Forum Gündemi:

Konu Başlığı : İNSANLIĞIN ÖZ-ELEŞTİRİSİ...

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 81 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : çakyamuni
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
General
*
4,808
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#71
19-02-2021, Saat:07:11 AM
Acıdan, açlıktan, yokluktan, yoksulluktan korktuğumuz için dünyanın düzenine intibak ediyoruz. Çünkü tüm bu mağduriyetler gerçekten kahredici mağduriyetlerdir ve insan aciz bir varlıktır, binaenaleyh korkusu doğaldır. Zira böylesi durumlardan biriyle yüz yüze geldiyseniz ve üstelik herhangi bir güce de malik değilseniz, dünyanızın cehenneme dönmesi muhakkaktır. Öyleyse böylesi bir durumla yüzleşmek istemezsiniz ve süregelen düzene intibak etmekten başka çıkar yol bulamazsınız, bu da sizin her şeye boyun eğmenizi intaç eder. Bilkias daha güzel, daha iyi, yaşanılabilir bir dünya var edeceğimize, bunun için elbirliği, güç birliği yapacağımıza inanabiliriz ama işte maalesef malum durumlar bu inancımızı kırmaktadır. Nihayetinde, elimizde olmadan, insanların bitevi uyumalarını, uyuşmalarını, ezik kalmalarını sağlıyoruz bir şekilde. İnsan gibi yaşayacağımıza hayvan gibi yaşıyoruz ve bunu da gayet güzel şekilde meşrulaştırıyoruz. Kutsal öfkeleri, onurlu isyanları bastırıyoruz ve içeriye dert olmalarına yol açıyoruz. Sahici ve hakiki bir dönüşümün önüne takoz oluyoruz. Kazandıklarımızı kaybetmemek için görmüyor, duymuyor, bilmiyoruz ve her şeyin olduğu gibi olmasına ve öylece devam etmesine yol veriyoruz. Ya maymun gibi taklit ediyoruz ya da papağan gibi tekrar ediyoruz. Oysa gelecek olan gelecek ve bizi bulacak. Nereye kaçıyoruz, kimden kaçıyoruz, kime kaçıyoruz? Ol deyince durduramazlar, olma deyince olduramazlar bilmiyor muyuz?  İçimizdeki cahillerin, ahlaksızların, zalimlerin işledikleri yüzünden mahvolacağız, o gün nereye kaçıp kurtulacağız? Kurtulabildiler mi böyle yapanlar? Hiç akletmiyor musunuz, hiç tarihe bakıp ibret almıyor musunuz? Kurtulamadılar ama ateş niye bize de dokundu diye sorguladılar ahmakça, sanki bilmiyorlarmış gibi. Ki, acıda gelecek, yoklukta bulacak, sefalette olacak, kurtulabileceğimizi mi sanıyoruz olacak olandan, kaçabileceğimizi mi düşünüyoruz gelecek olandan? Öyleyse çok ahmağız. Öyle günler gelmeden hazırlık yapacağımıza, o günlerle karşılaşınca riyakârca el açıyoruz göklere. Kimi kanırıyoruz? Tanrı’yı mı kandırıyoruz? Behey ahmak, kendini bile kandıramıyorsun ki, değil ki Tanrı’yı kandıracaksın. İnsan denilen gerçekten mal, tam anlamıyla, katıksız haliyle mal, maalesef gerçek budur. Hayır, bunu bendeniz söylemiyorum, hayat söylüyor, bendeniz de ikrar ve izhar ediyorum.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,808
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#72
20-02-2021, Saat:10:25 AM
Bizim meselemiz karakter meselesi. Çünkü sağlam bir karaktere sahip değiliz, bir bakış açımız yok, bir fikrimiz yok, bir duruşumuz yok. Birilerinin kuyruğunda alelade yaşayıp gidiyoruz. Kuyruğuna takıldıklarımıza mutlak itaat ediyoruz ve onların her diam bizimle olduklarını, bizim arkamızda duracaklarını sanıyoruz. Yanlışlarını onaylıyoruz ve yaptıkları her şeyin doğru olduğunu söylüyoruz onlara ve böylece hem onları yanlışlarında sürekli kılıyoruz hem de çıkarlarımızı koruma sevdasına kapılıyoruz. Hülasa; şakşakçılık, dalkavukluk, şarlatanlık ediyoruz. Onurumuzu koruyamıyoruz. Dostluk bilmiyoruz, dostlarımıza ve dostluğumuza sahip çıkmıyoruz. İnsanlara hep menfaatimiz için yaklaşıyoruz, menfaatimiz bitince de terk ediyoruz. Eğer onlarla paylaştıklarımız işimize yaracaksa ve birileri bir gün dostlarımızla ilgili bir şeyleri sorma gereği duyacaklarsa hep onlardan bir şeyler almaya çalışıyoruz bir gün onları satıp kendimizi üstün gösterip menfaatlerimize kavuşmak için. Eğer dostlarımız bizim gibi düşünmüyorsa satmak daha da kolay geliyor bize. Ne kadar adice, ahlaksızca, namussuzca ve şerefsizce bir davranış olduğunu da fark edemiyoruz bunun ya da fark ediyoruz ama yapmakta sorun görmüyoruz yani alçalmayı kolayca içselleştirebiliyoruz. İnsanları küçümsüyoruz, kendimizden aşağıda (((gerek makam, gerek şöhret, gerek servet olarak))) bir insan gördük mü onu tahkir ve tezyif edecek kadar aşağılık hale düşüyoruz. Bunu da gerek açıkça, gerekse zımnen yapıyoruz, o insanın hiçbir şeyin farkında olmadığını sanarak. Onlara her şeyi yapmaya, istediğimiz gibi davranmaya hak sahibiyiz diye düşünüyoruz. Kibirliyiz, güçlü olduğumuz zaman her şeye hükmedebileceğimizi sanıyoruz, insanlara tepeden bakıyoruz. Her şeyi kendimize yontuyoruz. Bir yer ediniyoruz, o yerimizi korumak adına her türlü pisliğe katlanıyoruz, hiçbir yanlışa hayır diyemiyoruz. İnsanlara bir merhabayı, selamı çok görüyoruz ama iş lafa gelince de ahkâm kesmekten de geri durmuyoruz. Bakıyorsunuz en kallavi konuşmaları yapanlar, insanları en çok küçümseyenler, onlardan selamı sabahı esirgeyenler oluyorlar. Gerçekten her birimiz insanca durmayı ve yaşamayı bir becerebilsek yani gerçekten karakterli insanlar olabilsek bu dünyada çok şeyin değiştiğini göreceğiz.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,808
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#73
21-02-2021, Saat:11:05 AM
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Bizler, insançocukları olarak, savunduğumuz fikirleri de bilmiyoruz, öğrenmek çabasına da girmiyoruz. Fikrimiz şudur dediğimiz fikrimizi de bilmiyoruz, savunmuyoruz, yaşamıyoruz. Haddizatında külliyen münafık bir toplumuz. Genelleme yapmıyorum, bahusus literati kesimine tevcih ediyorum. İşin garibi farklı fikirleri ve farklı düşünenleri de sevmiyoruz. Herkes aynı olsun isteriz. Çünkü herkes aynı olduğu zaman, o aynı olanlar içinde bizde olduğumuz için ve asla farklı olmayı da beceremeyeceğimiz için mutlu oluruz. Herkes aynı olsun ki, herkes bizim gibi görünsün, bizden farklı görünüpte bizden ayrıymış gibi durmasın isteriz. Bu yüzden farklı olanları, bizden farklı düşünenleri ya kendimize benzetmek için yahut imha etmek için mücadele ederiz. Hiç düşünmeyiz ki, farklı düşünenler düşüncelerinde isabet dahi etmemiş olsalar yine de o düşünceyi sahiplenmek ve sahip oldukları düşüncelerini ifade etmek gibi bir hürriyetin sahibidirler. Bizim yapacağımız şey ise, tabi yapabilecek yüreğe ve beyne sahipsek şayet, onların fikirlerini özgürce ifadelerinin yolunu açmak ve sahip olduğumuz fikirlerimizle onların serdettikleri fikirleri cerh ederek onları ıskat etmektir, bilakis onları düşman görüp itlaf etmeye yeltenmek değildir. Zira bilinmesi iktiza eder ki, fikir sahibi insanlara galebe çalmak ikna ile kabildir icbar ile değil. Zorbalık, fikirler yanlış olsa dahi o fikirlerde inat etmeyi tevlit etmekten başka hiçbir netice vermez. Biz ise fikirleri cerh etmeyi bırakın, şahısları ilzam edecek donanıma bile sahip olmazken, ancak ve yalnız fikirlerin üretildiği kafalara husumet duymaktan başka hiçbir şey yapacak kudrette değiliz maalesef. Kafamız yerine yumruklarımızı konuşturmayı marifet telakki ediyoruz. Zannediyoruz ki; öldürmek yenmektir. Oysa bedenler ölür lakin fikirler ayakta kalır ama bunu bile idrakten aciziz. Asli meseleleri ve mevzuları bırakıp, ferdin bizatihi şahs-ı manevisine garez duyuyoruz, elimizden ancak bu geliyor. Hani Kafka diyor ya; baylar isterdim ki fikirlerimiz konuşsun ama görüyorum ki kafamız yokmuş. Mesele budur. Şöyle bir soru sorsam nasıl olur? Tam gece yarısı aklıma geldi velakin ancak şu an yazabilmek imkanına eriştim. Bazılarının sevdiklerini ve sevmediklerini özgürce söyleyebildiği, bazılarının ise böylesi bir şeyi dillendirmeyi dahi düşünemediği; bazılarının fikirlerini sonsuz özgürlükle haykırabildiği, bazılarının ise ne düşündüğünü kendine bile söyleyemediği bir ülkede yaşasaydınız ne hissederdiniz? Böylesi bir gece vakti aklıma geldi böylesi bir soru ve bir kuş gibi uçurayım gecenin ortasından insanlığın kalbine istedim. Hayır, böyle düşüncelerim olduğu için değil, belki nice beyinlerin böylesi bir soruyu taşıma ihtimalini düşündüğüm için soruyorum. Geçelim! Birisi bizim fikrimizle ilgili bir şey söylediği zaman ya anlayamıyoruz ya da onu taşlıyoruz, oysa söylenen haddizatında bizim fikrimizin özü ama fikrimizin cahili olunca böyle bir manzara tezahür ediyor. Ya da öyle bir şey yapıyoruz ki, yaptığımız şey fikrimizin tam zıttı ama fikrimizi bilmediğimiz için bunu fark edemiyoruz, birisi söyledi mi de afallıyoruz. Bir fikrimiz olduğunu sanıyoruz, o fikri hayata egemen kılmak için mücadele verdiğimizi düşünüyoruz, herkesi o fikrin karşısındaymış gibi algılıyoruz ve yanlışlıyoruz ama ne gariptir ki fikrimizden bihaberiz. Bitevi karşı fikri tenkit ediyoruz ama tenkit ettiğimiz şeyin aynısını kendimiz daha fazlasıyla yapıyoruz. Ne İslamcısı İslam’ı biliyor, ne Solcusu Sosyalizmi biliyor, ne Milliyetçisi Milliyetçiliği biliyor, ne Faşisti Faşizmi biliyor, ne Anarşisti Anarşizmi biliyor, ne Kemalist’i Kemalizm’i biliyor ve dahi ne de bu fikirleri dayandırdıkları insanları biliyorlar. Ama bilmediklerini de dünyada egemen kılmak istiyoruz. Ne hazin değil mi? Herkes öyle olmuş olmak için öyle oluyor ve öyleymiş gibi kendini gösteriyor. Çünkü fikirleri münhasıran dünya nimetlerine erişmek için bir araç olarak kullanıyoruz ve öyle de görüyoruz, bu yüzden fikrimizi tafsilatlı olarak öğrenmek gereğini de görmüyoruz. Böyle olunca noluyor? Hep merak etmişimdir. Bir Müslüman konumunda durarak konuşalım mesela; bir Müslüman için bir ayet bir yasa gibidir değil mi? Gereğini yapmadığımız ayet niçin vardır? Yani tatbik etmeyeceksek, o ayeti savunma pozuna geçmek münafıklık alameti değil midir hatta katıksız münafıklık değil midir? Yani en ufak bir şey olsa hemen ayeti göze sokarız ama o ayetin tam da tatbikinin gerektiği bir anda asla bunu yapmayız. Peki, bu nasıl bir paradokstur? Yani hadi salak, geri zekalı, mal Müslümanları geçiyorum da, bunu kallavi Müslüman olduklarını ifade edenlerde yapıyorlar yahut İslam davamdır benim diyenlerde keza. Hayır, yani yasasına uymadığın bir din nasıl oluyor da davan oluyor? Çok küçük bir örnek; o ayetlerden biri der ki; kininiz dininiz olmasın ve kininiz dininiz olupta sizi adaletten alıkoyup zalim kılmasın. Peki, düşünün ki bir Müslüman bu ayeti biliyor, bildiğine inandığını da söylüyor ama bunu tatbik etmiyor. Peki, bu din sen bana ahkam kes diye mi var, inananları Allah ile aldat diye mi var behey şarlatan pislik? Yahut bu ayet boşuna mı var, laf olsun diye mi inmiş? Gerçekten garip şeyler. Mesela; şimdi, ben, mezkur düşüncelerimi, namusluca şereflice mutlak iyi niyetle ve samimiyetimle uyarmak namına, biraz daha yontarak ve dahi daha derinliklere inerek uygun bir üslupla yazsam nolur, ki üslubum da gayet normal haddizatında, hiç kuşku yoktur ki hain yahut terörist ilan edilirim ya da daha yumuşak yaftalara maruz kalırım ama mutlaka bir şekilde tecziye edilirim. Hürriyetim gasp edilebilir, terimle, yaşımla, kanımla, emeğimle elde ettiğim ne varsa metazori gasp edilebilir. Ama bunu yapan bir de kendine Müslüman der. İşin garibi bir de bunu bana layık göreni onursuzca sevmem ona saygı duymam istenir. Yani ben köpeğim ya, bunu yapan da benim sahibimdir ya kesin, o zaman onun her türlü muamelesini hak ediyorumdur ama yine de onu sevmem gerekiyordur. Oysa böylesi bir şey onursuzluğun, namussuzluğun dibidir ama işte bu bana sonsuzcasına terstir. İşin daha da garibi; bir de böylesi bir muameleye maruz kalmamda suçlu benimdir ve beni tecziye edenlerde, kendilerine Müslüman diyenlerce büyük bir destek görürler. Gerçekten Müslüman ne demek ve kim Müslüman? Fikrimizi birileri istedikleri kıvama getirip bizi manipüle etmek ve sömürmek için rahatça kullanıyor. Bu yüzden de gelene ağam gidene paşam diyoruz, ezen ezdiğiyle, ezilen ezildiğiyle kalıyor. Kendi fikrimizi bilmediğimiz gibi bilmediğimiz fikirler hakkında da ahkâm kesiyoruz ve o fikrin müntesiplerini dileğimiz gibi yargılayabiliyoruz. Fikirlerimizi gerçekten bilseydik ve gerçekten bir fikir sahibi olsaydık ve olayları fikirlerimiz temelinde yorumlasaydık, dünya bugünkü dünya olmaz, kapitalizm bizi bu kadar kolay avlayamaz, düzenbazlar bizi bu kadar kolay aldatamazlardı. Bizim çaresizliğimiz; fikirsizliğimizdir!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,808
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#74
22-02-2021, Saat:06:43 AM
Fikrini bilen insanlar olsaydık ve fikrimizi savunmakta tutarlı ve namuslu insanlar olsaydık şayet, fikrimizden olduklarını söyleyerek söz edenlerin, iş yapanların yanlışlarını, yalanlarını tolere edebilir miydik lütfen? Çendan, sahip olduğumuz fikrimiz vicdanımızı yaralardı, zorlardı ve bizi isyana yönlendirirdi. Ama bilmediğimiz için ya da fikrimizi bir bez parçası gibi kullandığımız için insanca yaşamayı beceremiyoruz. Hayır, biz bu değiliz ve böylesi bir şeye onay veremeyiz, verirsek şayet onurumuzu ve namusumuzu savunamayız diye haykırmıyoruz. Yanlışları, yalanları menfaatlerimiz uğruna kanıksıyoruz ve insanları da kanıksamaya zorluyoruz. Bunu kahir ekseriyetle bilerek isteyerek yapıyoruz, çok az olarak malca yapıyoruz yani bilmeden, anlamadan. Sonra da tenkitler yönelince kıvırmaya ya da zorlayarak savunmaya yelteniyoruz. Fikrimizden olanlar toz olup gittiklerinde yeniden çamur gibi meydanda belirenlerin saflarına koşuyoruz yine menfaatlerimizi korumak uğruna. Yani, adeta dönme bir dolap gibi yaşıyoruz, en uygun ve karlı yön neresiyse oraya dönüyoruz. Ama insanız diye de insanlık huzurunda arz-ı endam etmeye bayılıyoruz, sanki insanız dediğimiz de herkesin de bizi insan sanacağını sanıyoruz. Bizler nasıl insanlarız, sonra dünyayı değiştirmeye soyunuruz. Daha kendisini değiştiremeyenler, dünyayı değiştirecekler öyle mi? Daha fikrini bilmeyenler ve savunmaktan aciz olanlar sair insanlara fikirlerini tolere ettirecekler ve savundurtacaklar öyle mi? Yazıklar olsun! Biz bu cehalet yok edecek yemin ediyorum. Ve biz asla affa uğrayamayız böyle olduğumuz müddetçe. Önce fikrinin adamı olacaksın bebeğim! Fikrini bilipte, fikrinin adamı olmayanlar, onun bunun adamı olurlar ve önüne gelenin önünde eğilirler. Seni kimsenin bilmediğini mi ve bilemeyeceğini mi sanırsın? İnsanlar susmak zorunda kalmayıp konuşsunlar da bir görelim bakalım ağızlardan neler taşıyor. Fikrin olmadığı ve fikirlerin çarpışmadığı yerde her türlü pisliğin olması çok normaldir. Fikrin yoksa nasıl hareket edeceğini de bilemezsin. Fikirsizlerin yaptığı tek şey; kayıkçı kavgasından ibarettir. Bugün, güya kallavi fikirlere malik olduklarını söyleyenlerin içler acısı halini görmüyor muyuz? Nasıl da ahlaksızlığın ve adaletsizliğin bataklığında can çekiştiklerini, insanlığın kutsal gözlerinden nasılda düştüklerini, nasıl da insandan sayılmadıklarını görmüyor muyuz? Madem bunları görüyoruz, her şeyin farkındayız, niçin alternatif olmak için insanca bir direniş sergilemiyoruz? Niçin insanlığın kaçtığını gördüğümüz halde, kaçacağı yerin biz olmamız için büyük bir insanlık duruşu göstermiyoruz? Bilakis ne zaman kendimizi ortaya koyup, insanlığın sığınacağı yegâne liman olduğumuzu ispatlayacağız?
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,808
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#75
23-02-2021, Saat:07:44 AM
Söyler misiniz lütfen? İslam’a en büyük zararı İslamcıyım diyenlerden başka kim vermiştir? Türk Milletine en büyük zararı Milliyetçiyim diyenlerden başka kim vermiş olabilir? Cumhuriyet’e en büyük zararı Cumhuriyetçi oldukları iddiasında olanlardan başka kim vermiştir? Sosyalizm’e en büyük zararı Solcuyum diyenlerden başka kim vermiş olabilir? Keza diğerleri için de aynı şeyi söyleyebiliriz. İnsan nasıl ne ederse kendi kendisine eder, aynı şeyi fikir sahibi olduklarını sananlarda savundukları değerlere yapmışlardır maalesef. Ki, zaten bir fikre en büyük zararı o fikri en iyi savunduğunu iddia edenlerden başkası veremez de. Kendimizi Müslüman kimliğinde konumlandırıp, konuşlandırıp, oradan bir bakalım şöyle ve kısacık bir analiz yapalım olmaz mı ve fikre nasıl zararlı ya da yararlı olunuyormuş algılamaya, anlamaya gayret edelim inşaAllah. “Samimiyetim itibarımdır” sözü inandığı davanın şehidi olan Malcolm X’e aittir. Bildiği kadarıyla samimi, dürüst ve namuslu yaşamıştır. Zaten Peygamber de onu demiyor mu; “bildiğinle amel eyle.” Fikrinde samimi olanlar hangi fikirden olurlarsa olsunlar tehlikelidirler bu âlemde. Çünkü o alışıla gelmiş kalıpları bozan, uyum sağlanmış düzeni sarsan, yanlış inançları ifşa eden biridir. Bu yüzden de statükonun muteber ve muti tiplerince tehdit ve tehlike olarak algılanırlar fikirlerini namusluca bildiği kadarıyla olsa da yaşamak derdinde olanlar. Ya pasifize edilirler ya da itlaf. Zira ranta uzanan yolların kapanmasına neden olmaktadırlar. Bu türler belki dünyayı değiştirmeyi beceremezler ama dünya da onları kendi düzenine uydurmayı başaramamıştır. Hani Karl Marks diyor ya; “önemli olan dünyayı yorumlamak değildir, onu değiştirmektir.” İşte hangi fikirden olurlarsa olsunlar fikirlerinde samimi olanlar bunu yapmaya çalıştıkları için mutlaka bir şekilde ekarte edilmeye çalışılırlar. Kalanlar da fikirlerine en büyük zararı verenler olmuşlardır zaten. Ama dünya düzeninin efendileri yenmek için öldürmek gerektiğini sanmışlar velakin bendenizin de her daim ifade ettiğim gibi “öldürmenin yenmek olmadığını” anlamamışlardır. Zaten onlardan böylesi bir derinliği idrak etmeleri de beklenemezdi. İnsanı büyük yapan inandığıdır ve bir hayattır ki ancak inandığı uğruna ondan feragat edilebilir. Amma velakin insan eğer kendini inandığından daha büyük görüyorsa ve inandıklarını kendi hayatı için feda etmeye yelteniyorsa ve o inandıkları tavassutu ile dünyaya ulaşmaya yol arıyorsa işte böylesi bir şey insanı küçültür ve hiçleştirir, inanıldığı söylenen fikri de, davayı da yerle yeksan eyler. Herkese ve her şeye rağmen ben bilirim, ben yaparım, ben yanılmam, inandığımı da yücelten benim dediğin yerde inandığından büyük durursun ama büyük durmak büyük olmak değildir anlamazsın. Yükseldikçe alçalırsın fakat farkında bile olmazsın, farkında olduğun zaman da bir şey ifade etmez olur. Ben, ben, ben diye haykırdığın bir yerde, istersen Allah’ın dostuyum deyip dur bir şey değişmez, göklerde uçsan da ummadığın anda çakılır kalırsın yerin karanlığına. Bugün her yerde ben sesini işitiyorum. Ben dedikçe günaha batanları, hayâsızca suç işleyenleri görüyorum. Biz dedikçe de tehlikeli görülüp yok edilmek istenenleri görüyorum. İnanıyoruz diyenlere inandıklarının hakikatini haykırıp işte hakikatli hayat budur, inanıyoruz dediğinizin emrettiği hayat budur dediğinizde bunu diyenlere terörist ve hain damgasının vurulduğuna şahit oluyorum. Yapılan her türlü pisliğin inanıldığı söylenen fikirle örtülmeye çalışıldığını görüyorum. Büyük bir yolun en hızlı ve kestirmeden yürünmeye çalışıldığını görüyorum. Bir filozofun dediği gibi olur daima; “bir fikre en büyük zararı, o fikri en kötü şekilde savunanlar verirler, vermişlerdir hep.” Müslüman oldukları iddiasında olanların bugün yapabilecekleri tek şey, Muhammed İkbal’in ifadesiyle; “ bari Müslüman değiliz deyin İslam kurtulsun.” Sözüne itibar edip muktezasını ifa etmektir. Gayrısı laf-ı güzaftır. Şimdi kendi kendime bir şey sorsam ve desem ki; ben insanlığa matuf ne yaptım ki insanlıktan ne bekleyebilirim, ben bigünah mıyım ki günahsız bir dünya umabilirim, ben suçsuz muyum ki suçlardan ve suçlulardan şikayetçi olabilirim? “Her suç topluma yöneltilmiş bir soru değil midir?” Der bir filozof. Niçin konuşmaktan başka hiçbir şey yapmadığım halde, her olumsuzlukta şeytanı suçluyorum? Zira bu bir alışkanlık olmuş bizim için ve zamanla da hayat telakkimiz olmuş ve en büyük savunma yöntemi olarak görmüşüz bu durumu. Hani inanıyorum ya İslam diye bir dine. O dinin benden istediğini ne vakit bihakkın ifa ettim de, o dine uymayanlardan şikâyetçi oluyorum? Bizim vazifemiz; “emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmak” değil miydi? Oldum mu? “Biz yolumuzda sebat ettikçe onlar bize zarar veremezdi” değil mi ve bunu inandığımız din söylüyordu değil mi? Peki biz bizden olmayanlara ne vakit adil olduk? Kendimize bile adil olamadık ki başkalarına adil olalım değil mi? Yaşamadığımız dinimizi, niçin yaşamıyorlar diye dinin dışında duranlara kızdık. Bizim vazifemiz; behemehâl dinin emrinde sabit olmak değil miydi? Karşımızda düşman var diye dinimizden taviz mi vermemiz gerekiyordu yoksa düşmanın dahi kalbine hükmedebilmek için din nasıl istiyorsa öyle davranmamız mı gerekiyordu ve düşman niye böyle yapıyorsun diye sorduğunda dinimizin emri mi demeliydik? Filmlerde bunu diyoruz ama, peki niye? Tabi peşimize düşmüş olanları sürü gibi görüyoruz ve bu şekilde istendik yönde konuşlandırıyoruz, dünya nimetlerine kolayca konmak için. Biz görevimizi yaptık mı ki, görevini yapan şeytanı itham ediyoruz? Bu riyakârlık değil midir? Düşman bize kahpelik yaptı diye bize de kahpelik yapma hakkı doğar mı? Peki, bizim dini tebliğ etmek gibi bir ödevimiz varsa, bu ödevi kahpelik ederek ifa edebilir miyiz? Din dışında kalmış olanı dinin içine davet etmek için nasıl bir tarz-ı hareket ortaya koymamız iktiza eder? Yoksa dini temsil ve tebliğ etmek gibi bir ödevimiz yokta, dünyadan yana bir şeyler elde edeceğiz diye varmış gibi mi davranıyoruz? Yani biz nasıl yaşarsak yaşayalım, isterse nefsimiz dizginlerimizi eline almış olsun, isterse şeytanın esiri olmuş olalım, sen yine de dinin içine girmek zorundasın mı diyecez karşımızda ki insana? İnsanları kendi ellerimizle düşmana teslim edipte, sonra kendi ellerimizle düşmanların yuvalarına soktuklarımızın düşmanlıklarından şikayet etmek ve onlar yüzünden ifsad olan insanlığa garez duymak nasıl bir kişilik sorunudur acaba? Kul hakkını gönül rahatlığıyla yiyorum, beytülmalı kendi malım gibi görüp gönlümce tasarrufta bulunuyorum, yetim hakkına el uzatıyorum, gönül rahatlığıyla bela okuyorum, insanları tahkir ve tezyif edebiliyorum, haya etmeden aldatıyorum, suçsuz insanları suçlu görüp hayatlarını cehenneme çeviriyorum ve dönüp ona yanlış anlama olmuş seni bilmeden yakmışım diyorum ve tüm bunlardan sonra alem-i insanlığı ihata eden kötülüklerden şekva ediyoruz. Din dışında kalanlar için niçin dinin içine girmiyorlar diye sahtekârca sorup duruyoruz. Ellerimizi vicdanlarımıza koyup sormalıyız, dine en büyük zararı kim veriyor ve insanlığın hali pür melalinden yana gerçek suçlu kim? Hakikat budur, bundan başka bir şey değildir. Oysa fikirler her ne iseler, oldukları gibi savunulsalar ve karşıt fikirlerle onurluca müsademeye girişseler ve insanlar da böylesi yüce bir kavgaya tanıklık etseler daha güzel olmaz mı ve fikirleri daha kolay kabullenip, kabullendikleri fikirleri sağlam bir şekilde savunmazlar mı? Fikirlerimizi kuvvet sahibi olunca savunacağımızı sanıyoruz. Peygamber öyle bir şey mi yaptı? Kuvvet sahibi oluncaya kadar fikrimizi çiğneyebiliriz, her istediğimizi istediğimiz gibi yapabiliriz, yalanları hakikat gibi söyleyip insanları fikrimize dâhil edebiliriz ama kuvvete erişince düzeliriz ve düzeltiriz mi dedi? Siz âlemi kör milleti sersem mi sanırsınız? Kimse kusura bakmasın, ne bir fikrimiz var, ne fikrimizi savunabiliyoruz, ne de millete kabullendirebilecek kadar fikrimizi biliyoruz. Avamı cahil biliyoruz ama en büyük cahiller bizler kendilerini eğitimli sananlarız. Eğitimli olduğumuz içinde akıllıyız sanıyoruz, oysa aptalın da, cahilin de, namussuzun da önde gideniyiz.  Gerçekler acı değil mi? Elbette acı, acı olacak ki sarsacak, uyandıracak, aklımızı başımıza getirecek. Yoksa herkesi aldatabildiğimizi, aldatabileceğimizi sanıyoruz. Sanki herkes önüne ne konursa yiyor, yiyecek. Öyle bir dünya yok ama var sanıyoruz alıkça, bönce. Gittiğimiz yol yol değil, tuttuğumuz iş iş değil. Bir an önce kendimize gelmeli ve gerçeklere göre yaşama yoluna girmeliyiz. Ötesi felaket çünkü!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,808
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#76
24-02-2021, Saat:08:21 AM
Bizler kapitalizmin oyuncaklarıyız. Bizlerle istediği gibi oynuyor. Oyununu öyle inceden ve derinden oynuyor ki, ihsas edecek zekâya malik değiliz. Fikir alanında ki keşmekeşi medyana getirende kapitalizmin ta kendisidir. Her fikrin bünyesine sızdırdığı mutemet elemanı bulunmaktadır, o fikri bir fosile dönüştürsün diye. Ama farkında değiliz maateessüf. Bizler gerçekten cahil insanlarız, yemin ediyorum cahiliz. Gerçeği bilmeyiz ya da biliriz ama gizleriz, sonra birisi tutup gerçek budur dedi mi de hemen ona saldırırız. Bilmiyorsak öğrenme yoluna gitmeyiz, biliyorsakta insanca ortaya koymayı tercih etmeyiz. Ama birisi merak edip, sorup, sorgulayıp, araştırıp, gerçeğe ulaşıp, gerçeği halkın önüne koyduğu zamanda deliye döneriz, bunu yapanın emdiği sütü burnundan getirmeye çalışırız. Niye? Menfaatlerimizi kaybedeceğiz diye. Ulan yekpare insanlığın kazanması mı takdir edilecek bir şeydir yoksa senin küçük hesaplarının başarıya erişmesi mi, hangisi andaval? Eee tabi bu tür menfaatperest pezevenkler değildir asıl kızılacak olanlar, bunlara yol veren ahmak avamdır. İşte bizler, insançocuklarını da böyle böyle bilgiden uzak kıldık, cehalete mahkûm ettik, vasatlaştırdık, mankurtlaştırdık, sürüleştirdik, köleleştirdik, kullaştırdık, şimdi de dilediğimizce güdüyoruz, sömürüyoruz onları. Birileri de çıkıp ortaya, olan biten her şeye hayır olamaz böyle bir şey, yanlış yapıyorsunuz, gerçeğe ihanet ediyorsunuz, insanları aldatıyorsunuz, aslında hepiniz birbirinize düşmanmışsınız gibi gözükseniz de arka planda birbirinizle dostsunuz ve bizleri uyutmak, peşlerinizden koşturmak, menfaatlerinize ulaşmak için düşmanlık pozlarına bürünüyorsunuz, lütfen böyle yapmayın, bu ihanettir dediğinde de ona kan kusturmaya yelteniyorsunuz. Sahtekârlar, dalkavuklar, şarlatanlar, namussuzlar, alçaklar. Kapitalizmin sefil köleleri, kulları. Veyl olsun ervahınıza!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,808
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#77
25-02-2021, Saat:08:32 AM
Bizler, celladının önüne gönüllü olarak boynunu uzatan kurbanlarız. Maalesef böyleyiz, kendi kendimizi ya ahmakça, ya cahilce ya da gönüllü olarak bile isteye ateşin içine atıyoruz. Bunu yapıyoruz, sonra da gerçekten geriz zekâlı duruma düşeceğimizi bile bile bağırıyoruz yanıyoruz diye. Önüne yatıyoruz elinde keskin bıçak olan celladımızın ve gel kes beni, iştahla ye diyoruz. Bak ne kadar da semizim, etim de lezzetli, aç şarabını tadını çıkar hayatın diyoruz. Cellatlarımız yaşasınlar diye, bile isteye canlarımızdan vazgeçiyoruz. Niye bu kadar teşneyiz kurbanlığa? Ne celladın ne de kurbanın olmadığı bir dünya yaratmaya teşne olmuyoruz da, ille de bir kurbanın, bir de celladının olduğu bir dünyaya razı geliyoruz. Ne güzel de demiş ya Hz. Ali; zulüm iki taraflıdır, zalimin ısrarı, mazlumun rızası ile olur. Gerçekten yaşama bu kadar mı düşmanız? Cellatlarımızı tanımaktan niye korkuyoruz? Niye göz göre göre, bile isteye canımızı emanet ediyoruz canımızı almaya hazır olana? Niçin politikanın pezevenklerini, sözlü ya da yazılı medyanın pezevenklerini, ilmin pezevenklerini, bilimin pezevenklerini, kapitalin pezevenklerini tanımaktan korkuyoruz? Onların bizleri aldatmasına göz yumuyoruz farkında ve idrakinde olarak. Gerçi fark ve idrak edecek düzeyimiz, kabiliyetimiz var mı, orası da meçhuldür. Şu zihniyetten pezevenk çıkmaz diye düşünmeyin, böyle düşündüğünüz vakit, düştüğünüz vakit olur. Çünkü pezevenk her yerden çıkar ve her yerin pezevengi mutlaka vardır. Düşünceler, dinler, ideolojiler insan etmez insanı, vicdanı insan eder insanı. Hayır, böyle bir şey olamaz mı diyorsunuz? O zaman size istediğiniz dinden, istediğiniz ideolojiden, istediğiniz düşünceden onlarca pezevnek sayabilirim. Bir gün gelir bizatihi kim olduklarını da sarih bir şekilde izhar ederim. Düşünceyi tazim ve tebcil eyleyipte, o düşünceye sahip herkesi gözünüz de mutlak temiz olarak görmeyin, bu büyük bir yanılgı olur ve sizin de ahmaklığınızın hücceti olur hatta çok basit yoldan aldatılmanızı ve sömürülmenizi tevlit eder. Bu yüzden cellatların iplerini ellerinde tutan pezevenkleri çok iyi tanımalıyız. Mesela; niçin şeytanın muti ve muteber tipleri bizim aleyhimize çalıştıkları halde bizler onların lehlerine çalışıyoruz? Adam bizim yoksulluğumuzun en büyük sebeplerinden, taşeronlarından biri ama biz adamın zenginliğinin aracıyız. Şeytaniyetin sizlerin de çok iyi tanıdığınız güler yüzlü bir hadimini düşünün ki, yüz milyonluk uçaklara biniyor, yüz milyonlarca liralık evlerde oturuyor, gecelik yolculuklarını uçağıyla yapıyor, sayılı insanların ulaşabildikleri şeylere ulaşabilen nadirattan türlerden biri, eğlence dendi mi aklan gelen odur, medya sahibidir. İşin özü sizler sayesinde palazlanan ve sizlerin verdiğiniz güçle sahip olduğu zenginliklere ulaşan ve dünya nimetlerine kavuşan biri. Sizler izliyorsunuz, o malı götürüyor, kasasını dolduruyor ve istediği gibi yaşıyor, krallar gibi dem sürüyor fani dünyada. Üstelik kendisini yaşatanların yaşayamamaları umurunda bile olmuyor, belki de onlara kapısında ki it kadar değer vermiyor. Kendisine hazineleri elleriyle sunanların neyi varsa alıyor, çalıyor, tüketiyor, çürütüyor ve yok ediyor. Ama bizler hala ona tapınç içindeyiz, ille de onsuz olmaz diyoruz ve her yönden ona müzahir olmaya devam ediyoruz, onun sıkı bir takipçisi olarak onu onurlandırıyoruz, reytingini yükseltiyoruz ve böylece bolca kazandırıyoruz. Bunu kimler için yapmıyoruz ki, sadece bu değil ki. Sanki onu ya da onun gibileri görmesek, okumasak, peşlerinden gitmesek, kendilerine ait olanlara bakmasak ölecez, bitecez, geberecez. Bunu her yerin bu tür tipleri için düşünebiliriz. Dünyaya adalet gelmesi için tek bir adım atıyor mu, dünyaya barışın, sevginin, kardeşliğin, eşitliğin, hürriyetin ve paylaşımın egemen olması için ortaya koyduğu onurlu tek bir eylem var mı? Ama biz bu medyatik züppeyi palazlandırmakta tereddüt etmiyoruz, herhalde bizleri iyice ezsin, ezilmemize tavassut etsin, güçlensin ki bize efendilik yapsın, bize ait olan şeyleri çalsın ve çalınmasına aracılık etsin diye böyle yapıyoruz. Velakin ne gariptir ki, bizi sömüren ve sömürülmemize tavassut eden bu türü seviyoruz da, bizim için çalışan, yeryüzüne adalet gelsin, insan özgür olsun, insanlık onuruna seza bir yaşam olsun, sömürü yok olup paylaşımcı bir dünya kurulsun diye kavga verenleri lanetliyoruz yahut onlara nefretle bakabiliyoruz. Onlara vurulan yaftalara inanıp, peşlerinden ayrılıyoruz ya da onları düşman belliyoruz. Yani, kendi ellerimizle yarattığımız ve işin özünde gönülle kabullendiğimiz ve kendi istediğimiz dünyadan şikâyetçi olmak onursuzluktur, öyleyse hiçbir şeyden şikâyetçi olmamamız icap ediyor. Biz gerçekten nasıl insanlarız? Nasıl oluyor da bu kadar mal olabiliyoruz? Göz göre göre kendimizi ateşe atıyoruz? Yazıklar olsun insanlığımıza ama insan görünmekle insan olunmuyor işte. İnsan beyniyle ve vicdanıyla insandır!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,808
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#78
27-02-2021, Saat:09:33 AM
Bizler, gerçekten, fikirlerimizin ne olduğu konusunda bihakkın bilgi sahibi olsaydık, yemin ederim bu kadar kolay av olmazdık. Ne kapitalizme ne bize bizdenmiş gibi görünüp bizi aldatanlara ve ne de fikrimizi perişan edip fosil haline getirenlere. Ne de kimliğini ve dinini kapitalizme payanda kılıp kapitalizmin muhalifiymiş gibi kendini gösterip, bizi kapitalizmin kucağına oturtanlara. Unutmayalı ki; kapitalizm ne kadar dinciliği besliyorsa, dincilikte o kadar kapitalizmi beslemektedir. Çünkü insanları uyutmanın ve uyuşturmanın en kolay yolu onları kimlik ve din korkusuyla belirsizliğe sürükleyip, endişelendirip, narkozlamaktır. Çünkü biz zaman sürecinde karakterimizi öyle ezmişiz, öyle çiğnemişiz ki, öyle korkunun kölesi olmuşuz ki, içinde bulunduğumuz halimiz artık kaderimiz olmuş ve dönmekte kolay gelmiyor şimdi bize. Karakterimizle hareket etsek ayrı bir dert, karaktersiz olarak yaşamaya devam etsek ayrı bir dert. Ki, zaten karakterimiz de var mı sorgulanır. Zira karakter meselesi derin bir meseledir, ki, karakter haddizatında kaderin anasıdır biraz da. Hani bir söz vardır ve sonu şöyle biter, gün gelir karakteriniz de kaderiniz olur, tabi öncesinde karakterin de bir müsebbibinin ve o müsebbibin de bir müsebbibinin olduğu ifade edilir. Çünkü bizi dünya bataklığının içine öyle gömmüş ki böylesi bir hal, çırpındıkça daha da batıyoruz. Zaten el uzatanımız da yok. Ki, umutlarımız, hayallerimiz çalınmış haldeyiz. Hayatımız pemperişan bir durumda maalesef. İnsanlar yoksulluktan, açlıktan belki uyku yüzü göremiyorlar. Aptalca, saçma sapan uygulamalar ve o uygulamalarda bile uyulmayan durumlar yüzünden insanlık yörüngesini şaşırmış durumda. Ve tüm bunlar muvacehesinde aval aval bakınıp duran izanını, insafını, vicdanını kaybetmiş vasat, basit, sefil insanlık. Şu an çırılçıplak duruyoruz öylece, dünya denilen devasa boşluğun tam ortasında. Çünkü bal tutan parmağını yalıyor ve balına uzanan parmakları da kırıyor. Herkes dönen çarkın döndüğüne bakıyor, bizi düşünen tek bir kişi, tek bir zümre, tek bir düşünce yok maalesef. Bizi düşündüğünü söyleyenlerde bizleri Allah ile vatan ile cumhuriyet ile iman kurtarma seansları ile aldatıyorlar. Zira dört tarafımızdan öyle bir muhasara altına alınmışız ki, o muhasarayı yarmak isteyen kim olursa toprağın dibine gömülüyor. Çünkü artık herkes aynı yolda müttefik, biz ise bizden diyerek arka planda aynı hedefte müttefik olanların uzattıkları ipin ucunu sımsıkı tutmuş salmıyoruz. Sanki o ipin ucu kaçarsa her şeyimizi kaybedeceğiz. Zannediyor musunuz ki, olmayan ama olmadığı halde yine de savunduğunuzu sandığınız fikrin efendileri, sizler için varlar, sizler için çalışıyorlar, karşı fikre de muhalifler? Yalan, yalan, yalan, hem vallahi, hem billahi, hem tallahi yalan. Hepsi de aynı çarkın dişlileridirler ve büyük çarkı döndürmek peşindedirler, bademada o çarkın dönmesi için vardırlar. Ama size, sanki sizin için çalışıyorlarmış gibi poz vermektedirler, o minvalde nutuklar irad etmektedirler. İnanmaya devam edin! Perişan olan sizsiniz, aç kalan sizsiniz, her türlü hak edilenden mahrum kalan sizsiniz ama sizlere tüm bunları yaşatanlar için deliriyorsunuz hala. Tam anlamıyla vasat ve lümpen insanlarız maalesef. Yeter artık ya, şu aklı biraz da kullanmayı deneyelim lütfen, nolur, açalım gözlerimizi ve gözlerimizin önünde, aha şurada, tam karşımızda olup biten şeyleri görelim artık ya. Yazıklar olsun! Şeytan sizi Allah ile aldatmasın!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,808
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#79
28-02-2021, Saat:09:10 AM
Bizlerin önüne bir yem atıyorlar, bizler o yemi yerken ve birbirimizi o yemden uzak tutmaya çalışırken ve böylece de yine birbirimizi yerken, onlar arka planda tüm kaynağa malik oluyorlar. Bu dünyada olan biten hangi olay varsa hepsi yalandır, tezgâhtır, bizleri birbirimize düşürmek ve mülke konmak için kotarılan şeylerdir. Fikirlerin fosilleştirilmesi bile bu hedefe matuf alçakça bir hamledir. Aramızda bitmeyecek kinler var etmektir ve o kinlerle ömür boyu birbirimize düşman kılmak ve bu düşmanlıktan da kazanmaktır. Çünkü dünya güzeldir, eğlence doludur, müzik doludur, dans doludur, kadın doludur, bina doludur, araba doludur, para doludur. Öyleyse behemehâl bu nimetlere konulmalıdır, sahip olunmalıdır ve bu nimetlerle diğer insanlar üzerinde baskı kurulup onlar kontrol edilmelidir ve ele geçirdiklerimiz bizim elimizde daim kalmalıdır. Bu uğurda da her şey kullanılmalıdır, gerek din, gerek milliyet, gerek cumhuriyet, gerekse ne varsa. Bizi düşman kılıyorlar ama kendileri sımsıkı kardeşlikle birbirlerine bağlıdırlar. Karşımızda kim varsa mugalatan başka hiçbir şey yapmamaktadır. Ama bizler onları hep büyük insanlar sanıyoruz. Niye; eee şu kimliğe sahip ya, şu dinden ya, cumhuriyet diyor ya. Keşke perdeyi indirebilmeyi bir becerebilsek ama nasıl olacak bu? Elbette ki zor değildir ama yapabilecek cesaretimiz var mıdır? Fikrilerimizin özünü öğrendiğimiz gün, bu kara günleri ve tüm karanlık insanları dünyamızdan kovacağız inanın. Ve artık farklı fikirlere sahip insanlar olsak bile oturup kardeşçe konuşmayı, fikri teatisi yapmayı, birlikte güzel bir dünya yaratmayı becerebileceğiz inanın. Güneşli güzel günleri göreceğiz, motorları maviliklere süreceğiz ve mavi şarkılar terennüm edeceğiz o gün inanın, insanın güzelinsanlar. Yoksa herkes kendi karanlığında yok olup gidecektir. Hepimiz aynı dünyada değil miyiz? Hepimiz insanlık onuruna seza bir yaşamın peşinde değil miyiz? Niye oturup kardeşçe, dostça konuşabilmeyi beceremiyoruz? Farklı fikirlerden olabiliriz, bu neyi değiştirir ki? Niye karanlık tiplerin tezgâhlarına geliyoruz? Bizler fikirlerimizi kendi kendimize yaşamak için mi ediniyoruz? Oysa bir fikir sahibi olmak kimsenin görmediği, göremeyeceği bir duvarın arkasında yaşamak değil, başkalarına ulaşmak ve onlarla yaşayabilmektir. Münhasıran tek başına daha iyi bir dünya hayal etmek değil, dünyayı elbirliğiyle daha iyi ve yaşanılabilir bir yer haline getirmektir. Yanlış mı, yalan mı?
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,808
mesajlar
2,227
konular
1,302
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#80
01-03-2021, Saat:08:16 AM
Fikirlerimize niye göz göre göre, bile isteye zarar verilmesine eyvallah ediyoruz? Niye yapıyoruz bunu lütfen? Sonra da birileri çıkıp siz işte böylesiniz kardeşim dedi mi de ona hakaretlerin bini bi para oluyor? Tenkit edeni takdir edip, ihanet edeni tekdir edeceğimize tam tersini yapıyoruz, sonra da insanız diye geçiniyoruz. Niye fikrinin göz göre göre çürümesine eyvallah ediyorsun, namusun ve şerefin yok mu senin? Senin karşına fikrinin aslıyla çıkıpta, eylemleriyle fikrini bozuyorsa, niçin böylesi bir kahpeliğe dur demiyorsun, cezasını kesmiyorsun gerektiği zamanda? Çünkü sen de sahtekârsın, sen de onun gibisin de o yüzden. Birlikte kazanıyorsunuz çünkü fikrinizin bozulmasında. İşte sizin fikriniz şudur diyene de diyecek bir şey bulamıyorsunuz ve susmak ya da hakaret etmek zorunda kalıyorsunuz. Söyledikleri yalansa yalan der doğrusunu söylersin niye hakaret ediyorsun? Çünkü gerçeği sende biliyorsun ya da cahilin tekisin ve hiçbir şeyden çaktığın, hiçbir şeyi bildiğin yok ama tiksindirici bir şekilde kıvırıyorsun onursuzca. Madem tahammül edemiyorsun, fikirlerine ihanet edenlerden hesap sorsana. Ama bunu yapamazsın de mi? Niye? Kazandıkların ve daha kazanacakların var diye. Yani fikirlerini dünyayla değişiyorsun ama söylenince de kızıyorsun. Birazcık haysiyetli olamaz mısın? Biz apolojisini yaptığımız fikirlerimizi böyle mi insanlara tolere ettireceğimizi sanıyoruz? Âlemi aptal mı sanıyoruz kendi aptallığımızın farkında olduğumuz için? Kimse kusura bakmasın ve herkesi de aptal sanmasın kendi gibi. Bilmeyenlerin olduğu gibi elbet bilenler de vardır gerçeği. Ve hiçbir gerçek ilelebet karanlıkta kalmaz, yaşamaz, birgün gelir faş ediverir kendini. O zaman napacaz? Maalesef bizler fikir sahiplerini öldürdük, şimdi de fikirsizlerin elinde tutsak kaldık. Sanki fikir sahiplerinin ahı tutmuş gibi. Onlar bir dünya için dövüştüler, şimdi bizim ne bir dünyamız var ne de uğruna dövüşeceğimiz bir dünya hayalimiz. Birbirimizi yemekten başka ve fikirsizlerin elinde oyuncak olmaktan başka becerebildiğimiz hiçbir şey yok ne hazindir ki? Yazık! Şeytan sizi Allah ile aldatmasın. Her ne pahasına olursa olsun, ne yapıp edip, mutlaka Cumhuriyete sahip çıkın, onu koruyun ve onun yok olmasına göz göre göre göz yummayın. Bunu gürültü çıkararak, yıkarak, dökerek değil, sessizce ve yapabileceğiniz en güzel, en onurlu, en meşru eylemle yapabilirsiniz.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi