönelmiş olsa idi, bu gün Avrupa Müslüman olurdu. Şah İsmail’in Anadolu’daki faaliyetlerinin arkasında da Vatikan vardır.

Batı’nın en iyi yaptığı şey Müslümanları birbiriyle vuruşturmaktır. İran’ın, Şia’nın tarihinde İslam ülkeleri dışında bir coğrafyaya akını, Müslümanlar dışında birileriyle mücadelesi olmamıştır. Şia’da bir fetih kültürü, gaza kültürü, ihtida çabası yoktur. İran ve Şia tarih boyunca İslam topluluklarından Şia’ya adam devşirmeye uğraşmıştır. Bu gün İran etkili ve güçlü bir devlettir. Büyüt petrol kaynaklarına ve gelirlerine sahiptir. Dünyanın pek çok yerine Şia’yı yaymak için elemanlar gönderir, paralar harcar. Ama Şia’yı yaymaya çalıştığı kesimler arasında ecnebiler, gayrı Müslimler yoktur.

İran nerede Müslüman topluluklar varsa oradadır. Bütün çabası gayreti, zaten Müslüman olan toplumları, kişileri Şiiliğe devşirmek içindir. Bu gün bütün Arap ülkeleri ve Sünni dünya İran’dan fevkalade rahatsızdır; zira kendi ülkelerinde İran’ın çok ciddi bir Şiileştirme çalışması vardır. Orta Asya’da ve Balkanlarda İran’ın yoğun Şiileştirme faaliyetleri vardır. Dünyanın her yerindeki Şiilere ulaşma ve onları organize etme gibi planları-çalışmaları vardır İran’ın. Dünyadaki bütün Şii din adamları (Türkiye’deki Caferiler dâhil) İran’da eğitim alır ve ülkelerinde İran’ın tabii elçisi, savunucusu olurlar.

İran-Şia hep Müslüman toplumlar içinde faaliyet gösterdiğinden, batıyla tarihinde hiç savaşmadığından, mücadele etmediğinden, İslam ordularının her batıya yürüyüşünde batı lehine fetih ordularına problemler çıkardığından, her zaman batının kullanımına açık olduğundan dolayı batıyla İran’ın-Şia’nın gerçekte pek derdi olmamıştır.

Peki, batının dilinden düşürmediği bu İran tehdidi nedir? Neden İran’la yatıp kalkmaktadır batılılar?

Bence bu bir aldatmacadan, göz boyamadan ibarettir. Reklamın kötüsü olmaz kabilinden özellikle İslam dünyasına ve Müslümanlara İran’ın reklamını yapmaktırlar. İran’ı Müslümanlar arasında cilalamak, parlatmak, “mücahit”, “kahraman” konumuna sokmaktır amaç. Bu tür durumlarda söylemlere değil, eylemlere bakmak gerekir. “Bu kadar gürültü çıkaran, tehditler savuran batı İran’a, Şia’ya ne yapıyor?” ona bakmak gerekir.

Batı İran’a Şia’ya ne yapıyor?

Son yaşanan süreçte batı sürekli İran’a karşı gerilim politikları izlemiş “ha vurdum, ha vuruyorum” diye dünyanın dikkatini İran’a dikmiş; fakat aynen İran ihtilalinde var olan şüpheli haller gibi batının her hareketi İran’ı Şia’yı güçlendirmiştir. İslam dünyasında İran “batıya-ABD’ye kafa tutan”, “mücahit bir millet” haline getirilmiştir. Özellikle 2006 yılında Lübnan’da Hizbullah-İsrail mücadelesinde (güya) Hizbullah’ın İsrail’le mücadelesi medya tarafından (batı medyası ve bizdeki beyaz medya dahil) gayet sempatik şekilde servis edilmiştir. O hareketle İran’a ve Şia’ya karşı Sünni dünyada ilgi ve sempati uyarılması hedeflenmiştir. Son gerilimlerde de İran’a herhangi bir şey yapılmayıp kahramanlaştırılmaktadır. Sıradan Müslümanlar bu karmaşık oyuna kanarak İran’a-Şia’ya ilgi duymaktadırlar.


Batı İran’ı güçlendiriyor, Şia’nın yayılmasına katkıda bulunuyor.


Bu günkü İran coğrafyası Selçukluların coğrafyasıydı, Sünni Türklerin hâkimiyetindeydi. Osmanlı devletine karşı bir cephe açmak isteyen Safeviler Şiiliği seçerek, bizim de akrabalarımız olan, oğuz boyundan Türkmenleri, bu günkü Azerilerin dedelerini Şiileştirdiler. Farisiler İran fatihi Hz. Ömer düşmanlığından dolayı zaten siyaseten Şii idiler. Bu tarihten sonra İran Anadolu Türkleri ile Orta Asya Türkleri arasına bir tampon olarak girdi ve Anadolu’ya Türkmen nüfus akını durdu. Yani Anadolu nüfus açısından beslenemez hale geldi. İran Orta Asya ile aramızda bariyer oldu. Orta Asya Türklüğü ile Anadolu Türklüğünün siyasi, kültürel bağları koptu. Osmanlı, Rus ilerleyişi karşısında Asya Türklerinin yardımına bu bariyerden dolayı gidemedi. Şimdi de İran etkisi artırılarak İslam dünyası içinde Hindistan’dan Mısıra kadar bir Şii hilali oluşturularak İslam dünyası ikiye bölünmek, İslam dünyasının ortasında bir Şii tamponu sokulmak istenmektedir. Bu doğrultuda epeyce mesafe alınmıştır. Irak’a müdahale eden ABD ve müttefikleri Irak’taki dengeleri bozarak 2. bir Şii devlet ortaya çıkarmışlardır. Yine Afganistan’a müdahale eden batı orada %20’lerde olan Şii Hazarları devletin kilidi konumuna getirmiştir. Pakistan’da Şiiler çok etkin ve baskın hale gelmişlerdir. Yemende Şiiler tahrik edilmekte, dengeler bozulmaya çalışılmaktadır. Körfez ülkelerinde ve Suudi Arabistan’da İran desteğiyle Şiiler hızla örgütlenmektedirler. Batı bir yandan İran’a zemin hazırlayarak İslam dünyasının ortasında hızla bir Şii bir kordon oluştururken, diğer yandan her yerde Şii-Sünni çatışmasını, ayrışmasını körüklemektedir. Gerekli zemini oluşturabilirse bir süre sonra iki kesimi vuruşturarak gelecek vadeden İslam’ın önünü erkenden kesmeyi düşünecektir.

Ayrıca İslam dünyasının Şiileşmesi batı için tercih sebebidir. Bir gaza, fetih ve tebliğ kültürü olan, dünyaya İslam’ı yaymaya çalışan Sünni İslam’ın güçlenmesindense, Müslümanları hedef alan ve onları Şiileştirmeyi gaye edinen Şia’nın güçlenmesi batı için daha ehvendir.

İsrail’in güvenliği hikâyesine gelince; Şii düşüncenin teorik ebeliğini yapan İsrail’in Şia’nın yayılmasından ve güçlenmesinden rahatsız olacağını sanmam. Belki İran’ın nükleer silah edinmesi İsrail’in ve batının canını sıkabilir. Onu da sadece nükleer tesisleri vurarak hallederler. Ama hem İsrail hem de batı İslam dünyasının ortasında bir Şii tampon oluşmasından sadece memnun olurlar. İran’ın bölünmesi, parçalanmaya çalışılması meselesine gelince, ben batı için Türkiye’nin parçalanmasının daha önemli ve öncelikli olduğunu düşünüyorum. İran’ı ve Şia’yı sürekli güçlendiren, bir Şii hilali oluşturan batının İran’ı böleceğini sanmıyorum.

Ambargo meselesi de hikâyeden ibarettir. Daha önceki ambargodan en fazla yararlanan, ambargoyu delen batının bizzat kendisi idi. Dünyaya ambargo uygulattılar ancak kendileri İran piyasasında tekel haline geldiler. Bu gün İran’daki en büyük dış yatırım, yabancı sermaye batılılarındır. Batının İran’la münasebeti ve ticareti bizim İran’la olan münasebetlerimizden çok daha iyidir. Tercih durumunda batı İran’ı değil Türkiye’yi satar. Biz kraldan fazla kralcılık yapıyoruz.

ABD, büyük güçler muhaliflerini, karşıtlarını da kendileri çıkarırlar ve onlar üzerinden kontrollü politikalar geliştirirler. Nitekim Türkiye’ye komünizmi getireceğinden kaygılandığımız silahlı aşırı sol gurupların bizzat ABD ve NATO tarafından silahlandırılıp yönlendirildiğini yakın zamanda öğrendik.

Batı İran’ın nükleer tesislerini, kendisine de tehdit olmasın diye vurabilir, ama Şia’yı ve İslam dünyası üzerinde siyasi emelleri olan İran’ı asla vurmaz; bilakis her fırsatta güçlendirir, reklamını yapar.


Yusuf GEZGİN/Aktif haber
Çevrimdışı
Acemi Üye
*
91
mesajlar
4
konular
22
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2014
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#2
16-10-2020, Saat:10:34 PM
İşte İran!
İran muhipleri için çok aydınlatıcı bir yazıydı, umarım okuma zahmetine katlanır kıymetli arkadaşlarımız! gülücük
Çevrimdışı
Forumcu
*
390
mesajlar
177
konular
167
REP PUANI
Yeni Üye

Jan 2012
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#3
17-10-2020, Saat:03:41 PM
Alıntıladığınız kanı bozuk gazeteci yazar; İran İslam İnkılabından, İslami Vahdet ve Birlikten, Hizbullah'ın İsrail karşısındaki zaferlerinden rahatsız olmuş. Tarihi yanlış okuyarak günümüz İran İslam İnkılabını karalamaya çalışıyor, işi eline yüzüne bulaştırıyor.
Akılsız insanlar ise bu yazıyı mantıklı sanır. Akıllı insan ise sorar;
Safevi Türk Devleti ile günümüz İran İslam İnkılabının alakası nedir?
Alakası olsa idi İranlılar 2000 yıllık Şah rejimini neden devrim yapıp devirdiler?
Keza Osmanlı Milleti ile günümüz laik demokratik T.C. devletinin alakası nedir?
Alakası olsa idi neden Osmanlı yıkıp Cumhuriyet ilan edildi?
Bu gibi sorular, tarihi gündeme getirerek günümüz müslümanları arasında cıngar çıkarmaya çalışan kafirlerin oyunlarını suya düşürüyor. Zira İslam şeriatında kişiye başkasının (ceddinin) sevabı veya günahı yüklenemez. Yani; günümüz İranlılarına ne binlerce yıl önceki ateşgedelerin ne de bin yıl önceki safevilerin günahı yüklenebilir, ne de Gaznelilerin sevabı. Keza; günümüz Anadolu halkına da ne İslam öncesi kafir Moğol ve Türklerin günahı ne de Osmanlıların sevabı yüklenebilir. Bu bilinmelidir.
İkinci olarak; yazar müsveddesi eleman; İran'ın neden Batı ile tarihte hiç savaşmadığını sormuş. Halbuki benim bildiğim kadarıyla; eskiden savaş için kara sınırlarının olması gerekti. Uçak, füze yoktu. Safevilerin batı ile savaşması demek batısındaki Osmanlı ile savaşması demekti ki bu yanlış olurdu. Ki zaten makalede adı geçen Yavuz Selim; İran (şiiler) ile bir kere savaşmış ve 500 yıl süren bir barış imzalamıştır. Ama Yavuz başta olmak üzere birçok Osmanlı Sultanı, Memlükler ve Mısır (sünni araplar) ile onlarca kez savaşmıştır. Burada Osmanlı yönetimini tamamen masum gören yazar, neden tek bir savaşı gündeme getirip İran'ı ve şii kardeşleri kınamakta ama onlarca savaşı gündeme getirip sünnileri kınamamaktadır. Merak eden akıllı kardeşlere cevabımız şudur:
Yazar ve benzeri diğer mahlukatların; günümüz Amerikancı sözde sünni Arap rejimleri ile hiç sorunu olmadıkları için Osmanlının sünni Araplarla olan savaşlarını gündeme getirmezler. Ancak Amerikan-İsrail karşıtı günümüz İran İslam Cumhuriyeti ile sorunu oldukları için Osmanlının Safevilerle tarihteki tek bir savaşını gündeme getirirler. Ki tarih üzerinden günümüz İran'ına saldırabileceklerini sansınlar. Eğer, mesela günümüz Mısır halkı; bir İslam Devrimi yapıp sünni bir İslam Cumhuriyeti ilan etse; İsrail ile ilişkileri kesse, Gazze'ye sınırlarını açsa ve Filistin Direnişini desteklese; bu defa bu sözde Osmanlıcı, sözde sünni yazar müsvetteleri; Osmanlının Memlükler ve yüzlerce yıl sonra da Mısır valisi Mehmet Ali Paşa ile olan mücadele ve savaşlarını gündeme getirecek; Arapların Osmanlıya ihanetinden dem vuracaklardır.. Sanki kendileri ve laik T.C. hükümeti Osmanlıymış; günümüz Mısır'ı da Memlüklermiş gibi tarih üzerinden Mısır'a saldıracaklardır.
Dediğimiz gibi; bunların amacı tarihi yanlış okuyup günümüz Müslüman milletlerine saldırmaktır. O kadar kansızlardır ki; günümüzde İsrail ile yapılan siyasi, ticari, ekonomik, askeri anlaşmalara rağmen bunu gündeme getirmezler.. Ama İsrail ile savaşmış bir sünni Hamas'ı, şii Hizbullah'ı eleştirmeye bahane ararlar.
Çünkü bunların derdi ne Filistindir ne İslam. İslam ülke ve milletlerini eleştirince kendilerini "ak"ladıklarını sanırlar.
İşte bu yüzden siyasilerin bilinçli bilinçsiz yazar-çizerlerine alet olmamak için ihlas ve uhuvvetin, tasavvufun önemini derk edelim diyoruz.
Kalbinde hastalık ve maraz olanlar, kalplerini riya ve kibirden arındırmamış olanlar; diğer milletleri kötüleyince kendilerini çok iyi hissederler ancak.
Ve işte o zaman BOPçu şeytanların ellerinde birer oyuncak olurlar. Başka değil.
Çevrimdışı
Yönetici
*******
5,981
mesajlar
296
konular
5,309
REP PUANI
Jun 2015
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#4
17-10-2020, Saat:07:32 PM
Elhamdulillah Müslümanım diyen herkesle kardeşizdir. Kardeşlerimiz aleyhinde olanlar ya düşmanımızdır yada düşmanlarımıza kanmış kardeşlerimizdir.
Kardeşlerimiz kendi aklı ile düşünse basından duydukları yalanları bir kenara bırakıp olup bitene bir baksa zaten doğruyu bulacaklardır.
Rabbim hepimize basiret versin inşallah.
....


Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi